Blog Sitem
  Her sey saglik
 


Doğum lekeleri

Doğum lekesi nedir?

Doğum lekesi doğumda ya da doğumdan birkaç hafta sonra ortaya çıkan renksiz ve/veya kabarık deridir. Doğum lekesi kusurlu hücre pigmentleri ya da kan damarlarından oluşur. Her 100 bebekten 10’unun vasküler doğum lekesi (kan damarlarından oluşan doğum lekesi) vardır.
Buna rağmen doğum lekesinin nedeni bilinmemektedir, birçoğu iyi huyludur (kanser olmayan) ve tedavi gerektirmez. Doğum lekesi olan bebekler incelenmeli ve teşhisi bir hekim tarafından koyulmalıdır.

Vasküler doğum lekelerinin en yaygın türleri nelerdir?
Vasküler doğum lekelerinin en yaygın türleri aşağıdadır:


Düz lekeler (“melek öpücüğü” ya da “leylek ısırığı”) – vasküler doğum lekesinin en yaygın türüdür, vücudun herhangi bir bölgesinde çıkabilen pembeden kırmızıya kadar karakterize edilen lekelerdir.

“Melek öpücüğü” - Genellikle 2 yaşından sonra ortaya çıkan alın bölgesinde ve göz kapağında yer alan lekelerdir.

“Leylek ısırığı” – Yetişkinlik döneminde kaybolabilen ensede yer alan lekelerdir.

Hemanjiyoma – yaygın bir vasküler doğum lekesi. Hemanjiyomalar doğduktan sonra birkaç hafta içinde görülebilir ve 6 ila 9 aya kadar hızla büyümeye devam eder. Daha sonra kırmızı rengini yavaş yavaş kaybeder ve küçülür. Bunlar çilek hemanjiyomlarıdır.

Portwine (şarap) lekeleri – portwine lekesi nevüs flammeus olarak da adlandırılır, düz, pembe, kırmızı ya da morumsu renkte doğumda ortaya çıkan, yüzde, kollarda, bacaklarda yer alan ve çocuk büyüdükçe büyüyen lekelerdir. Portwine lekeler yok olmaz ve göz kapağı ya da alında yer almışsa genellikle tedavi gerektirir. Yüzde yer alan portwine lekeler göz problemlerine neden olabilmektedir.

Uyurken vücutta neler olur?


Uykunun Vücuda Etkileri
Uyku, vücudun dinlendiği ve günün gerginliği ve olaylarının vücuttan atıldığı bir süreçtir. Zarar görmüş hücreleri iyileştirmek ve iştahınızı düzenlemek için enerjinizi tazeler ve hormonlarınızı dengeler. Uyku ayrıca bağışıklık ve sinir sistemleri için oldukça faydalıdır. Yeterli miktarda uyuduğunuzda tazelenmiş ve zinde bir şekilde uyanırsınız. Uykunun beş aşaması vardır ve bu döngü gece boyunca birkaç kez tekrarlanır.
Aşama Bir
Aşama bir, kolayca uyanabileceğiniz oldukça hafif bir uyku halidir. Bu aşama boyunca gözleriniz yavaşça hareket eder. Ani kas hareketlerine neden olan düşme hissini yaşayabileceğiniz aşama budur.
Aşama İki
İkinci aşama boyunca gözleriniz hareket etmez ve kalp atışınız ile nefes alışınız yavaşlar. Ayrıca, vücut sıcaklığınız bu aşamada düşer.
Aşama Üç ve Dört
Aşama üç ve dört derin uyku süreçleridir. Bu aşama sırasında beyne giden kan akışı azalırken kaslara giden kan akışı artar. Doku iyileşmelerinin çoğu bu süreçte gerçekleşir. Bağışıklık sisteminizin gücü de bu aşamada doğru noktasına ulaşır.
Hızlı Göz Hareketi (REM)
Hızlı Göz Hareketi veya REM rüyaların görüldüğü aşamadır. Bu aşamada nefes alış verişiniz düzensileşir ve kalp atışlarınız hızlanır. Kan basıncınız da bu aşamada daha yüksektir. REM uykusu, uykuya daldıktan 70 – 90 dakika sonra başlar. Kısa bir REM sürecinin ardından birinci aşamaya geçilir ve döngü tekrarlanır. Her başarılı REM sürecinden bir sonraki REM uykusu daha uzun sürer ve bu süreci bir gecede 3-5 kez yaşarsınız.

Uyku Yoksunluğu
Yeterince uyumamanın üzerinizde çok büyük etkileri olabilir. Gün boyunca yorgun olabilir ve düzgün bir biçimde odaklanamaz veya konsantre olamazsınız. Bu durum sizi duygusal ve sinirli yapabilir ve karar verme yeteneğinizi etkileyebilir. Ayrıca, motor becerileriniz körleşir ve kazalar geçirme ve yaralanma tehlikesi artar. Aşırı uyku yoksunluğu halüsinasyon görmenize neden olabilir.


Uyku Yoksunluğu ve kalitesiz uyku gün içerisinde kazalara neden olabilir.
Uyarı
Yeterince uyumanıza engel olan bir uyku bozukluğunuz olduğunu düşünüyorsanız bir doktara danışmalısınız. Uykusuzluk, uyku apnesi veya narkolepsi gibi ciddi bir sağlık sorunu yaşıyor olabilirsiniz. İyi bir gece uykusu için gerekli olan tedaviyi size doktorunuz uygulayabilir.
 

Uyku hakkında bilinmeyen gerçekler

Uyku bilimi modern bir bilimdir – gerçek şu ki, uyku hakkındaki en bilimsel bilgi son 25 yıl içinde elde edildi.  Bu yazımızda uyku hakkında çok ilginç bilgiler edineceksiniz.
1. En uzun süre uyumama rekoru 18 gün, 21 saat, 40 dakika ile bir sallanan sandalye maratonunda kırılmıştır. Rekorun sahibi halüsinasyonlar, paranoya, bulanık görüş, belirsiz konuşmalar ve hafıza ve konsatrasyon kaybı gibi belirtiler yaşadığını bildirdi.
2. Medikal inceleme olmadan bir insanın tamamen uyanık olduğunu söylemek imkansızdır. İnsanlar farkında olmadan, gözleri açıkken bile kısa bir süreliğine uyuyabilirler.




3. Geceleri beş dakikadan kısa bir süre içinde uyumanız uykusuz olduğunuz anlamına gelir. İdeal uykuya dalma süresi olan 10 – 15 dakika, derin bir uyku için yeterince yorulduğunuzu ama gün içinde kendinizi uykulu hissedecek kadar tükenmediğinizi gösterir.
4. Eskiden rüyaların sadece REM (Hızlı Göz Hareketi) uykusu sırasında görüldüğü düşünülürdü, ama (daha az olmakla birlikte) REM uykusu haricindeki aşamalarda da görülmektedir Uyku sırasında tam olarak rüya görmediğimiz bir an olmaması mümkündür.
5. REM uykusu rüyaları garip bir kurguya sahip olur, ama REM uykusu dışındaki rüyalar bazı imgeler ile tekrarlayıcıdır ve bir düşünce gibidir – örneğin cep telefonunuzu bir yerde unutmanız gibi, takıntılı bir biçimde, bir şüpheye dönüşür.
6. REM uykusu sırasındaki bazı göz hareketleri rüyalardaki belirli hareketlere karşılık gelir, en azından rüyanın bir kısmı bir film izleme izlenimi uyandırmaktadır.
7. Filler REM uyukusu dışındaki uykuda ayakta dururlar, ama REM uykusu için yatarlar.
8. Bazı bilim insanları bizim uzun süreli hafızamızdaki bazı şeyleri düzeltmek için rüya gördüğümüze inanırlar, yani, hatırlamaya değen şeyler hakkında rüya görüyoruz. Diğerleri ise unutmaya değer şeyler hakkında rüya gördüğümüzü ve bunu da zihnimizi meşgul edecek hatıraları ortadan kaldırmak için yaptığımızı düşünürler.
9. Rüyaların herhangi bir amacı olmayabilir. Uyku ve bilincin gelişimsel adaptasyonunun anlamsız bir ürünü olabilir
10. Bilim insanları, 1998 yılında yapılan ve insan dizinin arka kısmının beynin uyuma ve uyanma saatini yeniden ayarlayabileceğini gösteren bir çalışmayı açıklayamadılar.
11. İngiltere Savunma Bakanlığı araştırmaları askerlerin vücut saatlerini yeniden ayarlayarak onların 36 saat boyunca uyanık kalmalarını mümkün kılmıştır. Özel gözlüklerin içine yerleştirilmiş minik bir optik fiber askerlerin retinalarının kenarına (güneş ışığı ile eşdeğer bir spektrum ile) parlak beyaz bir ışık yansıtarak, askerlerin kendilerini uykudan yeni kalkmış gibi hissetmelerini sağlamıştır. Bu sistem ilk defa, Kosova bombardımanı sırasında ABD pilotları üzerinde kullanılmıştır.
12. 1989 Exxon Valdez Alaska Petrol sızıntısı, Challenger uzay mekiği felaketi ve Çernobil nükleer kazası gibi olayların hepsinde uykusuzluktan kaynaklanan insani hataların payı olmuştur.
13. Bazı insanların, istediğinden önce veya sonra uyanmasını mümkün kılan “doğal alarm saati”, stres hormonu adrenokortikotropin patlamasının bir sonucudur. Araştırmacılar bunun, uyanma stresine ilişkin bilinçsiz bir önseziye işaret ettiğini söylemektedirler.
14. Dijital alarm saatinden gelen ufacık bir ışın bile, sizi tamamen uyandırmasa bile, uyku döngünüzü bozmaya yeter. Işık beyindeki bir “sinirsel bir anahtarı” kapatır, bir miktar uyku kimyasalının birkaç dakika boyunca üretilmemesine neden olur.
15. Ortalama insan uykusu şempanzeler, al yanaklı maymunlar, sincap maymunları ve babun gibi günde ortalama 10 saat uyuyan diğer primatlardan 3 saat daha uzundur.
16. Yırtıcılar tarafından saldırılma tehlikesi altında olan ördekler hem uyumak hem de hayatta kalmak için beyinlerini dengeli bir biçimde ikiye bölerler ve bir kısım uyurken diğer kısım uyanık kalıri.
17. Elektrik ışığı kullanımından önceki döneme ait günlükler, Viktorya döneminde yaşamış yetişkinlerin 9-10 saat uyuduklarını ve dinlenme periyodlarının mevsimlerle birlikte güneşin doğuş ve batışına göre değiştiğini göstermektedir.
Uyku hakkında bildiklerimizin büyük bir kısmı son 25 yıl içinde öğrendiklerimizdir.
19. Kanada’da saatler gün ışığına göre geri alındığında oluşan fazladan uyuma süresi ile trafik kazalarının meydana gelmesinde bir düşüş yaşandı.
20. Uzmanlar, internete 24 saat erişebilmenin uyku bozukluklarını meydana getiren en büyük etkenlerden biri olduğunu söylemektedir.

Kaliteli bir uyku için 6 adım

“Kaliteli Uyku” fikri size de garip gelir mi? Ne de olsa, çocukluğumuzdan bu yana, iyi uykuya önem verme eğiliminde olmadık. Tüm yıl boyunca gerçekleştirdiğiniz gelişim ya da yüksek bir eğitim başarısına sahip olmanız, “kaliteli uyku uyuyan” veya “uyku alışkanlıklarını geliştirmesi gereken” biri olmanızı etkilemez.
Yoksa etkiler mi?
Eminim ki, benim gibi, hepiniz kalitesiz uykulu geceler geçirdiniz. Uyanıp kendinizi daha yorgun hissettiğiniz ve sonra uyumaya devam ettiğiniz gecelerdir bunlar. Kabusların zihninizi allak bullak ettiği, sizi yarı uyur yarı uyanık bir hâlde tutan, gece yarısı 3′te uyanıp yapılacak önemli bir şeyi hatırladığınız veya çok terlediğiniz, donduğunuz, susadığınız ama uykuya daldığınız gecelerdir bunlar.




Ve böyle bir geceden sonra bir çalışan, öğrenci ya da ebeveyn olarak en iyi performansınızı sergileyecek durumda olamazsınız. Asabi ve huysuz olursunuz. Sıradan işlerle boğuşursunuz. Çok sayıda iş yapmanız gerektiğinde çuvallarsınız.
Bu nedenle kaliteli uyku, hayatınız boyunca önemli bir etkendir. Zihniniz ve bedeniniz birazcık uyku için yanıp tutuşurken siz işte, okulda ya da evinizde nasıl başarılı olabilirsiniz?
İşte size, kaliteli bir uyku için atmanız gereken altı adım

1. Uyumadan Önce Kafein ve Alkolden Uzak Durun
Eğer akşam yemeğinden sonra kahve içerseniz ki muhtemelen yaparsınız birkaç saat boyunca uyumakta zorlanırsınız ya da uyusanız da bu kaliteli bir uyku olmaz. Kafein herkesi farklı biçimlerde etkiler tabi ki ama bir “kafein sınırlaması” uygulamak uyuma kalitenizde çok büyük farklılıklar yaratacaktır.
Alkol uyku bozucu olarak nam salmıştır ve yatağa yatıldığında odanın dönmesini tecrübe eden herkes bilir ki, bu durum uykuya dalmaya hiç de yardımcı olmaz. Ve bir bardak su içerek, kaybettiğiniz suyu geri alın, böylece korkunç bir susuzlukla uyanmazsınız.

2. Yatağa Aç ya da Aşırı Tok Olarak Gitmeyin
Karnı guruldayan kimse güzelce uyuyamaz. Eğer akşam 10′da kendinizi biraz acıkmış hissederseniz, biraz atıştırın. Yulaf, hindi ve süt bol miktarda triptofan barındırır, yani melatonin üretiminizi destekler ve vücudunuzu uyumaya hazır hâle getirir.
Diğer yandan, çok fazla yemek yedikten hemen sonra da yatmak istemezsiniz. Evet, hepimiz bir öğünden sonra birazcık kestirme arzusunu tecrübe etmişizdir ama zengin bir öğünden sonra bir ya da iki saat uyumak kötü bir fikirdir. Vücudunuz hâlâ yediklerinizi sindirmeye çalışıyor olacak ve midenizi son derece rahatsız edici bir biçimde dolu ve çalkantılı bir halde bulabilirsiniz.

3. Bilgisayarınızı Kapatın
Boşa harcanan gençlik yıllarımda, akşamın çoğunu bilgisayar ekranına bakarak geçirdikten sonra yatağa yattığım zamanların çoğunda, bilgisayar oyunlarından parlak renkli grafikler görürdüm. Yaptığınız şey çalışmak da olsa, oyun oynamak da olsa, saatlerce bilgisayar ekranına bakmak gözlerinizi ve zihninizi parlak, yapay bir ışıkla zorlar. Bu da kaliteli bir uykuya izin vermez. Aynı şey televizyon için de geçerlidir.
Bilgisayarlar aynı zamanda zihninizi de yorar. Eğer yatmadan önce son iş olarak e-postalarınıza bakarsanız yatağa zihninizde iş varken girersiniz.

