Blog Sitem
  Edirne 22
 

EDİRNE İLİ TANITIM
 


77 EDİRNE İLİ TARİH İLİMİZİN
 TARİHÇESİ: Edirne’nin en eski halkı, Traklar soyundan Odrisler’in yörede, Meriç ve Tunca ırmaklarının birleştiği bugünkü 
Edirne’nin bulunduğu yerde bir kent kurdukları bilinmektedir. Odrisler’den sonra yöreye egemen olan Makedonyalılar Dönemi’nde kent, büyük bir olasılıkla Odris yada Odrisia adının değişmesi sonucu, Orestia/Orestas olarak anılmaya başlanmıştır. İS II. yy’ da Roma İmparatoru Hadrianus, (117-138) Orestia Kasabası’nın stratejik önemi nedeniyle 
buraya kent statüsü verdi ve kendi adını koydu. Böylece, Roma Dönemi’nde kent Hadrianopolis/Hadrianupolis/Adrianupolis/Adrianapolis adlarıyla anıldı. Adrianopolis zamanla Adrianople/Adrianopel olarak değişti. Osmanlı dönemi başlarında Edrinus/Edrune/Edrinabolu/Endriye diye anıldı. 1476’da yazılan Aşıkpaşazade 
Tarihi’nde kentin adı Edrene olarak geçer. XVI.yy başlarında kentin Edirne olarak adlandırıldığı görülür. Edirne 1361 yılında I.Murat tarafından fethedilmiş ve İstanbul’un alınışına kadar 88 yıl(1365-1453) boyunca Osmanlı Devleti’nin başkenti olmuştur. Tarihinde çeşitli unvanları hak etmiştir. Edirne, mutluluk dönemlerinde "Der-i Saadet"
 (Mutluluk Kapısı) bir "Şenlikler Şehri" dır. II. Murad'dan IV. Mehmet'e kadar zafer kutlamaları, sünnet şenlikleri, II.Mehmet'in evlilik törenleri "İstanbul'u kıskandıracak kadar" olurdu. Edirne tabii ki her dönemde hatırlarda bir "Der-i Saadet" olarak kalmadı. Bu "Serhat Şehri" Evliya Çelebi'nin sözleriyle "Bir İslam Duvan" tarihinde birçok kez felaketle de tanıştı.
 En fazlada kuşatma ve işgallerden bunaldı. Şenlikleriyle "Mutluluk Kapısı" olarak hatırlanan Edirne'nin yanına "Daima bağrı yanık olan Edirne'yi de koymak gerekir. Edirne her zaman kültür olaylarının yoğun yaşandığı bir kent olmuştur. Mimari yenilikler bu kentin yapılarıyla gelmiş; hat ve süsleme sanatının en güzel örnekleri burada verilmiş,
 çok sayıda medresesi yoğun tartışmalara tanık olmuş, tıp tarihine geçen ilk uygulamalar burda başlamıştır. Kimliğini asıl Osmanlı döneminde bulan ve imparatorluğun ikinci kenti olan Edirne, kültürel mirasımızın en yoğun hissedildiği bir kenttir. Edime, camileri, çarşıları, köprüleri, tarihi evleriyle ve özellikle de Muhteşem Selimiye ile ülkemize gelenleri ilk karşılayan ve bir sınır kenti olma özelliğini en iyi yansıtan kentimizdir. 
EDİRNE İLİ COĞRAFYA
 Edirne, Marmara Bölgesi'nin Trakya kısmında yer alır. Güneyinde Ege denizi, kuzeyde Bulgaristan, batıda Yunanistan, doğuda Tekirdağ, Kırklareli ve Çanakkale ileri ile çevrilidir. Yüzölçümü 6.098 km² olan Edirne'nin, deniz seviyesinden ortalama yüksekliği 
41 metredir. Edirne, idari olarak, biri merkez ilçe olmak üzere 8 ilçe ve 248 köyden oluşmaktadır. Edirne ili, Trakya Yarımadasında; kuzeyde Istranca Dağları, güneyinde Koru Dağları ve Ege Denizi-Saroz Körfezi, batısında Meriç Nehri ve Meriç Ovası, doğusunda da Ergene Ovasını içine almakta olup, il topraklarının % 80'i tarıma elverişlidir.
 Türkiye'nin batı sınır topraklarının önemli bir bölümünü içine alan ilin Bulgaristan'la 88km'lik bir sınırı vardır. Bulgaristan'la olan sınır, Kırklareli il sınırından başlayarak, Tunca Irmağı'nı kesip, güneybatı yönünde uzanarak 
Meriç Irmağı'nda sona ermektedir. Burada, Türk, Bulgar ve Yunan sınırları birleşmektedir. Meriç Irmağı, ilin Yunanistan'la sınırını oluşturur. Irmağın doğu yakası Edirne, batı yakası Yunanistan'dır. Edirne-Yunanistan sınırının uzunluğu 204 km'dir. Bu sınır, Enez'de sona ermektedir. Balkan Yarımadası'nın güneydoğu kesimindeki Trakya Bölgesinde yer alan
 Edirne ili, yeryüzü şekilleri bakımından çeşitlilik gösterir. Bu çeşitliliği, farklı yükseltiler gösteren dağ ve tepeler ile, daha az yükseltide olan platolar ve ovalar oluşturur. İlin kuzey ve kuzeydoğusu ile güney ve güneydoğusu dağlar ve platolar ile kaplıdır. İlin önemli akarsularından olan Meriç, Tunca, Arda ve Ergene nehirlerinin debileri 
Mart-Nisan aylarında yoğun yağışlara bağlı olarak maksimum seviyeye ulaşmaktadır. Yaz aylarında da normal debilerini muhafaza etmektedir. Yörenin en önemli tarım potansiyeli olan çeltik ekim ve sulama zamanlarında ise nehir debileri en az seviyeye ulaşmaktadır. Edirne, akarsular dışında kalan yüzey sularını, doğal göller, barajlar, rezervuarlar ve göletler oluşturmaktadır.
 Doğal göllerin başlıcaları Meriç'in denize döküldüğü Enez yöresindedir. Bu göller gala, Dalyan, Taşaltı, Tuzla, Bücürmene, Sığırcık ve Pamuklu gölleridir. Edirne, her Akdeniz ikliminin hem de Orta Avrupa'ya özgü kara ikliminin etkisi altında kalan bir geçiş bölgesidir.
 Bölge Karadeniz, Ege ve Marmara denizlerin de etkileriyle zaman zaman ve yer yer farklı iklim özellikleri gösterir. Kışları, Akdeniz iklimi etkisini gösterdiği zamanlarda ılık ve yağışlı, kara iklimi etkisini gösterdiğinde de oldukça sert ve kar yağışlı geçmektedir. Yazlar sıcak ve kurak, bahar dönemi yağışlıdır. İlin bitkisel üretim açısından önem taşıyan Ergene Havzası'nda ise sert bir kara iklimi egemendir.
 Çevresi dağlara sınırlı olan bu yörenin denizlerden gelen yumuşatıcı etkilere kapalı olması bu iklim yapısını ortaya çıkarmaktadır. Yıllık ortalama sıcaklık 13,4 °C, en yüksek sıcaklık 41,5 °C Temmuz ayında, en düşük sıcaklık –22,2 °C Ocak ayında gerçekleşmiştir. Yıllık ortalama yağış miktarı 585,9 mm ve yıllık ortalama nispi nem % 70'dir.
 EDİRNE İLİ İDARE 
Edirne İlinde, Merkez ilçe ile birlikte 9 ilçe ve 248 köy bulunmaktadır. Kırsal kesimde oba, mezra olarak nitelenen köy altı yerleşim yerleri mevcut değildir. Yerleşim genelde toplu yerleşim şeklindedir. İl dahilinde; Merkez İlçenin dışında, 8 ilçe, 15 kasaba belediyesi olmak üzere toplam 24 belediye mevcuttur. İlçeler İtibariyle Belediye ve Köy Sayıları (2008)
 


 

