Blog Sitem
  Fetullah Gulen Neden Turkiyeye Gelemiyor
 

FETULLAH GÜLEN NEDEN TÜRKİYE’YE GEL(E)MİYOR?

10. Türkçe Olimpiyatlarında bir konuşma yapan Başbakan Erdoğan, "Biz gurbette olup şu vatan topraklarının hasreti içerisinde olanları aramızda görmek istiyoruz" diyerek isim vermeden Fetullah Gülen'e seslendi ve ülkeye dönmesi için çağrı yaptı.

Fetullah Gülen’in yanıtı ise gecikmedi. Başbakan’ın “dön” çağrısına ağlayarak yanıt veren Gülen, bir süre daha dönmeyeceğini açıkladı.

Fetullah Gülen’in söylediklerinin değerlendirmesine geçmeden önce, 8 Mart 2009 tarihinde BELLEK’te “Bu Ülkede Tek Akıllı Fetullah Gülen mi?” başlığı ile yayınlanan yazıyı bir daha okuyalım:

BU ÜLKEDE TEK AKILLI FETULLAH GÜLEN Mİ?

Fetullah Gülen, 10 yıldır ABD’de yaşıyor. Kimi zaman oradan konuşuyor, söyleşiler yapıyor, müritlerine mesaj gönderiyor.

Kimdir Fetullah Gülen?

Bir emekli vaiz… Öyle iddia edildiği gibi parası, pulu yokmuş, Karun gibi zengin değilmiş! Mütevazı bir insanmış! Öyle diyorlar. Yalan söyleyecek değiller ya… Hem dinimizde yalan söylemek günah değil mi?

Fetullah Gülen’in ABD macerası ile ilgili olarak yıllardır gündemde olan iki soru var:

Fettullah Gülen neden ABD’de? 
Bir emekli vaiz maaşı ile 10 yıldır ABD’de nasıl yaşıyor?

Fetullah Gülen, sözde “tedavi olmak” için gitmişti ABD’ye… 10 yıldır da “tedavi” oluyor! Ne bitmez bir tedaviymiş bu? İnsan, 10 yılda iyileşmez mi? Eğer tutulduğu hastalık ABD’de tedavi olmasını gerektirecek kadar önemli ve tehlikeli idiyse, insan 10 yılda ölmez mi?

Maşallah Fetullah Gülen turp gibi! Demek ki iyileşmiş! Allah uzun ömürler versin… Madem iyileşti, artık neyse o illeti yendi, o zaman neden dönmüyor ülkesine?

10 yıl bu! İnsan, hiç mi vatan hasreti çekmez, hiç mi özlemez ülkesini?

Üstelik Fetullah Gülen kendisi ile yapılan son söyleşide “9 yıldır burada inziva hayatı yaşıyorum. Şu yakında bir göl var. Oraya bu 9 yıl içinde sadece üç kez gittim. Çıkmak istemiyorum. Gurbet bana giran (ağır) geliyor” diyor. (Vatan, 7.3.2009)

İyi o zaman, neden dönmüyorsun Türkiye’ye? Dön de o ağırlıktan kurtul işte!

Kimileri de Fetullah Gülen hakkında bazı hukuki suçlamalar olduğunu ve yargılanmaktan korktuğu için dönmediğini söylüyor. Oysa Fetullah Gülen bu görüşlere de karşı çıkıyor:

“Yargının en sıkıntılı zamanlarında beraat aldım. Hukuken bir sorun yok dönmemde, ama hâlâ bazı dengeler aleyhte…”

Demek ki Fetullah Gülen beraat etmiş, dönmesinde hukuki bir sorun da yok! Ama “dengeler” varmış! Hem de “aleyhte” imiş!

Nedir o “aleyhte dengeler”? “Hukuk devleti” değil miydi Türkiye? Hukukun üstünde “denge” mi olur? Bakın, savcılarımız zehir gibi maşallah! Hukuk varken, Fetullah Gülen dengelerden neden korkuyor ki?

