Blog Sitem
  HayvanYetistiriciligi Rehberi
 

Keklik Yetiştiriciliği

Keklik, evcil ve yabani hayatta 14 alt türü olan, önemli bir ticari potansiyele sahip süs kuşlarından biridir. Avcılık, et üretimi ve yumurtası için beslenen kekliklerin eti çok lezzetli ve yağ oranı düşüktür. Beslenme ve yetiştirme kolaylığından dolayı süs kuşu yetiştiriciliğine başlamak isteyenler için uygun bir kuştur. ABD, Fransa, İspanya, Macaristan ve Çekoslavakya gibi birçok ülkede keklik üretilmekte ve bu üretilen hayvanlar özel avlaklarda avlandırılmaktadır. Ülkemizin ekolojik şartları av alanları kurulması için uygun olup yurdumuzda bu avlaklardan sadece Nazilli-Alamut köyünde vardır. A.B.D.’ ne 1951 yılında İzmir’den keklik götürülmüş ve 4 ayrı bölgeye (New Mexico, Arizona, Utah ve Nevada eyaletleri) salınarak adaptasyon çalışmaları yapılmış ve o bölgede bu keklikler ''Türk kekliği'' (Alectoris graeca kleini) olarak avlandırılmıştır. Türkiye’de en yaygın olarak bulunanı kınalı kekliktir. 5-10 yıl öncesine kadar yabani hayatta keklikler sürüler halinde bulunurken, bugün sayıları azalmış, avcılar avlayacak keklik bulamaz hale gelmiştir. Özellikle bilinçsiz avlanma ve tarımda verimi artırmak için kullanılan kimyasallar nedeniyle tabii dengenin bozulmasının tabii keklik populasyonlarının yok olmasına sebebiyet verdiği düşünülmektedir.

Fiziksel Özellikleri

Keklik dolgun vücut yapılı, kısa kuyruklu, yuvarlak kanatlı ve gagaları yem almaya uygun şekilde olup bıldırcından daha iri, sülünden daha küçüktür. Kınalı kekliklerin alnında başlayan karakteristik siyah bant şeklindeki çizgi gözlere ve oradan boynun alt kısımlarına kadar iner. Olgun yaştaki kekliklerin göğüs, sırt, ve kanatları kül grisi renkte olup, yanda çubuk şeklinde siyah çizgiler vardır. Gaga, ayak ve bacaklar kırmızı renkte olup, kınalı keklikler isimlerini bu renklerden almışlardır. Palazların dış uçucu telekleri farklı renk ve şekilde olup, bu telekler beneklidir. Dıştaki iki uçuş teleği ikinci yılın sonuna kadar dökülmez.

Erkekler 550-650 gr ergin ağırlığa sahiptirler. Ergin dişiler ise erkeklerden %10 daha hafiftir. Erkek ve dişiler aynı tüy renginde olup, olgunlaşma başlayınca erkekler mahmuzlarından tanınır. Erkeklerin mahmuzları dişilerinkinden daha büyüktür. Mahmuzlara bakılarak cinsiyet tayini yapılabileceği gibi, kesin cinsiyet ayrımı kloakaya bakılarak da yapılabilir.
 
Bakım ve Beslenme

Keklikler kafes sistemiyle yetiştirmeye uygun olup, ikili, üçlü ve daha büyük koloniler halinde bulundurulabilir. En iyi döllülük oranı daha küçük gruplarda elde edilir. Özel yetiştirmelerde 3 dişiye 1 erkek hesap edilir. Yumurtlama sezonundan önce döllülükten emin olabilmek için damızlık sürü seçimi kış sonunda yapılmalıdır. Dişi keklikler Nisan ve Mayıs aylarında yumurtlamaya başlar ve yaz ortalarına kadar devam ederler. Yumurtlama süresi günlük 16 saat ışıklandırma ile uzatılabilir. Her dişi sezonda 30-50 yumurta yumurtlayabilir. Yumurtaların günde en az 2 kez toplanmalıdır. Çünkü entansif şartlarda yetiştirilen kekliklerde, yumurtaları kırmaya yönelik davranışlara çok sık rastlanır. Keklikler genel olarak, kendi yumurtaları üzerine yatmaz, bundan dolayı yumurtaların toplanıp bir kuluçka makinesine konulması gerekir. Keklik yumurtaları, gurk olmuş küçük cüsseli tavukların altına konarak da civciv çıkarılabilir. Kuluçka süresi 24 gündür.

Keklikler kanibalizme meyillidir, bu yüzden aşırı kalabalık büyütülmemelidir.

Keklik civcivleri çabuk büyür ve büyütmek kolaydır. Civcivler çok aktif olup büyütme bölgelerinde küçük bölmelerin olması iyidir. Büyütme bölgesindeki ilk ısı 33oC olmalı ve bu ısı 3 günde 1oC azaltılarak 21oC’de sabitlenir. 6 haftalık yaşta büyütme bölümünden çıkarılmalıdır. Bu dönemde kekliklere hindi başlangıç yemi (%28 ham proteinli), bu dönemden kesim dönemine kadar da (16-18 hafta) hindi büyütme yemi (%22 ham proteinli) verilebilir.

İlk 10 hafta içinde her 100 civciv için 1m. uzunlukta bir yemlik ve sürekli su bulundurulmalı ve suluklar derin olmamalıdır.

Keklikler için gerekli yer ihtiyacı yaşa bağlı olarak değişmekte olup ilk 10 haftada 600cm2’lik alan bir keklik için yeterli iken bu yaştan sonra 18-20. haftaya kadar 1200 cm2 alan gereklidir. 3m. genişliğinde, 2m. derinliğinde, 2m. yüksekliğinde kapalı bir alanda 15 çift damızlık keklik başarılı bir şekilde yetiştirilebilir.

