Blog Sitem
  Mugla 48
 

MUĞLA İLİ TANITIM
 
 

 
 


 Ülkemizin en önemli turizm merkezlerinden birçoğunun bağlı olduğu ilin merkezi Muğla daha çok ilçelerine gidilip gelinirken "içinden geçilen bir yerdir" tatilciler için.
 

 Geziyi daha çok denizle eş tuttuğumuzdan mıdır nedir, deniz kıyısında olmayıp da turist yoğunluğu olan yöremiz pek azdır. Bu da anlaşılabilir bir şey ya biz gene de Muğla’ya en az bir gün ayırmanızı önereceğiz. Ama Muğla merkezinde konaklayıp da şehir gezisinin yanı sıra çevre gezisi de yapacaklar, dolu dolu bir kaç gün geçireceklerdir.
 



Asar (Hisar) Dağı eteklerinden, Karadağ, Kızıldağ, Masa ve Hamursuz dağları ile çevrelenmiş ovaya doğru yayılan bir şehirdir Muğla merkezi.  

1080 yılında Selçukluların, 1096’da tekrar Bizans’ın 1284’de Menteşeoğulları’nın eline geçen kent 1390’da Osmanlı topraklarına katılır. Kentin eski bölümü Saburhane, Osmanlı döneminde Rum ve Türklerin bir arada dostça yaşadığı, Rumların 1924 mübadelesinde göç etmesinin ardından eski havasını bozulmadan sürdürdüğü bölgesidir Muğla’nın. 
 

Eski evlerin bir bölümü yeni sahipleri tarafından restore edilmiştir. Mimar Cengiz Bektaş’ın, Gazeteci İlhan Selçuk’un satın alıp onardığı evler de buradadır.
 

MUĞLA İLİ TANITIM
Muğla, Türkiye Cumhuriyeti’nin Ege Bölgesi’nde, topraklarının küçük bir kısmı Akdeniz Bölgesi içine giren, Ortaca, Dalaman, Fethiye, Marmaris, Datça ve Bodrum gibi tatil bölgeleri ile ünlü ildir.2010 TUIK verilerine göre merkez ilçeyle beraber ilimizde 12 ilce, 49 belediye ve 396 köy vardır.

MUĞLA HARİTASI
TÜRKLERDEN ÖNCE MUĞLA
TÜRK EGEMENLİĞİ ÖNCESİNDE MUĞLA


Antik Karya bölgesinin en eski yerleşimlerinden biri olan Muğla, bilinen tarihi boyunca başlangıçta Anadolu´nun yerli halkı Karyalıların, ardından kısmen ve kısa dönemler halinde Mısır, Asur ve İskit işgallerinin, zamanla da özellikle kıyılarda Helenistik 
 

kolonizasyon hareketinin egemenliği altında kalmıştır. Önce Medler, daha sonra Persler Muğla´yı idareleri altında almışlar ve bölgeyi bir satrap aracılığıyla yönetmişlerdir.Büyük İskender’in ordularıyla gelişinde Muğla bölgesi bir Karya satrapı tarafından yönetilmekte idi.
 

Karya´ isminin bölgeye MÖ 3400 yıllarında gelen kavimlere önderlik etmiş ´Kar´ isimli bir komutandan kaynaklandığına ilişkin tezler öne sürülmektedir. Bölge çağlar boyunca Karya olarak anılmış, ve kuzeyde Söke, Aydın, Nazilli üzerinden başlayıp güneyde Dalaman çayının denize döküldüğü yerde biten Karya bölgesi, kuzeyinde Lidyalılar’ın, güneyinde Likyalılar’ın ve Anadolu içlerinde de Frigyalılar’ın hüküm sürdüğü bölgelere komşu olmuştur.
 

Kavimleri Karya bölgesine kıyılardan başlayan çok uzun bir süreçte nüfuz etmişlerdir.Knidos (Datça yarımadasının ucu) ve Halikarnas (Bodrum) ile başlayan Helen kolonizasyonu ile zamanla Daldala (Dalaman), Stratonikeia (Yatağan Eskihisar), Nakrasa (Karakuyu), Akassos (Bozüyük) ve Fethiye çevresinde de Telmessos, Xantos (Kınık), Patara (Minare) ve Tlos (Eşen) kentleri kurulmuştur.
 



