Blog Sitem
  Askerlik Hikayelerim
 
 

sınırın sıfırında kurulmuş karakollardır. çoğu vaktiyle ülkemin uğraştığı sınır kaçakçılığı ile mücadele için konuşlandırılmış olup zamanla baş gösteren terör olaylarına karşılık ahırları yatakhaneye dönüştürmek sureti ile kapasiteseleri arttırılmıştır.

misal, vaktiyle benim görev yaptığım sınır karakolunu tarif etmem gerekirse o sarp dağlarla çevrili bölgeyi bir huni gibi düşünün, bu huninin dörtte üçü türkiye'nin, dörtte biri de komşu ülkenin topraklarıdır. karakol bu huninin içinde bir çentik misali yamacın içine kuruludur. ulaşımdan mahrum, tacize açık bir bölgededir.

üst devrelerin koğuşu karakol binası içindedir bu lüks sayılır, alt devreler ahırdan bozma koğuşta dona titreye dinlenir, günlük ihtiyaçlarını karşılamaya çalışır. ahır dedimse aklınıza hollanda ineklerinin yetiştirildiği lüks binalar gelmesin, bildiğin taş duvarlı, toprak damlı yapılardır. subay kısmı da sınır kaçakçılığını önleyecek üç beş kişi kapasiteli tek bir odayı on oniki kişi olarak paylaşır. dolayısı ile bir yatağı iki bazen üç subay paylaşabilmektedir. her laftan cinsel çıkarımda bulunmaya meraklı suser'lar için hemen belirteyim, subayı eratı yatak paylaşımını aynı anda değil biri nöbetteyken diğeri uyumak suretiyle yapar ve pek dalga geçilebilecek bir durum yoktur. siz hayatla dalga geçmek istersiniz ama, tutar istanbul'daki evinizde yattığınız gökkuşağı renkli nevresimi istersiniz annenizden ki bu donuk hayata bir parça renk gelsin diye.

toprak biti diye bir şey vardır ki tam bir baş belasıdır. subayların hijyen olanakları bir nebze olsun daha iyi olduğu için daha az karşılaşırlar bu durumla ama illa ki erat kısmının gündelik temizliğinin bir parçasıdır toprak biti ayıklamak.

aynı giysilerle yatar kalkarsınız on gün on beş gün, ki kat kattır üzerinizdekiler soğuktan korunmak için. don, kilotlu çorap, eşofman üzerine giyersiniz kamuflajınızı. ayağınızda iki çorap üzerinde yün çorap vardır. askerin botu üzerinde eski madeni beş liralıklar kadar delik olabilir, istanbul'dan üniversite'deyken giydiğiniz botu istersiniz annenizden ki askerinize bot verebilesiniz.

kışın kar nedeni ile sadece hava yolu ile ulaşım sağlanır. bir mektubun kırk günde elinize ulaşması vakidir. günlerce erzak gelmediği için günde üç öğün un çorbası içmek zorunda kalabilirsiniz. odun olmadığı için komşu'dan gelen mazot'la pişer yemekleriniz, boğanızdan geçen her şey mazot kokar. ekmeğin içinden fare pisliği çıkması olağandır ama fare kuyruğu çıktığı zaman biraz mideniz bulanabilir.

göreve başladığınız ilk birkaç gün sınır mevzilerinizde başınız eğerek dolaşırsınız ki tacizlerden korunabilin diye ama zamanla dik yürümeye başlarsınız ki bir an önce öleyim de kurtulayım diye.

kışın telefon telleri bir şekilde kopar yol üstünde, timler çıkar karakoldan, allahın dağlarında o kopuk telleri ararsınız bata çıka, asker donma tehlikesi geçirir. yazın operasyona gidersiniz, elinize mayın dedektörleri verilir, bir tanesi vara yoğa öter öteki hiç ötmez.

orada bulunduğunuz süre boyunca güneş batarken nöbete, pusuya çıkar, güneş doğarken karakolunuza döner yarı baygın mazot kokan kahvaltınızı eder yatar uyursunuz. tüm gece o ayazda, karda tipide ayakta olduğunuz için 3-5 nöbeti nasıl bir şeydir, hiç bilmezsiniz.