Bıldırcın Yetiştiriciliği


Bıldırcın yetiştiriciliği, gelişmekte olan ülkelerdeki hayvansal protein açığını karşılamak için pratik ve uygulanabilir bir seçenek olarak tavsiye edilmektedir. Çünkü,bıldırcınların vücut yapıları küçüktür, birkaç yüz adet bıldırcının küçük bir alanda muhafaza edilmesi mümkün olup, barınak ve binalarının yapımı ve gerekli malzemelerinin temin edilme maliyetleri ucuz olabilmektedir. Bıldırcının kasaplık olarak yetişme süresinin 6 hafta olması ve bu sürede tükettiği yemin miktarının az olması ekonomik krizlerden etkilenmesi daha az olabilmektedir. Bunlara ilave olarak, bıldırcınlar,köy ve aile şartlarında ticari amaçla üretimlerde, potansiyel seçkin bir yere sahiptir. Bununla beraber, bıldırcınlar, tavuk ve koyunlara benzemez, bunlar evcil içgüdüye sahip değildir ve yerleştirildikleri bir yerde kalmazlar. Bunların özgür kuş olmaları dolayısıyla, kapalı mekanda muhafaza edilmesi daha uygundur. Yumurtası çiğ olarak içildiğinde astım hastalığına iyi geldiği bilinmektedir.Bıldırcın eti, yemek lezzeti bakımından müşteriler arasında artan bir popülerite kazanmakta olup, özellikle yağı ve kolesterolü düşük hayvansal protein kaynaklı gıdaların aranmasında iyi bir alternatif olmaktadır.
Pazar ürünleri:
Bıldırcın yetiştiriciliği iki ana ürün üzerine kurulmuştur.Yumurta ve et. Yılda 250-300 yumurta verirler. Yumurtaları 9-12 gr. ağırlığındadır. Bıldırcın yumurtası, küre biçiminde olup, kabuk rengi , koyu kahverengiden maviye veya beyaza kadar ve siyah yada mavi benekli olarak çeşitli değişik karakterlerdedir.Bıldırcın yumurtası tavuk yumurtasına göre fosfor ve demir bakımından daha zengindir. Ayrıca bıldırcın yumurtasının tadı tavuk yumurtasına benzer, Bunlar genellikle, katı haşlama, salamura, kızartma yada omlet şeklinde servis yapılır ve büyüklükleri dolayısı ile çerez yada salata malzemesi olarak kullanılmaktadır. Günümüzde marketlerde bol miktarda satılmaktadır. Bıldırcın 5-6 haftalık olunca kesim çağına gelir. Canlı ağırlığı 120-150 gr.,karkas ağırlığı ise 105-115 gr. arasında gelmektedir. Islah yolu ile bu ağırlıklar daha da artırılabilir. Bıldırcın etinin, koyu renkli, yumuşak ve lezzetli olup, yemek için broiler tavukların kullanıldığı her türlü tarzda hazırlanması mümkündür. Kuşlar paketlenmeden önce, normal olarak göğüs kemikleri alınıp, bacak kemikleri yerinde bırakılır ve satış noktalarına ulaştırılır. Bıldırcın eti mükemmel bir ve Niasin B1, B2, B6 vitaminleri, mineral ve yağ asitleri ile pantotenik asit kaynağı olduğu belirlenmiştir.
Barındırma:
Et üretimi amacıyla bıldırcın yetiştirmek isteyenler besiye alacakları yavruları kendileri üretmek zorundadır. Çünkü besi için gereken yavruları üreten özel kuluçka işletmeleri yoktur. Bu nedenle üretici, damızlık yetiştiriciliği, kuluçkalık ve besicilik gibi üretimdeki çeşitli aşamaların zorluklarını göğüslemek durumundadır. Ancak bu zorluklarına karşılık küçük bir kapalı alanda yeterli ve karlı üretim yapılabilmesi gibi bıldırcın yetiştiriciliğinin önemli bir üstünlüğü vardır.
Bıldırcın işletmesi kurulacak arazide yol, su ve elektrik gibi olanaklar bulunmalı, yoksa bunlar sağlanmalıdır. İşletme sakin bir yerde kurulmalı, Pazar için iyi ulaşım imkanları olmalıdır. Yerleşim alanları içinde bıldırcın işletmesi kurulması doğru değildir. Sinek ve kokuya neden olmasından dolayı çevreden şikayetler olabilir.
Bıldırcın üretiminde damızlıkların barındırılması, yavruların büyütülmesi ve besi için kümes yada kümeslere gereksinim vardır. Ayrıca yavru üretimi için bir kuluçka birimi olmalıdır. Bu birimler kapasiteye göre ayrı binalar biçiminde yapılabileceği gibi, aynı bina içinde çeşitli amaçlara uygun bölmeler biçiminde de olabilir. Her işletme amaçladığı üretim kapasitesine göre binanın ve bölmelerin büyüklüğünü belirlemelidir.
Bıldırcın kümeslerinin yönü, yani uzun eksenin doğrultusu, kümesin sıcaklıktan etkilenmesi bakımından önem taşır. Sıcak bölgelerde yaz aylarında güneşin olumsuz etkisinden kaçınmak için uzun eksen Doğu-Batı doğrultusunda olmalıdır. Eğer saçak uzunluğu da yeterli olursa, güneş yaz aylarında dik bir yörünge çizdiği için kümes içi sıcaklığının aşırı yükselmesi önlenmiş olur. Sıcak olan bölgelerde 1.5 m. ye varan saçak uzunlukları önerilmektedir. Soğuk bölgelerde kümesler Kuzey-Güney yönünde yapılabilir. Böylece kümesin daha çok ısınması sağlanabilir. Yüksek yerlerde ve deniz kıyılarında kuvvetli rüzgar zararlı bir etmendir. Bundan dolayı kümeslerin rüzgara açık olarak yapılması doğru olmaz.
Kümesler açık yada kapalı olarak yapılabilir. Ülkemiz koşullarında açık kümesler(perdeli-pencereli) tercih edilebilir. Kümeslerin yada kümes içinde çeşitli amaçlar için kullanılacak bölmelerin büyüklüğü, öngörülen üretim kapasitesine, barındırma sistemine (kafes veya yer) ve kuşkusuz sermaye durumuna göre değişir. Yerde yetiştirme tercih edilirse yataklı sistem kullanılabilir. Bu durumda yazın yetiştirmede 3-5 cm., kışın 5-8 cm. Yüksekliğinde odun talaşı, çeltik kavuzu veya saman yataklık olarak kullanılmalıdır. Kümes büyüklüğünün belirlenmesinde ölçü olarak metre kare taban alanında barındırılacak hayvan sayısının alınması gerekir. Erişkin bıldırcınlarda optimal kümes ısısı 21-27 0C arasındadır.
Bıldırcın Kafesleri :
Kafes sistemi hem et ve yumurta üretiminde hem de büyütme döneminde yaygın olarak kullanılmaktadır. Bir kafes gözünün taban ölçüleri olarak 15 x 15 , 15 x 20 , 15 x 25 cm boyutlarından herhangi biri seçilebilir. Yükseklik ise 15- 17 cm olmalıdır. Bu boyutlardaki bir kafes gözüne 2 – 4 bıldırcın konulabilir.Küçük ölçüde yapılırsa bir erkek bir dişi, büyük ölçüde olanına ise bir erkek 2-3 dişi konması uygundur.
Apartman tipi kafes sisteminde her kafes katının altında gübre birikmesi için eternit ten düz bir yüzey bulunmalıdır. Bu katlarda biriken gübre otomatik olarak yada insan gücü ile temizlenebilir. Kaliforniya tipi kafeslerde ise gübre doğrudan kümes tabanına düşer ve orada birikir. Gübrenin sık sık toplanıp dışarı çıkarılması kümes havasının temizliği açısından iyidir. Hangi tip kafes olursa olsun, kafes taban ızgarasının delik boyutları 1 x1.5 cm olmalıdır. Arka, üst ve yanların ölçüleri ise 2.5 x 4 veya 2 x 5 cm olmalıdır. Kafes tabanının yumurtalık yönüne doğru 15 eğimli olması gerekir. Böylece yumurtanın yuvarlanarak yumurtalık kesimine gelmesi ve kolayca toplanması sağlanır. Yumurtalığa boydan boya bir lastik hortum veya sünger şerit takılması yuvarlanan yumurtanın tele çarparak kırılmasına engel olur. Bıldırcın yumurtalarının kabukları ince ve dayanıksız olduğundan bu önlemin alınmasında büyük yarar vardır. Bıldırcınlar kafeslerde büyük gruplar halinde de barındırılabilir. Grup düzeyinde barındırmada bir gruptaki bıldırcın sayısı 50 den çok olmamalıdır. Aşağıda bu tip barındırma için uygun ölçüler verilmiştir.
25 bıldırcın için : 60 x 60 x 30 cm
50 bıldırcın için : 60 x 120 x 30 cm
Sıçramalar nedeni ile incinme ve yaralanmalara engel olmak için yüksekliğin 30 cm yi geçmemesi gerekir.
Bıldırcın Üretimi
