Blog Sitem
  Kimyasal Silahlar Ne Zaman kullanildi
 

Kimyasal gaz ve kimyasal savaş nedir? 
Kimyasal savaş tarih içinde ne zaman nerede ve kimler tarafından kullanılmıştır?
Birinci dünya savaşında ki kimyasal savaş çılgınlığı nasıl gelişmiştir?
Churcill türkler için ‘’bunlar insan değil onlara kimyasal gaz atalım mı demişti?’’
En önemlisi: çanakkale savaşlarında itilaf devletleri türklere karşı zehirli gaz kullanmışmıydı?
Popüler bir muamma: çanakkale’de kimyasal gaz kullanıldı mı?

Kimyasal Savaş Nedir?

Savaş, insanlık tarihi kadar eski bir sözcüktür ve insanoğlu binlerce yıllık yaşamının her devresinde ürettiği işe yarar her nesne ile savaşa tutuşmuştur. Bu aşama ilk etapta taş ve sopa ile başlamışken metallerin arıtılması sonrasında kılıç, balta, bıçak vb. olarak devam etmiştir. Ucu delikli demir bulunup mertlik bozulduğundan beri de barutun etkisi ile silahlar, dinamitler, bombalar kullanılır olmuştur.
Yüzyılımızda şimdi, hidrojen ve atom bombalarını taşıyoruz, gelecekte ise lazer ve ışıklarla savaşmamız pek de hayal gibi durmuyor. İşte insanın silahla olan tarihi serüveninde kimya biliminin çirkin yüzünün doğurduğu uygar canavarlara da bu gün “kimyasal silah” diyoruz.
Kimyasal savaş ise; kimyevi özelliklerinden dolayı “öldürücü, yaralayıcı, tahriş edici, aynı zamanda yangın çıkartıcı, insanlara, bitki ve metallere etkisi olan katı, sıvı ve gaz halindeki maddelerle” yapılan savaşalar verilen isimdir. Kimyasal silahlar, katı, sıvı, gaz ve aerosol halinde; püskürtücü aletler, helikopterler veya uçaklarla taşınan sprey tankları ile top-raket veya füze mermileri ile mayın el ve uçak bombaları ile dağılır ve yayılırlar. Kimyasal silahların diğer silahlara oranla yapımının kolay ve masrafsız olması, etki sahasının geniş olması, tesis ve malzemeleri tahriş etmeden öldürücü olması ise ilk etapta fark edilebilen önemli özellikleridir.

Kimyasal Savaş Ajanları ve Etkileri ile Belirtileri

1- Sinir Ajanları: Bunları Sarın, Soman ve Tabun, vx olarak özetleyebiliriz. Etkileri ise; sinir sistemi yoluyla kasları felce uğratıp, solunum ve dolaşım sistemlerini durdurması ve öldürücü olmasıdır.

2- Yakıcı Gazlar: Bunlar; Hardal Gazı, Kükürtlü Hardal, Levisit, Fosgen (Phosgene) ve Oksim’dır. Etki olarak doku hasarı yaparlar ve ilk karşılaşıldığında ilk ektilerini gözlerde, ciltle ve solunum yollarında göstererek. DNA hasarına bile neden olabilmektedirler.

3-Boğucu Gazlar: Fosgen, Difosgen, Klor ve Klora Pikrin gibi maddeleri sayabiliriz. Direk öldürücü etkidedirler. Solunum sistemini ağır şekilde tahrip ederek, akciğer'e zarar vererek vücudun solunum kanallarını tıkadıktan sonra boğularak ölüme neden olmaktadırlar.

4- Kan Zehirleri: Siyanür ve siyanojen klorür’dür. Kandaki oksijenin dokular tarafından emilmesini engelleyerek doğrudan ölüme neden olmaktadırlar.

5- Kapasite Boğucu Gazlar: LSD ve BZ’dir. Merkezi olarak sinir sistemini etkileyerek, kontrolsüz hareketlere ve davranış bozukluklarına neden olmaktadırlar.

6- Toplumsal Olaylarda Kullanılan Gazlar: (CN, CS, SR, DM’dir.) İritan gaz veya aerosal şeklinde kullanılarak, göz, cilt ve akciğerleri etkileyerek göz yaşarması ve kusma gibi etkiler gösteren gazlardır.

7- Bitki Öldüren Gazlar: Pikloram, kakadilik asit diyebiliriz. Beslenme olanaklarını bozmak için bitkiler üzerine kullanılıp bitkisel dokuları öldüren gazlardır.

Evet… Kimyasal gazlar ve etkilerini gördük, şimdi de; bir kimyasal gaz saldırısı olduğu zaman ne gibi belirtiler görülebilir onu özetleyelim: Bir “kimyasal gaz” saldırısı olduğunda hava da sis yoğun olarak fark edilir ve bir buhar kütlesi bulunabilir. Akabinde acı badem, hardal veya sarımsak vb. bir koku duyulabilir. Uçaktan atıldığı farz edildiğinde araçtan yayılan bir duman, sis ya da renkli gaz görülebilir. Silahtan mermi olarak atıldığında ise benzerlerine oranla çok tiz ve az bir patlama sesi duyulabilir. Saldırı beklenen cepheden bir duman kütlesinin yükselmesi veya ağır bir sisin görülmesi de bir gaz saldırısının belirtisi olabilir.

