Blog Sitem
  CinSeddi
 

BİR GEZGİNİN GÖZÜYLE ÇİN SEDDİ




 

Yüzyıllar boyunca Çinliler yabancıları sınırları dışında tutmak için yalnızca bir sur değil uçsuz bucaksız bir sur şebekesi kurmuştu. Şimdiyse biri yazar, biri fotoğrafçı iki yabancı, arabayla surları takip ederek Çin'in kırsal kesiminin derinliklerine doğru bir yolculuğa çıktı.
Şanşi’de, İç Moğolistan sınırından önceki son köy olan Ninğlu’da durdum. Nüfus 120’ydi ve köyün çevresi bir kilometreden uzun tarihi bir garnizon suruyla çevriliydi. Yaşlılar köy meydanında oturmuş, güneşin tadını çıkarıyordu. Çin köylerinde yerel tarihi bilen birileri olup olmadığını sık sık soruyordum ve bazen insanlar beni yaşlı
bir adama ya da amatör bir tarihçiye yönlendiriyordu. Çin tarihinin kaynakları mütevazı olabiliyordu;
devlet memuru olan arkeologlar ve tarihçiler o kadar çok çalışıyordu ve o kadar kısıtlı bütçeleri vardı ki, çoğunlukla Ninğlu gibi yerlere ayıracak zaman bulamıyorlardı. Konuştuğum bilim adamları hep aynı şeyi vurgular: Yerel belleğin değerini küçümseme. Meydandaki yaşlılar sorumu hemen yanıtladı: “Yaşlı Çın ile konuş.” Adı Çın Cın idi ve 53 yaşındaydı. Bir dönümden küçük kurak tarlasında çalışan Çın patates ekiyordu ve beş koyunu vardı. Yıllık geliri 300 milyon lira civarındaydı. Gözlüğü kalın siyah çerçeveliydi ve kır saçları kısacık kesilmişti. Çın beni evine götürdü ve bir çekmeceden zımbalanmış bir tomar pirinç kâğıdı çıkardı. Kapakta şöyle yazıyordu: Ninğlu Tarihi/Araştırma 22 Ocak 1992’de Başladı.
Kitabı açtım ve Çın’in özenli yazısını okumaya başladım: “Şehrin etrafı, İmparator Cyacinğ’in (1543) 22. yılında surlarla çevrildi ve İmparator Vanli’nin birinci yılında (1573) surların üzeri fırınlanmış tuğlalarla
kaplandı.”Onlarca sayfa, yüzlerce tarih vardı. Çizimler ve haritalar vardı. Kitabı karıştırırken otomobille hiç olmazsa üç saatlik yolda bir fotokopici olmasını diledim. Yaşlı Çın, “Yerel arşivlerde
çalıştım,” diye anlattı, “sonra da burada, bir şeyler anımsayan yaşlılarla konuştum. Bu işe başladığımdan beri bazıları öldü. İşim geçen yıl bitti.”
Çın, Han hanedanından kalma bir surun yakınlarında bulduğu çömlek parçalarını gösterdi. Bu bölgede üç farklı hanedandan kalma istihkâmlar vardı ve Yaşlı Çın beni harabelere götürmeyi teklif etti.
Kuzeye, dağlara doğru gittik ve Çın beni bodur çalılarla ve kuru sel yataklarıyla dolu yüksek bir vadiye çıkardı. Yaşlı Çın, tam da Çinli köylüler gibi yavaş, telaşsız yürüyordu: ellerini arkasında kavuşturmuş, başı düşünceli bir şekilde öne eğilmiş.
Çın, Kuzey Vey hanedanı (İS 386–534) surunu gösterdi, kuzeydoğuya ilerleyen, yarım metre yüksekliğinde belli belirsiz bir sırt. Han hanedanının (İÖ 206–İS 220) duvarı o kadar küçüktü ki Çın’ın yardımı olmasaydı bunu fark etmem mümkün değildi. Onun paralelinde de Minğ suru vardı, iki metre yüksekliğindeydi ve tepelerden doğuya uzanıyordu. Yolun surla kesiştiği yerdeki surun ortasına gömülü taş levhada İç Moğolistan yazıyordu. Minğ surları hâlâ siyasi bir amaca hizmet ederek, Şanşi ve İç Moğolistan arasındaki sınırı belirliyor. Surlar ekonomik bir ayrımı da temsil ediyor:
Bu yöredeki köylüler, Şanşi’nin bazı yerlerinde toprak kullanım harcı daha düşük olduğu için seddin güneyinde tarım yapmayı yeğlediklerini anlattı.
Yaşlı Çın evine döndüğümüzde bir harita çıkarıp köyün asıl adının Ninğşi Hulu olduğunu söyledi. Adın çevirisiyse şöyle: Hu’yu Durdur.Çın gülümseyerek, “Aslında bu yabancıları öldür demek” diyor. “Şuna
bak.’’ Haritada, 15 kilometre doğudaki bir başka köyü gösteriyor: Veylu. Hu’nun Kanını Dondur. 25 kilometre batıda: Pohubu. Hu’yu Mahvet. Bundan 30 kilometre ötede: Şahukoğ. Hu’yu Kes. Bugün bu köyler “hu” sözcüğünü “kaplan” anlamına gelen işaretle yazıyor. Bu değişiklik, Mançu asıllı yöneticileri kuzeyli kabilelerden gelen ve sınır surlarının ötesinden gelenlerin tanımı konusunda duyarlı
olan Çinğ hanedanı zamanında yapılmış. Yaşlı Çın, beni elimi sıkarak uğurladı. Çın, “Bir dahaki sefere gelirken,” diyor, “bir arkeolog getirmeye çalış. Olur mu? Bunu Biliyor muydunuz?
Kuzeybatı Çin’in çorak topraklarında yüzyıllar boyu kumlar altında kalmış 80 kilometrelik bir duvar parçası ortaya çıkarıldı; Çin hükümeti bu haberi geçtiğimiz Ekim ayında verdi. Bu kazı çok büyük bir haber çünkü bu küçük duvar aslında çok daha büyük bir yapının parçası: Çin Seddi’nin. Her ne kadar Çin Seddi’nin tek bir duvar olduğu kanısı yaygınsa da gerçekte set, 2000 yıllık bir süreçte
farklı hanedanların inşa ettikleri bir dizi duvardan oluşuyor. Geçmişte Çin Seddi savunma amaçlı kullanılmış olsa da bugün Çin’in simgesi haline geldi ve tabii turistleri cezbediyor.
Associated Press’in bildirdiğine göre seddin yeni keşfedilen bölümü, özerk Ningxia bölgesindeki Helan Dağı’nda bulunmuş. Uzmanlar duvarın 1531’de inşa edildiğini ve üç gözcü kulesinin kalenin tamir edildiği 1540’da eklendiğini düşünüyorlar. Duvar parçası 6.4 metre yüksekliğinde, altta 6 metre üstte ise 3.3 metre genişliğinde. Yedi drenaj yolu ve bazı düzlüklerde de taş destekler var.
Bunun gibi yeni keşifler pek sıra dışı sayılmaz; 2002 Ağustos’unda Ningxia’yla batıda sınır oluşturan Gansu eyaletinde arkeologlar 2000 yıllık bir başka duvar parçası bulmuşlardı.
— Christy Ullrich



Göğe Yükselen Kaleler
Rüzgara teslim olup bir yükselip bir alçalan uçurtmalara benzeyen Çin Seddi’nin Jiankou bölümü sarp dağların zirvelerinde uzanıyor. Burası onarılmamış “vahşi duvar” bölümlerinden biri. Çin Seddi tek bir yapı değil, hükümdarların kendi dönemlerinde inşa ettirdikleri bir çok farklı savunma duvarının birleşiminden oluşuyor. duvardan oluşuyor. Bedeli ise oldukça ağır: Yıllarca süren insan emeği, sakatlıklar ve ölüm. Bölümlerin toplam uzunluğu ise hâlâ kesin olarak bilinmiyor.










Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 308 ziyaretçikişi burdaydı!