Üretim, kuluçka makinalarına yumurta konularak yapılır. Bıldırcınlar çok kısa sürede cinsel olgunluğa erişirler. Dişiler yaklaşık 42 günde yumurtlamaya başlar.Erkek bıldırcınlarda ise sperma üretimi 36 gün gibi daha erken bir yaşta başlamaktadır. Ancak, döllü yumurta bulmak kolay değildir. Her erkek bıldırcına 2-3 dişi verilmelidir. Bu şekilde döllü yumurta oranı artmaktadır. Bıldırcın üretimi için, damızlık bıldırcın alınıp, onların yumurtası ile işe başlanabilir. Ancak söz konusu bıldırcınlar 2-3 haftalıktan daha yaşlı olmamalıdır. Bıldırcınlarda yumurtlamaya başlama yaşı 35-50 gün arasında değişir. Yaklaşık 56-60 günlerde en yüksek düzeye erişir. Doğal aydınlatma durumunda Mart ayında Eylül’e kadar 50-100 kadar yumurta yaparlar ve sonra 1.5 aylık tüy değiştirme dönemine girerler. Modern yetiştirme koşullarında ise yıl boyunca 250-300 yumurta verir. Optimum aydınlatma süreleri 14-18 saattir.
Kuluçkalık yumurtaların seçiminde temizlik, kabuk sağlamlığı ve ağırlık göz önüne alınması gereken özelliklerdir. Damızlıklardan elde edilen yumurtaların biriktirilme zorunluluğu varsa, uygun koşullarda tutulmalıdır, ortam sıcaklığı 16-18 0C, oransal nem ise %75-80 arasında olması istenir. Makineye konulacak yeterli yumurta üretilmediği durumlarda yumurtalar 10-15 gün kadar biriktirilebilir. Yumurtalar raflarda ya yatay, yada sivri ucu aşağıya gelecek biçimde tutulurlar. Bir haftadan daha uzun süre bekletilen yumurtaların günde bir kez çevrilmesinde yarar vardır.
Kuluçka makinası ile bıldırcınları üretmek için makinede dört koşulu uygun biçimde yerine getirilmesi gerekir. Bunlar sıcaklık, nem, havalandırma ve çevirmedir.Bıldırcınlarda kuluçka süresi 17-18 gündür. Makinenin kuluçkalık bölmesinde sıcaklık 37,5 0C olmalıdır. Son iki günde sıcaklık 1 0C kadar düşürülebilir. Sıcaklık ve nemden başka makine ile havalandırma ve yumurtaların çevrilmesi de gereklidir. Havalandırma makinenin üst kesiminde bulunan bir yada birkaç havalandırma deliği yada penceresi ile sağlanır. Makinenin içine yerleştirilen bir vantilatör yardımı ile pis havanın çıkması ve temiz havanın girmesi gerçekleştirilir. Kuluçka süresini ilk 14 gününde yumurtalar her 2-4 saatte bir kez yada günde en az 5 kez çevrilmelidir. Otomatik çevirme yapılacaksa saatte bir kez yapılmalıdır.Son iki gününde yumurtalar çıkış bölmesinde tutulurlar.
Makineye konulan her yüz yumurtadan çıkan yavru sayısı kuluçka randımanını verir.
Makineye konulan her yüz yumurtadan döllü olanlarının sayısı döllülük oranını verir.Uygulama kolaylığı açısından döllülük denetimi çıkıştan 2-5 gün kadar önce yumurtaların çıkış bölmesine alınması sırasında yapılır.
Döllü yumurtalardan çıkan civcivlerin yüzdesi çıkış gücünü verir.
Kuluçka kapasitesinin ve damızlık sürü büyüklüğünün hesaplanması:
Pazar araştırması sonucunda haftada 1000 adet bıldırcın satabileceği belirlenmiş ise, bu miktarın %10 kadar fazlasını her hafta makineden çıkarmak gerekir. Çünkü büyütme döneminde bıldırcın yavrularının yaklaşık %5-10 unun ölebileceği düşünülmelidir. Böylece müşterilere yapılacak bağlantılar aksatılmadan gerçekleştirilebilir. Her hafta 100 adet yavru çıkarabilmek için %90 döllülük oranı ve %80 çıkış gücü varsayımı ile yaklaşık 1550 adet yumurtaya gereksinim vardır. Öyle ise her gün damızlık sürüden yaklaşık 225 adet yumurta almalıyız. Bunları bir hafta boyunca biriktirerek makineye koyarız. Her hafta konulan 1550 yumurtanın %90 kadarının döllü olduğunu düşünürsek, kuluçka süresinin 15. gününde 1376-1400 adet dolayında döllü yumurtanın makinanın çıkış yerine alınması gerekir. Bu durumda çıkış yeri kapasitesi 1400 yumurtalık olan bir makine gereklidir. Haftada bir kez yumurta konulmasına göre kuluçkalık yerinin kapasitesi ise bunun iki katı kadar olmalıdır.
Makinaya her hafta konulacak yumurtaları biriktirmek için günde 250 yumurta elde etmek gerekir. Bunun içinde 350-360 kadar dişi damızlık bulundurulmalıdır. Her kafes gözünde bir erkek bir dişi barındırırsak dişi sayısı kadar da erkek gereklidir.
Burada verilen sayısal değerler döllülük oranı %90 Çıkış gücü %80 ve yumurtlama randımanı %70 gibi ölçütlerin üst sınırları alınarak hesaplanmıştır. Bu üst değerlere erişmek oldukça güçtür
Bakım :
Civcivler, çok katlı ana makinelerinde veya yerde büyütülür. Sıcaklık başlangıçta 35-36 0C olmalı, her hafta 3 0C azaltılmalıdır. Asla 22 0C in altına düşürülmemelidir. Tel ızgara tabanlı geniş kafeslerde de büyütme yapılabilir. Hayvanların birbirini gagalamamaları için gaga kesimi yapılmalıdır. Ayrıca gagalamayı önlemek için ışık şiddeti azaltılır. Kuru yonca demetleri asılırsa, hayvanları meşgul eder. 30 x 30 cm. lik bir alana üç haftalık 20 adet genç bıldırcın konabilir. 5. haftadan itibaren bıldırcınların yumurta kafeslerine alınmaları gerekir. Eğer yetiştiricilik yerde yapılacaksa, bıldırcınlar için özel yapılmış yumurta kutuları hazırlanmalıdır. Yumurtlama kutularının içine ot ve saman serilmelidir. Bıldırcınlarda ilk 7 gün 24 saat 2-5 mum luk aydınlatma 8-40 gün doğal gün uzunluğu veya 8 saat 0.5-2 mum luk, 41 günden sonra 16 saat 0.5-2 mum luk aydınlatma yapılır.
Cinsel olgunluğa gelmiş bıldırcınlarda göğüsün üst kesimi ve boğaz tüyleri erkeklerde kahve rengimsi kırmızı tüyler olasına karşılık, dişilerde siyah benekli gri tüyler bulunur.
Besleme :
Bıldırcın yavruları çok hızlı gelişir. Bu nedenle başlama yemlerinde %25-28 düzeyinde protein bulunmalıdır. İlk 3 hafta boyunca yavruların başlama yemi ile beslenmeleri gerekir. Bu dönemde enerji gereksinimi ise 2600-3000 Kcal ME/kg dır. Genellikle ilk üç haftalık dönemde yüksek proteinli ve enerjili hindi civciv yemi kullanılması önerilir.
Sağlık koruma önlemleri :
Bıldırcınlar hastalıklara karşı diğer kanatlılar kadar duyarlı değildir. Bıldırcınlarda yalancı vebadan dolayı hiçbir ölüm kaydedilmemiştir. Bıldırcınlarda enfeksiyöz hastalıklar metabolik ve diğer diğer (A ve E vitamin eksikliği gibi) hastalıklar görülebilir. Bu nedenle bıldırcın üretiminde de hastalıklara karşı gerekli önlemler alınmalıdır. Aşağıdaki önlemlerin yerine getirilmesinde yarar vardır.
- Bıldırcınlar diğer kanatlılardan ayrı bir yerde yetiştirilmelidir.
- Ölü bıldırcınlar fark edilir fark edilmez alınarak yakma yada gömme yolu ile yok edilmelidir.
- Kümes tabanı kuru tutulmalıdır.
- Suluklar her gün temizlenmelidir.
- Hasta bıldırcınlar hemen ayrılmalıdır.
- Kümes giriş ve çıkış kontrol altına alınmalı ve herkesin gelişi güzel kümese girmesi engellenmelidir.
- Temiz tozsuz ve küfsüz yataklık kullanılmalıdır.
- Yemlik suluk vb. gereçler her kullanımdan önce temizlenip uygun bir dezenfektan ile dezenfekte edilmelidir.
- Her yeni grup hayvanların konulmasından önce de temizlenip dezenfekte edilmelidir.
Önemli hastalıklar :
Bıldırcın hastalığı (Ülseratif Enteritis) Bıldırcınlara özgü bakteriyel bir hastalıktır. Bağırsaklarda yanma ve ülserleşme oluşturur. Bıldırcınlar bu hastalığa karşı oldukça duyarlıdır ve yavrular arasında hastalığa yakalanma %15-100 arasında değişmektedir. Damızlıklarda daha az görülür. Etmeni aerobik bir bakteridir. Bulaşma gübre yolu ile olur. Hastalığa yakalananlar gittikçe zayıflar ve kondisyonlarını hızla yitirirler. İshal genel bir belirtidir. Dışkıları genellikle sulu ve beyaz renklidir. Tüylerin kabarıklığı, halsizlik ve gözlerin kapanması diğer belli başlı belirtiler olarak kabul edilir.