4. Bir Liste Hazırlayın
Kendinizi uyanık hâlde yatarken, ertesi gün yapmak zorunda olduğunuz tüm işler yüzünden endişelenirken mi buluyorsunuz? Ya da gece yarısı uyanıp, aniden yapılması gereken bir şeyi atladığınızı mı hatırlıyorsunuz?
Yatağa girmeden önce bu işe yaramaz düşünceleri zihninizden atın. Bir defter alın ve ertesi gün yapacaklarınızın bir listesini hazırlayın. Yapamayacağınıza inandığınız şeyleri o listede, çok basit şeylermiş gibi görmenin, amaçlarınıza yönelmenize ve her işinizi gerilmeden yapmanıza ne kadar yardımcı olduğunu görmek oldukça şaşırtıcıdır.

5. Yatmadan Önce Ertesi Gün İçin Hazırlık Yapın
Eğer sabahları kendinizi sürekli bir telaş içinde buluyorsanız, muhtemelen güzelce uyuyamıyorsunuzdur; çünkü aklınızın bir kısmı günün karmaşasına atılmakla meşguldür. Yatağa girmeden önce on dakikanızı; kıyafetlerinizi belirlemeye, duş ve kahvaltı malzemelerinizi hazırlamaya ve çantanızı toplamaya ayırın.
Bu aynı zamanda uyuma vaktine doğru sakinleşmek için de etkili bir yöntemdir. Bunu günlük bir alışkanlık haline getirdiğinizde eşyalarınızı toplarken uyumaya hazır hale geleceksiniz.

6. Meditasyon Yapın ya da Günlük Yazın
Yatmadan önce kendinize, dinginleşmek ve sakinleşmek için biraz zaman ayırın. Bazı insanlar meditasyon yapmayı, bazıları da dua etmeyi sever. (Bu aynı zamanda gerginlikleri azaltmak için de iyi bir zamandır.) Bir yazar olarak, düşüncelerimi bir günlüğe yazmayı seviyorum. Bu, günü değerlendirmek, başarıların hakkını vermek, başarısızlıklarla barışık olmak ve ertesi günün nasıl gitmesini istediğime karar vermek için harika bir şanstır.
Uyuduğunuz pozisyon da çok önemli olabilir. Hangi pozisyonda uyumalıyız? konulu yazımızı da okumanızı tavsiye ederiz.
Bu zihni arındırma zamanı özellikle, yattığınızda düşünceleriniz birbiri ardına aklınıza üşüşüyorsa, çok işinize yarar.
Uyuma konusunda başarılı mısınız? Hızlı bir biçimde uykuya dalmak ve güzelce uyumak için siz ne yaparsınız? Yorum yapmaktan çekinmeyin.

Uyku felci nedir ?

Uyku felci, kişinin bilincinin açık olduğu ancak kas aktivitesinin rüya döneminde olduğu gibi sıfır’a yakın olduğu bir uykuyla rem uykusunun birbirinin içerisine geçmesidir. Aslında bilinç tamamen açıktır ama kaslarımızı hareket ettiremediğimiz için aklımızdan geçen ya da düşündüğümüz hiçbir şeyi gerçekleştiremeyiz. Nefes almaya çalışır alamayız, kıpırdanmaya çalışır kıpırdanamayız, birisi dokunsada bu işkence bitsin diye düşündüğümüz bir dönemdir.
Uykunun rüya döneminde kas aktivitesi sıfır olduğu için uyku paralizisi sırasında da kaslarımız sıfır’a yakın bir aktiviteye sahiptir. Dolayısıyla hareket etme şansımız pek yoktur uyku felci sırasında. Genellikle kişileri çok korkutan bir süreçtir. Çünkü nefes almaya çalışıp alamama hissi kişiye ölüm korkusu getirmektedir. Bu ölüm korkusu da uyku sırasında kişinin o dönemden çıkamayacağı hissini verir. Çıktıktan sonra onun halk arasında karabasan olarak bilinen bir süreç olduğunu anlar ama bu korkmasına engel olamaz.
Uyku felcinin bilinen hastalıklar içerisinde narkolepsi adı verilen bir uyku bozukluğunun içerisinde görülme şansı oldukça fazladır. Narkolepsi, gündüz aşırı uykuyla gelen bir uyku bozukluğudur ve beraberinde kas boşalmaları, uykuya dalarken ortaya çıkan halüsinasyonlar ve uyku felci görülme sıklığı oldukça fazladır .



Narkolepside uyanıklığın ortaya çıkışında çok önemli bir rolü olan Oreksin adı verilen bir maddenin eksikliği söz konusudur. Bu maddenin eksik olmasından dolayı uyanıklık dönemleri uykunun çeşitli dönemleri içerisine girdi yaparlar. Normalde uyanıklığın uyku içerisine girmesi çok muhtemel bir süreç değildir. Uyku paralizisi sırasında da uyanıklık hissi rüya uykusunun içerisine girer ve rüya uykusu içerisinde gördüğümüz kas aktivitesinin içerisine uyanıklığının girmesiyle beraber, bilinç açık ve kas rüya döneminde kalarak uyku felcinin ortaya çıkmasına yol açar.
Uyku ilaçları uyku felcine neden olabilir. Özellikle uykunun rüya dönemini bozan ve uykuda sık bölünmeye yol açan bir takım ilaçlar rüya uykusu sırasında da bölünmelere yol açarak uyanıklıkla uykunun birbiri içerisine girmesine yol açabilir. Bunlar daha çok rüyayı baskılayan ilaçların geri çekilmesi sırasında yani ilaçların ani kesilmesi sırasında sıklıkla karşımıza çıkabilmektedir. Bunun dışında ilaçların uyku paralizisi yapma oranı çok sıklıkla karşımıza çıkan bir durum olmamaktadır.
Kişilerin rüya uykusuna geçmesiyle beraber kas aktivitesinde sıfır’a yakın bir aktivitesizlik ortaya çıkar. Rüya uykusunda sık bölünmeye yol açan ilaçların varlığı ya da hastalıkların varlığı rüya içerisine sıklıkla uyanıklık içerisine geçiş yapılmasıyla ve tekrar rüya dönemine geçilmesine yol açar. Bu geçişler sırasında uyku paralizisi görülme sıklığı normale biraz daha fazla olmaktadır.

Erken boşalma – Erken boşalma nedenleri, tedavisi


Erken boşalma, bir erkeğin sevişme sırasında, kendisinin veya partnerinin isteğinden daha önce boşalması ile gerçekleşir.
Nedenleri
Erken boşalma yaygın bir sorundur. Sebebi nadiren fiziksel bir sorundur.
Bir ilişkinin başlarındaki erken boşalma genellikle anksiyete ve çok fazla uyaran olmasından kaynaklanır. Suçluluk ve diğer psikolojik faktörler de işin içine karışabilir. Bu sorun, tedavi edilmedikçe büyür.
Belirtiler
Erkek kendisinin veya partnerinin istediğinden daha önce (zamanından önce) boşalır. Bu durum, cinsel birleşmenin hemen öncesi ile cinsel birleşmeden hemen sonrası arasında gerçekleşir. Bu durum çiftlerin tatminsizlik yaşamasına neden olur.
İncelemeler ve Testler
Bu durumla ilgili sıradışı bulgulara pek rastlanmamıştır. Sağlık hizmetleri uzmanları kişi veya çiftler ile görüşerek bu konuda daha fazla bilgi alabilir.
Tedavi
Pratik yapmak ve rahatlamak bu sorunla baş etmenize yardımcı olabilir. Bazı erkekler çok hızlı bir biçimde heyecanlanmamak için cinsel olmayan şeyler (futbol oyuncularını ve rekorları saymak gibi) düşünerek dikkatlerini dağıtmaya çalışırlar.
Deneyebileceğiniz birkaç faydalı teknik bulunmaktadır.
“Dur ve başla” yöntemi:
Bu teknik, erkeği cinsel orgazma ulaşma hissine kapılana kadar uyarmayı içerir. Uyarımı 30 saniyeliğine durdurun ve sonra tekrar başlayın. Bu yöntemi, erkek boşalmak isteyene kadar tekrarlayın. Son seferinde, erkek boşalana kadar onu uyarmaya devam edin.
“Sıkma” yöntemi:
Bu teknik, erkek cinsel orgazma ulaşacağını fark edene kadar onu uyarmayı içerir. Bu noktada, erkek veya onun partneri penisin ucunu (penis ucunun penis gövdesi ile birleştiği yeri) birkaç saniye boyunca hafifçe sıkar. Cinsel uyarımı 30 saniyeliğine durdurun ve sonra tekrar başlayın. Bir kişi veya çift bu yöntemi erkek boşalmak isteyene kadar tekrarlayabilir. Son seferinde, erkek boşalana kadar onu uyarmaya devam edin.
Prozac ve diğer seçici seratonin geri alım engelleyicileri (SSRI) gibi antidepresanların yan etkilerinden biri, boşalma aşamasına ulaşmayı uzatmak olduğu için faydalı olabilir.
Uyarımı azaltmak için penise bir lokal anestezi kremi sürebilirsiniz. Penisteki hissin azalması boşalmayı geciktirecektir. Ayrıca, kondom kullanımı da bazı erkeklerde bu etkiyi gösterir.
Bu dikkat dağıtma teknikleri ereksiyonu korumayı zorlaştırıyorsa erektil işlev bozukluğunu önleme ilaçları faydalı olabilir.
Bir cinsel terapi uzmanı, psikolog veya psikiyatr bazı çiftlere yardımcı olabilir.
Mevcut Durum (Teşhis)
Pek çok vakada erkek, eğitim ve vurgulanan temel teknikleri tekrar ederek boşalmayı nasıl kontrol edeceğini öğrenebilir. Kronik erken boşalma bir anksiyete veya depresyon belirtisi olabilir. Bir psikiyatr veya psikolog bu tarz sorunları çözmenize yardımcı olabilir.
Olası Komplikasyonlar
Çok erken boşalmak, erkeğin vajinaya giremeden boşalması, bir çiftin çocuk sahibi olmasına engel olabilir.
Boşalma üzerindeki kontrolün sağlanamaması partnerlerden birinin veya her iki kişinin de cinsel tatminsizlik yaşamasına neden olabilir. Bu durum, cinsel gerilime veya ilişkide uyumsuzluğa neden olabilir.
Bit Tıp Uzmanına Ne Zaman Danışmak Gerekir
Erken boşalma sorunu yaşıyor ve yukarıda açıklanan tekniklerden bir sonuç alamıyorsanız bir sağlık hizmetleri uzmanı ile mutlaka görüşün.
Önleme
Bu bozukluğu önlemenin herhangi bir yöntemi yoktur. Ancak, rahatlamak bu sorunu daha az yaşamanızı sağlayabilir.

Rotavirüs nedir? belirtileri, teşhis ve tedavisi

Rotavirüs nedir?

Rotavirüs bulaşıcı bir virüstür ve çocuklar arasında şiddetli ishale neden olabilmektedir. Bazı bebeklerde ve çocuklarda ishal susuz bırakacak kadar şiddetli olabilir ve acil tedavi ya da hastaneye yatırmayı gerektirebilir.


Rotavirüs, dünyada her yıl yaklaşık 600.000 çocuğun ölümüne neden olmaktadır.
Virüs kışın soğuk aylarda ve ilkbaharın bitiminde doruğa ulaşmaktadır.
Birçok çocuk 2 yaşına girdiğinde rotavirüs ile enfekte olmaktadır.
Çocukların çoğunluğu 3 ila 35 aylıkken virüsü kapmaktadır.
Bir çocuk ya da yetişkin rotavirüs ile birden fazla enfekte olabilmektedir ancak ilk vaka daha şiddetliyken daha sonrakiler daha hafiftir.

Rotavirüs nasıl bulaşır?

Rotavirüs sıklıkla fekal-oral temasla bulaşır. Bu genellikle ellerin iyi yıkanmamasıyla ya da mikroplu yiyecek veya suyun yenip içilmesiyle gerçekleşir. Virüs solunum yollarıyla ya da diğer vücut salgılarıyla da bulaşabilir ancak bunlar en az rastlanan durumlardır. Virüs oldukça uzun bir süre kapı kollarında, oyuncaklarda ve sert yüzeylerde yaşayabilir. Bu nedenle, çocuk bakım merkezlerinde ve evi paylaşan aile bireylerinde salgın olabilir. Virüsün yayılmaması için hastanede tedavi altına alınan çocuğun diğer çocuklardan ayrı bir yerde tutulması gerekmektedir.
Virüsle temas ettikten sonra, belirtilerin kendini göstermesi iki gün sürebilmektedir.

Rotavirüsün belirtileri nelerdir?

Rotavirüsün belirtileri hafiften şiddetliye olmak üzere çeşitli olabilir. Aşağıda rotavirüsün en yaygın belirtileri yer almaktadır. Buna rağmen her çocuk belirtileri farklı şekilde deneyimlemektedir. Belirtiler şunlardan oluşabilmektedir:
Genellikle ilk birkaç gün içinde azalan Ateş
Mide bulantısı ve kusma
Karın ağrısı
İshal (genellikle sulu ve sık tekrarlayan; 3 ila 8 gün içinde sonlanabilir)
Özellikle bebeklerde çok çabuk meydana gelen sıvı kaybı Sıvı kaybının belirtileri şunlardan oluşmaktadır:
Yorgunluk ya da uyuklama
Asabiyet
Susama
Soluk renk beniz ya da beneklenme
Cildin elastikiyetinin azalması
Gözlerin çukurlaşması
Bebeklerin bıngıldağının (ya da yumuşak noktasının) çökebilmesi
Gözyaşının azalması ya da yok olması
İdrara çıkmada düşüş ya da daha az alt değiştirme
Ağız kuruluğu

Rotavirüs nasıl teşhis edilir?
Komple tıbbi öyküsüne ve fiziksel muayenesine ek olarak bir dışkı kültürü, virüsün belirlenmesi için kullanılabilir.

Rotavirüsün tedavisi nasıldır?

Rotavirüs için tedavi çocuk doktorunuz tarafından aşağıdakiler baz alınarak belirlenir:
Çocuğunuzun yaşı, genel olarak sağlık ve medikal öyküsü
Hastalığın boyutu
Çocuğunuzun belli ilaçlar, uygulamalar ya da terapileri toleransı
Hastalığın seyri ile ilgili beklentiler
Düşünceleriniz ya da tercihleriniz
Rotavirüs için ilaç yoktur dolayısıyla hastalığın tedavisi destekleyicidir (mevcut belirtileri tedavi etmeyi amaçlamaktadır). Tedavi şunlardan oluşabilir:
Suyla oral rehidratasyon, besin, anne sütü ve/veya Pedialyte (çok küçük çocuklar soda, meyve suları ya da sporcu içecekleriyle rehidre EDİLMEMELİDİRLER) gibi sıvı içeren özel elektrolit (şeker ve tuz içeren sıvılar)
Çocuğunuzu katı yiyeceklerle beslemeye devam etme (eğer kaldırabilecekse)
Neredeyse her 40 çocuktan biri hastanede tedavi edilmeyi gerektiren şiddetli sıvı kaybı yaşamaktadır. Bu çocukların tedavi süreci şunları içerebilir:
Damardan (IV) sıvı takviyesi
Nazogastrik (NG) tüple beslenme. Küçük bir tüp çocuğunuzun midesine burun yoluyla yerleştirilebilir böylece besin ya da sıvılar idare edilebilir.
Kan tahlili Kan tahlili çocuğunuzun elektrolit seviyesini ölçer: Kandaki şeker, tuz ve diğer kimyasalları.