 İLÇE ADI BELEDİYE
 SAYISI KÖY SAYISI Merkez 1 37 Enez 1 19 Havsa 1 22 İpsala 7 16 Keşan 6 44 Lalapaşa 1 27 Meriç 3 21 Süloğlu 1 10 Uzunköprü 3 52 T O P L A M 24 248 
EDİRNE İLİ SAĞLIK
 Edirne’de yataklı sağlık kurumu olarak, 6’sı Sağlık Bakanlığına, 1’i Trakya Üniversitesi’ne 4’ü de özel sektöre ait olmak üzere 11 hastanemiz mevcuttur. Bu hastanelerimizin 4’ü İl Merkezinde, 3’ü Keşan’da, 1’i Uzunköprü’de, 1’i İpsala’da, 1’i Enez’de, 1’i de Havsa’da bulunmaktadır. Enez ve Havsa’daki hastanelerimiz ilçe hastanesi statüsündedir. 
Bu hastanelerimizin toplam yatak sayıları 1.896’dır. Hastanelerimizin 2009 yılı ilk altı ayı itibariyle toplam yatak işgal oranı % 68’dir. Merkez ilçede daha önce faaliyet gösteren iki Devlet Hastanesi ile Göğüs Hastalıkları hastanemiz, 2009 yılında, Edirne Devlet Hastanesi adı altında tek kurum olarak birleştirilmiştir. İlimiz 01.12.2006 tarihinden itibaren 
Aile Hekimliği uygulamasına geçmiştir. İl genelinde toplam 9 Toplum Sağlığı Merkezi, 29 Aile Sağlığı Merkezi, 16 Aile Hekimliği birimi kurulmuştur. Bu merkezlere bağlı 110 aile hekimi vardır. Aile hekimlerimizin, 2009 yılı sonu itibariyle, 411.284 kayıtlı nüfusu bulunmaktadır. Ayrıca Sağlık Bakanlığına bağlı yataksız sağlık kurumu olarak 3 Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezi, 3 Verem Savaş Dispanseri, 9 adet 112 Acil
 Sağlık Hizmeti İstasyonu bulunmaktadır. İlimizdeki Sağlık Personeli ve Personel Başına Düşen Nüfus (2009 Temmuz) Uzman Hekim Pratisyen Hekim Diş Hekimi Sağlık Mem ve Tek.Sağ.Mem. Hemşire Ebe Personel Sayısı 420 579 103 553 814 418 Personel Başına Nüfus 944 685 3.849 717 487 948 İlimiz genelinde, 2009 Temmuz ayı itibariyle, 
kamu kuruluşlarımızda ve özel sağlık kuruluşlarında çalışan sağlık personeli olarak 420 uzman hekim, 579 pratisyen hekim, 103 diş hekimi, 553 sağlık memuru ve teknisyen sağlık memuru, 814 hemşire ve 418 ebe bulunmaktadır. İlimizde uzman hekim başına 944, pratisyen hekim başına 685 nüfus düşmektedir. Türkiye genelinde ise 2006 yılı sonu itibariyle, uzman hekim başına 1.261, pratisyen hekim başına 1.287 nüfus düşmektedir.
 EDİRNE İLİ EKONOMİ 
Edirne, Ülkemizin orta düzeyde gelişmiş illerinden biridir. DPT bünyesinde illerimizin sosyo-ekonomik gelişmişliğine yönelik olarak yapılan araştırmalarda, İlimiz, 1996 yılında 18. sırada, 2003 yılında da 16. sırada yer almıştır. Devlet İstatistik 
Enstitüsü’nün gayri safi yurtiçi hasılanın illere dağılımına ilişkin yayınladığı istatistikler de benzer sonuçları ortaya koymaktadır. Bu istatistiklere göre, Edirne’nin 2001 yılında kişi başına GSYİH’sı Türkiye ortalamasının % 112’si düzeyinde olup, Edirne bu miktarla iller arasında 17. sırada bulunmaktadır. TÜİK tarafından iller bazında daha güncel bir bilgi yayınlanmamıştır. Fakat, Edirne’nin kişi başına GSYİH’sının Ülkemiz genelindeki kişi başına 
GSYİH miktarına oranının değişmediği varsayımıyla, 2008 yılında Edirne’deki kişi başına GSYİH miktarı 11.700 dolar olarak tahmin edilebilir. Aynı yılda Ülkemiz genelindeki kişi başına GSYİH miktarı 10.436 dolardır. Bunlar dışındaki ekonomik göstergeler de 
Edirne’nin durumuna ilişkin olarak benzer sonuçları ortaya koymaktadır. İlin ekonomik durumunu gösteren önemli göstergelerden biri olan banka mevduatlarına bakarsak, Edirne’deki banka mevduatının, Türkiye toplamının binde 4’ü düzeyinde olduğunu görmekteyiz.
 2008 yılı itibariyle Edirne’deki toplam banka mevduatı, 1,5 milyar TL civarındadır. Kişi başına mevduat tutarı ise 3.924 TL olup, bu miktar Türkiye ortalaması olan 5.852 TL’nin % 67’sine denktir. Bu büyüklükle Edirne 13. il durumundadır.
 EDİRNE İLİ MİMAR SİNAN ESERLERİ
 MİMAR SİNAN Mimar Sinan,1490 yılında Kayseri'nin Ağırnas Köyü'nde doğdu.23 yaşında İstanbul'a gelip marangozluğa başladı ve yeniçeri sınıfına girdi.1517 yılında Yavuz Selim'le İran ve Mısır Seferine katıldı.1521'de Kanuni ile Belgrat Seferine;1522'de 
Rodos Seferine katılarak atlı sekbanlık rütbesini aldı. 1526 Mohaç Seferinde Acemi Oğlan, Yayabaşı ve sonra Kapı Yayabaşı oldu. 1532'de Alman Seferine Zenberikçibaşı olarak katıldı. 1534'te,Kanuni'nin Irakeyn Seferine katılmış;Van Gölü'nü geçmek için
 Lütfü Paşa'nın emriyle üç kadırga yapıp,kaptanlığını yürütmüştü.Dönüşte Haseki rütbesine yüksetildi ve Kanuni'nin 1537'deki Pulya ve Korfu seferlerine katıldı.Karabuğdan seferinde,Purut Nehri üzerine on üç günde köprü kurup askerin karşıya geçmesini sağladı. 1538 yılında Hassa Mimarlığına atandı. 1568-69'da Selimiye'nin inşaatına başladı.Bu emri aldığında 
79 yaşındaydı. 1574-75'te Selimiye'yi bitirdi. 1588 yılının 9 Nisan günü 98 yaşında bir "bilge" olarak yaşama veda ettiğinde 80'i aşkın camiyi,50'ye yakın hamamı,bir o kadar mescidi,60 medreseyi,7
 su kemerini,12 köprüyü,8 imareti,7 darülkurayı,20 kadar türbeyi,3 darüşşifa binasını ve sayısız çeşmeyi ülkesine ve dünyaya armağan etmişti.Mimar Sinan'ın belgelenen mimari eser sayısı toplam 356 olup,bilinmeyenlerle bu sayının 400'ü geçtiği söylenebilir. 
MİMAR SİNAN'IN EDİRNE ESERLERİ
 1-Selimiye Cami 2-Taşlık Cami 3-Defterdar Mustafa Paşa Cami 4-Şeyhi Çelebi Cami 5- Selimiye Medresesi ve Darülkurra 6-Yahya Bey mescidi yakınında bulunan su haznesi ve kemerler 7-Rüstem Paşa Hanı 8-Ali Paşa Çarşısı(Ali Paşa hanı ise yıkılmıştır.) 9-Sokullu Hamamı 10-Sarayiçi'nde Adalet Kasrı,su yolları ve girişteki Kanuni Köprüsü.
 11-Rüstempaşa Sarayı(yıkılmış yok olmuştur) 12-Sokullu Mehmet Paşa Sarayı(yıkılmış yok olmuştur) 13-Siyavuş Paşa Sarayı(Kıyıktaydı.yıkılmış yok olmuştur) 14-Ferhat Paşa Sarayı(yıkılmış yok olmuştur) 
 15-Sinan Paşa Sarayı(yıkılmış yok olmuştur) Ayrıca Havsa'da 1-Mehmet Paşa cami 2-Mehmet Paşa Kervansarayı 3-Mehmet Paşa Hamamı 4-Mehmet Paşa İmareti(yıkılmıştır). İpsala'da,Hüsrev Kethüda Kervansarayı yıkılmıştır.
 

EDİRNE İLİ HARİTA

EDİRNE TARİHİ VE TARİHİ ESERLERİ 
EDİRNE İLİ GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE EDİRNE

 
 
 

 

EDİRNE İLİ KÜLTÜR VARLIKLARI
EDİRNE TAİHİ ESERLERİ
EDİRNE İLİ TARİHİ MEKANLAR
EDİRNE İLİ TARİHİ YERLER
kültür varlıkları
 

 YAPI CİNSİ ADET ASKERİ YAPILAR 33 DİNSEL VE KÜLTÜREL YAPILAR 313 İDARİ YAPILAR 42 SİVİL MİMARİ ÖRNERKLERİ 327 TOPLAM 715 SİT ALANLARI ARKEOLOJİK 86 KENTSEL 1 TARİHİ 1 DOĞAL 17 TOPLAM EDİRNE İLİ TARİHİ CAMİLAR ESKİ CAMİ ÜÇŞEREFELİ CAMİ MURADİYE CAMİ İKİNCİ BEYAZIT · 
 

 YILDIRIM BEYAZIT · AK MESCİT · ALACA MESCİT · ARİFAĞA · ATİKALİ · AYŞEKADIN · BADEMLİK MESCİDİ · BEYLERBEYİ · ÇAKIRAĞA · DARÜLHADİS · DEFTERDAR · GAZİHOCA · GAZİMİHAL · HIDIRAĞA · HÜSEYİN BİN KEMAL (TANBURA) · İSMAİLAĞA · KADIBEDRETTİN · KİRAZLI ·
 

 KUŞDOĞAN · LARİ · SARICAMİ · SARICAPAŞA · SELÇUKHATUN · SİTTİSULTAN · SÜLEÇELEBİ · SÜLEYMANİYE · ŞAHMELEK · ŞEYHÇELEBİ · TAŞLIK · YAHYABEY · YEŞİLÇE · BÜRÜNCÜKÇÜ MOLLA MUSTAFA PAŞA ( Kıyık Yeni ) · KARAAĞAÇ ESKİ · KIYAKBABA · TİMURTAŞ
 

 EDİRNE SARAYI EDİRNE SARAYI:
 Şehrin kuzeyinde, Tunca Nehri kenarında, 300-355.000 m2 lik bir alana kurulmuş olan sarayın yapımına, 1450'de
 

 1. Murat zamanında başlamıştır. Hükümdarın ölümü üzerine bir süre durmuş olan saray inşaatı, Fatih Sultan Mehmet tarafından 1475'te tamamlanmıştır. Kanuni Sultan Süleyman, 1.Ahmet, Avcı Mehmet, 2. Ahmet, 3. Ahmet zamanında saray sürekli tamir görmüş ve yeni yapılar eklenmiştir. 3. Ahmet'in 1718 yılında İstanbul'a gitmesinden sonra,1768 yılında 3. Mustafa'ya kadar hiçbir padişah Edirne'ye gelmemiş, aradaki bu yarım asırlık süreç tahribatın başlangıcı olmuştur.
 