Diyor ki, “Orada hükümeti zora sokmamak için şu an dönmeyi düşünmüyorum.”

Allah, Allah… Hükümet neden zor durumda kalsın ki? Hükümet, çiğ mi yemiş ki karnı ağrısın! Meclis’te çoğunluk hükümeti destekliyor. Başbakan hükümetten, Cumhurbaşkanı hükümetten, Meclis Başkanı hükümetten… Anayasa Mahkemesi Başkanı bile hükümetten sayılır! Genelkurmay Başkanı ile de ilişkileri gayet “sıcak” Başbakanımızın! Halkın ise yüzde 38’i hükümete oy vermiş son seçimde… Devlet, 7 yıldır AKP hükümeti tarafından yönetiliyor! O zaman hükümet neden zor durumda kalsın ki? Bundan iyisi, Şam’da kayısı…

Bu durumda ister istemez insanın aklına “komplo teorileri” geliyor. “Acaba” diyorum, “bugüne kadar Fetullah Gülen ile ilgili açıklanmayan, kamuoyunun bilmediği ve yenilir yutulur cinsten olmayan, mesela bant kayıtları, görüntüler var, üstelik bunlar suç oluşturacak içerikte ve Fetullah Gülen de bunları biliyor ve korkup onun için mi gelmiyor?” Kim bilir, belki de o “aleyhte dengeler”in değişmesini bekliyor! Belki birilerinin emekli olmasını ya da suç teşkil eden o konuşmaların, görüntülerin zaman aşımına uğramasını…

Ama tabii bütün bunlar sadece tahmin! Hem gerçek olsa Fetullah Gülen bunu açıklardı. Müslüman adam yalan söyler mi, gizli kapaklı işleri olur mu hiç? Kullar görmese bile, Allah görür!

İşin bir de parasal boyutu var tabii… Gurbet zordur. Hele ki bir emekli vaiz maaşı ile geçinmek daha da zordur. Millet, şu kriz ortamında Türkiye’de bile iki yakasını bir araya getiremezken, ABD’de, ormanlık alan içinde, çift kanatlı elektronik demir kapılı ve onlarca görevlinin koruduğu, birkaç katlı villalarda yaşayıp, her gün ziyarete gelen onca insanı konuk etmek kolay mı? Kim bilir, ne maddi zorluklar çekiyordur Fetullah Hoca? Öyle “ekmek elden su gölden yaşanır” mı? Bu villaların bakımı var, o görevlilerin maaşı var, sonra Hocaefendi’nin nafakası var, kısacası var oğlu var! Allah kolaylık versin vallahi, bir emekli vaiz maaşı ile çok zor…

Onun için gurbet ellerde bu sıkıntılar bir son bulsun artık... Fetullah Gülen ülkesine dönsün, Türk adaletine güvensin… Bakın, millet yıllardan beri Silivri’de aslanlar gibi yatıyor, yüce Türk adaletinin vereceği yargıya güvenerek bekliyor. Onlar da bilmez miydi ABD’ye gidip “aleyhte dengelerin” değişmesini beklemeyi?

Yoksa bu ülkede tek “akıllı” Fetullah Gülen mi?

http://bellek2009.blogspot.com/2009/03/bu-ulkede-tek-akilli-fetullah-gulen-mi.html


Bu yazının yazılmasından yaklaşık 3,5 yıl sonra, Erdoğan’ın “dön” çağrısı üzerine yaptığı açıklamada, Fetullah Gülen neden Türkiye’ye dön(e)mediğini açıklığa kavuşturacak şeyler söyledi. Uzun açıklamasının bir yerinde şöyle diyor Gülen:

"Şimdi onlar onu yapmada kendilerine düşen, kendilerine yakışanı yapıyorlar. Ben bu mevzuda, benim de bana yakışanı yapmam lazım. Şimdi onlar davet ederler, gel derler, normal. Millet de onlar davet etmeleri lazım geliyor gibi onlara bakabilirler ve nitekim zannediyorum orada alkışın ritmi, dozu biraz yükselince de herhalde öyle bir talep şeyi imajı aldı Sayın Başbakan.