Rotavirüs nasıl önlenir?
Aşağıdakiler rotavirüsün yayılmasını önlemenize yardımcı olur:
Doğru hijyen ve el yıkama tekniğinin uygulanması
Sert yüzeylerin, oyuncakların ve kapı kollarının temizlenmesi
Çocuğunuz artık hastalığın belirtilerine sahip olmasa da kirli bezlerinin doğru bir şekilde kullanılması ve imha edilmesi
Eğer çocuğunuz rotavirüse yakalanmışsa hastayken kreşe ya da okula gitmemelidir. Eğer çocuğunuz hastanede tedavi oluyorsa hastanede salgın olmaması için diğer çocuklardan ayrı bir yerde tutulmalıdır.

Sıcak ve güneş çarpmalarında ilkyardım

Çok sıcak havalarda özellikle güneş altında uzun süre kalanlarda vücuttan terleme ile aşırı su ve tuz kaybı sonucu baş ağrısı ve halsizlik belirtileri görülür.
Yüksek sıcaklıkta fabrikalarda çalışanlarda da aşırı su kaybına bağlı kas krampları ortaya çıkabilir.
- Günde en az 8 – 10 bardak su içmeli,




- Alkol ve kafein tüketimini azaltılmalı,
- Sıcak havada ağır iş yapmaktan kaçınmalı,
- Sıcak çarpmasına yatkınlığı artırdığı için antihistaminik içeren alerji ilaçları ve idrar söktürücü ilaçları doktora sorarak kullanmalı,
- Vücudun kendisini soğuk tutabilmesi için keten gibi gevşek dokumalı, hafif kumaşlarla üretilmiş bol ve açık renk giysiler tercih edilmeli,
- Kesinlikle şapka ve gözlük kullanmalı,
-Yüksek koruma faktörlü güneş kremleri dışarıya çıkmadan 20 – 30 dakika önce sürülmeli.

Güneş Çarpmasında İlk Yardım :

1 – Hasta serin bir yere götürülmeli ve elbiseleri soyulmalıdır.
2 – Tuzlu ayran veya tuzlu su (1 litre suya bir çeyrek kaşığı 3-3.5 gr. tuz) verilmelidir.
3 – Ateşi yüksekse soğuk bir duş yararlıdır.
4 – Başına buz doldurulmuş bir torba konulabilir.
5 – Vücudu soğuk su ile ıslatılmış bir çarşafa sarılabilir.
6 – Masaj ve kol bacak hareketleri yaptırılmalıdır.
7 – Sonra hemen doktora başvurulmalıdır.

Karanlık korkusu nedir? Nasıl yenilir?

Karanlıkta endişelenme, panik nöbeti geçirme ya da korkma gibi sorunlarınız var mı? Ya da bu sorunları yaşayan birini tanıyor musunuz? Bu yazı, karanlık korkusunun belirtilerine, nedenlerine, yarattığı sorunlara ve bu korkuyu yenmeye ilişkin bilgilere yer vermektedir.

Karanlık Korkusu Nedir
Pek çok çocuk karanlıktan korkar. Bu korkunun çocuklukta yaşanması son derece doğaldır. Ancak, bu korku ile başa çıkılmazsa, sorun genelde Niktofobi olarak adlandırılan rahatsızlığa dönüşür.




Bu korkuya ayrıca; aklofobi, ligofobi veya skotofobi denir. Korku filmleri, gece gerçekleşen pek çok kötü ve şiddet dolu olayı ekrana yansıtır ve karanlıkla ilişkili korkular yaratır. Ve ortada, suçların genellikle karanlıkta işlenmesi gibi bir gerçek de varken, karanlıktan korkmamanız için bir sebep yoktur.

Karanlık Korkusunun Nedenleri
Pek çok niktofobik, çocukluğunda yaşadığı ve etkilerini günlerce tekrar tekrar hissettiği belirli bir zihinsel ve duygusal travma bulabilir.
Diğer korku türlerinin aksine, karanlık korkusundan kaçınmanın daha zor olduğunu unutmamakta yarar var. Palyaçolardan korkuyorsanız sirklerden uzak durursunuz. Kedilerden korkuyorsanız, onlardan uzak durabilir ve onları sahiplenmemeyi tercih edebilirsiniz. Buna rağmen, gündüzü takip eden bir gece ve karanlık her zaman vardır.

Karanlık Korkusunun İşaretleri
Karanlık yerlerde bulunmaktan endişe duymak kabul edilebilir bir korku olarak görülebilir, ama bu korku, kişi tüm zihinsel enerjisini karanlığa yoğunlaştırdığında, kısa süre içinde fobi haline gelir. Bu, insanda karanlık tarafından yutulma hissi ve çok şiddetli bir panik yaratabilir.
Diğer belirtiler şöyledir…
Göğüs ağrısı
Baş dönmesi
Nefes alamama hissi.
Kalp çarpıntısı
Terleme
Bayılma
Titreme
El ve ayaklarda karıncalanma
Vücut sıcaklığının aniden artması ya da düşmesi
Ölmek üzere olma hissi
Delirme hissi
Bu korku, insanın gücünü emen en büyük korkular arasında gösterilebilir kesinlikle, çünkü karanlık korkusu olan insanların çok azı kendilerini bu korkudan kolayca kurtarabilmiştir.

Karanlık Korkusunun Üstesinden Gelmek
Bu korku pek çok vakada, yardım alınmadan yok edilememiştir. Bunu başarmak, sorununuzdan arkadaşınıza bahsetmekle olacak kadar kolay değildir. Bu paylaşımın yardımı dokunacaktır muhakkak, ama pek çok vakada hassasiyet azaltıcı terapi gereklidir.
Bu terapi çeşidi, kişinin karanlığa hiç bir olumsuz tepki vermemesini sağlama amacıyla geliştirilmiştir. Bu tedavi sırasında kişi, gece vakti bir sokakta terapisti ile birlikte yürür. Bu sırada kişi panikten uzak tutulmaya çalışılır. Ayrıca normalde karanlıkta tek başına kalamayan kişilere, uzun süredir sahip oldukları bu korkuya kapılmadan karanlıkta kalma fırsatları da sunulur.
Hipnotik terapi de karanlık korkusunun kökenini tanımlama açısından çok faydalıdır. Kişinin korkusunun temel nedeni keşfedilerek, sorunun üstesinden gelmenin en uygun yolu bulunur.
Kontrollü panik uyarıcıları da, karanlık korkusu hassasiyetini azaltmada etkili bir biçimde kullanılır. Bu terapi, kişiyi karanlık korkusunu en güçlü yaşadığı anı hatırlaması konusunda cesaretlendirmek için kullanılır ve terapiste kişiyle konuşarak korkusunu daha iyi anlama ve daha iyi bir tepkinin nasıl oluşturulacağını belirleme fırsatı verir.
Korku ne kadar erken ele alınırsa, korkuyu kontrol altına alma ihtimali de o kadar güçlü olur.
Peki siz, size diğerlerinden daha çok faydası dokunan belirli bir terapi türü buldunuz mu? Siz korkunuzla olumlu bir biçimde nasıl mücadele ediyorsunuz?

Depresyon belirtileri, nedenleri ve tedavisi

İşaretleri, belirtileri, nedenleri ve çözümü
Ara sıra keyifsiz olmak yaşamın sıradan bir parçasıdır. Ancak bir boşluk ve umutsuzluk hissi sizi etkisi altına aldıysa ve geçmiyorsa, sebep depresyon olabilir. Geçici hüzünden farklı olarak, depresyonun yarattığı moral düşüklüğü, görevleri yerine getirmeyi ve eskiden olduğu gibi hayattan keyif almayı zorlaştırır. Hobileriniz ve arkadaşlarınız eskiden olduğu kadar ilginizi çekmez. Sürekli bir bitkinlik hali yaşarsınız ve bir günü tamamlamak bile size zor gelir. Kederlendiğinizde her şey umutsuzluğa kapılmanıza neden olabilir, ama yardım ve destek alarak iyileşebilirsiniz. Ama önce depresyonu anlamalısınız. Depresyonu anlamak; işaretlerini, belirtilerini, nedenlerini ve tedavisini anlamayı içerir ve bu atılacak ilk adımdır.

Depresyon nedir?
Herkes yaşantısında iniş ve çıkışlar yaşar. Yaşanan çatışmalara, aksiliklere ve hayal kırıklıklarına üzülerek tepki vermek son derece normaldir. Pek çok insan bu tarz durumlarda yaşanan üzüntüyü “depresyon” olarak tanımlar, ancak depresyon üzüntüden daha fazlasıdır.
Bazı insanlar depresyonu “bir kara delikte yaşamak” ya da “kötü şeyler olacağını hissetmek” olarak tanımlar. Buna rağmen, depresyonda olan her insan sadece üzüntü yaşamaz. Yaşam enerjisinden yoksunluk, boşluk hissi, hissizlik ve özellikle erkeklerde öfke, saldırganlık ve huzursuzluk görülebilir.



Belirtileri ne olursa olsun, depresyon üzüntüden farklıdır, bu nedenle tüm yaşantınızı etkiler ve iş yapma, ders çalışma, yeme, uyuma, eğlenme gibi yeteneklerinizi köreltir. Çaresizlik, umutsuzluk ve değersizlik duyguları şiddetli ve katı olur. Rahatlık duygusunu neredeyse hiç hissedilmez.

Depresyonda mısınız?
Eğer aşağıdaki işaretleri ve belirtileri kendinizde de görüyorsanız ve bunlardan kurtulamıyorsanız klinik depresyon yaşıyor olabilirsiniz.
Uyuyamaz ya da aşırı uyursunuz
Odaklanmazsınız ya da daha önceden size kolay gelen işler artık zor gelmeye başlamıştır
Umutsuzluk ve çaresizlik hissedersiniz
Ne kadar deneseniz de olumsuz düşüncelerinizi kontrol edemezsiniz
İştahınızı kaybeder ya da sürekli bir şeyler yersiniz
Normalde olduğunuzdan daha hırçın, asabi ya da saldırgan olursunuz
Alkol tüketiminiz artar ya da başka düşüncesiz davranışlarda bulunursunuz
Hayatın yaşamaya değer olmadığını düşünürsünüz (Bu durumda zaman kaybetmeden yardım alın)

Depresyonun işaret ve belirtileri
Depresyon kişiden kişiye farklılıklar gösterir, ancak benzer işaret ve belirtiler bulunmaktadır. Bu belirtilerin yaşanan doğal düşüşler olabileceğini hatırlamak çok önemlidir. Ancak çok fazla belirti taşıyorsanız, bunlar çok güçlüyse ve uzun sürüyorsa, depresyonda olabilirsiniz. Bu belirtiler sizi yıldırıyor ve iş göremez hale getiriyor ise, yardım almanın vakti gelmiş demektir.
Depresyonun yaygın olan işaretleri ve belirtileri
Çaresizlik ve umutsuzluk hissi. Karamsar bir bakış açınız olur. Hiçbir şey düzelmeyecekmiş gibi ve durumunuzu iyileştirebilecek hiçbir şey yokmuş gibi hissedersiniz.
Günlük etkinliklere olan ilginin kaybolması. Eski hobilerinize, eğlenmek için yaptığınız şeylere, sosyal etkinliklere veya cinselliğe olan ilginizi kaybedersiniz. Neşelenebilme ve memnun olabilme yeteneğinizi kaybetmişsinizdir artık.
İştah veya ağırlık değişiklikleri. Önemli miktarda kilo alır ya da kilo verirsiniz. Bir ayda %5′lik bir değişiklik meydana gelir vücudunuzda.
Uyku düzeni değişiklikleri. Ya sabahın erken saatlerinde uyanır, uykusuzluk çekersiniz ya da aşırı uyursunuz (hypersomnia -aşırı uyuma- diye de bilinir).
Öfke ya da hırçınlık. Tedirgin, huzursuz hatta şiddete yatkın hissedersiniz kendinizi. Hoşgörü seviyeniz düşer, çabucak öfkelenirsiniz ve her şey, herkes sinirinizi bozar.
Enerji kaybı. Kendinizi bitkin, halsiz ve fiziksel olarak tükenmiş hissedersiniz. Tüm vücudunuz ağırlaşır ve hatta en basit işleri yapmak bile daha uzun sürer ya da bu işler yapılamayacak kadar yorucu olur.
Kendinden nefret etme hali. Güçlü bir değersizlik ya da suçluluk hissedersiniz. Yanlışlarınız ve hatalarınız yüzünden kendinizi acımasızca eleştirirsiniz.
Düşüncesizce davranmak. Gerçeklerden kaçtığınız için uyuşturucu madde kullanmak, saplantılı bir biçimde kumar oynamak, dikkatsiz araç kullanmak ya da tehlikeli sporlara merak salmak gibi davranışlarda bulunursunuz.
Odaklanma problemleri. Odaklanmakta, karar vermekte ya da bir şeyleri hatırlamakta zorlanırsınız.
Açıklanamayan ağrılar. Baş, sırt, kas ve karın ağrıları gibi nedenlerle fiziksel şikayetleriniz artar.

Depresyon ve intihar
Depresyon, intiharın başlıca nedenlerinden biridir. Depresyon ile birlikte görülen yoğun çaresizlik ve umutsuzluk hissi, intiharın, yaşanan acıdan kurtulmanın tek yolu gibi görünmesine neden olabilir. Ölüm düşüncesi veya cinayet önemli bir depresyon belirtisidir, bu yüzden intihar içerikli her konuşmayı ya da davranışı ciddiye alın. Bu sadece, kişinin intiharı düşündüğünü gösteren bir uyarı değil, aynı zamanda bir yardım isteğidir.