 1752'deki büyük deprem ve 1776 yılındaki yangınla tahribat süreci devam etmiştir. 1827'de 2. Mahmut zamanında sarayın bir kısmı tamir edilmiştir. 1829 yılında Edirne'yi işgal eden Ruslar, sarayı bir ordugah olarak kullanmışlar ve büyük zarar vermişlerdir. 1868'de Vali Hurşit Paşa'yla başlayıp, Hacı İzzet Paşa'nın 1873'teki valiliğine kadar süren tamirat döneminde bir çok yapı kurtarılmıştır. 1876-77 Rus Savaşın'da düşmanın şehre yaklaşması nedeniyle 
 

Vali Cemil Paşa ile Edirne kumandanı Ahmet Eyüp Paşa'nın anlaşamamaları üzerine Bab'üs Sa'âde civarında yığılan cephanenin patlatılması ile üç gün süren patlamalar sonucu sarayın bir çok yapısı yıkılmıştır. Bundan sonra yağma başlamış ve saraya ait kalıntılar başka yapılarda kullanılmıştır. Fatih Sultan Mehmet tarafından inşa ettirilen, Cihannüma Kasrı (Taht-ı Hümayun) sarayında ana yapısını oluşturmaktadır. Has oda, yediler odası, 
 

sancak-ı Şerif dairesi, kütüphane-i hümayun (saray kütüphanesi ve sancak-ı şerif mescidi ve dairelerden meydana gelmiştir. Cihannüma Kasrı'nın güneyinde birbirine bitişik olarak 4.(Avcı ) Mehmet, 2.Mustafa ve 3.Ahmet daireleri inşa edilmiştir. Bu sultan dairelerinin devamında Valide Sultan,baş, ikinci üçüncü ve dördüncü kadınlar, şehzadeler, cariye daireleri, gedikli daireleri, hastalar koğuşu, ağalar daireleri ile Cihannüma Kasrı'nın batısında Arz Odası sarayın bütünlüğünü oluşturmuştur. Arz Odasının önünde Bab'üs Sa'ade (Ak Ağalar Kapısı) yer almaktadır. 
 

 Edirne Yeni Sarayı'nın, 2.Murat zamanında başlayan yapılaşması zaman içinde sürdürülmeye devam etmiştir. 2.Beyazıt Tunca yatağını taşla kaplatmış, yanlarına da yüksek istinat duvarları ördürmüştür. Kanuni Sultan Süleyman ve Hassa Mimarbaşı Mimar Sinan döneminde Edirne Sarayı'nın adeta ikinci yapılaşma sürecine girmiştir. Bu dönemde, saray yeniden planlanmış, topoğrafyası düzenlenmiş,su ile ilgili problemleri çözülmüştür. Mimar Sinan, Edirne'ye getirdiği Taşlımüsellim suyunun bir kolunu saraya bağlamıştır. Saray yapılarını su taşkınlarından korumak için, Tunca yatağına gelen bu suyun önemli bir kısmı bir yay biçiminde açılan kanalla saray
 

 alanından uzaklaştırılmış ve Saraçhane köprüsü yanından Tunca'ya bağlanmıştır. Bu da saray alanını doğu - güney -batı yönünde ikinci bir su yoluyla çevirmiş böylece nehir ile kanal yatağı arasındaki alanda Hasbahçe oluşmuş sarayın sur duvarı olmadan korunması sağlanmıştır. Bu kanal üzerinde, Tunca üzerindeki Fatih Köprüsü ekseninde bir köprüyü kanuni inşa ettirerek, sarayın ana girişini tekrar belirlemiştir. 4. Murad zamanında İmadiye Kasrı 4.Mehmet zamanında Hasbahçe'de Alay Köşkü, İftar Köşkü, Av Köşkü, Bülbül ve Bostancı Kasrı inşa edilmiştir.
 

 BAB-US SAADE 
(Saadet Kapısı): Özellikle 2001 yılında Edirne Yeni Saray'ının giriş kapısı olan Bab-üs Saade'de ve hemen akabindeki arz odalarında kazı çalışmaları başlatılmıştır. Tamamlanan kazı çalışmalarının ardından Milli Saraylar Dairesi Başkanlığı'nın maddi katkıları ile yine aynı kurumun hazırladığı restorasyon projesi hayata geçirilmiştir. Kısmi restorasyon çalışmaları 2004 yılı Ağustos ve Eylül aylarında tamamlanmıştır. Edirne Yeni Sarayı Kazıları tek yapı baz alınarak gerçekleştirilmektedir. Özellikle gerçekleştirilmesi düşünülen Uluslararası Kongre Merkezi Projesi Sarayın tekrar ihya edilebilmesi için gereklidir. Bu bağlamda yapıların dönem özellikleri ve işlevleri göz önünde tutularak, projelendirme gerçekleştirilecek ve saray hayatını temsil eden görsel tasarımlara büyük ölçüde yer verilecektir. Bab'üs Sa'ade -Ak Ağalar Kapısı; Alay meydanına bakan dış yüzü iki merkezli, sivri bir tahrif kemeri altındadır. Basık kemeri ve üst aynası şimdi yoktur. 
 

CİHANNÜMA KASRI:
 Mimarisi dolasıyla Edirne Sarayının en önemli yapısıdır.1450 -1452 yıllarında yapılmıştır. Kaynaklarda yedi katlı olduğu ve en üst katta sekiz köşeli bir odanın bulunduğu belirtilmektedir. Has Oda Yediler Odası, Sancak-ı Şerif Dairesi, Kütüphane-i Hümayun Sancak -ı Şerif mescidi dairelerden oluşmaktadır. Yüzyıllarca tamir ve ilaveler görmüş, Sultan Aziz zamanında onarımda, dışarıdan merdivenler ilave edilmiştir. 1956 yılında Tahsis Öz tarafından bu yapıda kazı çalışmaları gerçekleştirilmiştir.
 

 KUM KASRI HAMAMI: 
 2000 yılı kazılarında Kum Kasrı Hamamı ve çevresinde kazı ve temizlik çalışmaları gerçekleştirilmiş, bunun sonucunda hamama su getiren teknik sistem ortaya çıkarılmıştır. Kum Kasrı Hamamı; Fatih devrinde yapılan hamam, üç küçük kubbeli, soğukluk, ılıklık, bir göbek taşı ve ucundaki eyvandan oluşan basit hamamdır. Kum Kasrı'nın çıkmalı orta odasından gelen yolla köşke bağlıydı. Restorasyon geçirmiştir. Cihannüma Kasrı'na göre daha iyi durumdadır. Müze başkanlığında Prof. Dr. CANTAY tarafından kazı çalışmaları gerçekleştirilmiştir.
 

 MATBAH-I AMİRE:
 Alay meydanının güneyinde yer alan matbah-ı amire genel olarak dikdörtgen bir plan şemasına sahiptir. Beş kare paye üzerinde sekiz kubbeli olarak planlanan yapı üç bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden ikisi ikişer kubbe, diğeri ise dört kubbe ile örtülüdür. Her üç bölümün güney-batısında, yapının güney cephesi boyunca uzanan mekanlara açılan birer penceresi bulunmaktadır. ayrıca dört kubbeli batıdaki büyük bölümde karşılıklı iki, doğudaki iki kubbeli küçük bölümde ise doğu duvarı üzerinde bir ocak bulunmaktadır. Matbah-ı Amire binasının Alay Meydanına bakan kuzey cephesi büyük ölçüde yok olmuştur. Binaya Kuzey-Batı köşesinden eklenen çeşme yapısı bu cephenin üzerinde yer alan sivri kemerli pencere açıklığı kullanılarak mekan içine doğru gelişmiştir.
 

 SU MAKSEMİ: 
 Cihannüma Kasrı'nın kuzeyinde yer almaktadır. Toznuyla bir bodrum üzerine yapılmış olup, dikdörtgen planlıdır. Terazilerden gelen sular yapının yukarısındaki depolarda toplanmakta ve buradan dağılmaktadır.  
 