Gaz atıldıktan sonra çevrede yağ veya su damlacıklarının görülmesi de bir belirtidir.

Yine gaz saldırısı sonrasında, karşı cephede ani baş ağrısı, öksürme, aksırma, burun akıntısı, görmede bulanıklık, bulantı ve kusma, ciltte kızarmalar, kabarcıklar, ani kanamalar, solunum güçlüğü, nefes zorlanması veya göğüs kafesinin ağırlaşmasının hissedilmesi de bir kimyasal gaz saldırısının belirtilerinden sayılabilir. O an çevrede bulunan sinek, böcek veya fare gibi hayvanların ölülerinin görülmesi de böyle bir ihtimali kuvvetlendirebilir.

Tarihte Kimyasal Savaş:

Kimyasal silahların binlerce yıl önce ilk kez Çin’de kullanılmıştı. İlk defa pirinç saplarının içerisine biber koyarak, saldırgan kişilerin gözüne fırlatıp onu kudretsiz bir hale sokan Çinliler düşmanın görmesini engelleyerek savaş dışı bırakıyorlardı. Bu kimyasal silahın ilkel olarak ilk kullanışı idi…

Bunun yanında bir askeri harekât da ilk kimyasal malzeme kullanılması ise Sparta ve Atina arasında ünlü Peleponez Muhaberelerinde olmuştu. (MÖ 431–405)

Her iki tarafta kükürt ve katran karışımlarını yakarak ortaya çıkan boğucu gazlardan yararlanmışlardı.

Özellikle Ortaçağda kale burçlarıyla çevrili şehirlerin düşmana karşı savunulması için düşmanın üzerine kaynar yağlar ve çok sıcak sıvılar dökülmesiyle ayrı bir buut kazanan kimyasal savaşlar için de bu dönemde en etkili gözüken kimyasal silah “Rum Ateşi”dir.

Tahmini 670'li yıllarda keşfedildiği düşünülen bu silah odun parçalarına emdirilmiş zift, kükürt, petrol, terebentin, sönmemiş kireç ve barutun imalatında kullanılan güherçile karışımından yapılmaktaydı. Suda bile yanma özelliği gösteren bu silah sonrasında deniz savaşlarının vazgeçilmezİ haline gelmiştir.

Kimyasal maddelerden sis ve duman elde ederek hem düşmanın görüş mesafesini daraltma hem de kendi orduların işaret yöntemi olarak kullanma şeklini ise 1700'lü yıllarda İsveç Kralı XII. Charles'in Lehistan-Saksonya ordusuyla yaptığı savaşta Dyina Irmağını geçerken kullandığını görüyoruz.

Yaş saman dumanından acı bir kara duman elde eden kral böylece karşı orduların görüşünü kısıtlamıştı…  

Sivastopol kuşatmasında, İngiliz komutanlarından Lord Dundenald uygun rüzgâr koşullarında çok miktarda kükürt yakılarak kaledekilerin zehirli kükürt dioksit gazıyla tütsülenmelerini önermişse de, yüksek komuta heyeti bu görüşü benimseyememişti.

* * *

1899 da toplanan Hague Barış Konferansın da ‘’…boğucu ve zararlı gazların yayılmasına yol açacak her türlü merminin kullanılmasından kaçınmak gereği’’bir çözüm olarak önerilmişti. Birçok ülke bu öneriyi benimsediği halde A.B.D. temsilcisi Alfred T. Mahan vasıtasıyla ‘’bu silahlarla yapılan savaşın insani olup olmadığını henüz belirtilmediğini ve savaş hali içinde böyle kısıtlamaların geçerli olamayacağı’’dillendirmişti. A.B.D.Temsilcisinin bu tespitinin doğruluğu maalesef kısa bir süre sonra ortaya çıkmıştı.
1899–1902 Boer Savaşında İngilizler pikrik asit dolu mermiler kullanmaya başlamışlardı. Burada İngilizlerin asıl amacı askerlerinin kullandığı mermilerin tahrip gücünü artırmak olsa da dolaylı olarak yayılan gazın tesiri ile düşman askerlerinin üzerinde kusturucu etki yapmıştır.

19. yy.da hızla büyüyen kimya endüstrisi, savaş gerçeklerine gelişmiş ürünlerde katılmaya başlamıştı. Barış zamanlarındaki toplumsal olaylarda sivil güvenlik kuvvetleri kitleyi dağıtmak için kimyevi maddeler içeren gözyaşı mermileri ve sis bombaları kullanmaya başlamışlardı.

* * *

Özellikle Polis Teşkilatları bu yüzyılda geliştirilen kimyasal silah maddelerinden sadece ikisi ile ilgilenmişti. Bu maddeler bu dönem sonrasında kanun uygulayıcıları tarafından kullanılan chloro-aceto-phenone (CN) VE Di-phenyl-amine-choloro-arsine. (DM)’dir.