M.Ö.334 yılında Karya´ya gelen Büyük İskender, Perslerin çekilmesiyle ortaya çıkmış kardeşlerarası bir saltanat kavgasıyla karşılaştı. Kardeşlerden Ada ve abisi ve kocası Hidrieus ile Mausolus ve kızkardeşi ve karısı Artemisia, diğer kardeş olan Piksodaros´un isyanı ile karşı karşıyaydılar ve bu nedenle kuzeye Alinda’ya (Karpuzlu) çekilmişlerdi.
 

 Ada Alinda´nın anahtarlarını Büyük İskender´e göndererek kendisini annesi olarak kabul etmesini istedi. İskender de bu isteği kabul ederek Ada´yı Karya satraplığına getirdi. Ancak ertesi yıl İskender´in Likya´ya geçmesiyle Piksodaros ablası satrap Ada´yı öldürerek yerine geçti. İskender´in haznedarı Filotas´ı satraplığa ataması da asayişi sağlamadı ve İskender´in uzaklaşmasıyla bölge Bergama ve Roma egemenliğine kadar (yaklaşık iki yüzyıl) sürecek bir anarşi döneminin içine düştü.395’te Roma İmparatorluğu’nun ikiye ayrılmasıyla da Karya Bizans İmparatorluğu’nun içinde kaldı. Muğla ili tarihi kalıntılar açısından son derece zengin olup, sınırları içinde 103 ören yeri bulunmaktadır.
 

MUĞLA İLİ COĞRAFYA
COĞRAFYA


Türkiye´nin güneybatı ucunda yeralan kuzeyinde Aydın, kuzeydoğusunda Denizli ve Burdur, doğusunda Antalya ile komşu, güneyinde Akdeniz ve batısında ise Ege Denizi ile çevrilidir.Toplam uzunluğu 1100 km´yi biraz aşan deniz kıyıları ile Muğla ülkemizin en uzun sahil şeridine sahip ilidir. En büyük ve il olmaya aday Fethiye ilçesidir. Muğla ilinde ayrıca iki büyük göl bulunmaktadır.
 

 Bunlar Milas ile Aydın ilinin Söke ilçesi sınırları dahiline yayılan Bafa Gölü ile Köyceğiz ilçesindeki Köyceğiz gölüdür. Önemli üç akarsuyu ise Çine Çayı (Yatağan´dan geçerken Yatağan Çayı), Esen Çayı (Seki beldesinden geçerken Seki Çayı) ve Ortaca-Dalaman arasında yer alan ve bu iki ilçe arasında sınır olarak kabul edilen Dalaman Çayı´dır.
 

MUĞLA İLİ ULAŞIM
ULAŞIM


İlin önemli limanları Bodrum, Marmaris, Fethiye ve Güllük’tedir. Ayrıca ilde iki de havaalanı (Bodrum-Milas ve Dalaman) bulunmaktadır.
 

MUĞLA İLİ ENDÜSTRİ
ENDÜSTRİ


İlin Yatağan ilçesinde Yatağan Termik Santrali, Yeniköy’de Yeniköy Termik Santrali ve Kemerköy’de Kemerköy Termik Santrali vardır.
 

İlin maden yatakları zengindir. Bu sektörde Yatağan linyit rezervleri ve Fethiye krom yatakları ilk kalemde sayılabilir. Muğla ayrıca önemli bir mermercilik merkezidir. 
 

Bu enerji ve madencilik üretim tesisleri dışında sanayiye dönük büyük girişimler bulunmamaktadır. Ekonomi özellikle turizm ve tarıma dayalıdır. Ayrıca Dalaman ilçesinde Kağıt Fabrikası (eski adı SEKA, yeni adı MOPAK) bulunmaktadır.
 