ADALET KASRI: 
 Adalet Kasrı, Sarayın sağlam kalan tek binası Kırkpınar Yağlı Güreşlerinin düzenlendiği Sarayiçi alanı Edirne Sarayı'na Kanuni Sultan Süleyman zamanında eklendi. Kanuni'nin kanunlarını burada yazdırdığı söylenir. Kasrın önünde iki taş vardır. Bunlardan sağdaki, seng-i arz, halkın dilekçelerini değerlendirilmek için üzerine bıraktığı taştı. Soldaki, seng-i ibrette ise ölüm cezasına çarptırılanların kelleleri sergilenirdi. 
 

NAMAZGAH: 
 Kumkasrı Hamamı'nın kuzeydoğusunda yer alır. Duvarlarla yükseltilmiş geniş bir set halindedir. Mermer mihrabın arka tarafı çeşmedir. Köşelerinde yine taş işçiliği itibariyle narin selsebiller bulunmaktadır. Yapı,16,Y.Y.'ın ikinci yarısına aittir.
 

 KANUNİ KÖPRÜSÜ: 
 1553 -54 yıllarında, Mimar Sinan tarafından yapılmıştır. 60 m uzunluğundadır ve dört gözden oluşmaktadır. Has Bahçeyi şehre bağlamaktadır.
 

 AV (BÜLBÜL) KÖŞKÜ:
 4. Mehmet (Avcı) tarafından 1671 yılında yaptırılmış olup, bu gün bir bölümü ayaktadır. 2002 yılında restore edilmiştir.
 EDİRNE İLİ MÜZELERİ
 

 EDİRNE MÜZESİ 
 Edirne'de ilk Müze, Atatürk'ün emriyle, 1925 yılında Selimiye Camii Dar-ül Hadis Medresesinde, Dr. Rıfat OSMAN, Arif DAĞDEVİREN ve Necmi İĞE tarafından kurulmuştur. Bu müzeye Arkeoloji Müzesi denilmekle birlikte, müzede değerli etnografik eserler ve mezar taşları da yer almaktaydı. Osmanlı İmparatorluğu'nun yaklaşık 94 yıl başkentliğini yapan Edirne'de saray, halk sanatlarını etkilemiş ve etnografya açısından zenginlik kazandırmıştır. Bu yüzden ikinci bir müzeye gerek duyulmuştur. Selimiye Camii avlusu içinde bulunan Dar-üs Sıbyan Medresesi'nin, Trakya Umumi Müfettişi Kazım DİRİK başkanlığındaki Edirne ve Yöresi Eski Eserleri Sevenler Kurumu tarafından restore ettirilmesi sonucu "Etnografya" adı altında ikinci bir bölüm Edirne'nin kurtuluşunun on üçüncü yılında ( 25 Kasım 1936 ) burada açılmıştır. Bu Müze,
 

 Ankara Etnografya Müzesi ve Topkapı Sarayı Müzesi'nden bazı değerli eserlerle takviye edilmiştir. Eserlerin çoğalmasıyla burasının müze için yetersiz duruma gelmesi sonucunda, aynı kurum tarafından Selimiye Camii'nin Dar'ul Kurra Medresesi onarılmış ve Etnografik eserler taşınarak burası "Etnografya Müzesi" olarak düzenlenmiştir. İkinci Dünya Savaşından sonra Edirne Müzelerindeki eserlerin birçoğunun müzelere geri verilmesinden sonra elde kalanlar yalnızca Dar-ül Hadis Medresesi'nde sergilenmiştir.
 

 Bununla birlikte sonraki yıllarda satın alma, bağış ve kazılardan gelen eserlerle Müzedeki eserlerin sayısının artması nedeniyle Edirne'de ihtiyaç duyulan yeni bir müze binası 1966 yılında programa alınmıştır. Selimiye Camii civarında müze için temin edilen arsa üzerine, Y. Mimar İhsan KIYGI tarafından hazırlanan projeye göre yapılan müze binası, 13 Haziran 1971 yılında "Arkeoloji ve Etnografya Müzesi" adı ile açılmıştır. Dar-ül Hadis Medresesindeki Müzeye de "Türk İslam Eserleri Müzesi" ismi verilmiştir.
 


 ARKEOLOJİ VE ETNOGRAFYA MÜZESİ
 Arkeoloji ve Etnografya seksiyonu olmak üzere, iki seksiyondan oluşmaktadır. Arkeoloji Seksiyonu : Sergileme Paleontolojik döneme ait fosillerle başlar. Bu bölümde Edirne ve yakın çevresinde bulunan 3. Zaman sonuna ait fil, gergedan ve at türünden hayvanların defans, çene kemiği, diş ve omurlarına ait parçalar vardır. Ayrıca günümüzden
 

 30 milyonyıl önce Miyosen Döneme tarihlenen fosiller ile diğer deniz hayvanları ve bitki fosilleri de yer almaktadır. Arkeolojik buluntular, Enez-Hocaçeşme Höyüğünde bulunan Orta Neolitik-İlk Kalkolitik döneme ait ( günümüzden 7300-7400 yıl önce ) taş, kemik ve pişmiş toprak buluntularla başlamaktadır. Müzenin bahçesinde sergilenen Hacılar Dolmeni kazısında bulunan eserler, Lalapaşa Arpalık Dolmeni ve Taşlıcabayır Tümülüsü kurtarma kazılarında bulunan törensel kaplar; M.Ö. 1400-800 yılları arası Son Tunç-Demir Çağ başlarına ait kültürün belgeleri olarak sergilenmektedir. Seksiyondaki eserlerin pek çoğu 1971-72 yıllarından beri devam eden Enez kazısı buluntularıdır.
 

 Klasik-Helenistik-Roma ve Bizans dönemlerine ait taş, bronz, pişmiş toprak ve cam eserler sergilenmektedir. Enez Nekropolünde bulunan Güzellik ve Aşk Tanrıçası Afrodite ait pişmiş toprak Kült Heykelcikleri ilginçtir. Mermer heykeller ve steller arasında bölgenin yerli halkı olan Trak'lara ait tanrılaştırılmış Trak Süvarisi tasvirli mezar stelleri yöresel eserlerdendir. Kapıkule ve İpsala Sınır Kapıları'ndan kaçırılmaya çalışılırken yakalanan eserlerin çokluğu Müzenin özelliğidir ve Anadolu Medeniyetlerinin bir çok örneği müzemizde sergilenmektedir. Bahçede Roma dönemine ait Lahitler, Dolmen ve Menhirler, Osmanlı Dönemine ait Mezar Taşları ile Yeniçeri Mezar Taşları sergilenmektedir. Sultan II. Mahmud'un Yeniçeri Ocağı'nı kapattığı ve tarihe 
 

Vakayi Hayriye olarak geçen büyük islahattan sonra İstanbul'da bulunan Yeniçeri mezarlıkları yıktırılmış ve mezartaşları parçalanmıştır. Sadece Edirne'de bulunan birkaç mezarlık bu yıkımdan kurtulabilmiştir. Bu nedenle Müzemizde sergilenen bu mezar taşları oldukça nadir ve kıymetlidir. Bahçenin sağ tarafında, ortada M.S. 1.yy.'a ait Eroslu Mermer Sunak, bahçe duvarı boyunda Helenistik-Roma-Bizans dönemlerine ait sütun başlıkları, heykeller ve Osmanlı dönemine ait su kültürü ile ilgili Edirne'nin balıklı havuzları ve kuşlukları sergilenmektedir. DOLMEN: Dolmen kelimesi, Keltçe olup, "Tolmen" taş masa anlamına gelmektedir. Türkiye'de Trakya yöresi dolmenlerin en yoğun olarak bulunduğu bölgedir. Genel kanı, Trakya dolmenlerinin son 
 

Tunç Çağı bitimi ile İlk Demir Çağı başlarına tarihlendiği, ancak bunlardan bazılarının kullanımının M.Ö.8-7. Yüzyıla kadar sürdüğü şeklindedir. Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ve ekibinin yapmış olduğu yüzey araştırmaları sonucunda bölgede 1998 yılı itibarıyla 118 adet dolmen tespit edilerek dökümantasyonu yapılmıştır. 1. Hacılar Dolmeni: Türkiye Trakyası'nda ilk dolmen kazısı Edirne Müzesi Müdürlüğü tarafından 1983 yılında gerçekleştirilmiştir. Lalapaşa İlçesi'ne bağlı Hacılar sınır köyünde bulunan dolmen, yerel şist taşından yapılmıştır. Hacılar dolmeni birbirine geçitli iki odadan ibarettir. İkinci oda dikdörtgen, birinci ise kareye yakın bir plana sahiptir. Odaları ayıran bölümlerde, menfez veya donbaz denilen yarım daireye benzer geçitler bulunmaktadır. Birinci odanın bölmesi ve menfezinin yarısı kırıktır. Geçiş kulvarının sadece bir kanadı kalmıştır. Dolmenin çevresi iri taşlarla bir halka biçiminde çevrelenmiştir.
 

