Blog Sitem
  Bir olur bin dogariz
 

BİR ÖLÜR BİN DOĞARIZ, ALÇAKLARI VE HAİNLERİ KANLARINDA BOĞARIZ!


Türkiye terör olayları ile savaş rüzgârlarıyla dalgalanırken, dün Sivas Kongresi’nin 93. yıldönümü sessiz sedası kutlandı! “Kutlandı” diyorum, çünkü beklentim bu yöndedir, ama ne kutlamalarla ilgili bir haber okudum gazetelerde, ne de televizyonda bu konuda bir şeyler seyrettim. Artık ulusal bayramları bile sudan bahanelerle kutlamaktan kaçınanlar yönetiyor ülkemizi çünkü…

Oysa hepimiz Sivas Kongresi’nin ne olduğunu biliriz. Okullarda Devrim Tarihi derslerinde bu kongre ile ilgili bilgiler ezberletilir öğrenciye. İşte hangi tarihte yapılmıştır, ne kararlar alınmıştır vs. Öğrenciler de bunları bir güzel ezberler, sınavlarda bu konuda sorulan soruları bir güzel yanıtlar, sonra birkaç hafta geçmeden her şeyi bir güzel unutur gider!

Örneğin, 4-11 Eylül 1919 tarihinde Sivas’ta toplanan Kongre’ye kaç kişi katılmıştır?

Denilebilir ki, “canım çok mu önemlidir kaç kişinin katıldığı? İşte kongre toplanmış, kaç kişi katıldıysa katılmış. Ne önemi var ki bu bilginin?”

Bence çok önemi var. En azından bugün için çok önemi var.

Sivas Kongresi için Mustafa Kemal çağrıyı Amasya’dayken yapmıştır. O ünlü Amasya Genelgesi’nde, Sivas’ta bir Kongre’nin toplanacağı duyurulmakta ve bunun için bütün illerin her sancağından, yetenekli ve ulusun güvenini kazanmış 3 delegenin olabildiğince çabuk yola çıkarılması istenmektedir. Tarih: 22 Haziran 1919…


Sivas Kongresi, bu genelgeden yaklaşık 2,5 ay sonra toplanır. Eğer Amasya Genelgesi’nde istendiği gibi her livadan 3 delege seçilebilseydi ya da bu delegeler zamanında Sivas’a ulaşabilseydi, Kongre toplam 120 delegenin katılımıyla toplanmış olacaktı.

Peki, Sivas Kongresi kaç kişiyle toplanmıştır?

Aslında tarihçiler ve Kongre’ye katılanlar arasında bu konuda bir görüş birliği yoktur. Mazhar Müfit Kansu’ya göre 29, Mehmet Arif’e göre 30, Vehbi Aşkun’a göre ise 34 delege Kongre için Sivas’a gelmiştir. Hadi biz daha iyimser olalım ve Devrim Tarihi konusundaki uzmanlığını kimsenin tartışamayacağı Şerafettin Turan’ın verdiği rakamı kabul edelim: 38

Evet, Sivas Kongresi 38 delegenin katılımıyla toplanmıştır. Bir başka ifadeyle beklenen delege sayısının (120) yaklaşık yüzde 32’si…

Kaldı ki bu delegelerin arasında sözü geçen önemli kişiler, mesela Ali Fuat Cebesoy’un babası İsmail Fazıl Paşa, Kara Vasıf Bey, Refet Bele gibiler Amerikan mandasının kabul edilmesinden yana tavır almışlardır. Ama Kongre, en azından manda konusunu buzdolabına koyacak bir kararla, ulusun bağımsızlığı ve vatanın bütünlüğü yönünde bir tavır benimsemiştir. Nazım Hikmet, Kuvayı Milliye Destanı’nda Sivas Kongresi’nin sonucunu şu çarpıcı dizelerle anlatır:

“Ve böylece, bin dereden su getirdi İstanbul’dan gelen zevat.
Sivas, mandayı kabul etmedi fakat,
«Hey gidi deli gönlüm,»
dedi,
«Akıllı, umutlu, sabırlı deli gönlüm,
ya İSTİKLÂL, ya ölüm!»
dedi.”

İşte o yüzde 32, “ya istiklal ya ölüm” demiştir. 7 ay sonra Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin toplanması, sonra düzenli ordunun kurulup vatanın emperyalistlerle onlara uşaklık edenlerden temizlenmesi, işte bu “ya istiklal ya ölüm” kararlılığının sonucunda gerçekleşecektir. Sivas Kongresi’ne sadece 38 delege katılmıştı, ama o 38 kişi istiklal ateşini canlı tutmaya yetmiştir!

Bugün, 93 yıl sonra, nüfusun en azından yarısı Türkiye’nin nerelere sürüklenmek istendiğinin bilincindedir. Diğer yarısı hâlâ gerici-bölücü ittifakının kuyruğuna takılmış sürükleniyor olsa bile, onların büyük bölümünü kazanmak da mümkündür. Oysa şöyle yurtsever kesimlere bir bakıyorum da bir umutsuzluk, bir yılgınlık… Yanıldık, yenildik diyenler, “gücüm buraya kadar” diyerek af dileyenler, internet sitelerinde ve Facebook sayfalarında kendini avutanlar… Ben bile bazen “acaba…” derken buluyorum kendimi!

Zübükzâdeler ve onların güttükleri, bizleri ne kadar hayal kırıklığına uğratıp umutları kırsa bile, yine de yılmamak gerekir. 93 yıl önce, bugünkünden bin beter koşullarda, 38 kişi ile çıkılan o şerefli yolun nerelere uzandığını biliyoruz. Onun için koşullar ne olursa olsun, günümüz Türkiye’sinde havlu atmak için bir neden yoktur. Nazım’ın dediği gibi;

“Mesele esir düşmekte değil,
teslim olmamakta
tüm mesele…”

O zaman herkes şunu bir kenara yazsın, kafasına iyice yerleştirsin:

Ülkemizi ve Cumhuriyetimizi, uşaklara ve hainlere teslim etmeyeceğiz! Bir ölür, bin doğarız, alçakları ve hainleri kanlarında boğarız!





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 117 ziyaretçikişi burdaydı!