ANKARA TAVŞANI YETİŞTİRİCİLİĞİ


Ankara Tavşanının yetiştirilmesinin ilk amacı yün üretimidir. Kökeni Türkiye-Ankara olmasına karşın Türkiye'de nesli tükenmiştir.Ankara Tavşanı yetiştiriciliği konusunda üreticilerden gelen yoğun talep, bu hayvanın gen kaynağı olarak üretimini ve yetiştiriciliğini ülke bazında sağlanmasını gerektirmiştir. Türkiye'de tekstil endüstrisinde kullanılan Ankara Tavşanı yünü dış alımla karşılanmaktadır. Son yıllarda yurt dışından ithal olarak getirilen hayvanlarla üretimine tekrar başlanmıştır. Buna karşın dünyada Ankara Tavşanı yetiştiriciliği uzun yıllardır yaygın olarak yapılmaktadır. Ankara Tavşanı İngiliz denizcileri tarafından 1723 yılında Anadolu'da Fransa ve İngiltere'ye götürülmüştür. Almanya'da ise ilk olarak 1777 yılında Ankara Tavşanı yetiştirilmeye başlanmıştır. Günümüzde Çin, Fransa, Macaristan, Arjantin, Şili, Almanya, Brezilya tavşan yünü üreten başlıca ülkelerdir. Tavşan yününü işleyen en önemli ülkeler ise İtalya, Japonya, Almanya, Fransa, Hindistan ve Şili'dir. Dünyada Ankara Tavşanı yünü üretiminin 8000-12000 ton arasında olduğu tahmin edilmektedir. Ham Angora yününün asıl kaynağı dünya üretiminin % 90'ının yapıldığı Çin'dir. Angora yününün fiyatı tüyün uzunluğuna, inceliğine, yumuşaklığına, temizliğine göre değişmektedir.
Tekstil sanayiinde Ankara tavşanından elde edilen yüne "Angora Yünü" adı verilmektedir. Esnekliğinin artması, uçuşmasının önlenmesi ve üretim masraflarının azalması için diğer yünlerle özellikle koyun yünü ile karıştırılarak değerlendirilmektedir. Hafif, ince, izolasyon yeteneği çok iyi olan angora yününden eldiven, şapka, kazak, kumaş, battaniye vb. ürünler yapılmaktadır. Angora yününde kıl uzunluğu 10-15 cm., inceliği dişide 12 mikrometre., erkek de 11 mikrometre civarındadır. Kir ve yağlardan arındırıldıktan sonra % 6 oranında kayıp verir. Koyunda bu kayıp % 50 dir.
Ankara tavşanında boyun kısa, baş yuvarlak ve orta büyüklüktedir. Kulakları dik, iki yanı açık ve uçlarında birer püskülü vardır. Kulakların iç yüzleri ince, kısa ve seyrek tüylerle örtülüdür. Kulağın dış yüzü ipeksi ince uzun tüylerle kaplıdır. Beyaz tavşanlarda gözler kırmızıdır. Ayaklar ince uzundur ve uzun tüylerle kaplıdır. Kemikler ince ve sağlamdır. Ortalama canlı ağırlıkları 3.5-4 kg. dır. Ergin canlı ağırlık dişilerde erkeklerden daha fazladır. Bu hayvanlar 3-4 aylıkken cinsel olgunluğa gelirler. Fakat çiftleştirme için en uygun yaş 7-8 aylık yaş dır. Bir batımda 5-6 adet yavru doğuran Ankara tavşanlarında sütten kesim çağındaki kalan canlı yavru sayısı ortalama 3'tür. Yavrular 6 haftalık yaşta sütten kesilirler. Ankara tavşanlarının ekonomik ömürleri 4 yıldır.
Ankara tavşanının İngiliz, Fransız, Alman, Rus, Tanghang gibi çeşitli tipleri vardır. Ayrıca 12 değişik rengi mevcuttur. Fakat en çok tercih edileni albino olan beyaz Ankara tavşanıdır. Ankara tavşanı diğer tavşan türleriyle karşılaştırıldığında daha fazla ilgiye ihtiyaç duymaktadırlar. Yün üretimi bu nedenle işgücünün düşük olduğu ülkelerde gelişmiştir.
Tavşanlar cinsel olgunluğa geldiklerinde bireysel kafeslere alınmalıdır. Boyutu küçük olan kafeslerde hayvan bacaklarını uzatacak yer bulamadığından sürekli arka ayakları üzerinde aynı pozisyonda oturur ve bu durumda ayak tabanı yaraları oluşur. Küçük kafeslerde yünlerde keçeleşmede artar. Kafes boyutlarının 70-90x60x45 cm olması uygundur. Tabanda yataklık kullanılmıyorsa taban yaralanmalarını önlemek için kenarları yuvarlatılmış ahşap ızgara kullanılmalıdır. Optimum ızgara genişliği 25-30 mm , ızgara aralığı 10-12mm dir. Hayvan yününün temiz kalması için kafes tabanı idrar ve dışkının çabuk uzaklaşmasına olanak sağlayacak şekilde düzenlenmelidir. Kafese takılarak biriken tüyler alev makinası ile yakılarak temizlenebilir. Ancak ısının etkisi ile telin galvanizi bozularak pürüzler oluşur. Ankara tavşanlarının bulunduğu ortamın sıcaklığı 15-20 derece olmalıdır. Sıcaklığın 30 derecenin üzerine çıkması durumunda yün miktarı ve kalitesi düşer.
Bir tavşan günde ortalama 170 gr. yem tüketir. Angora kılındaki keratin kükürtlü amino asitlerce zengindir. Bu nedenle Ankara tavşanı rasyonlarındaki kükürtlü amino asit miktarı yüksek olmalıdır. Yemde %16-17 ham protein, %16.5 ham selüloz, % 2-3 ham yağ, 2750 Kcal/kg sindirilebilir enerji bulunmalıdır. Kükürtlü amino asit miktarının ise % 0.7 -0.8 düzeyinde olması istenir.
Ankara tavşanları üreme kapasiteleri yönünden değil, yün kabiliyeti yönünden ıslah edildiklerinden damızlık ve laktasyon kondisyonları diğer tavşanlara göre zayıftır.Ankara tavşanlarında elde çiftleştirme metodu uygulanır ve üreme verimi diğer tavşan ırklarından %50 oranında daha düşüktür.Uzun olan yün dişide embriyonik ölümlerde artmaya, yem tüketimi ve laktasyonda azalmaya; erkekte cinsel aktivitede azalmaya ve spermatazoit deformasyonlara neden olur. Tavşanlarda ovulasyon uyarılma yoluyla olduğu için dişiler kırkım gününde çiftleştirildiklerinde gebe kalma oranı yükselir ve embriyonik mortalite oranı düşer. Yazın fertilite, sperma volümü ve
motilitesi (aktivitesi) düşmektedir. Üreme gücünün artması için hayvana hormon verilmesi(HCG, PMSG) ve suni tohumlama uygulaması yapılabilir.Ayrıca çok sıcak yaz günlerinde çiftleşmeye bir süre ara verilebilir.Üç yaşından sonra yün üretimi ve üreme yeteneği hızla azalmaya başlamaktadır. Yün üretim miktarı ile üreme performansı arasında ters ilişki vardır.
Ankara Tavşanları ilk olarak 2 aylık yaşta kırkılmaya başlanır. Sonra her 3 ayda bir kırkılarak, yıllık 4 kırkım sonucu bir hayvandan 800-900 gr. kadar yün elde edilir. Yün verimi üzerine çok sayıda çevresel faktörün etkisi vardır. Bunlar cinsiyet, yaş, canlı ağırlık, mevsim, gebelik durumu ve kırkım aralığı gibi faktörlerdir. Dişilerde yün verimi erkeklere oranla % 15-20 daha fazladır. Gebelik ve laktasyon yün verimini 1/3 oranında azaltır. Kastre edilen erkeklerde ise yün verimi % 15-20 oranına artmakta, yem tüketimi azalmakta, hayvan sessiz, sakin bir hal almaktadır. Bu da grup halinde barındırılmasını mümkün kılmaktadır.
En kaliteli kıllar 3. kırkımda, hayvan 9 aylık yaşta iken elde edilir. Dişilerin mümkün olduğunca uzun süre üretimde kullanılması ve döl verimlerinin mümkün olduğunca azaltılması gerekir. Ebeveyn erkek tavşanların sayısı toplam hayvan sayısının % 5'i kadar olmalıdır. Yaz mevsiminde, sonbahar ve kışa göre daha az elde edilir. Alışkın biri tarafından yarım saatte bir kırkılabilir. Yün makas, elektrikli-el kırkım aleti veya yolma yöntemi ile elde edilir. Hayvana az stres vermesi, soğuğa karşı daha iyi koruma sağlaması, daha az emek ve zaman harcaması, daha fazla yün elde edilebilmesi nedeniyle kırkım aletleri daha çok tercih edilmektedir. Makasla yapılan kırkımın dezavantajı kırkımda çok zaman harcanması ve kırpık yün oranının artmasıdır. Yolma yönteminde hayvan çıplak kalacağından soğuğa direnci azalacaktır. Kırkım aletiyle yapılan kırkımda deri üzerinde 3-5 mm uzunluğunda kıl bırakabilmektedir. Ayrıca bazı ülkelerde yolma yöntemi hayvan refahı açısından yasaklanmıştır. Son yıllarda tüy dökücü ilaçlar yolma yöntemi yerine kullanılmaktadır. Bu metotta tüy dökücü ilaç doğal bitki ekstraktı olup (logodendron) yem katkı maddesi şeklinde hayvana verilmektedir. Elde edilen yün kalitesine göre gruplandırıldıktan sonra güveye karşı korunarak depolanmalıdır. Uzunluk, incelik, temizlik, yumuşaklık, keçeleşme durumu yünün kalitesini belirleyen unsurlardır.
Kırkım, tavşanların soğuğa karşı korunmalarını ve kırkımdan 5-6 hafta sonra ise yünün uzaması fazla metabolik ısının atılmasını önler. Kırkımdan sonraki dönemde ortam sıcaklığı 20 0 C'nin altında ise bir şok dönemi ve daha sonra yem tüketiminde ani bir yükselme olur. Bu durum metabolizmayı zorlar ve kan dolaşımı bozukluklarına neden olur. Bazı kronik hastalıklar akut hale gelerek ölümler ortaya çıkar. Ankara Tavşanında görülen ölümlerin % 50 ve daha fazlası kırkımdan sonraki ilk haftada ortaya çıkar. Bu nedenle kışların özellikle çok şiddetli olduğu bölgelerde kırkımların soğuk aylara gelmeyecek şekilde program yapılması uygundur. Yine Ankara Tavşanlarında midede tüy topaklanmasından (Trichobezoar) kaynaklanan mide rahatsızlıkları çok yaygındır. Hayvan kendi tüylerini yutarak tüy topaklanmasına neden olur. Bu hayvanlar yeterince yem tüketemediklerinden vücut ısılarını koruyamazlar. Ayrıca bu topaklar mideyi tıkayarak genellikle hayvanın ölümüne yol açarlar. Tüy topaklanmasının önlenmesi için hayvanlar haftada 1 kez aç bırakılarak sadece kuru ot ve su ile beslenmesi önerilmektedir. Ayrıca ananas suyu ve papaya hapının da tüy topaklanmasına karşı iyi geldiği bildirilmektedir.

 KÜRK HAYVANCILIĞI

Dünyada en kaliteli kürk elde edilen posta sahip olan, güney Amerika menşeli şinşillanın Türkiye’de üretimi 8-10 yıl gibi oldukça yenidir. Almanya ve Fransa’dan, Batı ve Orta Anadolu’ya getirilen ve oradan da ülkemizin değişik yörelerine yayılan bu hayvanın üretimi, daha ziyade sözleşmeli yetiştiricilik şeklinde yapılmaktadır. Günümüzde, Or-Köy’ün uygulama projeleri de dahil olmak üzere orman köylerinde, toprağa bağlı olmadan, şinşilla yetiştiriciliği yapan 500 kadar işletme vardır.

Şinşilla, gebelik süresi 111-128 gün olan, yılda iki kez doğum yapan ve her bir doğumda ortalama 3-4 yavru veren kemirgen bir hayvandır.

Şinşilla yetiştiriciliği, Türkiye2nin her bölgesinde, aile işletmeleri ve bunların bağlı oldukları distribütör şirketler ve kişiler tarafından yapılmaktadır. 4 dişi ve 1 erkek şinşilladan oluşan bir aile, 45x170 cm ( 7 650 ) cm2 ) alan ile 45 cm yüksekliği olan özel bölmeli kafeslerde yetiştirilmektedir. Şinşillanın ilk damızlıkta kullanılma yaşı 8-9 ay olup, damızlıkta kalma süresi 10-15 yıldır.

Tavsan

Daha çok deney hayvanı olarak ve eti için yetiştirilen tavşan; genel olarak çabuk büyüyen, hızlı üreyen ve insanlar tarafından tüketilmeyen bikisel artıkları, kaliteli beyaz ete dönüştüren

bir hayvandır. Ayrıca bakımının kolay olması, küçük alanlarda yoğun olarak üretilmesi, her yaştan işgücünün değerlendirilebildiği bir hayvancılık kolu olması, üretimin entansif koşullarda yapılabilmesinin yanında aile işletmeciliğine de çok uygun olması gibi nedenlerle son yıllarda tüm dünyada ve ülkemizde tavşan üretim çalışmaları yoğunluk kazanmıştır.

Genellikle her ırk tavşanın etinden ve postundan yararlanıldığı halde, kürk yapımı için en kaliteli post Rex ve Saten tavşanlarından elde edilmektedir. Post amaçlı yetiştirilen tavşanlar en az 6-8 aylık yaşta kesilmekte, yününden yararlanılan Ankara ( Angora ) tavşanından yılda 1 kg yün elde edilmektedir. Dünya piyasalarında çok aranılan Angora yünü; ince, yumuşak, hafif, ısı tutma kapasitesi koyun yününün 2 katı olan bir yündür.

Kapalı, iyi yalıtılmış, yeterli büyüklükte, hava akımı olmayan , aydınlık, iyi havalandırılabilen kümeslerde tavşan yetiştiriciliği, Türkiye’de, bütün kürk hayvanlarında olduğu gibi çok sıcak bölgelerin dışında tüm bölgelerde yapılabilir. Günümüzde, özellikle Beyaz Yeni Zelanda tavşanı, et ve deney amaçlı yetiştirilmektedir.

Ankara tavşanının yünü, Türkiye’ye, dünya tavşan yünü üretimdeki payı % 90 olan Çin’den getirilmektedir. Almanya ve Fransa’da, özellikle damızlık tavşan üretimi yapılmaktadır. Ankara tavşanının yıllık yün verimi, yapılan ıslah çalışmaları sonucunda ortalama 1 kg’a yükselmiştir. Yün verimi dişilerde 800-1750 g, erkeklerde 600-1450 g arası değişmektedir.

Mink

Mink, kesim hane ve kuluçkahane artıklarını değerlendirebilen bir hayvan olup; et, yumurta, balık, sakatat vb.. nine mikserden geçirildikten sonra hazırlanan yem karmaları ile beslenirler. Yem karmalarına giren taze yem hammaddelerinin çeşidi ve biçimi ile hammaddelere ve yem karmalarına uygulanan depolama vb. işlemler yönünden diğer hayvanlardan farklılık gösterir.