 Birinci odanın bulunduğu yerde yüzeyden 25-30 cm. derinlikte yer yer mezar eşyası olarak bırakılan seramik parçalarına rastlanılmıştır. Buluntular kuzey batı yönünde yoğunlaşmıştır ve ikinci odaya geçiş kısmının bulunduğu yerde, yüzeyden 50-60 cm. derinlikte, iki büyük tören kabı ve ağırşak insutu halde bulunmuştur. Ortaya çıkarılan kaplardan biri Troya VII b2 tabakasındakiler gibi, büyük yumrucuklu olmak üzere, Son Tunç Çağı-İlk Demir Çağı geçiş dönemine tarihlendirilmektedir. MENHİR: Kelt dilinden gelme "menhir"; (men; taş - hir; uzun) anlamına gelmektedir. 10-12 m. yüksekliğinde dev taşlardır. Menhirlerin çoğunun mezar taşı olduğu tespit edilmiştir. Toprak sınırını belirtmek için de kullanılmış olmaları mümkündür. Menhirler çoğunlukla uzun sıralar veya bir daire şeklinde toplanır.
 

En büyüklerinin yüksekliği 24metreyi ve ağırlığı 200 tonu bulur. Genel olarak yalnız duran menhirler, bazen bir çizgi üzerinde dizilmişlerdir. Daire şeklinde toplanmış olanların dini anıt veya kurban sunakları olabileceği düşünülmektedir. Cromlech adını alan bu dizilerin yönlerinin yıldızlara göre olması nedeniyle, güneş tapınağı olması da mümkündür. Menhirlerin yıldızlarla mevcut ve ispat edilmiş olan bu ilgisinden başka, bir tanrı ve çevresindeki topluluğu temsil ettikleri de ileri sürülmüştür. Etnografya Seksiyonu : 94 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğuna başkentlik eden Edirne XVII. Yüzyılda dünyanın dördüncü büyük kenti olarak bilinmektedir. Sergilemede bu özgün kültürün yansımaları dikkat çekmektedir. Gelin ve sünnet odasında bulunan halılar, işlemeler, edirnekari yüklükler devrin sanat değeri yüksek değerli eserleridir. Hamam Köşesi, Edirne Oturma Odası Köşesi, Edirne Evleri Keten Sıva Örnekleri,
 

 çeşitli işleme ve kıyafetler ile takılar, oyalar ve Topkapı Sarayı Müzesi tarafından hediye edilen tombak ibrikler, buhurdanlıklar, güllebdanlar dikkati çekmektedir. Balkanlara has yöresel kıyafetler kentin etnografik kimliğine ışık tutacak niteliktedir. Hat sanatının değişik örnekleriyle temsil edildiği salonda ayrıca, Ulu Önder Atatürk'ün Edirne'ye yaptığı seyahat sırasında kullandığı bazı özel eşyaları da sergilenmektedir. Edirne Müze Müdürlüğü | Arkeoloji, Etnografya, Türk İslam Eserleri Müzesi Meydan Mahallesi Kadirpaşa Mektep Sokak No:7 EDİRNE | (0284) 225 11 20 - (0284) 225 16 25 - Fax (0284) 225 57 48 | http://www.edirnemuzesi.gov.tr

 


 TÜRK İSLAM ESERLERİ MÜZESİ
 Selimiye Camii'nin Dar'ul Hadis Medresesi'nde yer alan müzede; 14 oda, dört galeri ile avluda sergi yapılmaktadır. 1.Kırkpınar Odası : Kırkpınar güreşlerinin ünlü başpehlivanlarının fotoğrafları ile Kırkpınar Ağası giysili ve kıspetli mankenler bulunmaktadır. 2.Tekke Eşyaları Odası : Tekke ve Zaviyelerin kapatılmasıyla halkevlerine verilen çeşitli eşyalar sergilenmektedir. Duvarlarda çeşitli tekkelerden (Gülşeni, Rufai, Halveti, Sümbüli, Güreşçiler, Mevlevi vb.) gelen el yazması levhalar bulunmaktadır. Bu levhaların en eskisi 16.y.y.'da yaşamış hattat Şeyh Hamdullah'a aittir.
 

 Cam ve niş vitrinlerde, Edirne Muradiye Mevlevihanesi'nin fotoğrafları, son şeyhi Ahmet Selahattin Efendi'nin seccadesi, ayrıca pazarcı maşası, Mevlevi sikkesi ve tespihleri, kudümler, çalpareler, ney, rebab, keskül, şifa tasları, teberler, zikr tespihleri(binlik, beşyüzlük, doksandokuzluk), zincirli topuzlar, 17-19.y.y. 'lara ait el yazması Kur'an-ı Kerimler, dua kitapları, murakka, Kur'an sureleri vardır. Sultan II. Beyazıt Külliyesinin Mumhanesinde yapılan mumlar da bu odada sergilenmektedir. 3.Çorap Odası rof. Dr. Özden VURAL tarafından müzemize bağışlanmış olan Anadolu'nun çeşitli yörelerinden toplanmış yün çoraplar sergilenmektedir. Üzerlerindeki çeşitli figürlerle bir çok mesaj iletilmektedir. 4.İşleme ve Yazılı Levhalar Odası : Duvarlarda kıl testeresiyle oyulmuş ağaçtan ve fildişi 19.y.y.'a ait levhalar, atlas üzerine ipekle işlenmiş levhalar, al kumaş üzerine aplike edilmiş pul koleksiyonları, vitrinler içersinde, yazı işlemeli peşkir, çevre ve örtüler vardır. Nişanlıya gönderilen bu peşkir ve çerçeveler bir tür sessiz anlaşma aracıdır, mektup görevi yaparlar,
 

 çevrelerine beyitler işlenmiştir. 5,6. Silah Odaları : 17.y.y. sonuyla, 18.y.y.'a ait çakmaklı tüfekler, 19.y.y.'a ait süvari kılıçları, teberler, kalkanlar, arbaletler (ok atıcıları), oklar, ok kandilleri, miğfer, çakmaklı tabancalar, barutluklar, kamalar, çelik üzerine altın kaplama tezyinatlı kolçaklar, tezhipli yaylarla oklar sergilenmektedir. Niş vitrinlerde, posta çantaları, fermanlık, heybeler yer alır. 7.Balkan Harbi Odası : Balkan Harbi anısına hazırlanan bu odada Balkan Harbi'nde Edirne müdafii Şükrü Paşa'nın fotoğrafları, savaşta kullanılan kanlı sancak, Edirnelilerin savaş sırasında yedikleri süpürge tohumundan yapılmış ekmek örneği ve çeşitli alaylara ait sancaklar yer almaktadır. 8.Çini ve Seramik Odası : 18.y.y. sonuyla, 19.y.y. başına tarihlenen Çanakkale seramikleri, 15-16-17.y.y.'lara ait duvar çinileri, 18-19.y.y.'lara ait ağızlık, lüleler, porselen aşure sürahileri, 15. yy. Şahmelek Camii çinileri sergilenmektedir. 9.Sarayiçi Odası : 1971 yılında Edirne Sarayı'nda yapılan kazıda çıkan 
 

17.y.y. duvar çini parçaları ile 16.y.y.'a ait seramik tabaklar bulunmaktadır. Bunların içinde, elinde kargı tutan yeniçeri figürlü 18.y.y.'a ait Kütahya işi tabak da yer almaktadır. Bunun başka bir örneği Louvre Müzesi'nde bulunmaktadır. 10.Cam Eşyaları Odası : 18.y.y.'a ait kristal sürahiler, çeşm-i bülbüller, kristal şerbet bardakları, sedef kakmalı misafir odası takımı ve kanaviçe tekniğinde kozadan yapılmış resimlikler vardır. 11.Mutfak Eşyaları Odası: Duvarlarda çeşitli aplikler, nazarlık için kullanılan geyik boynuzları, Edirne Sarayı'nın mutfak eşyalarından mangallar, tencereler, semaver, fenerler ve kahve takımları sergilenmektedir. 12.Ölçü Aletleri Odası: Mum makasları, şamdanlar, fenerler, kaşıklar, astronomiyle ilgili yükselti tahtaları, kum saati, okka ve arşınlar yer almaktadır. Ölçü aletleri ve Mutfak Eşyaları Sergilenmektedir. 13,14. Ağaç İşleri Odası : 
 

18.y.y.'a ait yazı ve para çekmeceleri, Edirnekâri yüklük, çeyiz sandıkları, sedef kakmalı yazı masası, geçme tekniğinde yapılmış şamdan altı ve Çeşitli Ahşap Eserler sergilenmektedir. 15.Barok Süslemeler Odası:Selimiye ve Üç Şerefeli Camii Restorasyonunda çıkan barok süslemeler sergilenmektedir. Galeriler: Edirne'deki cami, hamam, çeşme vb. yapılara ait yazıtlar, tamir kitabeleri, Bab'üs Saade kapısı üzerinde yer alan arma ile 19.y.y. sonuna ait Edirne evlerinin ahşap tavan göbekleri vardır. Bahçe: 15.y.y. mezarlıklarından toplanarak müzeye getirilen mezar taşı örnekleri sergilenmektedir. Ayrıca az sayıda örneği kalan yeniçeri mezar taşı örnekleri de, mezar taşı koleksiyonu içinde yer alır. Balkan Harbi'nde kullanılan yemek arabaları ile top ve gülleler de bahçede sergilenmektedir. 
 