İntihar düşüncesini gösteren işaretler şunlardır:
Kişinin kendisine zarar vermesi ya da kendisini öldürmesi hakkında konuşması
Güçlü umutsuzluk ya da kapana kısılmışlık duygularının dile getirilmesi
Zihnin alışılmadık bir biçimde, ölüm düşüncesi ile meşgul olması
Ölüm isteğinden kaynaklanan sorumsuzca davranışlar (kırmızı ışıkta geçmek gibi)
İnsanları arayıp ya da ziyaret edip veda etmek
Bir takım şeyleri düzenlemek (değerli eşyaları birilerine vermek, yarım kalmış işleri tamamlamak gibi)
“Bensiz herkes daha iyi olur” ya da “Uzaklaşmak istiyorum” gibi şeyler söylemek
Son derece bunalımlı bir halden sakin ve mutlu bir hale ani geçiş

Depresyon biçimleri
Depresyon, farklı cinsiyetteki ve yaşlardaki kişilerde farklı şekillerde görünür çoğu zaman. Bu farklılıkların bilincinde olmak, sorunun tanınmasını ve ele alınmasını sağlamaya yardımcı olur.
Erkeklerde depresyon


Bizim kültürümüzde depresyon, çok fazla anlam atfedilmiş bir kelimedir. Pek çok kişi, yanlış bir biçimde, depresyonu, zayıflık ve aşırı duygusallık ile ilişkilendirmektedir. Bu özellikle erkekler için geçerlidir. Depresyonda olan erkekler, kendinden nefret etme ve umutsuzluk hislerini, depresyonda olan kadınlara oranla daha az hissederler. Bunun yerine halsizlikten, asabilikten, uyku problemlerinden ve hiçbir işe ya da hobiye ilgi duyamamaktan şikayet etme eğiliminde olurlar. Depresyonun erkeklerdeki diğer belirtileri şunlardır: öfke, saldırganlık, şiddet, sorumsuzca davranışlar ve küfür etmek. Depresyonun kadınlara olan etkileri erkeklere olan etkilerinden daha şiddetli olsa da, erkeklerin, özellikle de yaşlı olanlarının, intihar etme olasılıkları daha yüksektir.
Kadınlarda depresyon


Kadınların yaşadığı depresyonun şiddeti, erkeklerin yaşadıklarına oranla iki kat daha ağırdır. Bu durumda hormonsal faktörlerin de etkisi vardır. Özellikle de premestrüel (adet öncesi dönem) sendromu, premenstrüel disfori bozukluğu, doğum sonrası depresyonu ve perimenopaz depresyonu gibi durumlar söz konusu olduğunda. Kadınlarda depresyonun, erkeklerdekinin tersine, suçluluk, aşırı uyumak, aşırı yemek ve kilo almak gibi işaret ve belirtileri vardır. Ayrıca kadınların, mevsime bağlı duygusal rahatsızlıktan (günlerin kısaldığı sonbahar ve kış aylarında yaşanan depresyondan) dolayı acı çekme ihtimalleri daha yüksektir.
Gençlerde depresyon


Depresyonda olan gençlerden bazıları kederli olurken bazıları olmaz. Gençler depresyonda olmasalar da genellikle asabidirler, ancak depresyonda olan gençlerde sık sık görülen temel belirti aşırı sinirliliktir. Depresyonda olan bir genç aksi, saldırgan veya gözü kolay kararan biri haline gelebilir. Açıklanamayan ağrılar da gençlerdeki depresyonun işaretlerinden biridir.
İlgilenilmemiş bir depresyon gençlerin; evde, okulda sorun yaşamalarına, uyuşturucu kullanmalarına, kendilerine acımalarına ve hatta cinayet işlemek ya da intihar etmek gibi geri dönüşü olmayan davranışlarda bulunmalarına neden olabilir. Ancak gençlerdeki depresyon, yardım alınarak tedavi edilebilir.
Yetişkinlerde depresyon


Yaşlı insanların, özellikle de kendilerini destekleyen yakınları olmayanların karşılaştıkları, bir yakını kaybetmek, daha bağımlı bir yaşama geçmek ve sağlık problemleri yaşamak gibi zorlayıcı değişiklikler depresyona neden olabilir. Buna rağmen, depresyon yaşlanmanın doğal bir parçası değildir. Yaşlı yetişkinler, depresyonun duygusal işaret ve belirtilerinden çok, fiziksel sorunlardan yakınırlar ve bu yüzden çoğu zaman depresyonlarının farkına varılmaz. Bu insanlardaki depresyon sağlık sorunları, ölme ihtimalinin artması ve intihar etme riskinin artması ile ilişkilidir. Bu nedenle teşhis ve tedavi son derece önemlidir.
Doğum sonrası depresyonu


Doğum yapan pek çok kadın, kısa süren “annelik hüznü”nden muzdarip olurlar. Doğum yapmanın yarattığı hormonsal değişikliklerin neden olduğu doğum sonrası depresyonu, bazı yönlerden, diğer depresyon biçimlerine göre daha uzun sürer ve daha tehlikelidir. Doğum sonrası depresyonu genellikle doğumdan hemen sonra ortaya çıkar ve çocuğun doğmasından sonraki altı aylık süre içindeki herhangi bir depresyon doğum sonrası depresyonu olabilir.

Depresyon türleri
Depresyonun pek çok şekli ve türü vardır. Farklı depresyon türlerinin de farklı belirtileri, nedenleri ve etkileri vardır. Yaşadığınız depresyonun türünü bilmek, ortaya çıkan belirtileri kontrol etmenize ve en iyi tedaviyi almanıza yardımcı olabilir.

Ağır depresyon
Ağır depresyon, hayattan keyif alamama ve mutlu olamama olarak tanımlanmaktadır. Belirtiler süreklidir ve hafiften şiddetliye değişiklik göstermektedir. Tedavi edilmeyen ağır depresyon genellikle altı ay sürer. Bazı insanlar depresyonu sadece bir kez yaşar, ancak ağır depresyon genelde tekrar eden bir rahatsızlıktır. Buna rağmen, ruh halinizi düzeltmek ve sorunun tekrarlama riskini azaltmak için yapabileceğiniz pek çok şey bulunmaktadır.

Distimi (tekrarlayan, hafif depresyon)
Distimi, kronik bir “düşük seviye” depresyon türüdür. Çoğu zaman kendinizi hafif ya da kısmen bunalımlı hissetseniz de, ruh halinizin normal olduğu kısa zaman dilimleri olur. Distimi belirtileri ağır depresyon belirtileri kadar güçlü olmasa da, uzun bir süre devam eder (en az iki yıl). Bu kronik belirtiler hayatı dolu dolu yaşamayı ya da kişinin kendisini daha iyi hissettiği zamanları hatırlamasını zorlaştırır. Bazı insanlar ise distiminin en ileri seviyesinde ağır depresyon yaşarlar, buna “çifte depresyon” denmektedir. Eğer distimiden muzdaripseniz, kendinizi sürekli bunalımlı hissedersiniz. Ya da sürekli yaşadığınız moral düşüklüğünün “doğal yapınız” olduğunu düşünürsünüz. Belirtiler yıllarca fark edilmese ya da iyileştirilmese dahi, distimi tedavi edilebilir.

Mevsime bağlı duygusal rahatsızlık (SAD)
Yağmurlu ve fırtınalı hava koşullarının kasvetinin pek çok filmde ve kitapta tasvir edilmiş olmasının bir sebebi var. Bazı insanlar, havanın sürekli kapalı olduğu ve güneş ışınlarının çok zayıf olduğu sonbahar ya da kış mevsimlerinde bunalıma girerler. Depresyonun bu türüne, mevsime bağlı duygusal rahatsızlık (SAD) denmektedir. Bu depresyon türü, kuzey iklimlerinde ve genç insanlarda çok sık görülür. Depresyon gibi mevsime bağlı duygusal rahatsızlık da tedavi edilebilir. Işık terapisi, parlak yapay bir ışığa maruz bırakma terapisidir, genelde belirtileri azaltmaya yardımcı olur.

Bipolar Bozukluk: Depresyon Olayın Sadece Bir Kısmı Olduğunda


Manik depresyon olarak da bilinen bipolar bozukluk, ruh halinin sürekli devinim halinde olması ile tanımlanır. Depresyonun safhaları, düşüncesice davranışlar, hiperaktivite, hızlıca konuşmak ve neredeyse hiç uyumamak gibi manik durumlarla yer değiştirir. Genel olarak bir ruh halinden diğerine geçilmesi yavaş yavaş olur ve her manik ya da depresif ruh hali en azından birkaç hafta sürer. Bipolar bozukluğu olan bir insan depresyondayken, ağır depresyon belirtileri taşır. Buna rağmen bipolar bozukluğun tedavisi çok daha farklıdır. Aslında, antidepresanlar bipolar bozukluğu daha da kötüleştirebilirler.

Depresyon nedenleri ve risk faktörleri
Bazı hastalıkların, tedaviyi apaçık kılan, belirgin bir tıbbi nedeni olur. Eğer diyabetiniz varsa insülin alırsınız. Apandisitinizde bir sorun varsa ameliyat olursunuz. Ama depresyon çok daha karmaşıktır. Depresyon sadece beyindeki bir kimyasal dengesizliğin sonucu değildir ve ilaçlarla basit bir biçimde iyileştirilemez. Uzmanlar depresyona; biyolojik, psikolojik ve sosyal etkenlerden oluşan bir kombinasyonun neden olduğuna inanmaktadırlar. Başka bir deyişle, yaşam tarzınızı belirleyen seçimleriniz, ilişkileriniz ve sorunlarla baş etme becerileriniz en az genetik özellikleriniz kadar -hatta daha fazla- etkilidir. Buna rağmen, bazı belirli risk faktörleri sizi depresyona daha eğilimli kılar.

Depresyonun nedenleri ve risk faktörleri
Yalnızlık
Sosyal destek eksikliği
Kısa süre önce yaşanmış stresli yaşam tecrübeleri
Ailedeki depresyon geçmişi
Evlilik ya da ilişki problemleri
Maddi zorluk
Erken çocukluk travması ya da istismar
Alkol ya da uyuşturucu kullanımı
İşsizlik ya da işçisizlik
Sağlık problemleri ya da kronik rahatsızlıklar

Depresyonunuzun nedeni tedaviyi belirlemeye yardımcı olur
Depresyonunuzun asıl sebebini anlamanız, sorunun üstesinden gelmenize yardımcı olabilir. Örneğin, geleceği olmayan bir işte çalışıyor olmaktan dolayı depresyondaysanız, en iyi tedavi sizi tatmin edecek bir iş bulmanız olacaktır, antidepresan almak değil. Bir yerde yeniyseniz, kendinizi üzgün ve yalnız hissediyorsanız, iş arkadaşlarınızla ilişkiler kurmanız ya da bir hobi aracılığı ile arkadaş edinmeniz, ruh halinizi terapiye gitmekten daha çok iyileştirir. Depresyon pek çok vakada, mevcut durum değiştirilerek tedavi edilmiştir.

Depresyonu atlatma yöntemleri
Depresyonun her insandaki belirti ve nedenlerinin farklı olması gibi, iyileşme yöntemleri de birbirinden farklıdır. Bir kişiyi iyileştiren bit yöntem başka birine hiç yardımcı olmayabilir ve tüm vakalara uygun olan hiçbir yöntem bulunmamaktadır. Eğer kendinizde veya bir yakınınızda depresyona ilişkin işaretler görüyorsanız, farklı tedavi seçeneklerini keşfetmeye biraz zaman ayırın. Pek çok vakada en etkili yaklaşım; sosyal destek, yaşam tarzı değişiklikleri, duygusal yeteneklerin geliştirilmesi ve uzman yardımından oluşan bir kombinasyondur.

Yardım ve destek isteyin
Depresyonla mücadele etmenin düşüncesi bile size yıldırıcı gelse de, telaşlanmayın. Çaresiz ve umutsuzluk hissi, sizin gerçekliğiniz değil sadece depresyonun bir belirtisidir. Bu, sizin zayıf ya da değişemez olduğunuz anlamına gelmez. Depresyonu atlatmanın püf noktası, küçük şeylerle tedaviye başlamak ve yardım almaktır. Uygun desteği almanız tedavi sürecinizi hızlandıracaktır. Soyutlanmak depresyonu kamçılar, bu nedenle, yalnız olmaktan keyif alırken bile diğer insanlarla bağlantıya geçin. Ailenizin ve arkadaşlarınızın, neler yaşadığınızı ve sizi nasıl destekleyeceklerini bilmelerine izin verin.

Sağlıklı yaşam tarzı değişiklikleri yapın
Yaşam tarzı değişiklikleri yapmak kolay değildir, ancak bu değişikliklerin depresyon üzerinde muazzam bir etkisi vardır. Çok etkili olabilecek yaşam tarzı değişikliklerinden bazıları şunlardır:
Destekleyici ilişkiler kurmaya çalışmak
Düzenli olarak egzersiz yapmak ve uyumak
Ruh halinizi doğal olarak iyileştirmek için sağlıklı beslenmek
Stresle başa çıkmak
Rahatlama teknikleri uygulamak
Olumsuz düşünce kalıplarına meydan okumak

Duygusal yeteneklerinizi geliştirin
Bir çok insan, stresle başa çıkmak ve duygusal dengeyi kurmak için gerekli olan yeteneklerden yoksundur. Duygusal yeteneklerinizi geliştirmeniz size; zorluklarla, travmayla ve can kayıplarıyla başa çıkabilme ve güç durumlar karşısında kendini toparlayabilme yeteneklerini kazandırabilir. Başka bir deyişle, duygularınızı nasıl fark edeceğinizi ve ifade edeceğinizi bilmek sizi daha dirençli hale getirebilir.

Uzman yardımı alın
Eğer aile ve arkadaş desteği, olumlu yaşam tarzı değişiklikleri ve duygusal yetenekleri gelişimi size yeterli gelmediyse, bir zihin sağlığı uzmanından yardım alın. Depresyonun; terapiyi, ilaç tedavisini ve alternatif tedavileri içeren pek çok etkili çözümü bulunmaktadır. Seçeneklerinizi bilmeniz, özel durumunuza ve ihtiyaçlarınıza en iyi gelecek önlemlerin hangileri olduğuna karar vermenize yardımcı olacaktır.

Antidepresanlar size uygun mu?
İlaç kullanımı bazı insanlarda depresyon belirtilerini azaltabilir, ancak bu komple bir tedavi değildir ve beraberinde birtakım sakıncalar da getirir. Antidepresanlar hakkında bilgi edinmek ve bu ilaçların faydaları ile zararlarını karşılaştırmak, size uygun olup olmadıkları konusunda bilimsel ve kişisel bir karar verebilmenize yardımcı olabilir.
Etkili depresyon tedavileri genelde bazı terapi yöntemlerini içerir. Terapi size, depresyonu çeşitli yönlerden tedavi edebilmeniz için gerekli olan araçları verir. Ayrıca terapide öğrendikleriniz size, depresyonun geri dönüşünü önleme yeteneği ve sezgisi kazandırır.
Bazı terapi türleri ise size, olumsuz düşünceleri farklı bir çerçeveye oturtmayı ve depresyonla mücadelede davranışsal yetenekleri kullanmayı öğretir. Ayrıca terapi; depresyonunuzun temel sebebi üzerine gitmeniz, neden bunları yaşadığınızı anlamanız, depresyonunuzun tetikleyicilerini tespit etmeniz ve sağlıklı kalmak için neler yapabileceğinizi bulmanız konularında size yardımcı olabilir.

Anksiyete (Kaygı) bozukluğu nedir, belirtileri ve tedavisi

İşaretler, belirtiler ve tedavi
Hepimiz anksiyetenın (kaygının) nasıl hissettirdiğini biliyoruz. Bir sunumdan ya da zorlu bir sınavdan önce kalbiniz hızla atar. Biriyle ilk kez buluşacağınız zaman midenize kramplar girer. Endişelenip aile sorunlarını kafanıza takarsınız ya da patronunuza maaş artışı beklentinizden bahsetmeden önce çok gergin olursunuz. Bunların hepsi doğal tepkilerdir. Ancak; endişe, korku veya anksiyete nöbetleriniz size aşırı gibi görünüyorsa ve bunlar yaşamak istediğiniz hayatı yaşamanıza engel oluyorsa, anksiyete bozukluğu yaşıyor olabilirsiniz.
Neyse ki, anksiyete belirtilerini ve nöbetlerini hızlı bir biçimde azaltan, hayatınızın kontrolünü tekrar elinize almanıza yardımcı olacak pek çok anksiyete bozukluğu tedavisi ve kendi kendinize uygulayabileceğiniz yöntem bulunuyor.