Özellikle CN, I. Dünya savaşı sonrasında “Göz Yaşartıcı” bir eğitim maddesi olarak kullanılmıştı.

Bununla birlikte CN II. Dünya savaşı öncesinde çeşitli ordularda “kimyasal saldırılar konusunda askeri eğitim malzemesi olarak kullanılmıştı. Çünkü gazın saldırgan yönünü gösteriyor, önlemlerini aldırıyor fakat öldürmüyordu, sadece göz yaşartıcıydı!

1960 yılından bu yana da sadece polise özgü bir silah haline gelmişti. Ancak, zamanla etkisinin hafifliğinden dert yanıldığından DM kullanılmaya başlamıştı. II. Dünya savaşında bazı polis teşkilatları tarafından kullanılan bu madde olmuştu. Etkisinin CN'den daha çok olması ve zarar vermesinden dolayı zamanla kullanımı yasaklanmıştı.

II. Dünya savaşından sonra “ortho-chloro-benzal-malono-nitrile” (CS) tahriş edici maddesi İngiliz ve Amerikan Polisi tarafından kullanılmaya başlamıştı. Öldürücü olmayan ve devamlı tahriş izleri bırakmadığından dolayı onaylanan CS İngilizler ve Amerikalılar tarafından uzun süre kullanılmışlardı.

Elbette 19.yy.'da top ve tüfek mermilerindeki barutlar ve bombaların içindeki patlayıcılarda kimyasal ürünlerdi ancak bu kimyevi maddeler fiziksel yıkım yapan malzemeler içinde kullanılıyordu. Fakat 1914 Ağustosunda Saray Bosna'da, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu veliahdına yapılan suikastta Sırp milliyetçisi Gavrilo Princip'in attığı ilk kurşun Dünya savaş tarihe kimyanın canavarca rolünü de sokmuştu… Artık, son damla bardaktan taşmıştı ve artık hiçbir şey eskisi gibi olamayacaktı!

1914 yılı tamamlanırken, Alman savaş mühimmatının hammadde kaynakları İngiliz Donanmasının ablukasında sıkışıp kalmıştı. Bu abluka beraberinde Alman Genelkurmayı da çıldırtan bir paniğe yol açmıştı. Çünkü Alman uzmanlar barut ve patlayıcı stoklarının altı aylık bir ömrü kaldığını gördüklerinde dehşete kapılmışlardı…

Alman barutunun hammaddelerinden en önemlisi olan güherçile, Şili’den ithal ediliyordu ama artık bu yol İngiliz donanmasının denetimine girmişti. Almanlar bu kanalı açmak Falkand Adalarını adeta bomba yağmuruna tutarak İngilizlere günlerce saldırdılar ama tüm çabalar boşunaydı. Bu silah krizi öylesine büyük bir boyut kazanmıştı ki dünya savaşı neredeyse cephane sıkıntısından bitecek bir konuma gelmişti.

Tam bu esnada sahneye dev boya tröstü I.G.Farben çıkmıştı.19.yy.a değin kumaş boyası İndigo, Hindistan’dan gelmekteydi. Kimya Endüstrisinin büyük başarılarından sayılan sentetik boya üretimi yaygınlaşınca bu Alman firması olağanüstü gelişmişti. İşin önemli yanı sentetik indigo üretimi yan ürün olarak 40 ton sıvı klor oluşturuyordu. Peki, klor ne işe yarıyordu da böylesine önemliydi? Çünkü klor, patlayıcı üretiminde çok ihtiyaç duyulan bir madde idi. Ve bu şekilde az bir masrafla bol miktarda temin edilebiliyordu. Kimya Endüstrisinin bir diğer atılımı Alman kimya uzmanlarından Fritz Haber’in havadaki azotu amonyağa dönüştürmesiyle başlamıştı. Amonyaktan birçok kimyasal madde türetilebilir ama asıl yararı yapay gübre yapımında ortaya çıkmıştı. (Bu arada çeşitli patlayıcıların da çıkış maddesidir.) Böylece ambargo yüzünden boya ve gübre fabrikaları patlayıcı ve zehirli kimyasallar üretmeye başlamıştı.

Kimya bilimi, kimyasal savaş boyutunda bu atılımları yaptığı esnada Fransızlar, cephede göz yaşartıcı gazlar denemişti. Zamanla bunun pek etkili olmadığı ortaya çıkmıştır. Tüm çalışmalar Batı Cephesinde düğümlenen savaş açıp demir çemberi kırmaya yönelikti çünkü ani bir darbe ile başlamasıyla bitmesi bir olacağı düşünülen dünya savaşı Batı Cephesinde düğümlenip kalmıştı. Fransızların attığı ve göz yaşartan ‘’turpinite’’adlı sıvı patlayıcıların Alman siperlerinde ölümlere neden olması kimyasal silahlar üzerine çalışma yapma konusunda Alman Kurmayları tetiklemişti. Alman kimyagerler turpinite’nin etkisinin korkulduğu gibi olmadığını hummalı bir çalışma sonunda anlamışlardı. Bu madde sadece göz yaşartıcı etkideydi ve kapalı alanlara ve hava dolaşım ve değişiminin az olduğu siperlere düştüğü zaman Uzun süre de boğucu etki yapıyordu… Biraz ileri de ayrıntılarını göreceğiz ama tıpkı tamamen taktiksel amaçlarla açılan Gelibolu da olduğu gibi…