 SULTAN II.BAYEZİD KÜLLİYESİ
 SAĞLIK MÜZESİ Edirne'de bulunan Trakya Üniversitesi Sultan II.Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, son yıllarda ülkemizin en çok ilgi çeken müzelerinden biri durumuna gelmiştir. Almış olduğu uluslararası ödüllerle adını yurt içi ve yurt dışında duyuran bu müze, bir Osmanlı darüşşifasını günümüzde gerçek anlamda yaşatan tek müzedir. Bu özelliğiyle geçmişteki Selçuklu ve Osmanlı darüşşifalarının, tıp tarihimizdeki önemine ışık tutmaktadır. Çok değil, bundan 25- 30 yıl öncesine kadar mahallenin koyun ağılı olma durumundan, bugün binlerce kişinin görmeye geldiği bir müzeye dönüşmesi, darüşşifaların günümüzde de büyük bir ilgi ve merakla karşılandığının bir göstergesidir. Osmanlı'nın önemli külliyelerinden biri olan ve Sultan II.Bayezid tarafından 1488 yılında Edirne'de yaptırılan külliyenin içinde yer alan darüşşifa ve hemen bitişiğindeki tıp medresesi, tarihimizin önemli bir eğitim ve sağlık kurumu olması açısından, günümüzde bu misyonun temsilcisi
 

 olan Trakya Üniversitesi tarafından sahiplenilmiştir Girişimler üzerine Vakıflar Genel Müdürlüğü 1984 yılında külliyenin cami hariç diğer bölümlerini Trakya Üniversitesi'ne tahsis ederek bu yapıların kaderini değiştirecek adımların atılmasına imkân sağlamıştır. Ama bu önemli eserin kurtarılmasına ilişkin çalışmaların tarihi çok daha eskiye dayanmaktadır. 1970'li yıllarda dönemin Edirne Sağlık Müdürü Dr. Ratip Kazancıgil, tıp tarihimizin bu önemli yapılarını kurtarma girişimlerini başlatmış ve bu çabalar uzun yıllar devam etmiştir. Trakya Üniversitesi gerekli restorasyonları tamamladıktan sonra bir süre darüşşifa ve medreseyi bazı bölümlerinin eğitim alanı olarak kullanmıştır. Kültür Bakanlığı Anıtlar ve Müzeler Genel Müdürlüğü'nden alınan onayın ardından 23.04.1997 tarihinde külliyenin darüşşifa bölümünde kurulan T.Ü. Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi törenle hizmete açılmıştır. 
 

 Bu çalışmalara İstanbul Ruh Hastalarını Readaptasyon Derneği de büyük destek vermiş ve darüşşifanın yataklı tedavi bölümünü aslına uygun şekilde mankenlerle canlandırarak bu müzeye eşsiz bir katkı yapmıştır. Müzenin açılışının 11. yılında, Uluslararası Rotary 2420. Bölge Guvernörlüğü'nün katkıları ile medrese bölümü ''Tıp Medresesi'' adı ile 23.04.2008 tarihinde ziyarete açılarak, müze yeni bir bölüme daha kavuşturulmuştur. Tıp Medresesi Sağlık Müzesi'ni daha önemli bir noktaya taşımıştır. Bu çalışma ile 15.yüzyıldaki tıp medresesi ve ders ortamı mankenlerle canlandırılmış ve dönemin hekimlik eğitiminin bilinmeyen yönleri vurgulanmıştır. Bu bölümde ziyaretçiler, tıp eğitiminin tarihinde 
 

bir zaman yolculuğuna çıkarılmaktadır. Sağlık Müzesi ismi ile kurulan ve dönemine has özelliklerle canlandırılmış olan bu müze, 1977 yılından beri verilen ve dünyanın en prestijli müzecilik ödüllerinden biri olarak kabul edilen Avrupa Konseyi Avrupa Müze Ödülü'nü 2004 yılında kazanarak, ülkemizde bu ödülü almış iki müzeden biri olma başarısını da elde etmiştir. Osmanlı'da darüşşifa uygulamasının ayrıntılarını hikâyesi, tasarımı, kullanılışı ve işletmesi ile tüm dünyaya kanıtlamış olan Sağlık Müzesi, uluslararası alanda aldığı ödüllerle de bu başarısını sürdürmektedir. Ülkemizde birçok Selçuklu ve Osmanlı darüşşifası bir şekilde günümüze ulaşmıştır;
 

 ancak, geçmişi, aslına uygun bir şekilde günümüze taşıyan bir müzeye dönüştürülerek tüm dünyaya sergileyen ve bununla uluslararası önemli ödüller kazanmayı başarabilen tek darüşşifa Edirne'deki Sultan II. Bayezid Darüşşifası'dır. Bu noktada Trakya Üniversitesi Sultan II. Bayezid Külliyesi Sağlık Müzesi, çok önemli bir başarı örneği olarak hem kültür hem de tıp tarihinde yer almış bulunmaktadır.
 TARİHÇESİ
 


 Sultan II. Bayezid Külliyesi'nin temeli 1484 yılında bizzat Sultan II.Bayezid tarafından atılmış, dönemin ekonomik ve insan gücüyle 4 yıl gibi kısa sürede bitirilerek 1488 yılında hizmete açılmıştır. Çok kubbeli grafiksel yapısı ile dikkat çeken bu binalar topluluğunun mimarı ise Hayrettin'dir. Sultan II. Bayezid Külliyesi; döneminin en önemli, sağlık, sosyal, eğitim ve dini kurumlarından biridir. Külliye; hastane, tıp medresesi, cami, misafirhane, imaret, hamam 

 

ve köprü gibi çok sayıda birimden oluşur. Çok amaçlı düşünülen bu kompleks aynı zamanda dönemin sosyal devlet anlayışını yansıtır. Külliyenin şifahanesinde hastalara bakılmış, medresesinde öğrenciler yetiştirilmiş, camisinde ibadet edilmiş, tabhanesinde misafirler ağırlanmış, aşhanesinde ise fakir fukara doyurulmuştur. Darüşşifa, az personelle çok hizmet vermeyi amaçlayan merkezi bir hastane olması ve bu alandaki ihtiyaçlarının ayrıntılı bir şekilde düşünülerek planlanmış olması açısından dünyada ilktir, benzerleri batıda ancak 200 yıl sonra yapılmaya başlamıştır. Bu hastanede, musikinin ve su sesinin huzur verici tınıları taş duvarlarda yankılanarak şifaya dönüşür.
 

 İbni Sina'dan Farabi'ye; Selçuklulardan Osmanlılara uzanan köklü bir müzik terapi anlayışı, fiziksel ve ruhsal hastalıkların tedavisinde başarı ile uygulanır. Evliya Çelebi'nin "Orada öyle bir darüşşifa vardır ki; dil ile tarif edilmez, kalem ile yazılmaz" diyerek tanımladığı hastanesi, 400 yıl boyunca aralıksız olarak hastalara şifa dağıtır. Edirne Darüşşifası, kuruluşunda çok yönlü bir hastanedir. İlk yıllardaki kadrosunda 1 hekimbaşı, 2 hekim, 2 cerrah, 2 göz hekimi ve 2 eczacı bulunur. Bu hastanede görev yapan Hekimbaşılarına vakıf bütçesinden günde 30, diğer hekimlere ise günde 15'er akçe ödenirdi. Toplam personel sayısı 21, hastanenin yatak sayısı ise 32'ydi. 
 

 Uzun yıllar dertlilere deva olan bu şifa yurdu, daha sonraki yıllarda, sadece akıl ve ruh hastalarının tedavi edildiği bir merkeze dönüşmüştür. Bu hastanenin en büyük özelliği tedavide dönemin hekimlik bilgilerinin yanında musiki, su sesi ve güzel kokuların kullanılmış olmasıdır. On kişiden oluşan hanende ve sazende topluluğu, haftanın üç günü müzik sahnesinde yerini alır, her hastalığa göre farklı makam çalıp söylerlerdi. Örneğin, havale ve felç rahatsızlıklarında Rast, sinirli kişilere Irak, baş ağrısı için Rehavi, kalp hastalıkları için Zengule, zihni açıp zekâyı arttırmak için ise İsfahan makamı çalınırdı. Külliyenin medresesi, döneminin en önemli tıp okullarından biriydi ve hastaneye hekim yetiştirirdi. Önem rütbesi açısından Osmanlının üst derecesi sayılan altmışlık medreseler arasında yer alırdı. Müderris adı verilen hocası ve yardımcısının yanında kütüphane görevlisi 
 

ve 18 öğrencisi vardı. Hocasına günde 60, öğrencilerine ise 2 akçe ödenirdi. Bu bölümlerdeki uygulama günümüzün eğitim ve uygulama hastanelerini andırır. Tıp Medresesi'nde eğitim gören öğrenciler aynı zamanda darüşşifada usta çırak ilişkisi ile eğitimlerini tamamlarlardı. Evliya Çelebi, medrese için; "Külliyenin içinde Medresetü'l Etıbba ve odalarında talebeler vardır ki, her biri daima Eflatun, Sokrat, Filbos, Aristotales, Galen, Pisagor gibi alimlerden söz eden olgun tabiplerdir, her biri bir fenne yönelip, hekimlik ilminde kıymetli kitaplara değer vererek, âdemoğullarının derdine deva bulmaya çalışırlar." diye yazar. Bu medresede okutulan ve birçoğu Sultan II.Bayezid tarafından bizzat bağışlanan tıp kitapları günümüze kadar ulaşmıştır. Dönemin hekimliğini anlatan 37 adet kitap şu an Selimiye El Yazması Eserler Kütüphanesi'nde koruma altındadır. TEL: 0.284. 224 09 22 e-mai: kulliye@trakya.edu.tr web: www.trakya.edu.tr/kulliye Açık Olduğu Gün ve Saatler: Her gün 09.00-18.00 Fotoğraf:Enver ŞENGÜL
 