Anksiyete (Kaygı) Bozukluğunu Anlamak
Baskı altındayken ve stresli bir durumla karşılaşıldığında endişelenmek, gerilmek veya korkmak son derece normaldir. Anksiyete vücudun tehlikeye verdiği doğal bir tepkidir. Tehdit altındayken verilen otomatik bir uyarıdır.




Aşırıya kaçmayan anksiyete kötü bir şey değildir. Hatta anksiyete, sürekli dikkatli ve odaklanmış olmanıza yardım edebilir, hareketlerinizi teşvik edebilir, sizi sorunları çözmek için motive edebilir. Ancak sürekli bir anksiyete söz konusuysa ve aşırı anksiyetelıysanız, sorun ilişkilerinize, hareketlerinize ket vurmaya başlar ve işlevsel olmaktan çıkar. İşte bu noktada faydalı anksiyete bölgesinden anksiyete bozukluğuna geçersiniz.

Belirtileriniz Anksiyete  (Kaygı) Bozukluğuna İşaret Ediyor Mu?
Eğer aşağıdaki işaretleri ve belirtileri kendinizde de görüyorsanız ve bunlardan kurtulamıyorsanız anksiyete bozukluğu yaşıyor olabilirsiniz.
Sürekli gergin, endişeli ve aşırı hassas mısınızdır?
Anksiyetenız iş, okul ya da aile hayatınızda sorunlara yol açıyor mu?
Anlamsız korkularla başınız dertte ama bundan bir türlü kurtulamıyor musunuz?
Eğer belirli şeylerin, gerektiği şekilde yapılmaması halinde kötü şeylerin olacağına inanıyor musunuz?
Her durumu ya da etkinliği anksiyetelanmanıza neden olduğu için kendinizden uzak tutuyor musunuz?
Ani ve beklenmedik kalp çarpıntısı nöbetleri geçiriyor musunuz?
Tehlike ve felaketin her köşe bucakta bulunduğuna inanıyor musunuz?

Anksiyete Bozukluğunun İşaret ve Belirtileri


Anksiyete bozukluğu tek tip bir bozukluk değil de birden fazla durumla ilgili olduğu için kişiden kişiye çok büyük farklılıklar gösterir. Bir kişi anlık ve şiddetli bir anksiyete nöbetleri nedeniyle acı çekerken, başka bir kişi ise insan içine karışacağı için penikleyebilir. Başka biri de düşüncelerini yönlendirememe korkusu ya da sürekli olarak kontrolsüz, istenmeyen düşüncelerin aklına gelmesi nedeniyle sorun yaşıyor olabilir. Hatta bazıları da sürekli bir gerilim ve endişe içinde yaşıyor olabilir.
Farklı biçimlerine rağmen, tüm anksiyete bozuklukları ortak bir belirtiyi paylaşmaktadırlar: çoğu insanın yapmayacağı şekilde, sürekli ya da şiddetli korku ve endişe nedeniyle tehdit altında olma hissi.

Anksiyetenın Duygusal Belirtileri
Anlamsız ve aşırı anksiyeteya neden olan öncül belirtilere ek olarak, aşağıdaki duygusal belirtiler de anksiyete bozukluğuna işaret eder.
Evham ya da dehşet hissi
Sorunlu konsantrasyon
Gerginlik ve ürkeklik hissi
En kötüyü öngörme
Alınganlık
Huzursuzluk
Sürekli olumsuz arama hali
Zihin durması hissi

Anksiyetenın Fiziksel Belirtileri
Anksiyete bir histen daha fazlasıdır. Vücudun ‘ya savaş ya kaç’ şeklinde bir üretimi olan anksiyetenın, pek çok fiziksel belirtisi vardır. Bu nedenle, anksiyete mağdurları yaşadıkları bozukluğu sık sık başka rahatsızlıklarla karıştırırlar. Kendilerinde anksiyete bozukluğu olduğunu keşfedene kadar pek çok doktora ve hastaneye gidebilirler.

Anksiyetenın Genel Fiziksel Belirtileri Şunları İçerir:
Kalp çarpıntısı
Terleme
Mide bulantısı ya da baş dönmesi
Sık sık idrar çıkarma ya da ishal
Nefes darlığı
Titreme ve seğirme
Kas gerilimi
Baş ağrısı
Yorgunluk
Uyuma zorluğu

Anksiyete Belirtileri ve Depresyon Arasındaki Bağlantı
Anksiyete bozukluğu yaşayan pek çok insan, bazı yönlerden, depresyondan da mustarip olur. Anksiyete ve depresyonun aynı biyolojik eksikliklerden meydana geldiği düşünülmektedir. Bu da, bu iki hastalığın neden sürekli beraber göründüğünü açıklar. Depresyon ve anksiyete birbirlerini daha kötü hale getirdikleri için ikisinin de tedavilerini aramak önemlidir.

Anksiyete Nöbetleri ve Belirtileri
Anksiyete nöbetleri, panik atak diye de bilinir, şiddetli panik ve korku içeren olaylardır. Anksiyete nöbetleri genellikle aniden ve uyarı vermeden gerçekleşir. Bazen asansörde kalmak ya da yapılması gereken önemli bir konuşmayı düşünmek gibi belli tetikleyicileri olur, ama çoğu vakada beklenmedik bir şekilde ortaya çıkar.

Anksiyete Nöbetlerinin Tedavisi
Çoğu vakada, anksiyete nöbetleri tedaviye hemen tepki verir. Panik atak geçirmekten korktuğunuz için belli durumlardan ve yerlerden uzak durmaya çalışsanız da, tedavi, kontrolü hızlı ve etkili bir biçimde tekrar ele almanıza genellikle yardımcı olur.
Genellikle, aşağı yukarı, on dakika sürer. Otuz dakikadan uzun sürdüğü nadir rastlanan bir durumdur. Ama bu kısa sürede yaşanan dehşet çok şiddetli olur ve insanı ölmek üzereymiş ya da kontrolünü tamamen kaybedecekmiş gibi hissettirir. Anksiyete nöbetlerinin fiziksel belirtileri çok korkutucudur. Pek çok insan kalp krizi geçirdiğini sanır. Bir anksiyete nöbetinden sonra, bir başka nöbet geçirmekten, özellikle de yardım alamayacağınız ya da kolayca atlatamayacağınız bir yerde geçirmekten, korkabilirsiniz.

Anksiyete Nöbetlerinin Belirtileri Şunları İçerir:
Karşı konulamayan bir panik artışı
Kontrol kaybı ya da delirme hissi
Düzensiz kalp atışı veya göğüs sıkışması
Bayılacakmış gibi hissetmek
Sorunlu solunum veya boğulma hissi
Aşırı hızlı ve derin solunum
Sıcak basması ya da yüksek ateş
Titreme ya da sarsıntı
Mide bulantısı ya da sıkışması
Soyutlanmışlık hissi ya da gerçekliğin yitimi

Anksiyete Bozukluğu Türleri
Altı temel anksiyete bozukluğu türü ve bunların her birinin de farklı belirtileri vardır: genel anksiyete bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk, panik atak (anksiyete nöbetleri), fobi, post-travmatik stres bozukluğu ve sosyal anksiyete bozukluğu. helpguide.org her anksiyete bozukluğu türü için ayrı ve geniş kapsamlı bir makale sunmaktadır. Daha fazla bilgi için aşağıdaki ilgili bölümleri gözden geçirin.
Genel Anksiyete Bozukluğu


Eğer sürekli endişe ve korku hali dikkatinizi dağıtarak günlük işlerinizi yapmanıza engel oluyorsa veya kötü şeyleri olacağına dair bir hissin sizi hiç terk etmediğini düşünüyorsanız Genel Anksiyete Bozukluğu (GKB) yaşıyor olabilirsiniz. Genel anksiyete bozukluğu olan insanlar, nedenini bile bilmeseler de, neredeyse her zaman anksiyetelı olan, kronik endişeli kişilerdir. Genel Anksiyete Bozukluğuna bağlı anksiyetenın uyuma zorluğu, mide bulantısı, huzursuzluk ve yorgunluk gibi fiziksel belirtileri olur genellikle.

Anksiyete Nöbetleri (Panik Atak)


Panik atak, farklı şeyleri tecrübe ederken yaşananlar gibi, tekrarlanan ve beklenmeyen panik nöbetlerince oluşur. Panik atağa alan korkusu da eşlik edebilir. Bu korku, bir panik atak yaşanması halinde yardım almanın zor olacağı düşünülen yerlere gitmenin korkusudur. Eğer alan korkunuz varsa, alışveriş merkezleri gibi halka açık yerlere gitmekten ya da uçak gibi kapalı alanlara girmekten kaçınırsınız.

Obsesif Kompulsif Bozukluk


Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB), durdurulması ya da kontrol edilmesi imkansız gibi görünen, istenmeyen düşünce ya da davranışlar nedeniyle ortaya çıkar. Eğer OKB’niz varsa, fırını kapatmayı unutmak ya da birini üzmüş olmak gibi takıntılarla başınız dertte olabilir. Ayrıca, ellerinizi tekrar tekrar yıkamak zorundaymış gibi hissetmenize neden olan, kontrol edemediğiniz bir baskıdan da muzdarip olabilirsiniz.

Fobi


Fobi; belli bir nesne, etkinlik ya da durumdan kaynaklanan, aslında hemen hemen hiç tehlike arz etmeyen, gerçek dışı ya da abartılmış bir korkudur. Sık rastlanan fobiler yılan, örümcek, uçağa binme veya yükseklik korkusu barındırır. Ağır fobi vakalarında korktuğunuz şeyden kaçınmak için onu olabildiğince uzakta tutmalısınız. Ne yazık ki, kaçınmak fobiyi sadece uzakta tutmaya yarar.

Sosyal Anksiyete Bozukluğu


Eğer kendiniz hakkında olumsuz eleştiriler yapılması veya toplum içinde aşağılanmak sizin için enerjinizi tüketen bir korku halindeyse, sosyal fobi olarak da bilinen sosyal anksiyete bozukluğu yaşıyor olabilirsiniz. Sosyal anksiyete bozukluğu aşırı utangaçlık gibi düşünülebilir. Ağır vakalarda sosyal ortamlardan tamamen soyutlanma görülür. Performans anksiyetesı (daha çok sahne korkusu olarak bilinir), sosyal fobinin en yaygın türüdür.

Post-travmatik Stres Bozukluğu


Post-travmatik stres bozukluğu (PTSB), travmatik veya hayati önem taşıyan bir olay sonrasında ortaya çıkabilen, şiddetli bir anksiyete bozukluğudur. PTSB, nadiren duran bir panik atak olarak da düşünülebilir. Geçmişe ait görüntüler veya kabuslar görmek, dikkatin aşırı artışı, her şeyden korkmak, insanlardan kaçmak ve bir olayı hatırlatan durumlardan kaçınmak PTSB belirtileridir.

Anksiyete, Anksiyete Nöbetleri ve Anksiyete Bozukluklarına Karşı Yapabilecekleriniz
Çok endişeli olan herkesin anksiyete bozukluğu yoktur. Yoğun çalışma saatleri, uyku ya da egzersiz eksikliği, evde ya da işte yaşadığınız baskı veya aşırı kahveden dolayı anksiyetelı olabilirsiniz.
Bunun alt sınırı şudur: eğer yaşam tarzınız sağlıksız ve stresli ise ve anksiyete bozukluğunuz olsa da olmasa da siz anksiyetelı olma eğilimindeyseniz, anksiyete bozukluğu yaşıyorsunuzdur. Bu nedenle, çok fazla endişeleniyorsanız, kendinize ne kadar dikkat ettiğinizi değerlendirmeye zaman ayırın biraz.
Her gün rahatlamaya ve eğlenmeye zaman ayırıyor musunuz?
İhtiyaç duyduğunuz duygusal desteği alıyor musunuz?
Vücudunuza dikkat ediyor musunuz?
Aşırı derecede sorumluluk mu alıyorsunuz?
İhtiyaç duyduğunuzda yardım istiyor musunuz?
Eğer gerginlik seviyeniz üst sınırını aştıysa, yaşamınızı tekrar nasıl dengeleyeceğinizi düşünün. Belki bırakabileceğiniz, geri çevirebileceğiniz ya da başkasına aktarabileceğiniz sorumluluklar vardır. Eğer soyutlanmış veya dayanaksız bir haldeyseniz güvenebileceğiniz birini bulun. Endişelerinizi paylaştığınızda onların sizin kadar korkmadıklarını görmek size iyi gelecektir.

Anksiyete Nöbetleri ve Anksiyete Bozukluğuna Karşı Yapabilecekleriniz #1: Olumsuz düşüncelere meydan okuyun
Endişelerinizi not edin. Üzerinizde bir bloknot bulundurun ya da bir dizüstü bilgisayara, akıllı telefona veya tablet bilgisayara kaydedin endişelerinizi. Anksiyete hissettiğinizde hemen not alın. Not almak düşünmekten daha güçlüdür. Bu sayede olumsuz düşünceleriniz kısa zaman içinde ortadan kalkmaya başlar.
Endişelenme periyotları oluşturun. Her gün uygulayacağınız 10′ar dakikalık bir ya da iki “endişelenme periyodu” oluşturun. Bu periyotları sadece anksiyeteya ayırabilirsiniz. Endişelenme periyodunuz süresince, onları düzeltmeye çalışmadan sadece olumsuz, anksiyetelandırıcı düşüncelere odaklanın. Ancak günün geri kalanı anksiyetedan uzak geçirilmelidir. Anksiyete verici düşünceler aklınıza geldiğinde onları bir kenara atın ve endişelenme periyodunda değerlendirmek üzere bir kenara bırakın.
Şüpheyi kabul edin. Ne yazık ki, ters gidebilecek şeyler hakkında endişelenmek hayatı daha öngörülebilir kılmamaktadır. Bu sadece sizi o anda gerçekleşen güzel şeylerden mahrum bırakır. Şüpheyi kabul etmeyi öğrenin ve yaşam sorunları için acil çözümler beklentisinde olmayın.
Rahatlama tekniklerini uygulayın. Farkındalık meditasyonu, kademeli kas rahatlatma ve derin derin nefes alıp verme gibi rahatlama teknikleri, düzgün çalışıldıklarında anksiyete belirtilerini azaltır ve rahatlık ve duygusal sağlık seviyenizi yükseltir.
Sağlıklı beslenmeyi alışkanlık haline getirin. Güne kahvaltı ile başlayın ve sık ama küçük öğünlerle devam edin. Uzun süre bir şey yememek kan şekerinizi düşürür. Bu, daha anksiyetelı olmanıza neden olabilir.
Alkol ve sigarayı azaltın. Bunlar anksiyete azaltmaz, arttırır.
Düzenli olarak egzersiz yapın. Egzersiz doğal bir stres azaltıcı ve anksiyete düşürücüdür. En yüksek verime ulaşmak için günde en az 30 dakika aerobik egzersizi yapmayı hedefleyin.
Uyku sürenizi dengeleyin. Uyku eksikliği anksiyetelı düşünce ve hisleri şiddetlendirebilir. Bu nedenle 7-9 saat boyunca sağlıklı bir şekilde uyumaya çalışın.
Anksiyete Nöbetleri ve Anksiyete Bozukluğuna Karşı Yapabilecekleriniz #2: Kendinize özen gösterin

Anksiyete Bozuklukları İçin Ne Zaman Profesyonel Yardım Alınmalıdır
Kendi çabalarınız sonuç vermediğinde ve endişe, korku veya anksiyete nöbetleriniz büyük sıkıntılara neden olacak ve günlük yaşamınızı bozacak kadar şiddetli olduğunda profesyonel yardım almanız gerekmektedir.
Eğer anksiyeteya bağlı fiziksel belirtiler arttıysa, bir sağlık kontrolü yaptırmayı düşünmelisiniz. Doktorunuz, anksiyete bozukluğuna tiroit sorunu, kan şekeri düşüklüğü ya da astım gibi tıbbi hastalıkların neden olup olmadığını kontrol edebilir. İlaçlar ve destekleyiciler anksiyeteya neden olabildiği için, doktorunuz, kullandığınız medikal ve bitkisel ilaçlar, biten ilaç tedavileriniz ve kullandığınız uyuşturucular hakkında bilgi almak da isteyebilir.
Eğer hekiminiz medikal bir sorun tespit ederse, atacağınız bir sonraki adım, anksiyete nöbeti ve anksiyete bozukluğu tedavisinde deneyimli bir terapist ile görüşmektir. Terapist, anksiyete bozukluğunun nedeni ve türünü belirlemek, bir tedavi süreci oluşturmak için sizinle birlikte çalışacaktır.