Belirttiğimiz gibi; Fransızların yaptığı göz yaşartıcı kimyasal denemeleri zamanla Almanları tetiklemişti. Kimyasal silahlar üzerine ivedi bir çalışma başlatan Almanlar, Fransızların pikrit asit dolu mermiler kullanmalarını öne sürerek Batı Cephesinde Belçika da klor gazı kullanmaya karar vermişlerdi. Projenin başında Kaiser Wilhelm Enstitüsü Profesörlerinden, Fritz Haber bulunmaktaydı. Elbette Alman kamuoyunda bu çalışmalara karşı çıkanlar, bilimin savaş ile kirletilmemesi gerektiğini söyleyenlerde olmuştu ancak cephane sıkıntısı herkesi pes ettirmişti.

Prof Dr.Fritz Haber Almanların ileri de Nobel Ödüllü bile alacak önemli bir kimyacısı idi. Havada ki azotu amonyağa dönüştürmeyi başarmış ve amonyaktan birçok kimyasal madde üretmeyi bilmişti. Yine amonyaktan suni gübre elde edebiliyordu…

Kimyasal Savaş için seçilen bölge Dunkirk kanalından 50 km. uzaklıkta ki Ypres kasabası çevresinde ki Fransız siperleriydi.

Uygun rüzgârın başladığı 22 Nisan 1915 günü saat 17.00 sularında 5 km. uzunluğunda ki Alman siperlerine yerleştirilen 6 bin gaz tüpünün içinde ki 180 bin kg. klor gazı salıverilmişti. Karşı siperlerde bulunan Belçika, Kanada ve Cezayir tümenlerinde ki askerler, her şeyden habersiz akşam yemeğine hazırlanırken, Alman siperlerinden yavaşça yükselen sarı ve yeşilimsi buluta benzeyen kütlenin üzerlerine doğru geldiğini gördüklerinde ilkin şaşırmışlardı ancak bu gaz kütlesi karşı siperlerin en kuytu yerlerine bile sızdığında Fransa askerlerinde şiddetli öksürükler ve nefes daralmaları başlamıştı... Solunum yapamayan askerler arasında müthiş bir panik başlamıştı. Herhangi bir gaz saldırısına karşı, bilgiden ve teçhizattan yoksun olan birlikler tek kelime ile darmadağın olmuşlardı. Almanları ateş altına almaya çalışan Fransız silahları teker teker susmaya başlamıştı.
 
Yüzbaşı Pollard, klor gazı ile ilk kez karşılaşıyordu. "Bu yeni ve şeytani bir savaş makinesidir. Korkunç gecenin karanlığında doğaüstü bir olayın dehşetine kapılan cesur askerler gaz bulutu içinde körler gibi koşuşturmaya başlamışlardı. Yüzlercesi tıkanarak can çekişiyor ve yıkıldıkları yerde bulantı ve sarsıntılarla kıvranıyorlardı. Pek çoğu öldü. Tüm hava keskin bir kokuyla doluydu” diye hatıralarına not düşmüştü."

Bu kimyasal saldırı sonrasında Alman güçleri karşı tarafta 4 millik bir gedik açmışlardı. Ancak bu avantajı kullanamamışlardı. Rüzgârın yavaşlaması Almanların gaz kullanımını durdurmuştu.Mayıs 1915 de Almanlar bu denemeyi tam dört kez tekrarlamışlardı.

Bu Almanların ilk deneyimi kesinlikle değildi! İlkini Fransızların göz yaşartıcı diye niteledikleri mermilerden esinlenerek yaptıkları kimyasallar oluşturuyordu bunun ilk atışlarını Ekim 1914 de Neuve Chapelle de denemişlerdir.

Solunum yolarında tahrişe neden olan bu mermilerden İngiliz siperlerine toplam 3.000 adet atılmıştı fakat beklenen etki olmamıştı hatta İngiliz askerleri bir saldırıya uğradıklarını bile anlamamışlardı.Ancak bu deneyim Alman kurmayları bu konu üzerinde şiddetle çalışma konusunda teşvik etmişti. İkinci deneme ise 31 Ocak 1915 de Doğu Cephesinde Bolimov da yapmıştı,burada da yeni bulunan T mermisi kullanılmıştı.Bu mermilerden Ruslara karşı 18.000 adet kullanılmıştı ama bu defa da dondurucu soğukların etkisi ile özel kimyasalın bir türlü buharlaşamaması idi…Önce ;Neuve Chapelle sonra Bolimov ve ardından da Ypres…

Söz gelimi batı cephesinde ki cinnetimsi düğümü çözme adına, kimyasal gazlar kanalıyla savaş alanları kimya laboratuarına askerlerde kobaylara dönmüştü.

Almanlar 1915 yılının Aralık ayında da aynı cephede Phosgene gazı da kullanmışlardı. Bu bileşik klor gibi öksürtücü gazlar sınıfına girmektedir.