çarşı izni denen şeyden haberiniz yoktur, zira en yakın çarşı kilometrelerce uzakta ve asla ulaşamayacağınız bir yerdedir. bir sabah nöbet dönüşü yarı baygın uykudayken dürtülerek uyandırılır "helikopter geliyor, telsizle haber geldi izine çıkıyormuşsun" denilerek uyandırılır, rezil ve pasaklı bir halde alelacele çantanızı hazırlar birden helikoptere binerek kendinizi ilçe merkezindeki taburda bulur sizi uçağa götürecek konvoyun gelmesi için yine gün sayarsınız.

o helikopter ki en fazla iki-üç dakika kalır şartlar gereği karakolunuzun pistinde, çünkü her an taciz edilebilir şipşak yükleme boşaltma yapması gerekir.

her daim moralinizin yüksek olması gerekir zira iki yüz civarındaki askerin moralinin yüksek olması sizin moralinize bağlıdır. her gün gelip "ben kafayı yedim" diyene "deliler asla kafayı yedim demez, ben akıllıyım derler" diyerek karşılık verirsiniz; bu kez de ertesi gün gelip "ben çok akıllıyım" diyerek çıkarlar karşınıza.

sonra gün gelir sizden üst devrelerin teskere alıp gittiğine şahit olur, buralardan kurtulunabileceğine kanaat getirirsiniz, içinizde bir umut ışığı doğar.

herkesin tüm hayat hikayesini ezbere bilirsiniz, konuşacak bir konu kalmayınca milletin sinirden birbirini yememesi için şaibeler uydurursunuz "yarın helikopter gelecekmiş, filanca gün operasyon olacakmış" diye ki millet bunları konuşsun birbirine sarmasın diye.

taciz yeseniz cephaneniz elbette yeterlidir ama planlı bir saldırı karşısında, hele ki gecenin bir vaktiyse ne kadar dayanabilirsiniz, ne zaman yardım gelir allah bilir (şükür ki işin bu kısmını test edebileceğim bir ortam hiç olmadı).

sonra denetlemeye gelir büyükler karakolu, her şey gösteriş içindir, kitabına uysun diyedir, her şey kitabına uydurulur, her şey yolundaymış gibi yapılır.

asker açtır, asker üşüyordur, asker bunalımdadır. ailevi sorunları hakkında haber alan mehmetçik izine gidemez, ne helikopter gelir onu almaya ne firar edebilecek şansı vardır, her taraf mayınlı sahadır. ki o mayınlı sahanın haritasını civar köylüler askerden daha iyi bilir. köy var dedimse de öyle muhtarı ihtiyar heyeti çeşmesi köy odası olan bir köy düşünülmesin lütfen. sınırın tam sıfırında kuş uçmaz kervan geçmez yirmi otuz kişinin yaşam mücadelesi verdiği terk edilmiş ve unutulmuş bir yaşam mahali hayal edin. üstelik ikinci dünya savaşı yıllarından bahsetmiyorum, çok çok birkaç yıllık bir hikaye ve eminim ki bir arpa boyu dahi yol alınmamıştır, çünkü doğuda zaman durmuştur.

çatışmalarda gözünün önünden geçer vızır vızır mermiler? bu ışık cümbüşüne bakar şaşırır kalırsın "benim burada ne işim var?" diye

böyle bir yerdir sınır karakolu. ya da genelleme yapmamak lazım, ben böyle bir sınır karakolunda geçirmek zorunda bırakıldım gençliğimin en güzel geçmesi gereken günlerini.

atıp tutmak kolaydır oturduğu yerden. bilgisayar ne internet ne telefon ne bilmeden nasıl yaşanır günlerce haftalarca aylarca.

Koprulu Cukurca Hakkari

Üzümlü Karakolu Cukurca Hakkari







Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 90 ziyaretçikişi burdaydı!