Anksiyete Bozuklukları İçin Tedavi Seçenekleri
Anksiyete bozuklukları tedaviye oldukça olumlu ve genelde kısa bir süre içinde tepki verir. Hangi tedavi yaklaşımının uygulanacağı, anksiyete bozukluğunun türüne ve şiddetine bağlıdır. Genelde, çoğu rahatsızlık davranışsal terapiyle, ilaç tedavisiyle veya iki yöntemin birleşimi ile tedavi edilir. Bazı zamanlar tamamlayıcı ya da alternatif tedaviler de faydalı olabilmektedir.
Anksiyete Bozukluğu İçin Davranışsal Terapi
Bilişsel-davranışsal terapi ve maruz bırakma terapisi davranışsal terapi türleridir. Bunlar içsel psikolojik çatışmalara ya da geçmişte yaşanmış sorunlara değil davranışlara odaklanır. Anksiyete için davranışsal terapi, genellikle 5-20 haftalık seanslar şeklinde uygulanır.
Bilişsel-davranışsal terapi davranışlara ek olarak düşüncelere -ya da bilgilere- odaklanır. Anksiyete bozukluğunun tedavisinde kullanılan bilişsel-davranışsal terapi, olumsuz düşünme modellerini ve anksiyetenızı arttıran gerçekdışı inanışları saptamanıza ve bunlara meydan okumanıza yardımcı olur.
Maruz bırakma terapisi, sizi güvenli ve kontrol altına alınmış çevresel koşullar altında, korkunuzla yüzleştirir. Tekrarlanan maruz bırakma terapileri sayesinde, korktuğunuz nesne veya duruma karşı, zihninizde veya gerçeklikte, müthiş bir kontrol hissi kazanırsınız. Korkunuz ile yüzleşip zarar görmediğinizde, anksiyetenız yavaş yavaş azalır.

Anksiyete Bozuklukları İçin İlaç Tedavi
Benzodiazepinleri ve antidepresanları da içeren, anksiyete bozukluğu tedavisinde kullanılan pek çok ilaç vardır. Ancak en etkili ilaç tedavisi, davranışsal terapi ve kişisel yöntemlerle desteklenendir. İlaç tedavisi bazı durumlarda, anksiyete belirtilerinin şiddetini bir süreliğine azaltıp diğer terapi seçeneklerinin izlenebilmesi için kullanılır.

Horlama nedenleri, zararları ve tedavisi

Tedaviler, ilaçlar, siz ve eşiniz için ipuçları
Hemen hemen herkes arada bir horlar ama horlama sürekli ise bu hem sizin hem de aile üyelerinin uyku süresini ve kalitesini etkiler. Zayıf bir uyku gün içinde yorgunluğa, asabiliğe ve artan sağlık sorunlarına neden olabilir. Eğer horlamanız eşinizi sık sık uyandırıyorsa, önemli ilişki sorunlarına da neden olabilir.
Neyse ki ayrı odalarda uyumak horlamanın tek ilacı değil. Hatta bu soruna ilişkin birden fazla etkili çözüm mevcut. Horlamanızı kesecek en iyi tedaviyi bulduğunuz anda sağlığınız, ilişkileriniz ve tabi ki uykunuz son derece iyi bir hale gelir.

Horlamanın Nedenleri: Nedeni Belirleyin ve Tedaviyi Bulun
Aynı günde bir kişi alerjiden bir diğer kişi de soğuk algınlığından dolayı hapşırabilir. Horlamak da böyledir. Bir diğer deyişle, her horlama aynı değildir. Herkes farklı sebeplerden ötürü horlar. Neden horladığınızı derinlemesine araştırdığınızda, daha sessiz ve daha derin bir uyku için gerekli olan çözümü bulursunuz.




Horlayan insanlar genellikle titreşime daha müsait olan çok fazla boğaz ve geniz dokusuna ya da yumuşak dokuya sahip olurlar. Dilinizin pozisyonu da pürüzsüz nefes almayı engelleyebilir. Nasıl ve ne zaman horladığınızı değerlendirmek, horlamanın kontrolünün sizde olup olmadığını belirlemenize yardımcı olur. İyi haber şu ki, nasıl ve ne zaman horlarsanız horlayın, horlamanızı iyileştirecek çözümler mevcuttur.

Horlama Sesi Nereden Geliyor?
Horlama, uyku sırasında havanın burun ve ağızda rahatça dolaşamamasından kaynaklanır. Buna neden olan nefes borunuzun daralmasıdır. Yolların daralmasına ise uyuma pozisyonunuz da, yumuşak dokular da neden olabilir. Dar bir nefes borusu pürüzsüz nefes almanın önünü keser ve horlama sesini yaratır.

Horlamanın Yaygın Nedenleri:
Yaş: Orta yaşa ve ötesine ulaştığınızda boğazınız daralır ve boğazınızdaki kas tonusu azalır.
Yaradılıştan Gelen Nitelikler: Erkekler kadınlarınkine oranla daha dar bir boğaza sahiptirler ve bu nedenle horlamaya daha yatkındırlar. Dar bir boğaz, yarık bir damak, genişlemiş geniz eti ve diğer horlamaya neden olan fiziksel özellikler genelde kalıtsal olarak aileden gelir.
Geniz ve Sinüs Sorunları: Tıkalı nefes borusu horlamaya neden olacak şekilde nefes almakta güçlük ve boğazda hava boşluğu yaratır.
Aşırı Kilolu ya da Şekilsiz Bir Vücuda Sahip Olmak: Şişkin dokular ve zayıf kas tonusu horlamayı tetikler.
Alkol, Sigara ve İlaç Tedavisi: Alkol tüketimi, sigara ve belli ilaç tedavileri horlamaya neden olan kas gevşemelerini arttırır.
Uyuma Pozisyonu: Sırtüstü uyumak boğazdaki dokuların genişlemesine nefes borunuzun kapanmasına neden olabilir.

Horlamanın İlişkinize Zarar Vermesine İzin Vermeyin
Horlamak ilişkinizde sorunlara yol açıyor mu? Birbirinizi ne kadar sevseniz de, sürekli devam eden horlamadan kaynaklanan uyku eksikliği ve kalitesiz uyku ilişkinizi zorlar ve aynı zamanda eşinizin sağlığını da tehlikeye atar.
Horlama bir sorun haline geldiyse, ilişkinin gidişatında aşağıdaki gibi birkaç değişiklik yaşanır:
Yalnız Uyuma: Eşlerden biri horluyorsa, o kişi tek başına uyumaya karar verebilir. Bu sadece fiziksel yakınlık eksikliğine ve gergin bir ilişkiye neden olur. Ve eğer horlayan sizseniz, kendinizi üzerinde hiçbir kontrolünüzün olmadığı bir olaydan dolayı yalnız, soyutlanmış ve bir konuda engellenmiş hissedersiniz.
Horlama Kaynaklı Ağız Dalaşları: Uyku eksikliği bir sorun haline geldiğinde sinirli olmanız doğaldır. Ama mahrumluğunuzu kontrol etmeye çalışın. Unutmayın, siz horlama sorununa müdahale etmek istiyorsunuz, eşinize değil.
Eşler Arasında Alınganlık: Horlamayan eşin uyuyabilmek için elinden geleni yapması (kulak tıkaçları, ses cihazları vb.) ama horlayan eşin sorununa bir çare bulmak için hiçbir şey yapmaması alınganlığa neden olabilir. Bir takım olarak çalışmak ve horlamaya bir çare bulmak olası kavgaları önleyebilir.
Eğer ilişkinize değer veriyorsanız horlama sorununa bir çare bulmayı öncelikli göreviniz haline getirin ki eşinizle birlikte düzgünce uyuyabilin. Horlamayı önlemek için birlikte çalışmak, eşinizle aranızdaki bağın kalitesini arttırmak ve birbirinize daha derinden bağlanmak için bir fırsat bile olabilir.

Horlayan Eş ile İletişime Geçmek
Demek eşinizin, horlaması dışında, her şeyini seviyorsunuz. Bu çok normal. Aramızdaki en sabırlı insan bile uyku eksikliğine bir yere kadar katlanabilir. Ancak, bir kişinin horlaması yüzünden ne kadar uyku eksikliği çekerseniz çekin, sorunu hassas bir biçimde ele almak çok önemlidir. Eşinizin, horluyor olmasından dolayı ne kadar incinebileceğini ve hatta utanabileceğini unutmayın.
Konuşacağınız Zamanı Dikkatli Seçin: Bu konuyu, gece yarısı ya da sabahın erken saatleri gibi bitkin olunan saatlerde tartışmaktan kaçının.
Kasıtlı Bir Şey Olmadığını Göz Ardı Etmeyin: Ayrıca uykudan mahrum kalmak, insanı kolaylıkla bir kurban gibi hissettirebilir. Ama eşinizin de bunu amaçlı olarak yapmadığını unutmayın.
Saldırganlıktan Kaçının: Uyku yoksunluğu eminim ki sinir edici bir şeydir ve sağlığınıza zarar verebilir; ama probleme çatışmacı olmayan bir tutumla yaklaşmak için elinizden geleni yapın.
Zorluğun Farkında Olun: Emin olun ki horlamayı kavramak mevcut alınganlıkları dışarı ifade etmek için müthiş bir fırsat değildir.
Mizahı ve Oyunculuğu Kullanın: Eşinizin hislerini incitmeden horlama sorunu gündeme getirmek harika bir yöntemdir bu. Bu soruna gülmek gerginliği azaltabilir. Sadece bunun daha şakadan çok alay etmeye dönüşmediğinden emin olun.

Horlamadan Kaynaklı Şikayetlerle Başa Çıkmak
Eşinizin horlamanızdan şikayet etmesine -biraz incinmek bir yana- hazırlıksız yakalanmak oldukça yaygındır. Sonuçta siz bunun gerçekten olduğunun bile farkında değilsiniz. Ve ayrıca horlamanın ilişkide böyle bir soruna yol açması size saçma gelebilir. Bu yaygın ve oldukça gerçek bir sorundur. Eğer partnerinizin endişelerini göz ardı eder ve horlama sorununu çözmeye çalışmayı reddederseniz, eşinize, onun ihtiyaçlarını önemsemediğinizi ifade eden açık bir mesaj vermiş olursunuz. Horlama sorununuza eşinizle birlikte çaba harcayarak bir çözüm bulmak için aşağıdakileri aklınızda bulundurun:
Horlama Fiziksel Bir Sorundur: Bu utanılacak bir şey değildir. Kas çekilmesi ya da grip salgınındaki gibi, horlama sorununda da koşulları iyileştirmek sizin elinizdedir.
Bunu Kişisel Algılamaktan Kaçının: Eşinizin mahrumluğunu kişisel bir eleştiri ya da saldırı olarak görmemeye çalışın. Eşiniz sizi seviyor. Sadece horlamanızı sevmiyor.
Eşinizi Ciddiye Alın: Şikayetleri küçümsemekten kaçının. Uyku eksikliği bir sağlık tehdididir ve eşinizin gün boyu kendisini berbat hissetmesine neden olabilir.
İlişkinizi Her Şeyden Çok Önemsediğinizi Açıklığa Kavuşturun: Siz ve eşiniz bu anlayışa sahip olursanız, ikiniz de horlamaya bir tedavi bulmak için ne gerekiyorsa yaparsınız.
Uygun Olmayan Davranışlara Dikkat Çekin: Uyku yoksunluğu huysuzluğa ve asabiliğe neden olsa da, partnerinizin horladığınız için size saldırmasının ya da bağırmasının sizin için doğru olmadığını bilmesini sağlayın.

Horlamanın Tedavilerini, Çözümlerini ve İlaçlarını Bulmak


Piyasada horlama önleyici pek çok tuhaf cihaz var ve bunlara sürekli yenileri ekleniyor. Horlamanın kesin çözümünü bulmak insanın gözünü korkutan bir iş haline gelmeye başladı. Ne yazık ki, bu tuhaf cihazların birçoğu işlevi ispatlanmamış veya sizi gece boyunca uyanık tutan şeyler. Buna rağmen, işe yaradığı ispatlanmış pek çok horlamayı önleyen teknik mevcut. Her ilaç her insan için uygun değildir. Bu nedenle, sonuç olarak horlamayı tam anlamıyla önlemenizi sağlayacak ilacı bulmanız sabır göstermenizi, bazı yaşam tarzı değişikliklerini ve değişik çözümleri denemeye istekli olmanızı gerektirebilir.
Horlama sorununu çözmenin ilk adımı horlamanın nedenini bulmaktır. Eşinizden, horlamanızı gözlemlemesini ve bir uyku günlüğü tutmasını isteyin. Horlama şeklinizin ayrıntılarını gözlemlemek, horlama sebebinizi, onu neyin daha kötü yaptığını ve nasıl önleyeceğinizi saptamanızı sağlar.

Nasıl Horladığınız Neden Horladığınızı Açıklar
Farklı uyuma ve horlama şekillerinizi kaydetmek son derece önemlidir. Uyuma pozisyonları pek çok şeyi açıklar ve horlama şeklinizi anlamak neden horladığınızı açıklayabilir. Neden horladığınızı öğrendiğiniz anda bir tedavi bulmaya yaklaşırsınız.
Ağız kapalıyken horlamak dilinizle ilgili bir sorun olduğuna işaret eder.
Açık ağızla horlamak boğazınızdaki dokularla bağlantılı olabilir.
Sırtüstü uyurken horlamak muhtemelen hafif bir horlamadır ve uyuma alışkanlığını geliştirmek ve bazı yaşam tarzı değişiklikleri yapmak etkili tedaviler olabilir.
Tüm uyuma pozisyonlarında horlamak, şiddetli bir horlama demek olabilir ve daha geniş kapsamlı bir tedaviyi gerektirebilir.