Mink, genel olarak soğuk iklim hayvanı olup, vücut uzunluğu 50 cm, kuyruk uzunluğu 15 cm’dir. Dişi mink ortalama 1.5 kg, erkek mink 2.5 kg ağırlığındadır. Yılda bir doğum yapar ve bir doğumda ortalama 5-6 yavru verir. Şubatın son haftası ile mart ayının ilk haftası içerisinde kızgınlık gösterir. Dört dişi için bir erkek yeterlidir. Gebelik süresi 36-72 gün arasında değişir. Postu 9-10 aylık yaşta alınır. Damızlıkta tutulma süresi 4-5 yıldır.

Mink eti, rende ring sisteminde et-kemik unu haline getirilip diğer hayvanların yemlerine karıştırılmakta, deri işleme esnasında çıkan mink yağları, rafine edilerek kozmetik sanayinde hammadde olarak kullanılmaktadır.

Mink postu üretiminde Danimarka dünyada birinci sırada yer alır. Bunda; kürk işleme tekniğinin gelişmiş olması, pazarlama olanaklarının çok iyi olması, nakliyenin yok denecek kadar az olması, yem yem hammaddelerinin kolay temin edilmesi ve depolama olanaklarının iyi olması, Avrupa’nın bir çok yerinde kurulan kürk borsaları ve fuarlarına katılmaları, bu işle uğraşanların zaman zaman bir araya gelip sorunlarını birlikte tartışmaları, önemli rol oynamaktadır.

Tilki

Tilki, her türlü kesim hane ve kuluçkahane artıklarını ve minkin tüketemediği kurumuş artık yemleri bile iyi değerlendirmesi nedeniyle, mink yetiştiren işletmelere yakın yerlerde yetiştirilmesi daha ekonomik olan bir hayvandır.

Tilki, her iklim kuşağında yaşayabilir. Genel olarak yavru verimi yüksek, yavrunun sütten kesim ağırlığı fazladır. Hızlı ve devamlı büyüyen bir hayvan olup, genellikle boyu 75-100 cm. kuyruk uzunluğu 30-40 cm’dir. Çok çeşitli renk ve varyeteleri vardır.

Tilki yılda bir doğum yapar. Mavi tikinin üreme dönemi, ocak ayının ortalarından nisan ayının başına kadar ki dönem olup, gümüşi tilkinin ise, Şubatın 2. haftasıdır. Tilkinin cinsel olgunluk yaşı 10 ay, gebelik süresi 52 gündür. Doğum, Nisan-Mayıs aylarına rastlar. Bir doğumda gümüşü tilki ortalama 4-5, mavi tilki 7-10 yavru verir. Eylül ayına kadar, yavrular anayla birlikte kalırlar. 8 haftalık yavru, eğer 1.8 kg ise sütten kesilip ayrı kafese alınır. Kızgınlık dönemi Ocak-Nisan arasıdır ve bu dönemde bir erkek bir dişi, aynı kafese konur. Hayvan 7 aylık olunca, gelişmiş tilki ağırlığına ulaşır ve 9-10 aylık çağda (Kasım-Aralık ayları) postu alınır. Tilki 9-10 yıl döl verir. Haziranın ilk günlerinden Ağustosa kadar tüy döker.

Ülkemizde tilki yetiştiriciliği çok az düzeyde olup, pazara intikal eden tilki postları, genellikle Doğu Anadolu bölgesinde yabani halde yaşayan av hayvanlarından elde edilmektedir. Bu postların kaliteli olanları yurt dışına satılmakta, diğerleri ise ülke içerisinde kürk imal edilerek pazarlamaktadır. Ülkemizde av hayvanı olan tilkiden elde edilen postun sayısı kesin olarak bilinmemekle beraber, doğadaki tilki sayısının yıldan yıla azaldığı, hatta neslinin tükenmekte olduğu bir gerçektir.

Mink ve tilki yetiştiriciliği, hava akımı olmayan, açık arazide sundurma tipli barınaklarda, özellikle serin bölgelerde yapılmalıdır.

2.1.2. Üretim Tesisleri

Şinşilla yetiştiriciliği için havalandırılabilen, güneş ışığını doğrudan almayan, doğal aydınlık (güneş görebilen ), rutubeti fazla olmayan bir oda yeterlidir. Bu görüşle, Türkiye’de üreticiler, genellikle evin küçük bir odasını, bodrum veya garaj gibi evin dışındaki mekanları, havalandırma ilavesi yaparak, bu amaçla kullanmaktadırlar. Ancak bu alanlarda hava akımının olmamasına ve fare gibi kemirgenlerin girmemesine dikkat edilmelidir. Mink ve tilki yetiştiriciliği, sundurma altına yerleştirilen kafeslerde; tavşan yetiştiriciliği, kapalı mekanlarda kafes içinde veya serbest olarak yapılmaktadır.

2.1.3. Üretim Teknolojisi

Sinsilla

Ülkemizde, özellikle besleme ve sağlıkla ilgili uygulamalar yapılmaktadır. Üreticiler, maliyetin artmaması amacıyla, hayvanların dövize endeksli rutin gereksinimi olan uygun yem, kum, taş, ot gibi maddeleri kullanmaktan kaçınmaktadırlar. Bunları niteliksizlerini kullanarak verim ve kaliteyi düşürmektedirler. Ayrıca, yeni aileler oluşturmak için dişi ve erkek hayvanların pedigri kartlarına dikkat etmemekte, rasgele hayvanları, hatta kardeş hayvanları bile çiftleştirmektedirler. Bu gibi uygulamaların mutlaka önlenmesi gereklidir.

Tavsan

Damızlık üniteler ile üretim üniteleri birbirinden ayrılmakla beraber, pazar sıkıntısı nedeniyle, tavşancılık Türkiye’de gerektiği gibi gelişmemiştir. Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü’nde et ve yün üretim amaçlı tavşan yetiştiriciliği yapılmakta, üniversitelerde ve araştırma merkezlerinde

laboratuvar hayvanı olarak kullanılmaktadır. Sekiz aylık yaştaki tavşanlardan alınan postlardan kürk elde edilebildiği halde, kaliteli kürk, aynı yaştaki Rex ve Saten tavşanlarından elde edilen postlardan yapılmaktadır.

Mink-Tilki

Kesif yeme ilave olarak kullanılan taze et, balık, kuluçkahane artıklarının karışımlarından hazırlanan yem karmaları ile beslenmektedirler. Üretim sonunda 9-10 aylık yaşa gelen mink ve tilkilerden post alınmakta, postlar işlendikten yani tabaklandıktan ve aprelendikten sonra kürk yapımında kullanılmaktadır.

2.1.4.Verim ve Üretim Miktarı

Sinsilla

Ülkemizde, ortalama hayvan başına 2-3 yavru verimine ulaşılmaktadır. Ancak bakım ve besleme, sağlık, post çıkarma ve tabaklama-apreleme uygulamalarındaki hatalardan dolayı, postlar niteliksiz, dünya standartlarına ve kürk borsalarına uygun değildir.

Tavsan

Günümüzde, ülkemizde et ve deney hayvanı olarak tavşan yetiştirilmektedir. Son yıllarda yün amaçlı olarak Ankara tavşanı üretimine yönelik çalışmalar ağırlık kazanmıştır. Ankara Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü ve Erciyes Üniversitesi Veteriner Fakültesi, TÜBİTAK desteğiyle ortak çalışmalar yapmaktadırlar.

2.2. Dıs Ticaret Durumu

Mink, tavşan, tilki, astragan ve su samuruna ait 1996-1999 yılları arasındaki ithalat ve ihracat değerleri Tablo 1’de verilmiştir.

Sinsilla

Şinşilla postlarının ham post olarak satılabilirliği, belli kaliteye ulaşılması koşuluyla yüksektir. Özel firmalar tarafından, damızlık ve yavru şinşilla ithal edilmekte, ham post ihracatı yapılmaktadır. Ancak doğru sayısal değerlendirme yapabilecek verilere ulaşılamamıştır.

Mink-Tilki

Post ve kürk ithalatı yapılmaktadır. Rakamsal değerlendirme yapılamamıştır.

2.3. Stok Durumu

Özellikle şinşilla yetiştiriciliğinde, sadece özel firmalarla, bu firmaların denetimindeki üreticilerin elinde bulunan hayvanlar bilinmektedir. Bu durumda bir stoktan bahsetmek mümkün değildir. Mink, tilki ve tavşan yetiştiriciliğinde stok yoktur.

2.4. Yurtiçi Tüketim

Şinşilla, astragan, mink, tilki ve tavşan kürklerinin yurtiçi tüketimine ait resmi kayıtlar bulunmamaktadır. Tavşan ayrıca, laboratuvar ve et hayvanı olarak da değerlendirilmektedir.

2.5. Fiyatlar

Sinşilla ile ilgili fiyatların oluşmasında, yani hayvan ve malzeme ithalatı ile post ve kürk ihracatında yurtdışı firmaların ve borsaların etkisi vardır. Post satışlarında açık artırma sistemi uygulanmaktadır. Hayvan alım fiyatları, alınan hayvanların kalitesine, cinsiyetine ve satıcı firmaya bağlı olarak değişmekte, malzemelerin fiyatları ise üretici ülkenin belirlediği fiyata, nakliye, vergi vs. eklenerek döviz endeksli olarak oluşmaktadır. Mink ve tilki kürkünün fiyatı arz-talep doğrultusunda yurtdışı piyasalarda belirlenmektedir. Tavşanda fiyat, üreticiler tarafından yem ve bakım masrafı dikkate alınarak, değişen miktarlarda belirlenmektedir.