 SELİMİYE VAKIF MÜZESİ 
 Müze Binası: (Dar'ül Kurra Medresesi) Selimiye Külliyesi içerisinde yer alan Dar'ül Kurra Medresesi, cami ile birlikte Osmanlı Devletinin Mimarbaşı Sinan tarafından 1569-75 yılları arasında inşa edilmiştir. Düzgün kesmetaş ve tuğla malzeme ile inşa edilen Dar'ül Kurra Medresesi'ne portal şeklinde düzenlenen bir kapı ile girilir. Ortada dikdörtgen avluyu dört yönden revak çevreler. Revağın gerisinde doğu yönde yer alan kare planlı kubbeli büyük oda dershane ve mescit; güney ve batı yöndeki odalar medrese hocaların ve öğrencilerin kaldığı odalar olarak kullanılmıştır. 
 

 MÜZE BÖLÜMLERİ
 Kuran Sınıfı (Dershane) Medresenin dershane bölümünde geçmişin eğitim düzeni, eski eserler eşliğinde mankenlerle canlandırılmıştır. Önemli ahşap, maden ve hat eserlerle donatılan odada, Selimiye ve müzeyi konu alan film ve sunular izlenebilmektedir. Maden Eserleri Odası: Türk maden sanatının önde gelen örneklerinin bulunduğu bu bölümde 18 ve 19. yüzyıllara ait bakır ve pirinçten şamdan, tombak, kapı tokmağı, mangal ve alem gibi eserler sergilenmektedir. Çini Eserleri Odası: Türk çini sanatının Osmanlı dönemine ait Selimiye Cami, Muradiye, Şah Melek cami gibi yapılara ait çini örnekleri bu bölümde sergilenmektedir. Saatler Odası: Duvar tipi, kasalı saatlerin yanında usturlab örnekleri de bu bölümde sergilenmektedir. Hat Eserleri Odası Başta sülüs ve nesih olmak üzere çeşitli yazı üsluplarında, Mustafa Rakım, Sultan II. Mahmud, Şerif Fıtri, Ahmed
 

 Zihni gibi hattatlara ait hat levhaların yanında berat ve icazetname örnekleri bu bölümde sergilenmektedir. Ahşap Eserler Odası: Müzede Osmanlı ahşap işleme sanatının nadide örnekleri sergilenmektedir. Osmanlı sanatının çeşitli evrelerine ait kapı kanatları, rahle, kuran muhafazası, tesbih, sandık ve sehpa gibi eserler bu bölümde yer almaktadır. Müze teşhir ve tanziminde, uygarlık dünyasında evrensel bir deha olan Mimar Sinan'a ayrı bir önem ve saygı gösterilmiş, bu amaçla revak duvarlarındaki panolarda Mimar Koca Sinan'ın kendi cümleleriyle hayatını ve eserlerini anlattığı "Mimar Sinan Sergisi"ne yer verilmiştir. Müze İletişim Bilgileri: Adres: Müze Meydan Mahallesi Taş Odalar Sokak No: 2 Selimiye Külliyesi İçi- Dar'ül Kurra Medresesi Telefon: (284) 212 11 33 Faks: (284) 212 32 33
 

 MİMAR SİNAN HZ ESERLERİ
 MİMAR SİNAN Mimar Sinan,1490 yılında Kayseri'nin Ağırnas Köyü'nde doğdu.23 yaşında İstanbul'a gelip marangozluğa başladı ve yeniçeri sınıfına girdi.1517 yılında Yavuz Selim'le İran ve Mısır Seferine katıldı.1521'de Kanuni ile Belgrat Seferine;1522'de Rodos Seferine katılarak atlı sekbanlık rütbesini aldı. 1526 Mohaç Seferinde Acemi Oğlan, Yayabaşı ve sonra Kapı Yayabaşı oldu. 1532'de Alman Seferine Zenberikçibaşı olarak katıldı. 1534'te,Kanuni'nin Irakeyn Seferine katılmış;Van Gölü'nü geçmek için Lütfü Paşa'nın emriyle üç kadırga yapıp,kaptanlığını yürütmüştü.Dönüşte Haseki rütbesine yüksetildi ve Kanuni'nin 1537'deki Pulya ve Korfu seferlerine katıldı.Karabuğdan seferinde,Purut Nehri üzerine on üç günde köprü kurup askerin karşıya geçmesini sağladı. 
 

 1538 yılında Hassa Mimarlığına atandı. 1568-69'da Selimiye'nin inşaatına başladı.Bu emri aldığında 79 yaşındaydı. 1574-75'te Selimiye'yi bitirdi. 1588 yılının 9 Nisan günü 98 yaşında bir "bilge" olarak yaşama veda ettiğinde 80'i aşkın camiyi,50'ye yakın hamamı,bir o kadar mescidi,60 medreseyi,7 su kemerini,12 köprüyü,8 imareti,7 darülkurayı,20 kadar türbeyi,3 darüşşifa binasını ve sayısız çeşmeyi ülkesine ve dünyaya armağan etmişti.Mimar Sinan'ın belgelenen mimari eser sayısı toplam 356 olup,bilinmeyenlerle bu sayının 400'ü geçtiği söylenebilir. 
 

MİMAR SİNAN'IN EDİRNE ESERLERİ
 1-Selimiye Cami 2-Taşlık Cami 3-Defterdar Mustafa Paşa Cami 4-Şeyhi Çelebi Cami 5- Selimiye Medresesi ve Darülkurra 6-Yahya Bey mescidi yakınında bulunan su haznesi ve kemerler 7-Rüstem Paşa Hanı 8-Ali Paşa Çarşısı(Ali Paşa hanı ise yıkılmıştır.) 9-Sokullu Hamamı 10-Sarayiçi'nde Adalet Kasrı,su yolları ve girişteki Kanuni Köprüsü. 11-Rüstempaşa Sarayı(yıkılmış yok olmuştur) 12-Sokullu Mehmet Paşa Sarayı(yıkılmış yok olmuştur) 13-Siyavuş Paşa Sarayı(Kıyıktaydı.yıkılmış yok olmuştur) 14-Ferhat Paşa Sarayı(yıkılmış yok olmuştur) 15-Sinan Paşa Sarayı(yıkılmış yok olmuştur) Ayrıca Havsa'da 1-Mehmet Paşa cami 2-Mehmet Paşa Kervansarayı 3-Mehmet Paşa Hamamı 4-Mehmet Paşa İmareti(yıkılmıştır). İpsala'da,Hüsrev Kethüda Kervansarayı yıkılmıştır.

EDİRNEYİ TANIYALIM
 
SELİMİYE
Edirne şehri, Balkan Yarımadası'nın güneydoğu uzantısını teşkil eden Trakya kesiminde, Tunca ile Arda nehirlerinin Meriç' e ulaştığı yer yakınında, 
Tunca' nın Meriç' e kavuşmasından önce meydana gelen kavis içinde bulunmaktadır. Edirne'nin bulunduğu yerde, Trak kabilelerinin açık bir şehir veya pazar yeri kurduğu, sonradan buranın Makedonlar ve Romalılar tarafından genişletildiği düşünülmektedir. II. Yüzyılda Roma İmparatoru Hadrianus (117-138) tarafından yeniden kurulunca, onun adına izafeten şehre Hadrianopolis adı verilmiştir. İslâm kaynaklarında ise Hadrianopolis, "Edrenos" ve Edrenabolu" olarak kaydedilmiştir.
 

RÜSTEM PAŞA KERVANSARAYI

 I. Murat zamanında "Edrene" şekli benimsenmiş ve uzun süre bu tarzda anıldıktan sonra muhtemelen XVIII. Yüzyıldan itibaren "Edirne" olarak telaffuz edilmeye başlanmıştır.
Bizans döneminde Edirne zaman zaman Balkanlar' dan gelen kavimlerin tehdidine maruz kalmıştır. 586'da Avarlar tarafından kuşatılmıştır. 618'den sonra Bulgarlar, Edirne dahil olmak üzere, Trakya'nın bir bölümünü istilâ etmişlerdir. Takip eden yıllarda şehir, Bizanslılarla Bulgarlar arasında birkaç kez el değiştirmiştir. 