Ondan da anlıyorum da dedi, yani oradaki anlayışını ortaya koydu. Halk da öyle diyebilir, yani onlar çağırdığı zaman çağırmasalar ben gidemem, Türkiye emin, böyle güvenlikli bir yer değil dolayısıyla başıma gaile açarım, dert açarım başıma. Arz edeceğim şeyler böyle yakışıksız şeyler olabilir de ben hiç bir zaman böyle başıma dert açacağım mülahazası yaşamadım yani.”

Fetullah Gülen’e daha önce de devletin yüksek katlarından dönmesi için davet yapılmış. Kendisi de bu davetlerden ötürü çok memnun olmuş. Ama Hocaefendi “Türkiye emin, böyle güvenlikli bir yer değil, dolayısıyla başıma gaile açarım, dert açarım başıma” kaygısıyla dönmek istemiyor.

Açıkçası Fetullah Gülen’in başına ne dert açılabileceği gerçekten merak konusu… Zira kendisini destekleyen büyük bir cemaat var ki, o cemaatin iş dünyasında, siyasette, medyada, hatta devlette etkisi ve gücü malum… Hakkında herhangi bir suçlama da yok, süren bir dava da yok. Gülen’e dönme daveti yapan hükümet son seçimde yüzde 50 oy almış! Hükümette cemaate yakın olduğu söylenen bakanlar var. Meclis’te milletvekilleri var. Devlet içinde, özellikle yargı ve emniyette cemaate yakın olduğu iddia edilen kesimler var. Kısacası hukuki ve siyasi bir engel yok. Ama bilinmeyen bir şeyler var ki, Fetullah Gülen’e göre, herhalde o şeyler nedeniyle “Türkiye emin, böyle güvenlikli bir yer değil” kendisi için…

Bu bilinmeyen şeyler (artık bunlar neyse!) öyle şeyler olmalı ki Gülen konuşmasının son kısmında şunları söylüyor:

“Ancak eğer sizin bir gayeyi hayaliniz varsa, bir mefkûreniz varsa, o da Türkiye'de yeni yeni problemlerin olmaması, bir kısım huzursuzlukların çıkmaması, bir kısım kazanımların hafazanallah kaybedilmemesi için yüzde bir ihtimalle oraya gitmeniz bu hususlara zarar verecekse işte ben o endişeyle, şahsım adına değil de o endişeyle gitmek istemem. …Gittiğimde oraya birileri, işin rövanşı peşinde koşan birileri, bazı müesseselere zarar vermek suretiyle idareyi zor durumda yüzde bir ihtimalle bırakacaklarsa şayet, Türkiye 'deki olumlu şeylerde bir duraklama olacaksa şayet, ben bir müddet daha ömrüm vefa ederse burada kalarak yaşayacağım.”

Demek ki Fetulah Gülen’in bir “gayeyi hayali”, bir “mefkûresi” var ve bir kısım kazanımların (artık o kazanımlar neyse!) kaybedilmemesi için dönmek istemiyor. Gülen’e göre “rövanş peşinde koşan birileri” “bazı müesseselere” (artık bu müesseseler neyse!) zarar vermek suretiyle Fetullah Gülen’in gayesi yönünde bir duraklamaya sebep olabilecekleri için, bir müddet daha yurtdışında kalmayı yeğliyor Hocaefendi…

Peki, bu rövanş peşinde koşan kişiler, bazı müesseselere zarar vererek idareyi zor durumda bırakmak için hangi imkânlara sahip olabilirler ki? Acaba kazanımların kaybedilmesine neden olabilecek ne tür bir güç ya da araç var ellerinde? Ayrıca bu “rövanş peşinde koşan kişilerin” elinde artık ne varsa ya da ne tür imkânlara sahiplerse, bunun da Fetullah Gülen’in şahsi varlığı ya da kişiliği veya geçmişi ile doğrudan ilgili olması gerekir. Yoksa Gülen neden dönmek istemesin, neden korksun ki?

