Blog Sitem
  Gavurun kilicini sallar
 

GAVURUN EKMEĞİNİ YİYEN, GAVURUN KILICINI SALLAR…


Anketler halkın yüzde 70’inin Suriye ile savaşa karşı olduğunu gösteriyor. Sıradan vatandaşa sorulduğunda alınan yanıt hep aynı: 

“Bizim Suriye ile ne sorunumuz var ki? Neden savaşalım?” 

Millet, Suriye ile savaşa karşı… Ama o milletin “vekilleri”(!) Meclis’te Suriye ile savaş yönünde oy kullanıyorlar. Bu da bizim “alaturka demokrasimizin” nasıl bir ucubelik olduğunun parlak bir örneği… 

Hükümete sorarsanız, Esad rejimi halkını katleden bir diktatörlüktür. “Yılan kendi eğrisini görmez, deveye boynun eğri der” misali, AKP hükümeti de işte o diktatörlüğü yıkıp Suriye’ye bu “ alaturka demokrasiyi” götürmeye soyunuyor. 

Hükümetin kuyruğu, “yavru muhalefet” MHP ise, “ulusal menfaatler” için tezkereye destek verdiğini iddia ediyor. Bir savaş sonunda Suriye’nin parçalanıp ülkenin kuzeyinde bir Kürt otonom bölgesinin ortaya çıkması, artık “ulusal menfaat” olmuştur, duyduk duymadık demeyin! Böyle bir palavrayı Türkiye kamuoyuna servis etmek de sözde “milliyetçi” etiketli MHP’ye düşüyor. Yersen tabii… 

Peki CHP? 

Onu, ne siz sorun ne ben söyleyeyim… Ana muhalefet partisi hesapta Suriye ile savaşa karşı… Ama Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun Esad ve Suriye karşıtı söylemi, neredeyse “Eşbaşkan takımı”nı bile gölgede bırakıyor. Ama ne yapsın, adı üzerinde “ana muhalefet”… O zaman muhalefet etmek, daha doğrusu öyle görünmek gerek! 

Savaşa filanca karşı, falanca taraftar, artık pek fark etmiyor, çünkü savaş fiilen başladı. Türkiye’nin Suriye sınırındaki yerleşim birimlerine bombalar düşüyor, Türk topçusu Suriye hedeflerini vuruyor, Türk jetleri Suriye’ye askeri malzeme taşıdığı iddia edilen sivil uçakları indiriyor ve hepsinden önemlisi “Özgür Suriye Ordusu” denilen çapulcu sürüsü Türkiye’den besleniyor. Adı konulmamış savaş çoktan başladı, Türkiye yavaş yavaş Suriye batağına sürükleniyor. 

“3 saatte Şam’a gideriz” diyen akıncılar mı ararsın, sınıra gidip yumruk sallayan “Rocky” özentisi cengâverler mi? “3 saatte Şam’a gitmeyi” kafaya koymuş bu aslan parçaları, kendilerini savaş alanında neden heba ediyorlar? Gazi Koşusuna katılsalar ya… Bu hızla kesin kupa alırlar! 

Peki, sonuçta Türkiye neden savaşa sürüklendi? Hani halkımız soruyor ya, “Bizim Suriye ile ne sorunumuz var ki? Neden savaşalım?” diye… Gerçekten neden savaşalım? 

Öncelikle belirtelim ki bizim Suriye ile bir sorunumuz yok. Ama “Suriye ile sorunu olanlar” ile bir sorunumuz var! İşte o yüzden savaş geldi kapıya dayandı. Emperyalizmin, ABD’nin, küresel egemenlerin eline düşmüş olmak gibi yaşamsal bir sorunu olan Türkiye’nin, “savaşa hayır” deme gibi bir lüksü yok, ne yazık ki… Hele bir de ülkeyi bu kesimlerin işbirlikçisi konumunda olan bir siyasal iktidar yönetiyorsa… 

Bölgede savaş rüzgârları eser, Ankara’da savaş tamtamları çalınırken, dün Merkez Bankası 2012 yılı Ağustos ayına ait cari işlemler dengesi verilerini açıkladı. Hükümet ve yandaşları neredeyse zil takıp oynayacaklar. Zira cari işlemler açığı 2012 yılının ilk 8 ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 33,4 oranında azalmış. Yine aynı şekilde dış ticaret açığında da 16 milyar 148 milyon dolarlık bir azalma var. Demek ki işler yolunda! 