MUĞLA İLİ TARIM VE HAYVANCILIK
TARIM VE HAYVANCILIK


Muğla ili tarımsal ürünlerinin çeşitliliği ile dikkati çeker.Türkiye’de arıcılığın en önemli merkezlerinden biridir. Yörede hem arı hem de çam balı bulunmaktadır. Marmaris ilçesi çam balı ile ünlüdür. Ortaca, Fethiye, Dalaman ve Dalyan ilçelerinde yaygın bir şekilde narenciye tarımı (portakal, limon, mandalina, greyfurt) yapılmaktadır. Özellikle Marmaris-Köyceğiz hattına özgü bir diğer ürün günlük ağacından elde edilen ve parfümeride ile eczacılıkta kullanılan sığla yağıdır. Zeytincilikte il genelinde gelişmiştir.
 

MUĞLA İLİ  TARİHİ
TARİH İÇİNDE MUĞLA ŞEHRİ


Muğla şehri, eski zamanlardan beri kadim medeniyetlere ev sahipliği yapmış ve her devirde önemini korumuş bir şehirdir. İslam hakimiyetinden önceki medeniyetler tarafından Karya, İslam hakimiyeti sonrasında da Menteşe ismini alan bölgenin merkezi konumundaki Muğla´nın ismini nerden aldığı konusu açık değildir. Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde Muğla ismi konusunda şunları yazmıştır:
 



Tarihinde büyük bir savaş olmuş ve Rum keferesinin elinden Menteşe Oğlu Darahikey Veziri Muğlı Bey fethetmiştir. Muğlı Bey Mahan memleketinde Hz. Muhammed (SAV)’i rüyasında görüp daha sonra ulemanın huzurunda İslamiyeti kabul etmiştir. Muğla Kalesi’ni fethettikten sonra ise bu şehrin ismi Muğla diye anılmaya başlanmıştır. Farsça´da Muğ kafir anlamına gelmektedir. Muğlı Bey Müslüman olduktan sonra bir çok hizmetler yapmış ve bir çok gazaya katılmıştır.
 


Evliya Çelebi Muğla isminin kayanağını bu şekilde yazsa da bu bilgiler doğrulanamamıştır. Büyük olasılıkla Muğla ismi, antik çağdaki ismi olan Moballa’nın bozulmasıyla ortaya çıkmıştır. Mobolla ismi daha sonraki Türk hakimiyeti sırasında Mogola olsa da 307 (m. 1889) Aydın Vilayeti Salnamesinde ise Mobella olarak belirtilmektedir.
 

Muğla´da ilk yerleşimlerin ne zaman başladığı hakkında önemli bir bilgi yoktur. Fakat kentin eskiden İç Karya olarak adlandırılan bölgede yer aldığı bilinmektedir.Karya’nın M.Ö.2000´de Hititlerce de bilinen bir medeniyet olduğu göz önüne alınırsa Muğla´da yerleşimin bu tarihlere kadar geriye gittiği söylenebilir.
 



 Bazı kaynaklarda da bu bölgeye ilk yerleşenlerin Hititler olduğu yazılıdır. Sırasıyla Frig, Lidya, Pers, Makedon, Bergama Krallığı ve Roma hakimiyetini yaşayan kent Menteşe Bey tarafından 1284’ de alınmsıyla ilk defa Türk hakimiyetine girdi.
 

Yıldırım Beyazıd tarafından 1391´de Osmanlı haimiyetine giren Muğla´daki bu ilk Osmanlı hakimiyeti geçici olmuş, 1402´de Timur’un hakimiyetine geçmiş ve nihayetinde 1425 yılında 2.Murat devrinde tam anlamıyla Osmanlı devletine bağlanmıştır. Kentin siyasi önemi Osmanlı devrinde daha da artmıştır çünkü Menteşe Beyliği devrinde bu bölgenin yönetim merkezi Milas iken, Osmanlı devleti bu yeni sancağın yönetim merkezi olarak Muğla´yı seçmiştir.
 