2.6. Istihdam

Şinşilla yetiştiriciliği genellikle bir yan gelir kaynağı olup, konuyla ilgilenen ailelerde özel bir istihdam yaratmamaktadır. Ancak özellikle orman köylüleri gibi toprağa bağlı yetiştiricilik yapılamayan köylerde gelire katkı sağlayabilecek niteliktedir. Orman Bakanlığınca istihdam yaratmak amacıyla 1997-1998 yıllarında 8’er aile olmak üzere toplam 16 aileye kredi verilmiştir. Mink, tilki, tavşan yetiştiriciliğindeki istihdam alanı bulunmaktadır.

2.7. Sektörde Eğitim

Konu ile ilgili eğitim veren özel bir program yoktur. Ancak distribütör şirketler özel yetiştiricilerine gerekli bilgiyi vermektedirler. Ayrıca ziraat ve veteriner fakültelerinde lisans ve lisansüstü öğretimde kürk hayvanlarıyla ilgili çeşitli dersler açılmakta, bilgiler verilmektedir.

2.8. Sektördeki Kuruluslar ve Sektöre Sağlanan Destekler

Kürk hayvanı yetiştiriciliğinde, bazı kamu kuruluşları ( Or-Köy, Sosyal Yardımlaşma Fonu, Ziraat Bankası ) kredi vermekte, özel kuruluşlar daha çok şinşilla üretiminde distribütörlük yapmaktadırlar. Birlik veya dernekler henüz oluşmamıştır.

2.9. Pazarlama Faaliyetleri ve Altyapısı

Şinşilla postlarının pazarlanmasında, diğer bütün kürk hayvanlarına ait postların pazarlanmasında olduğu gibi; post işleme tekniği gelişmediği için sorunlar vardır. Borsaya sunulan postların, kalite düşüklüğü nedeniyle satış şansı azalmaktadır. Ancak tekniğine uygun bir biçimde kaliteli post üretildiği takdirde, dünya piyasalarında yüksek fiyatla satılabilmektedir. Mink, tilki ile tavşan postları için dünya pazarı açıktır, ancak kaliteli üretim yapıldığı takdirde bu ürünlerin satışı mümkündür.

2.10. Sektörde Arastırma Faaliyetleri ve Altyapısı

çeşitli üniversitelerin ziraat ve veteriner fakültelerinde, tavşan, şinşilla ve mink ile yapılmış olan ve devam eden bilimsel çalışmalar vardır. Ankara Tavşanı üretimini geliştirmeye yönelik olarak, Ankara Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü ile Erciyes Üniversitesi Veteriner Fakültesi tarafından destekli çalışmalar yapılmaktadır.

2.11. Diğer Sektör Ile Iliski

Kürk hayvanlarının Türkiye’de sağlık, turizm ya da çevre gibi konularla pek etkileşimi yoktur ve özellikle şinşillanın yerli hayvan olmaması nedeniyle neslinin tükenme riski de söz konusu değildir. Kapalı alanda kokusuz ve gürültüsüz yetiştirilebildiği için çevreye bir olumsuzluk yansıtmamaktadır. Kürk hayvanlarından çeşitli turistik eşya yapılarak, tavşan eti lokantalarda değerlendirilerek, turizmi olumlu yönde etkileyebilmektedir. Yem sektörü ile doğrudan ilişkileri vardır.

Damızlık sağlanması nedeniyle uluslar arası şirketlerle; yem hammaddelerinin ve karma yemin sağlanması yönünde yem sektörü ile; kafes ve diğer üretim araç-gereçler yönünden çeşitli endüstri dalları ile; hastalık ve üretim hijyeni yönünden ilaç sektörü ve sağlık kuruluşlar ile; post işleme ve tabaklama yönünden dericilik ve kürk değerlendirme endüstri sektörü ile; ürün pazarlanması yönünden, ihracatçı kuruluşlarla; bu sahada çalışacak bakıcı ve teknik elemanların yetiştirilmesi yönünden eğitim kuruluşları ile ve üretimin geliştirilmesine yönelik araştırmalar açısından üniversitelerle ilişki içindedir.

3. MEVCUT DURUM VE YAKIN GEÇMISTEKI GELISMELER

Minkin şu anda mevcut damızlık kapasitesi ve sektörde yıllık üretimi üreticiler tarafından gizli tutulduğundan, rakamsal bir değerlendirme yapılamamaktadır. Ancak yakın geçmişte yapılan bazı girişimler, yetiştirme tekniğine uygun yapılmadığından ve Köy-Tür örneğinde olduğu gibi sözleşmeli çalışma sistemine uygun olmadığından, mink üretimi gelişememiş ve sistem kapatılmıştır.

Ülkemizde, 671 bin ton tavuk eti üretiminden elde edilecek 245 bin ton artığı yedirmek suretiyle 2 600 000 adet post üretmek mümkündür. Bunların yanında balık ve balık artıkları ile büyükbaş kesim hane artıkları da değerlendirildiğinde, bu rakam % 15-20 dolayında artırılabilir.

Avrupa ve Amerika’da tilkinin ticari olarak yetiştirilmesi minkten daha önce başlamıştır. Özellikle gümüşi ve mavi tilki oldukça önem kazanmıştır. Ülkemizde tilki postundan yapılan kürk , avcılık ve mink çiftliklerinin yanında yapılan yetiştiricilik ürünleri olup, üreticiden rakamsal değerlendirme yapılabilecek bilgi alınamamıştır.

Türkiye’de şinşilla yetiştiriciliği küçük çapta başlatılmış olmasına rağmen asıl gelişimi 1992 yılının ikinci yarısına rastlamaktadır. Günümüzde bazı Alman ve Fransız firmalarının Türkiye’de kurduğu ana bayilikler yoluyla, özellikle İzmir, İzmit, Çankırı, Denizli, Kastamonu, Ankara ve Antalya dolaylarında 500’e yakın işletmede özel üretim yapılmaktadır. Şinşilla üretimini sağlayan özel sektöre ait bayiler, her biri 4 dişi 1 erkekten oluşan damızlık aileler ithal ederek, küçük işletmelere dağıtmaktadırlar. Kamu sektöründe mink, tilki ve şinşilla üretimi yapan ve araştırma çalışmalarını sürdüren üniversitelerin dışında hiçbir kuruluş yoktur. Tavşan üretiminde tek kuruluş, 300 dişi anaç kapasiteye sahip Ankara Tavukçuluk Araştırma Enstitüsü’dür. Türkiye’de tavşancılık konusunda üretim ve tüketime ilişkin istatistiksel değerlendirme yapılmadığı için özel kuruluşlara ait üretim miktarı bilinmemektedir. Entansif üretim yapan birkaç özel işletmenin dışında Türkiye’de tavşancılık, küçük aile işletmeleri şeklinde yapılmaktadır.

DEĞERLENDIRME VE ALINMASI ÖNGÖRÜLEN TEDBIRLER

· Halen diğer hayvancılık alanlarında verilmekte olan kontrollü zirai kredilerin miktarının artırılması ve öz kaynak kredi paylarının 70:30 yerine 50:50 şeklinde düzenlenmesi uygun olacaktır.

· Kredi verilmeden önce bu tür faaliyetlerin öncelikle nerelerde yapılması gerektiği tespit edilmeli; bu bölgelerde tüketilecek hayvansal yem kaynaklarının ( kesim hane ve balık artıkları gibi ) kolaylıkla bulunabileceği yerlerde, işletmeler, yem yapımı için tesisler ve işleme üniteleri kurulmalıdır. Bunlara, bu konuda eğitim almış uzman kişilerin denetimi altında teşvik kredileri ve zirai krediler verilmelidir.

· Kürk hayvancılığı için en büyük sorunu oluşturan kürk işleme sanayi geliştirilmesi, üretim ve değerlendirme konularında deneyimli bir teknik denetleme kurulu oluşturulmalı; üretimde alt yapının ( bina, kafes, araç-gereç vb. ) kurulmasından damızlık ithaline ve elde edilen ürünün son işlemlerinden ( post çıkarma, kürk işleme vb. ) pazarlanmasına kadar tüm üretim halkaları bu kurulca denetlenmeli; bunun yanında, yurtiçinde işleme teknikleri geliştirilinceye kadar gümrük vergisi düşürülmeli veya başka kontrol edici bir düzenleme getirilmelidir.

· Ülkemizde bu alanda kullanılacak aşı ve ilaç üretimi olmadığından bunların ithalinde kolaylıklar sağlanmalıdır.

· Bakım ve besleme, sağlık, ürünlerin işlenmesi ve pazarlanması ile sermaye gibi konuların daha kolay çözümü için entegre üretim özendirilmelidir.

· Gazete, TV yayın organları ve TEMA vakfı gibi kuruluşlardan yararlanılarak kürk hayvanlarını tanıtan programlar yapılmalı, bu hayvanların bakım ve beslenmesi konularında halk aydınlatılmalıdır.

· İlgili kuruluşlar yurtdışındaki yayınlara üye olmalı, çiftçiye haber ve eğitim amaçlayan dergi ve broşür dağıtılmalıdır.

· Kürk hayvanlarının bakım ve beslenmesi ile post işleme tekniği konularında elemanların uygulamalı eğitimi için yurtdışı eğitim bursları verilmeli; eğitim ve araştırma ünitelerinde belirli dönemlerde eğitim programları yapılmalıdır.

· Özellikle tavşan eti tüketim alışkanlığı kazandırılmalı, postundan çeşitli aksesuar ve oyuncak yapılabileceğine dair tanıtım programları düzenlenmelidir.

· Kürk hayvanlarının hastalıklarını teşhiş ve kontrol laboratuarları kurulmalı ve bu konuda çalışacak uzman veteriner hekim sayısı artırılmalıdır.

· Verimliliği artırmak ve çeşitli konularda yetiştiricinin sorunlarına çözüm getirmek amacıyla, araştırma faaliyetinde bulunan kürk hayvancılığı birimleri kurulmalıdır.

· Kürk hayvanı yetiştiricileri eğitim üniteleri ve araştırma istasyonları işbirliği yapmalıdır.

· Üniversite, Bakanlık, yetiştirici ve pazarlayıcı temsilcilerinden oluşan danışma kurulu daha etkin kılınmalı ve kurulun yılda en az bir kez toplanması sağlanmalıdır.