2

2. BEYAZIT KÜLLİYE3Sİ
Edirne, Bizans-Peçenek savaşlarına da sahne olmuştur. 1018, 1049 ve 1078'de Peçenekler saldırılarda bulunmuştur. 1078'de şehir, Peçenekler' e yüklü altın , gümüş ve kıymetli hediyeler vermekle kurtulmuştur. Bundan sonra Edirne için en büyük tehlike Haçlı seferleri olmuştur. Bu seferler sırasında Edirne birçok yağma ve saldırılara uğrayıp tahrip edilmiştir.
2.MURAT 
ÇİFT ŞEREFELİ CAMİ
 Bizans' daki iç mücadeleler ve Balkanlar' daki karışıklıklardan istifade etmek isteyen, Orhan Bey ve Süleyman Paşa Edirne ile yakından ilgilenmeye başlamışlardır. Özellikle I. Murat'ın tahta çıkmasıyla birlikte Rumeli'nin fethi yolundaki çalışmalara büyük önem ve hız verilmiştir. Evrenoz ve Hacı İlbeyi kumandasındaki Türk birlikleri Malkara, İpsala, Dedeağaç ve Dimetoka'yı fethetmişlerdir. Çorlu ve Keşan'ın da Evrenos Bey ve Hacı İlbeyi tarafından alınmasından sonra, Lala Şahin Paşa, Edirne'nin fethiyle görevlendirilmiştir. Sazlıdere' de Rum-Bulgar kuvvetleri, Osmanlı ordusu tarafından bozguna uğratılmıştır. Edirne'yi, Lala Şahin Paşa 1361 yılında teslim almıştır.
Edirne'nin fethi, Avrupa ve Türk tarihi için bir dönüm noktası teşkil etmiş ve Osmanlı Devleti'ne, İstanbul'a yapılacak bir hareket için büyük bir stratejik üstünlük sağlamıştır. Edirne, Türkler' in Rumeli fetihlerinde birinci derecede rol alarak merkezî bir hareket üssü haline gelmiştir. Türkler' in, Batı' ya yönelik bütün seferlerinde ordular burada konaklamıştır. Sultanlar, çoğu kez Otağ-ı Hümâyûn'u burda kurmuş, Vezirler' e hil'atler giydirmişlerdir. Fethedildiğinde bakımsız bir halde bulunan şehir, Türkler tarafından hazırlanan planlar çerçevesinde imar edilmiştir. Bu politika neticesinde Edirne, kısa zamanda büyük bir gelişme göstermiş, camiler, saraylar, hanlar, hamamlar, medreseler, konaklar, köprüler, yollar vs. eserlerle süslenmiş ve dünya tarihinde adları anılan meşhur şehirler arasında yer almıştır. II. Murad zamanında şehrin hızlı gelişmesi devam etmiştir. İmar yönünden ilerleyen Edirne ve çevresinin önemi artmıştır. Yeni binalar, köprüler, hanlar, hamamlar inşa edilmiştir.
 
II. Murad Segedin Barışı'ndan sonra, 1443'te Edirne'den Manisa'ya çekilerek tahtı oğlu Mehmet (Fatih)'e bırakmıştır. II. Mehmed, İstanbul'un alınmasıyla ilgili planlarını, İstanbul surlarını tahrip eden meşhur toplarının dökümünü ve diğer hazırlıklarını 1452-1453 kışında Edirne'de yapmıştır. İstanbul'un fethinden sonra Edirne'nin önemi uzun süre devam etmiştir.
XVI. yüzyılda Edirne hızlı bir gelişme kaydetmiş ve muhteşem abideler vücuda getirilmiştir. XVIII. yüzyılın ikinci yarısında şehir yeniden büyük önem kazanmıştır. Bunda Osmanlı padişahlarının burada oturmaları etkili olmuştur. Edirne adeta ikinci bir başkent olma özelliğine kavuşmuştur. I. Ahmed, II. Osman ve IV. Murad' ın av eğlenceleri düzenleyerek Edirne'de kalmaları da şehre duyulan ilgiyi arttırmıştır. IV. Mehmed ise, Edirne'yi ikinci bir devlet ve yönetim merkezi haline getirmiştir. Saray-ı Cedid (Yeni Saray ) ve bazı köşkler bu dönemde yapılmıştır. XVIII: yüzyılın sonlarına doğru başlayan Avusturya seferleri ve bunun sonucunda uğranılan bozgunlar, Edirne'yi olumsuz etkilemiştir. XVIII. yüzyıl Edirne'nin gerileme devridir. 1745 yılında meydana gelen büyük yangında 60 kadar mahalle harabeye dönmüş, 1751 depreminde de pek çok bina yıkılmıştır. Şehir bu olayların açtığı derin yarayı uzun süre kapatamamıştır. 1766-1768 seferlerinde Edirne yine hareket üssü olmuş, fakat savaşlar yenilgi ile sonuçlanmıştır.
Edirne, Türk hakimiyetine girdikten sonra, ilk defa 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nda, işgale uğramıştır. Bu savaş, Osmanlı Devleti'ni ve Edirne'yi çok sarsmıştır. Edirne'nin düşman birlikleri tarafından işgal edilmesi, yapılan katliam, zulüm ve savaşın yol açtığı diğer acılar Türkler' in şehir ve çevresinden göç etmesine neden olmuştur. İşgal sonucunda, meydana gelen göçlerden dolayı, Edirne'nin nüfusu 50 bin kadar azalarak 100 bin civarına düşmüştür.
Edirne, Doksanüç Harbi adıyla bilinen savaş sırasında, 20 Ocak 1978-13 Mart 1879 tarihleri arasında, Rus işgali altında kalarak ikinci büyük felâketini yaşamıştır. Öyle ki Ruslar ve diğer işgalciler tarafından şehrin bir çok semti baştan başa tahrip edilmiş, yapılan zulüm karşısında halkın bir kısmı evlerini terk etmek zorunda kalmış, işgal ve hastalıklardan dolayı on binlerce Türk helak olmuştur.
Edirne'yle çevresi, Doksanüç Harbi'nden sonra, otuz yılından fazla bir süreyi barış ve sükûn içinde geçirmiştir. Fakat I. Balkan Savaş' ında, işgale uğramış ve özellikle Bulgarlar' ın zulmünden dolayı büyük bir felâket yaşamıştır. Ekim 1912'den itibaren saldırıya geçen Balkan Devletlerinin kuvvetlerine karşı Şükrü Paşa insanüstü bir mücadele göstererek şehri savunmuştur. Altı aylık bir direnişten sonra açlık ve cephanesizlikten şehir teslim olmak mecburiyetinde kalmıştır. Edirne, II. Balkan Savaşı sırasında, 22 Temmuz 1913 tarihinde kurtarılmıştır. Osmanlı Devleti'nin, Balkan devletleri ile imzaladığı antlaşmalar ve bunların kendi arlarında yaptıkları Bükreş Antlaşması ile fiilî durum hukukî hâle getirilmiştir.
I. Dünya Savaşı'ndan sonra da Edirne ve Doğu Trakya üzerindeki Yunan emelleri devam etmiştir. Millî Mücadele yıllarında Edirne, İstanbul'a ulaşmak isteyen Yunanlılar' ın ilk hedefleri arasında yer almıştır. Ülkenin her yerinde olduğu gibi burada da işgal ve tehditlere karşı teşkilâtlanmalar başlamış ve buna bağlı olarak "Trakya Paşaeli Cemiyeti" kurulmuştur. Haziran 1920'de toplu olarak Trakya saldırılarına başlayan ve 15 Temmuz 1920'de Meriç üzerinden Edirne'ye yürüyen Yunan kuvvetlerine karşı Türkler, çetin bir mücadele vererek başarı sağlamışlardır. Fakat Çanakkale Boğazı'ndan geçerek 
Tekirdağ üzerinden Trakya'ya saldıran Yunan kuvvetleri durdurulamamıştır. 15 Temmuz 1920'de başlayan mücadele 25 temmuz 1920'ye kadar devam etmiştir. Yunan kuvvetleri 25 Temmuz 1920'de Edirne'ye girmiştir. Ancak Yunanistan, Anadolu'da uğradığı büyük yenilgiler, özellikle Büyük Taarruz sonucunda, 11 Ekim 1922 tarihinde Mudanya Mütarekesi' ni imzalamıştır. Buna bağlı olarak Yunanlılar, Karaağaç da dahil Meriç' in batısına kadar bütün Doğu Trakya'dan çekilmek mecburiyetinde kalmışlardır. 14 Ekim 1922 tarihinden itibaren uygulamaya başlanan mütareke hükümlerine göre, Yunan kuvvetleri tarafından boşaltılan Edirne'ye 25 Temmuz 1922'de Türk ordusu girmiştir. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması gereğince, Yunanistan'dan savaş tazminatı olarak alınan Karaağaç' tan da 15 Eylül 1923'te Yunan kuvvetleri çekilmişlerdir. Böylece Trakya'daki bugünkü sınırlarımıza ulaşılmış ve Edirne Türkiye Cumhuriyeti'nin Batıya açılan kapısı hâline gelmiştir.
 





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 308 ziyaretçikişi burdaydı!