Fetullah Gülen, bu konuda bir açıklama yapıyor mu peki?

Çok açık bir şekilde, bir şeyler söylemiyor. Ama konuşmasının gözyaşları içinde geçen, hüngür hüngür ağlayarak söylenen bir bölümü var ki, insanı bu konuda gerçekten de düşündürüyor. Şöyle diyor Gülen:

“Dünya adına hiç bir sevdam olmadı. Hiç bir şeye bağlanmadım. Hayatımı çok cazip şeyler ayağımın ucuna kadar geldiği halde bu da benim için olsun falan demedim, düşünmedim. Tek şey, namı celili Muhammedi dört bir yanda şehval açsın istedim ben. Ama o mevzuda denecekleri doğru diyemedim. Söylenecekleri söyleyemedim. Nefsimi karıştırdım. Sesimi ayarlayamadım.

İşte bu son sözler, 8 Mart 2009 tarihinde BELLEK’te “Bu Ülkede Tek Akıllı Fetullah Gülen mi?” başlığı ile yayınlanan yazıda yer alan aşağıdaki satırları anımsattı bana:

Bu durumda ister istemez insanın aklına “komplo teorileri” geliyor. “Acaba” diyorum, “bugüne kadar Fetullah Gülen ile ilgili açıklanmayan, kamuoyunun bilmediği ve yenilir yutulur cinsten olmayan, mesela bant kayıtları, görüntüler var, üstelik bunlar suç oluşturacak içerikte ve Fetullah Gülen de bunları biliyor ve korkup onun için mi gelmiyor?” Kim bilir, belki de o “aleyhte dengeler”in değişmesini bekliyor!”

İşte bu yazıdan yaklaşık üç yıl sonra Fetullah Gülen, “Tek şey, namı celili Muhammedi dört bir yanda şehval açsın istedim ben. Ama o mevzuda denecekleri doğru diyemedim. Söylenecekleri söyleyemedim. Nefsimi karıştırdım. Sesimi ayarlayamadım” diyor!

Gülen’in bunları mecazî anlamda söylemediği, mefkûresine ulaşmasını engelleyecek somut bazı şeylerden çekinerek yurtdışında kalmayı yeğlediği bence yüksek ihtimaldir. Onun için 2009 yılında Vatan gazetesine verdiği demeçte “aleyhte dengelerin” değişmesini beklediğini ima eden Gülen, bugün de hâlâ aynı görüşte olmalı ki Başbakan’ın çağrısına olumlu yanıt vermiyor.

Oysa 2009’dan bugüne Türkiye’de ne çok şey değişti. Hem de Gülen’in ve cemaatinin istediği yönde… Oysa Gülen hâlâ bir şeylerden çekiniyor. Bu durumda o çekinilen şeylerin kurumsal ya da yasal olmadığı düşünülebilir. Çünkü yasalar da kurumlar da Gülen’e dönme çağrısı yapanların ve cemaatin istemi yönünde şekillendiriliyor son yıllarda…

Bu bağlamda Gülen’in “O mevzuda denecekleri doğru diyemedim. Söylenecekleri söyleyemedim. Nefsimi karıştırdım. Sesimi ayarlayamadım” sözleri dikkat çekici değil mi acaba? Türkiye’de devlet büyükleri ve siyasi kişiler hakkında zırt-pırt kasetlerin, videoların ortalığa döküldüğü bir dönemde yaşıyoruz. Bu durumda “birilerinin elinde de Fetullah Gülen hakkında videolar mı var acaba?” diye düşünmemek elde mi?

Eğer bu olasılık doğruysa, “iyi de kimin elinde?” sorusu da hemen akla geliyor.