Oysa kazın ayağı hiç de öyle değil… 

Bu azalmaya rağmen Türkiye’nin cari işlemler açığı, 2012 yılının ilk 8 ayı itibarıyla 36 milyar 82 milyon dolar… Yine dış ticaret açığı da Ağustos sonu itibarıyla 45 milyar 191 milyon dolar… 

Cari açığı, kabaca, bir ülkenin gelirinden fazla harcaması ya da tasarruflarının yatırımlarına yeterli olmaması durumu olarak tanımlarsak, Türkiye’nin ne halde olduğu da ortaya çıkar. Kısacası 2012 yılının ilk sekiz ayı sonunda gelirimizden 36 milyar dolar daha fazlasını harcamışız, yani cepten yemişiz! 

Peki, nereden geliyor bu değirmenin suyu? Nasıl karşılıyoruz bu hovardalığı? 

Yanıt belli: el kesesinden! 

Ocak-ağustos döneminde bu açığın finansmanının yüzde 78’i sıcak para ve kısa vadeli sermaye akımıyla olmuş. 

Dahası bu durum, sadece 2012 yılına özgü de değil. AKP iktidara geldiğinden beri, Türkiye başkalarının parası ile yaşayan, borç içinde kulaç atan bir ülke haline sokuldu. 2003 yılında 7,5 milyar dolar olan cari açık, 2011 yılında 77 milyar doları geçti. Açığın, gayrisafi yurtiçi hasılaya (GSYH) oranı ise yüzde 2,5’ten yüzde 10’a yükselerek dört kat arttı. Örneğin sadece 2011 yılında cari açığın yüzde 28,5’i sıcak para, yüzde 15’i kaynağı belli olmayan sermaye akımları ve yüzde 15,4’ü de kısa vadeli sermaye akımları tarafından finanse edildi. Diğer bir ifadeyle cari açığın yaklaşık yüzde 60’ı kısa vadeli ve kaynağı belirsiz mali hareketlere bağımlıdır. 

Bütün bu rakamlar ve teknik terimler, bize tek bir gerçeği gösteriyor aslında: 

Türkiye başkalarının parasına muhtaç bir ülkedir. Borç denizinde kulaç atıyor, borç ile yaşıyor. 

Bu durumda parayı veren de Türkiye’yi istediği gibi öttürüyor! 

Para kimde peki? 

"Suriye ile sorunu olanlarda…” 
Küresel egemenlerde… 
ABD ve onun güdümünde olan finans çevrelerinde… 

Türkiye de işte bu çevrelerin kucağındadır yıllardır… Bütün o sahte cennet hayatı borç üzerinde yükseliyor, bu sahte balayı başkalarının parasıyla sürüyor.  

Ve bu parayı bulmak için de, alınan borçların faizini ödemek için de yeni kaynaklara ihtiyaç var. Türkiye, bu kaynakları reel olarak karşılama imkânına sahip değil. Reel bir gelir yaratacak kaynaklar için yeni yatırımlar ve yeni istihdam gerek. Oysa bunu yaratabilmek için de daha çok ithal etmek, sonuçta daha fazla büyümek için daha fazla cari açık vermek gerek… Kısacası bu, artık yapısal bir sorundur. Kısa vadeli ekonomik önlemlerle çözülemez. 

Bu koşullarda, çarkın dönmesi için sana para veren, açığını finanse eden ülkelerin istediklerini yapmaktan, politikalarına ve bölgesel projelerine alet olmaktan başka çaren yoktur. Tabii bu sistem içinde düşünmeye devam ettiğin sürece… Alınan o borçların faizi, artık Mehmetçiğin kanıyla ödetilmek isteniyor Türkiye… Balayı sona erdi, deniz bitti artık. 

George Soros, yıllar önce vaziyeti ne çarpıcı bir şekilde özetlemişti: 

“En iyi ihraç malınız ordunuzdur.” 

“Bizim Suriye ile ne sorunumuz var ki? Neden savaşalım?” diyen halkımız, bu gerçeği görmediği sürece, evlatlarının neden kan ve ateş denizine sürüldüğünü de anlayamayacak. 

Bazı temiz kalpli yurttaşlarımız “İyi de bizi yönetenler bu durumu görmüyor mu? Vekillerimiz uyuyor mu?” diye sorabilirler. Onlara da bir Türk atasözünü anımsatmak isterim: 

“Gavurun ekmeğini yiyen, gavurun kılıcını sallar.”





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 184 ziyaretçikişi burdaydı!