Karbon ve oksijenden oluşan Phosgene ciğerleri ve kılcal damarları etkileyerek bronşlarda su toplanmasına ve kanamalara yol açan bir etkiye sahipti. En mühim yanı ise etkisinin atıldıktan hemen sonra değil yaklaşık yarım saat sonra göstermekteydi.

Karşı tarafı çökertmek için bunu da yeterli görmeyen Almanlar, 12 Temmuz 1917 de Ypres cephesinde yeni bir kimyasal madde olan Hardal Gazını kullanmışlardı. Bizim yaşamımızdaki “hardal” ile hiçbir ilgisi olmamasına rağmen atıldıktan sonra hardal kokusuna benzeyen bir koku yaymasından dolayı böyle isimlendirilmişti.

Renksiz ve yağlı bir madde olan bu zehir kimyasal silahlar içinde deri kabartıcılar sınıfına girmektedir. Klor ve kükürdün organik bir bileşiği olan Hardal gazı kitleleri yok etme adına o güne değin denenen kimyasal silahların en tehlikelisi idi… Diğer kimyasallara göre korunması çok daha zor olan Hardal bileşiği sıvı bir halde bulunduğundan toprakta, bitkilerde, eşyaların üzerinde uzun süre kalabilme özelliğine sahiptir.

Etkisi bir gün içinde görülen Hardal Gazının atılması sonrası zehirlenmeyi anlamak ta çok zordur. Nitekim Ypres Cephesinde Almanların Hardal Gazı sonrasında zehirlenenlerin sayısı 14. bin kişiyi bulmuştu. Aslında kimyasal gazlar 1915 tarihinde bu cephede kullanılmadan önce esir alınan Alman askerler böyle bir saldırının olacağı konusunda İtilaf Devletleri askerlerini uyarsa da bu uyarıları dikkate alınmamıştı.

Savaş manzaraları sonrasında kimya laboratuarlarında üretilen kimyasal silahlar 1. Dünya Savaşı sona erdiğinde onlarca ülkeden doğrudan binlerce insanın yaşamını yitirmesine sebep olmuştur.

Ayrıca, doğu cephesinde kimyasal gazların neden olduğu ölümler tam bilinmediğinden söylenen rakamların eksik olduğunu belirtmekte de yarar vardır.

Savaş boyunca bu gazlar toplamda 129.000 ton üretilmişti. Bu sıralama da Almanlar:68.000 tonla birinci, Fransızlar;36.000 tonla ikinci, İngilizler ise 25.000 tonla üçüncü sırada yer almışlardı.

Kimyasal Silahlarla ilk ciddi tanışma olarak kabul edilen Ypres Cephesinde ki Alman saldırısı olduğu zaman, kimyasal silahlar konusunda alınan önlemlerde son derece ilkeldi. Örneğin İngiliz kamuoyunda bu saldırıların tehlike boyutu tahmin edildiği anda çar çabuk 100.000 adet pamuklu bez üretilmiş ve saldırılardan korunma adına askerlere bunları sodaya veya sidiğe batırmaları tavsiye edilmişti. Zamanla gaz maskeleri modern hale gelecekti… Bu konu da en ileri teknolojiye sahip olanlar savaş boyunca en çok gaz üretimi yapan müttefikimiz Almanlar olmuştu. İngilizler veya Fransızlar savaş boyunca asla onların kimyasal gaz teknolojisine ve savunma sistemine sahip olamamışlardır!

Bunun yanında; Prof.Dr. F. Haber’in I.Dünya Savaşı sonrasındaki yazgısı ibret vericidir… Savaşın hemen akabinde en yüksek savaş madalyası ile onurlandırılan Alman Kimya Endüstrisinin önde gelen bilgini 1933 de Almanya’da iktidarı eline alan A.Hitlerin gazabından kurtulamamıştı.

Savaşın Almanya açısından bilim cephesinde tescilli kahramanlarından olan Haber, Yahudi kökenli olmasının verdiği korku ile İngiltere’ye kaçmıştı. Bura dada barınamayan Haber, büyük bir hayal kırıklığı içerisinde 1934’de İsviçre’de adeta kederden ölmüştü…

Dünya Savaşının bilim cephesinde bir başka Yahudi profesör vardı ki, onun kaderi Haber’den çok farklıydı. Çünkü O, çalışmaları sonucunda istediğini almıştı… Evet… Dünya Savaşında kimyasal silahlar konusunda İngiltere’nin eli sihirli kimyageri Haim Weizmann’dan söz ediyorum…

H.Weizmann o dönemde Rus Çarlığına bağlı olan Lehistan da 1874 yılında doğmuştu. Yahudilerin üniversiteye girmesini düzenleyen kota sistemine duyduğu nefret yüzünden 17 yaşındayken Rusya’yı terk etmişti. Almanya’ya giderek Darmstadt ve Berlin Üniversitelerinde kimya bilimi okudu. İsviçrede ki Fribourg Üniversitesinden doktora derecesi aldı.