· Kürk hayvanı yetiştiricilerinin örgütlenmesi teşvik edilmelidir.

· Damızlık hayvan ve materyal ithalinde bürokratik işlemler, yetiştiricilikte sorunlara yol açmayacak biçimde, azaltılmalıdır.

 

Kürk hayvanı üretimi, kürk elde etmek amacıyla yapılan bir hayvancılık dalıdır. Doğal dengeyi bozuyor gibi görünen bu hayvancılık dalı, doğal dengenin, özellikle doğal hayvan populasyonunun korunmasında önemli bir fonksiyon üstlenmektedir. Kürk giyme veya kullanma isteklerinin önlenememesi nedeniyle artan talebe cevap verebilmek için, avlanarak elde edilen postlardan kürk yapılmaktadır. Kürk yapımında, kurşun deliği olan postlar kalitesiz olduğundan , avlanma yönteminde tuzak veya ilaç kullanımı önerilmektedir. Bilindiği gibi doğada bu yöntemle , kürk hayvanı dışındaki hayvanlar da aynı derecede yakalanma şansına sahiptirler. Bu olay da, hem doğadaki hayvanların doğal dengesi bozulmakta, hem de doğada bulunan yemlerle dengesiz beslenen hayvanlardan elde edilen postlardan yapılan kalitesiz kürkler piyasaya sürülmektedir.

Et elde etmek amacıyla yapılan hayvancılık gibi, kürk elde etmek amacıyla , hayvanı dengeli besleyerek , uygun barınaklarda , kontrollü ve talebe göre sınırlı düzeyde yapılan kürk hayvancılığı ;kürk hayvanını ve doğal dengeyi korumak, çevre kirliliğini önlemek, kaliteli ürün pazarlamayı teşvik etmek bakımından geliştirilmesi gereken bir hayvancılık dalıdır. Bu görüşle; ülke ekonomisi, iklim ve doğal koşullar ile arz-talep durumu dikkate alınarak, kürk hayvanı üretiminde; şinşilla, tavşan, mink, tilki ve Karagül koyunu üretimi esas alınmıştır.
 

Koyunculuk


Koyun et, süt, yapağı, deri ve gübreleri ile insanlara ekonomik güç veren önemli bir hayvandır.

Hem çiftçi hem de ülke ekonomisini kalkındırmak için koyunculuğun yaygınlaştırılması gereklidir. Ama bakım ve beslenme koşullarının iyileştirilmesi, öte yandan koyunların saf yetiştirme ve melezleme yolu ile ıslah edilerek verimliliğin artırılması şarttır.

Öyleyse koyunculuğun doğal ve ekonomik koşulların gerektirdiği yönde gelişebilmesi için, mevcut yetiştirme tekniklerinin geliştirilmesi ve yetiştiricilerin yenilikleri bilmesi ve uygulaması gerekir.

Koyunculuk yapmaya karar verdiğimiz takdirde öncelikle yaşadığımız bölgeyi iyi tanımamız ve ona göre uygun ırkla çalışma yapmalıyız.

Genel olarak Anadolu’nun iç kısımlarında yağlı kuyruklular, denize yakın bölgelerde ince kuyruklular yaygındır.

Yağlı kuyruklu koyunlar Morkaraman, Akkaraman, Dağlıç ve İvesidir. İnce kuyruklu koyun ırklarımız ise Kıvırcık, Sakız, Karayaka ve Merinostur.

MORKARAMAN

Genel olarak Doğu İllerimizde yetiştirilir. Vücut renkleri kızıldan mora kadar değişmekte baş, burun, karın altı ve bacaklar çıplaktır. Yağlı kuyrukludur.

Anaçlarda canlı ağırlık 50-60 kg, süt verimi 50-60 Litre kirli yapağı verimi 2-2,5 kg. olup her 100 koyundan 95-105 kuzu alınmaktadır.

Süt kesiminden sonra 3 aylık besleme ile 20-25 kg. karkas alınabilir.

AKKARAMAN KOYUNU

Batıda Eskişehir ve Kütahya’dan başlayarak Doğuda Sivas’a kadar, sahil bölgeleri dışında Orta Anadolu’da ve geçit bölgelerinde yetişir.

Bunlarda vücut beyaz renkli yapağı ile örtülüdür. Ağız, burun, göz çevresi, kulak ve ayaklarda siyah lekelere rastlanır. Yağlı kuyrukludur.

Anaç koyunlarda canlı ağırlık 40-45 kg. süt verimi 50-60 Litre kirli yapağı verimi 1,5-2 kg.dır. 100 koyundan 100-110 kuzu alınır.

Süt kesiminden sonra 3 aylık besleme ile 20-22 kg. karkas verebilir.

DAĞLIÇ KUYUNU

Sakarya nehrinden başlayıp Ege Bölgesinin kıyı İllerine kadar uzanır.

Vücut beyaz renkli, kaba karışık yapağı ile örtülüdür. Ağız, burun, göz etrafları ve ayaklarda siyah lekeler görülür. Erkekler helezoni boynuzlu, dişiler boynuzsuzdur. Kuyruk yağlı olup kalp şeklindedir.

Anaç koyunlarda canlı ağırlık 35-40 kg., süt verimi 40-50 Litre, kirli yapağı verimi2-2,5 kg.dır. 100 koyundan 90-100 kuzu alınır.

SAKIZ KOYUNU

İzmir İlinde özellikle Çeşme İlçesinde yetişir. Vücut beyaz renkli, kaba-karışık yapağı ile örtülüdür. Baş ve bacaklarda siyah lekeler vardır. Erkeklerde kuvvetli, kıvrımlı boynuz bulunur. Dişiler boynuzsuzdur. Uzun yağsız kuyrukludurlar.

Anaç koyunlarda canlı ağırlık 40-45 kg., süt verimi 120-180 Litre dir. 100 koyundan 180-200 kuzu alınır. Bu yöre dışına çıkarıldığında bu verim alınamamıştır.

KIVIRCIK KOYUN

Trakya ve Marmara’nın Güneydoğusundaki İllerde Ege Bölgesinin Manisa, İzmir, Aydın İllerinde yetişir.

Vücut beyaz renklidir. Erkeklerde beyaz renkli kıvrımlı boynuz olup, dişiler boynuzsuzdur. İnce uzun kuyruğu vardır.

Anaç koyunlarda canlı ağırlık 40-42 kg., süt verimi 60-90 Litre, kirli yapağı verimi 1,5 kg. dır. 100 koyundan 110-130 kuzu alınmaktadır. Et kaliteli olup, süt kesiminden sonra iki aylık besleme ile 17-18 kg. karkas verebilir.

KARAYAKA KOYUNU

Karadeniz kıyı şeridinde özellikle Sinop, Samsun, Ordu, Giresun ve Tokat İllerinde yetiştirilir.

Vücut beyaz renkli kaba yapağı ile örtülüdür. Erkeklerde kalın kıvrımlı boynuzlar olup, dişilerde boynuz yoktur. Kuyruk yağsız ince ve uzundur.

Anaç koyunlarda canlı ağırlık 35-40 kg., süt verimi 40-45 Litre olup, kirli yapağı verimi 1,5-2 kg.dır.

İVESİ KOYUNU

Suriye sınır boyunda Şanlıurfa, Gaziantep ve Hatay İllerinde yetişir.

Baş ve bacaklar kahverengi vücudu ise beyazdır. Yağlı kuyruklu koyunlardır. Erkekler boynuzlu, dişiler boynuzsuzdur.

Anaç koyunlarda canlı ağırlık 44-48 kg. süt verimi 90-155 Litre, kirli yapağı verimi 2-3 kg.dır.

KARACABEY MERİNOSU

Balıkesir, Bursa yörelerinde yetiştirilir. Anaç koyunlarda canlı ağırlık 55-70 kg., süt verimi 50-55 Litre, kirli yapağı verimi 3,5-4 kg.dır.

100 koyundan 125-130 kuzu elde edilir. Vücut beyaz renkli kuyruk ince uzundur. Erkeklerin çok azında boynuz görülür, dişiler boynuzsuzdur.

KONYA MERİNOSU

Vücut beyaz renkli yapağı ile örtülüdür. Erkek ve dişiler boynuzsuzdur. Kuyruk yağsız ince ve uzundur.

Anaç koyunlarda canlı ağırlık 54-56 kg., süt verimi 40-50 Litre, kirli yapağı verimi 3,6-3,8 kg. olup, 100 koyundan 130-140 kuzu alınır.

MALYA KOYUNU

Vücut beyazdır. Baş ve bacaklarda siyah lekeler bulunabilir.

Yarım yağlı kuyruklu koyunlardır. Ancak koyunlarda canlı ağırlık 45-50 kg.dır, kirli yapağı verimi 2,4-2,8 kg.dır.

GÖKÇEADA KOYUNU

Gökçeada ve Çanakkale çevresinde yetişir. Beyaz yapağılı ince uzun kuyruklu, küçük cüsseli bir ırktır. Erkekler boynuzlu, dişiler boynuzsuzdur.

Anaç koyunlarda canlı ağırlık 35-40 kg.dır, süt verimi 50-60 Litre, kirli yapağı verimi 2-2,5 kg.dır.

TUJ KOYUNU

Türkiye’nin Kuzeydoğu İlleri Kars, Ardahan ve Iğdır bölgelerinde yetiştirilir.

Anaç koyunlarda canlı ağırlık 38-42 kg., süt verimi 55 Litre, koçlarda yapağı verimi 3-5 kg.dır.

HERİK KOYUNU

Sivas, Amasya, Sinop, Samsun, Trabzon ve Çorum İllerinde dağlık bölgelerde yetişir.

Küçük cüsseli erkekler boynuzlu, kuyruk yağlıdır.

HEMŞİN KOYUNU

Karadeniz sahillerinde Artvin dolaylarında yetişir. Kahverengi olmalarına karşın siyahları da vardır. Et ve yapağı kalitesi düşüktür.