Tek Başınıza Yapabileceğiniz Horlama Önleyici Tedaviler
Horlamayı kendi kendinize önleyebileceğiniz pek çok çözüm mevcuttur. Ev yapımı ilaçlar ve yaşam tarzı değişiklikleri sorunun çözümünde çok etkili olabilir.
Horlamayı Önleyen Yaşam Tarzı Değişiklikleri
Kilo Vermek: Birazcık kilo vermek bile boğazınızın arka kısmındaki şişkin dokuları küçültebilir ve horlamanızı azaltabilir hatta önleyebilir.
Egzersiz: Horlamayı önlemenin bir diğer yoludur. Kollarınızı, bacaklarınızı ve karın kaslarınızı şekle sokmak da boğazdaki dokuları düzene sokarak horlamayı azaltır.
Sigarayı Bırakmak: Sigara içiyorsanız horlama ihtimaliniz oldukça yüksektir. Sigara dumanı, burun ve boğazdaki zarları tahriş ederek nefes borusunun tıkanmasına neden olur.
Alkolden, Uyku Haplarından ve Sakinleştiricilerden Uzak Durun: Bunlardan herhangi birini, özellikle uyumadan önce almayın. Çünkü bunlar boğaz kaslarınızı gevşetir ve nefes almanızı engeller. Aldığınız herhangi bir reçeteli ilaç hakkında doktorunuzla görüşün. Daha derin bir uykuyu destekleyen bir ilaç bile horlamanızı kötüleştirebilir.
Düzenli Uyuma Modelleri Belirleyin: Eşinizle birlikte bir uyuma öncesi ritüeli oluşturun ve buna bağlı kalın. Birlikte, alışılmış bir şekilde yatağa yatmak daha iyi uyumanıza yardımcı olabilir ve çoğu zaman horlamayı azaltır.

Horlamanızı Önlemenize Yardımcı Olacak Yatma Zamanı önlemleri
Genzinizi Temizleyin: Tıkalı bir burun solunumu zorlaştırır ve boğazda bir çekilme yaratır. Bu da horlamaya neden olur. Bunu doğal yollarla yapabilir ya da uyurken daha kolay nefes alıp vermenize yardımcı olabilecek spreyleri ya da bantları deneyebilirsiniz.
Yatak Odanızı Nemli Tutun: Hava nemlendirici cihazlardan birini kullanın. Kuru hava burun ve boğazdaki zarları tahriş ediyor olabilir.
Pozisyon Düzeltme: Başı 8-10 santim kadar kaldırmak solunumu kolaylaştırabilir ve diliniz ile çenenizi ileride tutmanızı kolaylaştırabilir. Boyun kaslarınızın kıvrılmamasını sağlayarak horlamanın önüne geçmeye yardımcı olması için özel olarak geliştirilmiş yastıklar da bulabilirsiniz.
Kafeinden ve Ağır Öğünlerden Kaçının: Özellikle de süt ürünleri ve soya sütünü yatmadan en az iki saat önce alın.
Yan Yatın: Sırtüstü yatmaktan kaçının. Yerçekimi dilinizin ve boğazınızdaki yumuşak dokuların içeri çekilmesine ve nefes borunuzun tıkanmasına neden olur.

Horlamayı Önleyen Çözüm: Tenis Topu Numarası
Sırtüstü uyumak horlamanıza mı neden oluyor? Öyleyse tenis topu numarasını deneyin. Üzerinizdeki kıyafetin arkasına bir tenis topu (ya da benzer büyüklükte bir top) tutturun ve öyle uyuyun. Tenis topunu bir çorabın içine koyup, çorabı üst kıyafetinize dikebilir ya da bir çengeli iğneyle tutturabilirsiniz.) Sırtüstü yattığınızda tenis topu sizi rahatsız eder ve tepki olarak yan yatarsınız. Ya da tenis toplarıyla doldurulmuş bir yastık yerleştirin sırtınıza. Kısa sürede yan yatmayı bir alışkanlık haline getirecek ve artık tenis toplarına ihtiyaç duymayacaksınız.

Horlamayı Önlemek İçin Boğaz Egzersizleri
Günde 30 dakika çalışılan boğaz egzersizleri, horlamayı azaltmanın hatta önlemenin etkili bir yöntemi olabilir. Belirli sesli harfleri tekrar tekrar söylemek ve yine bazı belirli dil bükme hareketlerini yapmak üst solunum yollarındaki kasları güçlendirir ve horlamayı azaltır.
Horlamayı önlemek için aşağıdaki egzersizleri deneyin. Yavaş yavaş başlayın ve zamanla yaptığınız set sayısını arttırın. Bazı durumlarda, egzersizleri işe giderken, köpeğinizi dolaştırırken, çalışırken veya duş alırken yapabilirsiniz.
“a-e-i-o-u” sesli harflerinin her birini günde birkaç kez üçer dakika boyunca, yüksek sesle söyleyin.
Dilinizin ucunu üst ön dişlerinizin arkasına yerleştirin. Günde 3 kez dilinizi geriye kaydırın.
Ağzınızı kapatın ve dudaklarınızı büzün. 30 saniye bu şekilde tutun.
Ağzınız açıkken çenenizi sağa kaydırın ve bu şekilde 30 saniye tutun. Sol tarafa aynı şekilde tekrarlayın.
Ağzınız açıkken boğazınızın arkasındaki kası 30 saniye boyunca tekrar tekrar kasın. İpucu: Aynaya bakın ve küçük dilinizi (“asılı top”) aşağı yukarı hareket ettirin.

Horlamanın Alternatif İlaçları
Şarkı Söylemek – Boğazınızdaki ve üst damağınızdaki kasların kontrolünü arttırır, gevşek kaslardan kaynaklanan horlamayı azaltır.
Dijeridu Çalmak – Yeni bir müzik aleti çalmayı mı istiyorsunuz? Çalışmalar gösteriyor ki, dijeridu (Avustralya yerlilerinin nefesli çalgısı) çalmayı öğrenmek da boğazınızı ve üst damağınızı güçlendirerek horlamayı azaltır.

Horlamanın Tıbbi Tedavileri
Eğer kendi başınıza yapabileceğiniz horlamayı önleyici çözümleri deneyip de bir sonuç alamadıysanız ümidinizi kaybetmeyin. Tıbbi tedaviler her şeyi değiştirebilirler. Horlamayı önlemek için sürekli yeni gelişmeler kaydediliyor ve daha etkili ve rahat hale getirilen cihazları bulmak kolaylaşıyor. Bu yüzden doktorunuz, geçmişte rahatsız edici ve etkisiz bulduğunuz türde bir horlamayı önleyen cihazı önerdiğinde, bunun günümüzde de aynı sonucu vereceğini düşünmeyin.
Tıbbi Tedaviler
Horlamayı önlemek için kendi kendinize gösterdiğiniz çabalar bir sonuç vermediyse, hekiminize ya da bir otolaringolojiste (kulak-burun-boğaz doktoru, ayrıca KBB uzmanı da denir). Eğer dental bir cihaz denemeyi tercih ediyorsanız, bu cihazlar konusunda uzmanlaşmış bir diş doktoru ile görüşmeniz gerekir.
Nefes Borusuna Sürekli Olumlu Basınç: Bu cihaz, uyku süresince nefes borunuzu açık tutmak için, burnunuza ya da yüzünüze takacağınız bir maske içine basınçlı hava üfler.
Dental Cihazlar, Oral Cihazlar ve Çene Alçaltıcı: Bu cihazlar genelde atletlerin ağızlıklarına benzer. Uyku süresince çenenizi alçaltarak ya da dilinizi önde tutarak nefes yolunuzu açarlar.
Geleneksel Ameliyat: Uvulopalatofaringoplasti (UPPP), Termal Ablasyon Palatoplasti (TAP), bademcik ameliyatı ve adenoidektomi gibi uzun süredir yapılan ameliyatlar, cerrahi yöntemlerle dokuların alınmasını ya da anormalliklerin düzeltilmesini sağlayarak nefes borunuzun genişletir. Üst damağa küçük implantlar yerleştirilerek yapılan Pillar prosedürü de etkili bir ameliyattır. Dokular büyüyerek, üst damağı dik tutan implantları kaplar. Bu da horlamaya neden olan titreşimi durdurur.
Yeni Gelişmeler: Lazer destekli uvulopalatoplasti (LAUP) ve samnoplasti uygulamalarında, lazer veya radyo frekansları kullanılarak üst damağınızda horlamaya neden olan kısımlar çıkarılır. Bu yeni keşfedilmiş tedavilere biraz daha çalışmak gerekebilir.
Horlama Nedeniyle Bir Doktora Göründüğünüzde

Horlamak bazen daha ciddi sorunların bir işareti olabilir. Doktorun horlayan kişiyi, uyku apnesi ya da uykuyla bağlantılı solunum güçlüğü gibi diğer uyku rahatsızlıkları açısından değerlendirmesi gerekmektedir. Eğer siz ya da eşiniz aşağıdaki tehlike sinyallerinden birini fark ederseniz hemen doktorunuzu arayın:
Yüksek sesle ve şiddetli bir biçimde horluyor ve gün boyunca yorgun oluyorsanız.
Uyku sırasında zorlukla soluyor, boğulacak gibi oluyorsanız ya da solunumunuz duruyorsa.
Bir diyalogun ya da yemeğin ortası gibi, olmadık zamanlarda uyuya kalıyorsanız.
Daha ciddi sorunların olup olmadığını öğrenmek için, hekiminiz size bir uyku uzmanı önerebilir. Eve kurulacak aletlerle bir uyku testi yaptırabilir ya da bir uyku kliniğinde bir gece geçirebilirsiniz. Eğer bu uyku çalışmaları, horlamanızın başka bir uyku ya da solunum problemiyle bağlantısı olmadığı sonucunu ortaya çıkarırsa, horlamayı önleyen farklı tedavileri karşılaştırıp bazılarını deneyebilirsiniz.

Ağız kokusunu gizleyen 8 yiyecek

Kötü bir ağız kokusuna sahip olup bunun hakkında hiçbir şey bilmemekten daha kötüsü yoktur.
Ağız kokusuna neden olan belirli yiyecekler vardır. Çoğu insan, bir buluşmadan veya işten önce köri, sarımsak, soğan ya da kahve tüketmenin (konu sosyal görgü kuralları olduğunda) ölüm öpücüğü olabileceğinin farkındadır.
Sakız çiğnemeyi deneyebilirsiniz fakat sakızı çok uzun bir süre çiğnemeniz gerekir çünkü yemeğin sebep olduğu ağız kokusu, yemek vücudunuzdan atılana kadar (bu süreç 24 saat sürebilir) giderilemez. Bu ağız kokusundan uzun süre kurtulamazsınız. Elbette, bu sorunu hangi yiyeceklerin gizleyebileceğini bilmiyorsanız bunlar başınıza gelir.


1. Maydanoz
Bu size her şeyden çok bir örtme olarak görünebilir ama bol sarımsaklı bir yemek yedikten sonra maydanozun işe yaradığını görünce onu yemeğin sonunda damak tadınızı da iyileştirmek için çiğnemek isteyebilirsiniz. Eğer fesleğeniniz ya da bir parça biberiyeniz varsa bunları çiğnemek de yardımcı olacaktır.
2. Ağız kokusunu gideren baharatlar
Birkaç egzotik baharat ağız kokusunu gidermeye yardımcı olmasıyla bilinir. Yanınızda kakule, kişniş ve rezene ile dolu küçük bir paket taşımayı deneyebilirsiniz. Bu baharatlar sizi ağız kokusundan kurtarır ve ağzınızda ferah bir tat bırakır.
3. Küçük, sulu ve taneli meyveler (çilek, böğürtlen, dut, kiraz vb.)
Bu meyveler sağlıklı bir biçimde yaşlanmanıza yardım edecek harika antioksidanlar olmakla birlikte, nefesinizi de ferahlatabilecek meyvelerdir.
4. Portakal
Portakal kahvaltı veya öğün araları için ideal olmakla birlikte, nefesinizi ferahlatma konusunda da harikadır, çünkü C Vitamini ağız kokusunu önlemeye yardımcı olur. Bu nedenle, gelecek sefer bol sarımsaklı bir yemek yediğinizde, yemeği sindirdikten birkaç saat sonra bir portakal yemeyi deneyin.
5. Limon
Limon, elinize sinen sarımsak kokusunu etkisiz hale getirme konusunda çok başarılıdır. Ayrıca ağız kokusunu yok etmekte de harikalar yaratır. Eğer bir soda içecekseniz neden ağız kokunuzla baş etmesi için içine bir dilim limon atmayasınız.
6. Elma
Elmayı dişleriniz için doğal bir diş fırçası olarak düşünün. Bir elmayı çiğnediğinizde içinden yoğun miktarda sıvı çıktığını görürsünüz. Bu sıvı ve yüksek lifli elma içeriği ağzınızı temizlemeye yardımcı olur.
7. Nane
Eğer naneyi eklemezsek bu liste eksik kalır. Hiçbir şey nefesinizi nane kadar ferahlatamaz ve bu, naneli sakızın bu kadar popüler olmasının sebeplerinden biridir.
8. Tarçın çubuğu
Tarçın çubuğu çiğnemek, hızlı bir biçimde ağız kokusuna neden olan bakterileri yok eden, esanslı yağlar bırakır ağzımızda.

Alzheimer (Demans) hastalığı belirtileri ve işaretleri

Alzheimer (Demans) hastalığı ilk kez Alman nörolog Alois Alzheimer tarafından tanımlanan, beyni etkileyen bir fiziksel hastalıktır. Hastalığın seyri sırasında beyin yapısında protein “plaklar” ve “yumaklar” gelişir ve beyin hücrelerinin ölümüne yol açar. Alzheimer olan insanların beyninde mesaj iletimi ile ilgili olan bazı önemli kimyasalların azaldığı görülür. Alzheimer yavaş gelişen bir hastalıktır , her geçen zaman beynin bir parçasını etkiler ve şiddeti artar. Demans (Alzheimer) hastalığının en önemli belirtilerini probilgi.com olarak sizler için derledik.
1. Hafıza kaybı
Alzheimer’ın en çok görülen belirtisi son zamanlarda edinilen bilgilerin unutulmasıdır. Kişi çok sık unutmaya başlar ve daha sonra da bu bilgileri hatırlayamaz.