1904–1906 yılları arasında İngiltere de Manchester Üniversitesinde öğretim üyeliği yapmıştı. Çok mühim bir kimyasal maddeyi bakteriyel bir değişim sonrasında elde etmeyi başarmıştı. Bu madde asetondu.’’Cordite’’ isimli dumansız barutun üretilmesinde son derce mühim olan bu maddeden sonra İngiliz Ordusu askeri amaçla bu kimyasalı çeşitli silahlarda kullanmaya başlamıştı.

İngiltere ordusu tarafından kullanılan bu medenin iki yararı bulunmaktaydı. Birincisi; bu madde mermileri daha kuvvetli fırlatıyordu, ikincisi de; fırlatma işleminden sonra etrafta duman izi görülmüyordu. Bu sayede bu mermileri düşmana fırlatan top bataryasının yeri düşman tarafından hemen belirlenemiyordu. Weizmann “clostridium acetobutylicum” adı verilen bakteri ile aseton üretme yöntemini normalde 1912 yılında bulmuştu. Ancak, o sıralarda kimse tarafından tanınmıyordu.

1914’de dünyayı mahşere çeviren bir savaşın başlamasının ardından önce Lloyd George ardından da W.Churcill ile tanıştırılmıştı. Artık Haim Weizmann’ın yeni çalışma yeri Kraliyet Donanmasının laboratuarıydı. Çok kısa süre de mucidi olduğu kimyasal madde ile İngiltere’nin savaştaki atış gücüne müthiş bir ivme kazandırmıştı.

Birinci Dünya Savaşının deha kimyagerinin yaptığı bu katkıları İngiltere tarafından karşılıksız bırakılmamıştı… H

er Pesah Bayramında ailenin diğer büyükleri ve on beş çocuğuyla yemek yerken  "Este anya aki, a lotro anya en las Tierras":

"…Bu yıl burada gelecek yıl Mukaddes topraklarda…" Diye konuşup Yahudi geleneklerine son derece bağlı olan Weizmann’a savaştaki katkılarından dolayı " Dile bizden ne dilersen…" diyen İngiliz yönetimine: Bu kimya bilgininin cevabı "Filistin’in vaat edilmiş topraklarında Yahudilerin yerleşmesine ve bir devlet kurmasına izin verin gönlümden başka bir istek geçmiyor" olmuştu.

Hep anlatılır… İngiliz Parlamentosu’nun girişinde rahatlıkla görülebilecek bir yerde devasa bir levhada şunlar yazılıymış:" İngilizlerin ebedi düşmanları da yoktur, İngilizlerin ebedi dostları da yoktur, İngilizlerin ebedi menfaatleri vardır." İngiliz politikalarını net bir şekilde özetleyen bir ifade bu…

İngiltere’nin çıkarları vardı ve Weizmann’ın dileği; 2 Kasım 1917 tarihli Balfour Deklarasyonun yayınlamasıyla kabul edilmişti… Bitmedi! Aynı zamanda Siyonist örgütlerin başkanı olan Weizman bu dileği gerçekleştiği yani İsrail Devleti kurulduğu zaman İsrail’in ilk Cumhurbaşkanı olmuştu…

Müthiş bir Kimya profesörü, en koyusundan bir Siyonist ve geleneklerine son derece bağlı bir devlet başkanı…  

Weizmann ailesinin Türklerle bir ilginç münasebeti daha vardı oda Haim Weizmann'ın, Kudüs de Osmanlı Devleti adına istihbarat faaliyetlerinde bulunan kız kardeşi Mina Weizmann'dan kaynaklanıyordu… Neyse konuyu fazla dağıtmadan devam edelim…

Çanakkale Savunmasında Kimyasal Gaz Kullanıldı mı?

Evet, şimdiye değin tarihte ve 1.Dünya Savaşı sürecinde kimyasal silahların tarihi ve kullanımını anlatmaya çalıştık, peki, tarihin ilk kara-deniz-hava ortak harekâtı olan Gelibolu Muharebelerinde Kimyasal Gaz kullanıldı mı? Ana sorumuz bu ve biz şimdi ona yoğunlaşıyoruz…

Son yıllarda her Çanakkale Şehitleri Haftası yaklaştığında üzerinde en çok şişirme haber yapılan konulardan biri olan bu mesele; bazı yazar ve gazeteciler tarafından 90’lı yıllardan sonra sürekli ısıtılarak gündemimize sokulmaktadır. Kaldı ki bu haberler sadece güya İtilaf Devletlerinin Türklere zehirli gaz atmasıyla da sınırlı değildir. Masa başı senaryolarına göre; Churchill “Türkler insan değildir” diyerek (İngiliz yetkililerin insanlık suçudur) demesine rağmen zehirli gaz atmıştır. Ancak o gün, rüzgârın farklı yönden esmesiyle Osmanlı güçleri bu gazdan etkilenmemiştir. Sonrasın da Almanlar bize de zehirli gaz vermişler ancak, biz atmamışız, zaten İtilaf Devletleri askerleri de Türkler mert savaşır diye dağıtılan gaz maskelerini bile takmamışlardır…

İddialar bunlar şimdi de gerçekleri görelim.