I.Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı imparatorluğu toprakları İtilaf Devletleri tarafından paylaşılınca Muğla 11 Mayıs 1919 tarihinde İtalya tarafından işgal edildi. Anadolunun işgali sırasında Muğla´da Kocahan Mitingi düzenlenmiş ve tüm Anadolu şehirleri gibi Muğlanın da bu işgallere direneceği ilan edilmiştir. Bunun üzerine kentte Vatan Müdafaa Cemiyeti, Serdengeçtiler Müfrezesi, Muğla Kuvayi Milliyesi gibi direniş komiteleri kurulmuştur. 1920’de Ankara’da açılan 1. Dönem meclisine 6 milletvekili gönderen kent İtalyanların kentte fazla etkin olmamasından yararlanarak Menderes boyunca başlayan Yunan işgaline karşı kurulan direniş faaliyetlerine katılmıştır.
 


 Ege’de 57. Tümenden kalanlarla birleşen gönüllüler, Aydın çarpışmalarında düşmana ağır kayıplar verdirmişlerdir. Ege illeri arasında Muğla işgal sırasında en fazla şehit veren il olmuştur. İç durumun karışıklığı, Yunanlılar ve işgal ettiği yörelerde ekonomik egemenlik kurma düşüncesine dayanan İtalyan politikasını Muğla halkı işgal süresince kurnazca değerlendirmiş, iki ateş arasında kalmaktan kurtulmuş. Anadolu´daki durumun kötüye gittiğini anlayan İtalya, 2. İnönü Zaferi kazanıldıktan sonra ülkesindeki iç siyasal dalgalanmalarını öne sürerek 5 temmuz 1921’de Muğla´dan ayrılmıştır.
MUĞLA EVLERİ

Muğla evleri; tasarımları, ahşap işçilikleri, tavan işlemeleri ve şehrin sembolü haline gelmiş bacaları ile Türk geleneksel mimarisinde özgün bir model oluşturmaktadır. Genelde iyi korunmuşlardır. Geleneksel mimariden doğrudan esinlenmiş yeni yapıların da Muğla bölgesinde halen diğer bölgelerimize kıyasla daha fazla inşa edildiği söylenebilir. Bunda kentin yüksek eğitim ve yerel şuur düzeyi ile yörenin turistik bir bölge olmasının etkileri bulunmaktadır.
 


 Kent merkezinde özellikle Hisar dağı eteklerine doğru yoğunlaşan eski Muğla evleri, Karabağlar Yaylası’ndaki Karabağlar Mahallesi ve Yılanlı Dağı yamacındaki Düğerek Mahallesi evleri ile bir arada ele alınabilir.
 

‘Hayat’ olarak adlandırılan açık ön sofalar kuzulu kapı olarak adlandırılan avlu girişleri, ocaklar, bacalar, uzun ve geniş saçaklar, tavan süslemeleri, ahşap süslemeli verandalar, duvarlara gömülmüş dolap biçimli banyolar Muğla evlerinin tipik özellikleri arasındadır. Büyük çoğunluğu avlulu ve iki katlıdır. Bazılarında hayat bölümü sonradan kapatılmıştır. Yakın devirde inşa edilen evlerde ise, ´hayat´ doğrudan kapalı olarak yapılmaktadır. Genel özellikleri, bütün Türk evlerinde olduğu gibi, aile mahremiyeti anlayışının bir ürünü olarak içe dönük olmalarıdır.
 



 Özellikle zemin katlarında sokağa penceresi olan ev yok denecek kadar azdır. Buna karşılık avluya bakan pencerelerin çokluğu dikkat çeker ve açık, yarı açık yaşam mekânlarıyla, geniş saçaklarla zenginleştirilir. Bu nedenle, ön cephe özelliği avlu tarafından ortaya çıktığından, manzara ve güneş hakimiyetini de dengelemek üzere, evler parsellerin yukarı köşelerine ve kuzeye sağır, güneye açık olarak yerleşirler. Plan tipleri, ´hayat´ ile bunun etrafında yer alan odaların bulundukları konuma ve üst kata çıkan merdivenin yerine göre değişiklikler gösterir. Üzerlerinde yer aldıkları parsellerin biçimi ve komşu binaların konumu da planların oluşumunda etkili olabilmektedir. Ancak, genel hatlarıyla merdivenlerin, sofa içindeki yerlere göre ortadan ve yandan merdivenli tipler olarak sınıflama yapmak da mümkündür.