Devleti on yıldır Gülen’e yakın olanlar yönetiyor. Ergenekon, Balyoz falan diyerek etkili ve yetkili konumda olan kim varsa tutuklandı, yargılanıyor. Devletin en gizli yerlerine kadar girildi, kozmik odaları bile didik didik edildi. Eğer birilerinin elinde Gülen’le ilgili bir şeyler olsaydı bugüne kadar ortaya çıkmaz mıydı acaba?

O zaman belki de başka odaklar işin içindedir. Mesela ABD olamaz mı? Acaba ABD’nin elinde Gülen ile ilgili bir şeyler mi var? Bu nedenle mi Gülen, ABD’den ayrılamıyor? Hem Türkiye’de hem de dünyanın dört bir yanında belki de bu nedenle ABD’nin istediği şekilde davranmak zorunda kalıyor. Bunun karşılığında da cemaate Türkiye’deki sistem içinde belli bir hareket alanı ve egemenlik tanınıyor.

Tabii bunları, Gülen’in ve cemaatin siyasi açıdan çok naif amaçlara sahip oldukları iddiasıyla söylemiyorum. Onların da gerek ABD ile işbirliği gerekse sistem içinde kendilerine verilen rolü benimseme ve oynama açısından istekli ve hevesli oldukları açıktır. Ama İsmet Paşa’nın da dediği gibi “büyük devletlerle dostluk kurmak, ayı ile yatağa girmeye benzer.” Gülen de 1999’dan beri “ABD ayısı” ile aynı “yatakta” değil mi? ABD’nin ise insanı kendisi ile “yatağa” sokmak için ne tür imkânlara sahip olduğu ve bu yolda yapamayacağı şey olmadığı bilinmeyen bir gerçek değil. Siyasetin bu pis yönünü örnekleyen yüzlerce örnek verilebilir.

Ayrıca ne ilginçtir, Fetullah Gülen 1999 yılı Mart ayında ABD’ye giderken, aynı yılın Şubat ayında da Abdullah Öcalan Türkiye’ye teslim ediliyor! İki olay arasında bir ilişki var mı acaba? Doğrudan bir ilgi olduğunu gösteren bir kanıt yok, ama 1999’dan sonra Türkiye siyasetinin akışı dikkate alındığında 1999’daki bu çakışmanın ilginçliği de dikkat çekiyor.

Fetullah Gülen, 1999’dan beri ABD’de… Öcalan da Türkiye’ye teslim edildiği 1999’dan beri hapis… 2000’lerin başında Türkiye tarihinin en büyük ekonomik krizini yaşıyor. Öcalan’ı asılmaktan kurtaran (ve bir anlamda PKK’yı denetim altında tutacak bir koz durumuna sokan) yasal değişiklikleri yapanlar iktidardan düşüyor, onların yerine cemaatin destek verdiği “eşbaşkan” iktidara geliyor. Ve 2002’den sonra Türkiye hızlı “ılımlı İslam”a yönelirken, ABD Kuzey Irak’a yerleşiyor ve PKK’yı kanatları altına alıyor. PKK, bugün Kuzey Irak’ta ABD’nin kanatları altındadır… Tıpkı Fetullah Gülen'in de Kuzey Amerika’da olduğu gibi… Kürt sorunu, “büyük abi”nin istediği şekilde çözüm yolundadır ve cemaat de bu çözümü siyaseten desteklemektedir.

Eğer bütün bu söylediklerimde bir gerçeklik payı varsa, o zaman Başbakan Erdoğan’ın Gülen’e yaptığı çağrının samimiyeti kuşkulu bir hal almıyor mu? Hele ki son aylarda cemaatle AKP arasındaki çekişme ve gerilim dikkate alınırsa… Böyle bir çağrının Gülen’i gözyaşlarına boğmasının, Hocaefendi’nin vatan hasretinden mi yoksa çaresizliğinden mi kaynakladığı da üzerinde düşünülmesi gereken bir diğer nokta tabii…





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 438 ziyaretçikişi burdaydı!