Öncelikle şunu net olarak ifade etmek gerekir ki, biz burada bayram arifelerinde mahalle bakkallarında satılıp yaramaz çocuklar tarafından apartman boşluklarına atılan torpilden veya kız kaçıranlardan söz etmiyoruz; Kitleleri birkaç saniyede etkisiz hale getiren ve hatta feci şekilde öldüren kimyasal silahlardan bahsediyoruz. Bu kimyasal silahlar öyle hadi demeye atılmazlar bunun bir bilimsel tabanı ve deneme aşaması olmalıdır. Coğrafyanın ve şartların kesinlikle buna müsait olması şarttır. Kendi askerinizin, bu saldırılardan etkilenmemesi esastır. Almanların kimyasal gazları ilk kullandıkları zaman Batı Cephesinde ki acı tecrübeleri buna misal verilebilir…

Demek istediğim o ki hem Gelibolu’nun coğrafi şartları hem de Gelibolu’daki savaşın şartları kesinlikle bir kimyasal gaz saldırısına müsait değildir. Gelibolu’da hâkim rüzgâr yönü söz konusu değildir.

Gelibolu’ya gittiğinizde şahadet parmağınızı yalayıp havaya tutarak siz de bunu en ilkel biçim de görebilirsiniz. Yani bir kimyasal gaz saldırısının etkisine kendi üzerinizde de görülemeyeceğini garanti edemezsiniz, bunun yanında savaşta siperler arası mesafe 8 m.’ye kadar düşmüştür. Özellikle Arıburnu hattında birbirine geçmiş, uzun siper savaşları söz konusudur. Durum böyle iken elbette bir kimyasal gaz saldırısı da kesinlikle yapılmamıştır.

Peki, yukarıda ki iddiaların dayanağı nedir? Nereden çıktı bu iddialar? Onu da söyleyelim, Çanakkale savaşlarından sonra Gelibolu’ya giden Milli Ajans muhabiri Cemil Hakkı Bey 22 Ocak 1916 tarihinde “Savaşın Ardından Çanakkale’den Mektup” başlığıyla kaleme aldığı makalede şu ifadelere yer vermiştir:

"...Bu ateş sahasının ve siperlerimizin çoğunluğunda koyu paslı sarı, yeşilimsi lekelere tesadüf olunuyor… Bunlar düşmanın attığı boğucu gazlı mermilerden meydana gelmiştir. Siper hatlarının gözümle görebildiğim uzun süre de hep ayı lekeler var. Bu boğucu gazlar ihtimal ki havanın cereyanından ziyade lekesinden pek çok insan boğulmamış ise de kustukları ve bayıldıkları olmuştur. "... İngilizleri medeni harpten uzaklaştıran bu kimyasal gazı kullanmaları belki yaradılış özelliklerinden belki de acizlik neticesidir. İngiliz siperlerinde bu gaz lekelerine hiç tesadüf edilmemesi de bizim medeni harp yaptığımıza tesadüf eder…"

İşte, Cemil Hakkı Bey’in kaleme aldığı makalede yer alan "koyu paslı sarı yeşilimsi" gaz lekelerinin kimyasal gaz olarak yorumlanması maalesef kimyasal gaz meselesi hakkında Osmanlı askeri erkânının ve kamuoyunun doğru dürüst bir şey bilmemesinden ileri geliyordu. Savaş esnasında da bu lekeler kimyasal gaz olarak yorumlanmış ve İngilizlerin kimyasal gaz kullandığı öne sürülerek 50 kadar gayr-i Müslim tehdit olarak Çanakkale’ye götürülmüşlerdi. Bu İngilizlere göre çok acıklı ve komik bir durumdu. Çünkü bizim kimyasal gaz kullandıklarından dolayı şikâyetçi olduğumuz İngilizler yukarı da belirttiğimiz gibi Birinci Dünya Savaşı sürecinde asla Almanların kimyasal gaz ve silah üretimini geçememişlerdir.

Hatta İngilizler bir ara Çanakkale Savaşlarında Osmanlı’nın müttefiki olan Almanlar tarafından Çanakkale’de gaz kullanılacağına dair asılsız bir istihbarat aldıklarında itilaf kanadının en değerli malzemesi bir ara “gaz maskesi” haline gelmiştir.

Ancak, bilimsel olarak kimyasal gaz atılmayacağı gerçeği ortaya çıktığında gaz maskesi ancak askerlerin şakalaşmasına yaramıştı.

Bu olaylardan sonra İngiliz İstihbarat Dairesi subaylarından Aubrey Herbert hatıralarında şöyle yazacaktı:

"… Bir yakınım, bana bir gaz maskesi gönderdi, o sıralarda Anzak’ta az rastlanır bir şeydi bu. Ona ihtiyacım olacağını sanmıyordum ve karşılaştığım ilk adama onu hediye ettim. Bay Kyreakidis’e rast geldi. Onu alıp aşağıya gitti ve sahilde diğer tercümanlarla poker oynadı. Benim solunum aygıtımı bir poker maskesi olarak kasıla kasıla yüzüne taktı…"

Yeri gelmişken şunu ifade etmekte de yarar görüyorum. Yani; Gelibolu’daki savaşlarda İngilizlerin ve Anzakların kendilerine dağıtılan gaz maskelerini takmamalarında ki sebep Türklerin temiz savaşacaklarına dair bir içgüdü ve inanış değil tamamen bilimsel gerçeklerdir. Bunda şaşıracak hiçbir şey de yoktur şimdi lütfen vicdanınıza sorun; Siz Gelibolu da ki bu müthiş savaşın tam ortasında olsa idiniz karşınızda ki düşmanın yeni tanıdığınız fıtratına ve vicdanına ne kadar güvenirdiniz?