TAHİROVA KOYUNU

Ege ve Marmara Bölgesinde yetişir. Melezdir. Yavru ve süt verimi yüksektir.

ÖDEMİŞ KOYUNU

Batı Anadolu’da Ödemiş çevresinde yetişir.

DAMIZLIK SEÇİMİ

Bölgemize göre yetiştiriciliğini yapacağımız koyun ırkını seçtikten sonra iyi bir damızlıkla işe başlamak başarıyı arttıran en önemli şartlardan biridir.

Seçilen damızlık;

- Vücudu düzgün ve kusursuz

- Kendi ırkının özelliklerini taşıyan

- Yüksek verimli, hastalıksız, döl verimi yüksek ve uzun ömürlü olmalıdır.

Damızlık olacak etçi koyunda mümkün olduğu kadar büyük, derin geniş ve dolgun bir vücut yapısı gözlenmelidir. Baş kısa ve geniş, boyun kısa ve kalın olmalıdır. Gögüsün geniş derin ve kaburgaların mümkün olduğu kadar dışa dönük olması istenir.Bol et veren sırt, bel ve sağrının düz bir hat oluşturması ve olabildiğince geniş olması istenen etçi özelliklerdendir.

Damızlık sütçü koyunlarda kemikler ince boyun uzun vücut yüksek ve uzundur. Sağrı uzun ve arka bacakları arası büyükçe memeye yer verecek şekilde olmalıdır.

Karın nisbeten gelişmiş memeler yeter büyüklükte ve bezel meme özelliğindedir. Baş kuru, asil ve zarif yapıda olmalıdır. Kulaklar büyük ve nisbeten sarkıktır. Süt verimi ile tanınmış ırklar boynuzsuz veya zarif boynuzludur.

Koçun yumurtaları ne kadar büyükse döllenme kabiliyeti o kadar iyidir.

SÜRÜDEN AYRILMASI GEREKEN KOYUNLAR

- Dişleri ve tırnakları bozuk olanlar

- Çok yaşlı, çok zayıf koyunlarla kavruk kalmış koyunlar

- Kısır koyunlar, çok az süt verenler

- Yapağıü kısa, seyrek ve dökülüyorsa

- Özellikle Merinos ve kıvırcıklarda lekeler varsa

- Yapağı körü varsa

Bu tip koyunlar sürüden atılırlar.

DAMIZLIK KOÇ SEÇİMİNDE DİKKAT EDİLECEK HUSUSLAR

- Kuvvetli ve sağlıklı olmalı

- Irkın bütün özelliklerini göstermeli

- Canlı parlak bakışlı ve hareketli olmalıdır

- Yumurtalıklar torbaya inmiş olmalıdır

- Yapağısı kendi ırkının özelliklerini taşımalı

- Bacaklar kısa ve düzgün olmalıdır

- Sağrısına basıldığında çömelmelidir

Ergin bir koç iyi beslendiğinde ortalama 35-40 koyuna aşabilmektedir.

KOYUNLARDA ÜREME VE DÖL VERİMİ

Koyunculukta başarılı olmak, düzenli ve çok miktarda yavru olmaya bağlıdır. Elde edilen yavru sayısı ne kadar çok olursa sürüde iyileşme o kadar hızlı olur. Bu da hayvanın ırkına ve beslenmeye bağlıdır.

KOÇA VERME

Dişi tokluyu koça vermekte 18 ayı geçmemeliyiz. Sürüdeki koyunlar pratikte 6-8 yaşlarına kadar, koçlar ise 4-5 yaşlarına kadar damızlık olarak kullanılabilmektedir.

KIZGINLIK (KOÇA GELME)

Koyunlarda kızgınlık genelde mevsime bağlıdır. Kızgınlık 28-30 saat devam etmektedir. Kızgınlık 14-19 günde bir tekrarlanır. Şayet sürüde koç katımı serbest olarak yapılıyorsa koç sürüde en az 35 gün kalmasında fayda vardır. Koç katımında önemli faktör dişilerin kızgınlığa gelmesidir. 20-30 koyuna 1 koç düşünülür.

KIZGINLIK BELİRTİLERİ

Koyunlar meleyerek erkek koyunun yanına sokularak veya birbiri üzerine atlayarak kızgınlığı belli ederler.

Bu dönemde ferç şişmiştir, çora akıntısı gelir ve sık sık idrar yapar.

KOYUNLARDA SAĞIM

Bir koyunda elde edilen gelirin %45’i etten, %15’i yapağı ve yapağıdan, %40’da süttendir. Bu yüzden sağım ve süt üretiminde çok önemli yer tutar.

Sağımda dikkat edilecek konular;

- Meradan dönen hayvan hemen sağıma alınmaz. Bir saat kadar dinlendirilir.

- Sağımda hayvanlara sert muamele yapılmaz

- Günde iki sağım yapıldığında sabah ve akşam sağımları arası en az 10 saat olmalı

- Soğuk ve kırağılı günlerde sabah sağımı daha geç sıcak günlerde daha erken yapılır

- Uzak meradaki hayvanlar olduğu yerde sağılır

- Sağım seri ve kısa sürede yapılmalıdır. 2-2,5 saatte 100 koyun sağılabilir

- Sağımdan önce memeler ve kaplar mutlaka temizlenir.

KOYUNLARDA BESLENME

Koyunlarda beslenmeyi dört bölümde inceleyebiliriz.

1- Koç katımında beslenme

2- Gebelikte beslenme

3- Süt veriminde beslenme

4- Verimsiz dönemde beslenme

1- Koç Katımında Beslenme :

Koç katımından 2 hafta önce başlayarak 6 hafta günde 400 gr.dan başlayarak 700-800 gr.a kadar fabrika yemi veya arpa, yulaf karışımı ile ek yemleme yapılır.

2- Gebelikte Besleme :

Gebelikte ilk üç ay mera iyi ise ek yeme gerek yoktur. Son 45 günde 300 gramdan başlanarak doğuma kadar 800 grama çıkılarak ek yemleme yapılır.

3- Süt Döneminde Besleme :

Tek kuzulu koyunlara günlük 700 gr. dane yem karması, ikiz kuzulu koyunlara da 1 kg. dane yem karması verilir.

Verimsiz dönemde mera ve anız otlatması kafi gelmektedir.

DAMIZLIK KOÇ BAKIMI

- Günde 1 kg. kadar yulaf

- Her gün biraz yeşillik

- Yeteri kadar hareket

- Kırkım yapılması

- Sabahları yemden önce bir tane taze yumurta yedirmeliyiz.

Bunlar yapılırsa koçların aşım kabiliyetleri yükselir, beklenen verim elde edilir.

KUZU BÜYÜTÜRKEN ŞU HUSUSLARA DİKKAT EDELİM

- Kuzu bölmelerinin altı temiz ve kuru olmalı, hava cereyanı olmamalıdır

- Kuzu bölmelerinde kuzular sıkışık olmamalıdır

- Kuzunun anasını emip emmediği izlenmelidir

- Kuzulara 15 günden sonra kuru ot ve kuzu başlangıç yemi verelim

- Kuzular meraya çıkmaya başlayınca otlama öncesi bir miktar kuru ot verelim ve mutlaka enterotoksemi aşısını yaptırın.

YOĞUN KUZU BESİSİ ( ENTANSİF)

Önce kuzu büyütme yemine azar azar besi yemi katılır. Sonra her iki yem ayrı ayrı yemliklere konur. Bir hafta geçtikten sonra büyütme yemi kesilir.

Besiye alınan kuzular sütten kesilirler. Erkek kuzuların besi kabiliyeti daha yüksektir. O yüzden erkek kuzularla çalışmak daha karlıdır.

SÜT KUZUSU BESİSİ

Kuzu hem anasını emer hem de bolca kesif yem yer. Kuzulara 2 haftalık olduktan sonra ana sütüne ilaveten yiyebildikleri kadar kesif yem vermeliyiz.

KOYUN BESLENMESİNDE DİKKAT EDİLECEK KONULAR

1- Dönemler itibariyle yapacağımız yem değişikliğine yavaş yavaş geçilmelidir.

2- Mera dönemi başlangıcında meraya çıkış saatleri yavaş yavaş artırılarak devam edilmelidir.

3- Aşırı çiğ ve kırağının olduğu dönemlerde meraya çıkmadan önce bir miktar kuru ot veya saman verilip ondan sonra çıkarılmalıdır.

4- Verilen yem ne olursa olsun küflü ve kokuşmuş olmamasına özen gösterilmelidir.

5- Doğumun hemen akabinde anaya soğuk su verilmemelidir.

AĞIL YERİ SEÇİMİNDE DİKKAT EDİLECEK KONULAR

1- Taban suyu yüksek olmamalı

2- Meraya yakın olmalı

3- Meyilli arazi üzerinde olmalı

4- Yerleşim biriminden uzak olmalı

5- Kuzey rüzgarlarına kapalı olmalı

AĞIL YAPIMINDA DİKKAT EDİLECEK KONULAR

1- Bölgenin iklimine uygun olmalı

2- Hakim rüzgarlardan ve soğuktan korunmuş olmalı

3- İşlerin kolay görülmesine uygun olmalı

4- Hayvan sayısına yeterli olmalı

5- Maliyeti düşük olmalı

AĞIL ALAN HESABI

Gebe ve emziren koyun için : 2,25-2,5 m2

Erkek veya dişi toklu için : 0,5-0,6 m2

Koç için : 1,2-1,5 m2

Koyun için : 0,8- 1 m2

Süt emen kuzu için : 0,3-0,4 m2

Gezinti avlusu, ağılın kapladığı alanın iki katı olmalı, etrafı 1 m. yükseklikte çevrilmelidir.

Koyunların altıda üstü de kuru olmalıdır.

2.YAKIN GEÇMISTEKI GELISMELER VE MEVCUT DURUM

2.1. Üretim

2.1.1 Üretim

Sinsilla






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 182 ziyaretçikişi burdaydı!