Not: Seyrek olarak isimleri veya randevuları unutmak normaldir.
2. Günlük işleri aksatma
Kişiler genelde hergün yaptıkları işleri aksatmaya başlarlar , yemek yaparken nasıl yaptığını unutma , telefona nasıl cevap vereceğini veya bir oyunun nasıl oynandığını unutabilirler.
Not : Seyrek olarak bir odaya neden geldiğini ya da ne söyleyeceğini unutma normal kabul edilir.
3. Konuşmada problemler
Alzheimer hastaları sıklıkla basit kelimeleri unutur veya yerine alışılmadık kelimeler koyarlar. Konuşmalarını anlamak zorlaşır, mesela dişfırçasını hatırlayamaz ve “ağzımızı fırçaladığımız şey” derler.
Not : Seyrek olarak isimleri veya randevuları unutmak normaldir.
4. Zaman ve mekan unutma
Alzheimer hastaları kendi mahallelerinde kaybolabilir, nerede olduklarını unutabilir ve eve nasıl gideceklerini bilemeyebilirler.
Not : Hangi gün olduğunu veya nereye gitmek üzere yola çıktığını unutmak normal sayılır.
5. Karar verememe veya yanlış kararlar verme
Alzheimer hastaları uygunsuz kıyafetler giyebilirler , sıcak bir günde kat kat giyinmek veya soğuk günde ince giymek gibi. Yanlış kararlar verirler örneğin kapıya gelen pazarlamacılardan ihtiyacı olmayan şeyleri almak gibi.
Not: Zaman zaman şüpheli veya tartışmalı kararlar verme normal kabul edilir.
6. Düşünmede zorluklar
Alzheimer olan kişi karışık zihin işlemlerini yapmada zorluk yaşar. Mesela Rakamlar ne için kullanılır bilemezler.
Not : Muhasebe hesaplarında zorlanmak normal kabul edilir.
7. Eşyaların yerini karıştırma
Alzheimer hastaları eşyaları yanlış yerlere koyabilirler : buzdolabında ütü , şekerlikte kol saati bulabilirsiniz.
Not: Anahtarını veya cüzdanını geçici olarak kaybetmek normaldir.
8. Anlık ruh hali değişiklikleri
Alzheimer hastaları ani davranış değişiklikleri gösterebilirler , sakin dururken kızmak veya gülerken bir anda ağlamaya başlamak gibi.
Not : Seyrek olarak da bu durumlar insanlarda görülür ve normal kabul edilir.
9. Kişilik değişmesi
Demans hastalığına sahip insanların kişilikleri dramatik olarak değişebilir. Son derece karışık, şüpheli, korkmuş bir hale gelebilirler.
Not : Yaş ilerledikçe kişiliğin biraz değişmesi normaldir.
10. İnsiyatif kaybı
Alzheimer hastası olan kişi çok pasif , sürekli TV karşısında oturan, normalden fazla uyuyan ve normal aktivitelere bile katılmak istemeyen bir kişi haline gelebir.
Not : Bazen iş veya sosyal durumlardan dolayı insanlar böyle hissedebilir.

Kadınların korkulu rüyası meme kanseri

Bu aralar gündemden düşmeyen meme kanseri nedir?
Meme dokusunu oluşturan hücrelerin ve sütün meme ucuna kadar taşınmasını sağlayan süt kanallarının anormal şekilde çoğalması orada tümöre neden olur. Bu tümörün vücudun başka bölgelerine dağılma eylemine ise meme kanseri denir. Eğer oluştuğu bölgede kalıyor ise selim tümör deniyor.
Bütün hastalıklarda olduğu gibi meme kanserinde de erken teşhis tedavinin yanıtı için büyük önem arz etmektedir.




Meme kanserinin belirtileri nelerdir?
- Memenin bir bölümünün veya tamamının şişmesi, kızarıklık belirtiler arasındadır.
- Ele kitle değmesi ki en yaygın meme kanseri tespiti bu belirtiden yapılmaktadır.
- Meme ucunun kalınlaşması, başka yöne bakması, meme cildinin pütürlü yani portakal kabuğu görünümünde olması kansere işaret olabilir.
Şikayetlere sahip olan bayanların doktor kontrolünden geçmeleri gerekir.

Kimler risk altında?
Radyasyona maruz kalanlar, meme iltihabı geçirenler, çevresel faktörler ve genetik yatkınlık bir çok bayan için risk oluşturmaktadır.
Daha önce rahimde veya kalın bağırsağında kanser teşhisi konulan bayanlar kişisel kanser risk hikâyesini oluşturmaktadır. Anne de veya aile büyükleri bayanlarda görülmüş olması da ailede meme kanseri hikâyesini oluşturur. Yaşın ilerlemesi, aşırı stres, şişman olmak, Sigara, alkol kullanmak kanseri tetikleyen etmenlerdendir.

Mamografi nedir?
Meme röntgen filmidir, mamografide muayene ile saptanmayacak kadar küçük anormallikler incelenir. 40 yaşını geçen bayanların yılda bir veya iki yılda bir mamografi yaptırması gerekmektedir. 50 yaşın üstündeki bayanlar ise her yıl düzenli olarak yaptırması gerekmektedir.
Kanser teşhisi konulduğunda tedavisi nasıl yapılmaktadır?
Saptanma seviyesine göre tedavi şekli değişiklik arz etmektedir. Ne kadar erken saptanırsa o kadar farklı tedavi uygulama seçeneği mevcuttur.
 Grip ve Gripten korunma yolları

Havalar soğudu bu yılda grip mevsimi geldi ve uzun sürede gideceğe benzemiyor. Birkaç basit önlem alarak gripten korunmanız mümkün. Bu şekilde tüm sonbahar ve kış hatta baharda bile sağlıklı kalabilir, çocuklarınızla geçireceğiniz bir haftasonunu yada işyerinizdeki önemli bir toplantıyı kaçırmazsınız.
Grip hakkında bilmeniz gerekenler ;
Çoğu insan gribe benzeyen soğuk algınlığını grip ile karıştırır. Grip geçirirken bile ne olduğunu ve diğer insanlara nasıl bulaştırabileceğini tam olarak bilmez. İşte size grip hakkında önemli bilgiler.

* Grip, virüslerin neden olduğu bir solunum yolu hastalığıdır.
* Grip belirtileri genelde virüs vücuda girdikten 1-4 gün sonra ortaya çıkar.
* Grip bulaşıcı bir hastalıktır , belirtiler görünmeden önce ve hastalık geçtikten beş gün sonrasına kadar diğer insanlara bulaşabilir.
* Grip virüsü özellikle öksürük ve hapşurma sonucu hava ile yayılır.
* Başlıca grip belirtileri boğaz ağrısı, yüksek ateş, baş ağrısı, öksürük , kas ağrıları ve halsizliktir.
* Grip , yaşlılar ve çocuklar gibi yüksek risk gruplarına başka tıbbi komplikasyonlarada neden olabilir.
* Grip virüsünün her yıl farklı türleri ortaya çıkar bu yüzden aşının her yıl yenilenmesi gerekir.

Gripten korunmak için ;
Kış aylarında evinize ve kapalı alanlara tıkılıp kalmayın çünkü virüs en çok havasız ve kapalı yerlerde bulaşır. Sık sık güzel havalarda temiz hava almak için yürüyüşlere çıkın.
Sık sık ellerinizi yıkayın. Diğer insanlarla tokalaşmak halka açık yerlerde bulunmak (otobüs, Alışveriş merkezi vb) virüs kapmanıza sebep olabilir. virüs kapı kollarında , bilgisayar klavyesinde ve daha birçok yerde bulunabilir.
Antibakteriyel sabun kullanın , evinize ve işyerinizde mutlaka antibakteriyel sabun bulundurun ve sık sık kullanın.
Kış ayları boyunca egzersiz yapın. Tabi tüm yıl boyunca yapmak önemlidir ancak bu aylarda daha da önem kazanır. Sağlıklı bir vücut grip virüsüne şans tanımaz , günde en az 30 dk haftada 5 gün egzersiz yapın.
Uykunuzu almaya özen gösterin.Günde 7-8 saat uyku vücut sağlığınızı korumak için gereklidir. Vücudunuza her gece yenilenmesi için olanak sağlar. Yorulan ve ölen hücrelerin yenilenmesi uyku sırasında olur.
Bu tavsiyelerimiz sizi grip virüsünden kesinlikle korur diyemeyiz ama elbette grip olma ihtimalinizi büyük oranda azaltır. Hepinize sağlıklı günler.

Kalp krizi belirtileri nelerdir ?




Tipik kalp krizi belirtileri nelerdir , tüm dünyada olduğu gibi ülkemizdede çok sık görülen ölüm sebeplerinden birisi kalp krizidir. Erken müdahale hayat kurtarabilir. Kalp krizi geçiren bir insanın neler hissedebileceğini ve belirtilerini probilgi.com sizler için derledi. Unutmayın bu yazılar sadece bilgi amaçlıdır , doktorunuz her zaman en iyisini bilir.
Belirti
Açıklama
Göğüste ağrı yada rahatsızlık hissi
Bu rahatsızlık veya acı hissi göğüste ağrı, basınç veya bir kaç dakikadan fazla süren göğüste sıkışma şeklinde olabilir. Bu belirti aralıklı olarak tekrarlayabilir.
Vücudun üst kısmında ağrılar
Göğsünüzden omuzlarınıza doğru, kollarınız, boyun, çene , diş ağrıları hissedebilirsiniz. Göğsünüzde hiçbir ağrı olmadanda bu ağrılar olabilir.
Mide ağrısı
Ağrı karın bölgesine kadar inebilir ve mide ekşimesi gibi hissedebilirsiniz.
Nefes darlığı
Nefes nefese kalabilirsiniz yada derin enfes alma ihtiyacı hissedebilirsiniz. Göğüs ağrısı ile beraberde olabilir tek başınada olabilir.
Bunalma – Sıkıntı
Azap çekiyormuş gibi yada nedensiz yere panik atak yaşıyormuş gibi hisler olabilir.
Baş dönmesi
Göğüste basıncın yanında başınız döner ve bayılacak gibi hissedebilirsiniz.
Terleme
Ani ve soğuk terleme yaşayabilirsiniz.
Bulantı ve kusma
Mide bulantısı ve kusma hissini yoğun olarak yaşayabilirsiniz.

Kalp krizi belirtilerini bilmek hayat kurtarabilir
Birçok kalp krizi hafif belirtiler ile başlar. Hatta ağrı bile diyemeyiz sadece rahatsızlık hissi diyebiliriz bu başlangıç belirtilerine. Fakat siz kesinlikle bu kalp krizi belirtilerini ufak hastalıklar gibi küçümsemeyin.

Eğer beş dakikadan fazla süredir bu belirtileri görüyorsanız hemen acil servisi arayın veya bir yakınınıza sizi hastaneye götürmesini söyleyin. Son seçenek olanak eğer başka hiçbir olanak kalmamışsa kendiniz arabanızı kullanın .

Kalp krizi belirtileri kişiden kişiye değişiklik gösterebilir , göğüs ağrısı bazı insanlar çok hafif hissedilirken bazılarında çok şidddetli ve dayanılmaz olabilir. Eğer bir kalp krizi yaşadığınızı düşünüyorsanız acil tıbbi yardım isteyin.

Su hakkında bilmeniz gerekenler

Vücudumuzun %70 ini oluşturan su hayatımızın devamı için olması gereken en önemli unsurlardan biridir. Vücut sağlığımızla ilgili suyun faydaları ve yokluğunun zararları çok fazladır. Bedenimizin ısı dengesi, hücre içi yaşamın devamı, besinlerin yakılması, sindirilmesi suya bağlıdır. Suyun eksikliği halinde ciddi sağlık sorunları doğar.Hergün belkide hiç düşünmeden içtiğimiz su hakkında bilmeniz gereken bazı bilgiler hazırladık. Unutmayın her zaman en kaliteli suyu içmeye çalışın.
Su içerken aşağıdaki bilgileri hatırlayın.


Soluduğumuz hava tamamen temiz değildir, yediğimiz gıdalarda da bir miktar toksin bulunmaktadır. Ayrıca kullandığımız kozmetik ürünleride toksiktir. Su bütün bu zehirlerin vücuttan atılmasını sağlar.
Eklem kıkırdağının %80 ine yakını sudur.
Su vücuttaki hücreler arasında oksijen ve beslenme taşımasında rol oynar.
Su vücut ısımızı dengede tutar.
Su vücut tansiyonumuzun yüksel seviyelere çıkmasını engeller.
Su kan pıhtılaşmasına yardımcı olur.
Su bağırsaklarımızın çalışmasını sağlar.
Su böbrek fonksiyonlarının düzenli çalışmasını sağlar.
Su cildimizin kurumasını önler.
Su idrar yolu enfeksiyonu ihtimalini azaltır.
Su başağrısını giderir.
Su aynı zamanda ateşi düşürür.
Su harici olarak birçok tedavide kullanılmaktadır.
Sıcak su bağışıklık sistemini uyarır.
Sıcak su rahatlamak ve yorgunluğu almak için birebirdir. Yorucu bir günün sonunda sıcak su dolu bir küvet size yeter.
Soğuk su iltihabı azaltır, buz şişmeyi önler.
Soğuk su banyosu, kabızlık, vajinal akıntı ve hemoroid tedavisinde kullanılır.
Kaplıca suları üst solunum yolu hastalıklarından romatizmaya kadar sayısız rahatsızlığa iyi gelmektedir.

Prostat kanseri ve korunma yolları

Erkeklerde görülen hastalıklar arasında çok sık karşılaşılan prostat kanseri, yine erkeklerde en sık görülen kanser türlerinden birisidir. Yaş ilerledikçe ortaya çıkma oranı da artan prostat kanseri, diğer bazı kanser türlerinde de olduğu gibi hücrelerin aniden hızlı bölünmeler yaşaması ve prostatın yayılıp çoğalması ile ortaya çıkmaktadır. Genellikle prostat üzerinde etkili olan kanser bazı durumlarda diğer dokulara da sıçrayabilmektedir.
Prostat kanseri, kanser türleri arasında önemli bir yer sahibidir. Hastalığın tedavisinde erken teşhis çok önemli olup, diğer dokular ve organlara yayılmaması açısından da önem arz etmektedir. Genellikle önlem alınmadığında kanser, idrar kesesi ve diğer bölgelerden başlayıp karaciğere kadar yayılmaktadır. Erken teşhis ile tedavisi mümkün olan bu kanser türü, geç kalındığında ölüm ya da kısmi kayıplara neden olabilir. Kanser oluşumunu engellemek için genellikle tüm erkeklerin uygulaması ve yapması gereken bazı önlemler vardır. Burada unutulmaması gereken tüm bu yöntemlerin hastalığın başlangıcından önce uygulanıyor olmasıdır.


1) Birçok hastalıkta olduğu gibi prostatı önlemek içinde gıdalarda daha az yağ kullanılmalıdır. Özellikle margarin gibi yağların kullanımı tamamen ortadan kaldırılmalıdır.
2) Meyve ve sebze tüketimini artırmanız gerekmektedir.
3) Alkollü içeceklerin tüketimini azaltmanız kanserin oluşumu açısından önleyici bir rol alacaktır.
4) Kırmızı et tüketimi azaltılmalı, aşırı tatlı ya da tuzlu yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Bunların yerine sebze ürünlerinin tüketimi daha uygun olacaktır.
5) Spor, vücudun ihtiyaç duyduğu diğer tüm şeylerde olduğu gibi bu kanser türünde de önleyici bir pozisyondadır. Spor aktiviteleri yanında destekleyici vitamin ve mineral anlamında bol gıda ve içeceklerin tüketilmesi faydalı olacaktır.
6) Hekimlerin tavsiyeleri ölçüsünde bazı gıdaların tüketimini artırabilirsiniz. Özellikle yapılan araştırmalar domates gibi gıdaların prostat kanserini önleyici bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Bunun yanında lahana, maydanoz, soğan gibi besinlerde bolca tüketilmelidir.
7) Alkol kullanımı dışında sigara kullanımı da ortadan kaldırılmalıdır.
8) Bol su tüketilmeli sulu gıdalara öncelik verilmelidir.
9) Ayakta idrar yapılmamalı, oturarak yapmaya özen gösterilmelidir.
Tüm bu yöntemler hastalık öncesi sadece erkeklerin değil herkesin uygulaması gereken sıradan ve bilinen yöntemlerdir. Erkekler özellikle bu gözden kaçan ayrıntılara dikkat etmeli ve prostat sorununa önceden önlem almalıdırlar.
 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 91 ziyaretçikişi burdaydı!