Bilinmesi Gerekenler ve Sonuç

1- Bazı tarihçiler(!) tarafından kimyasal gaz olarak yorumlanan ve Osmanlı arşivlerinde niteliğinin "muhnik gaz"(boğucu gaz)lekesi olarak yorumlandığı, sarı ve yeşilimsi lekeler, rüzgârsız havalarda bombardımanın yoğun olduğu ve hava dolaşımının az olduğu siperlerde iz bırakan mermilerdir, kesinlikle kimyasal gaz değildir!

2- Zaten ufacık bir yarımada olan Gelibolu Yarımadasında coğrafi ve meteorolojik nedenlerden dolayı kimyasal gaz kullanmak mümkün değildir! Üstelik savaş sırasında siperler birbirine çok yakındır buna niyetli olan kimse durum uygun olsa bile kendi askerinin zarar görmeyeceğini garanti edemez! Eğer böyle bir şeyin mümkün olabildiğini ve Osmanlı’nın da karşı çıkmadığını düşünürsek o dönemde müttefikimiz olan ve İngilizlerin gaz konusunda hızlarına yetişemedikleri Almanlar bu işi İngilizlere bırakmazlardı, bundan emin olun! Buna binaen zaten Batı Cephesinde Almanlar, kimyasal gazı nitelikli biçimde ilk kullananlardır, tarihi kronolojisini, kimyasal savaşın tarihi kısmında verdik, çapı -çevresi yerinde ilk kullanımı 22 Nisan 1915 de yapıyorlar, fosgen gazını, Aralık 1915 de kullanıyorlar, hardal gazını 1917 de kullanıyorlar ki zaten Ocak 1916 da Çanakkale Savaşları bitiyor… Ve bunu becerebilen sadece Almanlar…

3- Sonuç olarak ne Çanakkale Savaşlarında Kimyasal Gaz kesinlikle kullanılmış ne Churchill, Türkler için ‘’Bunlar insan bile değil’’deyip kimyasal gaz atılması için emir vermiş ne de İngilizler ve Anzaklar dağıtılan gaz maskelerini Türkler temiz savaşır deyip de takmaktan vazgeçmişlerdir. Bunların hepsi, bu milletin yumuşak karnı olan milli ve dini duygularından istifade etmek isteyen Çanakkale Tarihinin kes-kopyala-yapıştırıcı internet âlimlerinin(!)uydurduğu sanal yalanlardır! Kanmamamız şiddetle tavsiye olunur!

4- Sevgili dostlar, Tarih bir milletin hafızasıdır! O millet kendi tarihine ne kadar soğukkanlı ve gerçekçi yaklaşırsa ileri de aynı şeyleri yaşaması o denli zordur. Biz Çanakkale Savaşlarına dair işin hep kolay yanına, ruhumuzu ve gururumuzu okşayacağı taraflarına dikkat çekiyoruz. Hâlbuki ellerimizi kafamızın arasına alıp, Yahu! Bir zamanlar Topkapı’dan yazdığımız fermanlarla dünyanın gidişatına yön vermişiz, ne olmuşta Çanakkale de yedi düvele karşı çarpışmak zorunda kalmışsız, ne olmuşta bu derece kötü duruma düşmüşüz, ne olmuşta bir zamanlar Memluklulara silah satan, her bilimsel atılımı diğer devletler tarafından heyecanla beklenen koca Osmanlı, Almanların vereceği iki topa bir mermiye el açacak duruma düşmüş, ne olmuşta bir zamanlar taklit edilen Osmanlı toplumu papağana dönmüş, diyeceğimize hala beynimizi uyuşturacak işlerle meşgul oluyoruz.. Biz bu abes meşguliyet içinde iken araştırma ve incelemeden yoksun yazıları ile bazı sözde tarihçilerde buna tuz biber ekmetedirler! Elbette Çanakkale müthiş bir destandır, fakat bu destanın başkentini düşmandan korumak zorunda kalan bir ordu tarafından yazıldığını bir sakına unutmayın, yani biz bu destanı olası bir savunma savaşı olarak yazmışız, ne acı bir durum… Bunun için doğru, objektif, tarafsız bir mercekle olaylara bakıp, tarihimizi yorumlamalıyız, ne güzel demiş Dede Osman;’’incir ağacından oklava, arpa unundan baklava olmaz diye… Tıpkı bu sözde ki incelikte olduğu gibi; tarihini doğru okumayanlardan, bilime ters düşenlerden, ,araştırmayanlardan da büyük millet olmaz…






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 120 ziyaretçikişi burdaydı!