 

Ortadan merdivenlerde, üst kata çıkış binayı simetrik olarak ikiye ayırdığı gibi, farklı şekillerde de bölebilir. Ancak her iki durumda da yaygın olan uygulama, merdivenin geriye doğru sokulan bir orta sofadan çıkması ve binanın arka duvarına yaslanmış olmasıdır. Merdiven ahşaptır. Altı depo olarak kullanılır.
 



 Her iki yanında simetri hakimse birer veya ikişer oda yer alır. ´Hayat´a odalara girişte 45 dereceli kırılmalar bulunur. ´Hayat´ avlu cepheleri boyunca uzandığı gibi, sadece merdivenin açıldığı ve oda girişlerinin bulunduğu orta kısımda da yer alabilir. Bu tiplerde de yaygın olan uygulama orta sofanın bina cephe hattının ilerisine doğru beşgen şekilde çıkma yapmasıdır. Ortadan çıkan merdivenin yapı kütlesine simetrik olarak ayırmadığı durumlarda ise, ´hayat´ın bir tarafında odalar yer almakta, diğer tarafında ise yine bu bölümün devamı olan yarı açık bir mekân bulunmaktadır.
 


 Genellikle, avluya bakan cephelerinde boydan boya ´hayat´ bulunan evlerde ise, üst kata merdivenle çıkılır. ´Hayat´ın genişliği binanın yanından çıkan merdivenin iki kolunun genişliği ile uyum içindedir. Odalar ´hayat´ın gerisinde ve yapının arka duvarına yapılmış olarak yan yana sıralanırlar. Her biri doğrudan ´hayat´a açılır. Sokaktan evlere kuzulu kapılardan girilir. Bu kapı geniş iki kanadı olan ve bunlardan genellikle girişe göre sağ taraftakinin içinden ikinci bir küçük kapı açılan, 2.30 m. yükseklikteki avlu duvarının yüksekliği ile orantılı, çoğunun üzerinde küçük iki tarafa meyilli. kiremit örtülü, ahşap çatısı bulunan kapılardır.

 

 Avlular, yılın yedi sekiz ayı boyunca yaşanılan, evin kapalı mekânları ve ´hayat´larıyla kullanım bütünlüğü içinde olan, genellikle kayrak taşı ile kaplı bir çoğu havuzlu iç bahçeler şeklindedir, Duvarlara yakın yerlerde ağaçlar yer almaktadır. Evin bir duvarına bitişik olarak veya yarım bir konumda tek katlı müştemilat bulunur. Müştemilat içinde evin asıl mutfağı, ocağı, kileri ve bazen de banyo yer alır. Ayrıca, temiz su havzaları da bu binanın içinde veya dışındadır.
 

Genellikle taş veya ikinci derecede ahşaptır. Tüm taşıyıcı duvarlar, avlu duvarları, özellikle zemin katlar kireç harcı, kırma-moloz taş duvarlarla inşa edilmiştir. Çatı örtüsü olarak alaturka kiremit kullanılır. Çatı dışında duvar üstleri, ocak çıkıntılarının baca halinde daraldığı girintilerin üstleri de yağmurdan korunacak tüm çıkıntılar bu kiremitle örtülüdür. Ayrıca, bugün Muğla´nın sembolü olarak kabul edilen karakteristik bacadan alaturka kiremitlerle yapılan kendine özgü bir şapka ile kapatılmıştır.

Muğla evlerini, temel olarak ikiye ayırmak mümkündür :
MUĞLA İLİ TÜRK EVLERİ
TÜRK EVLERİ


Özellikle Hisar Dağı eteklerine doğru yayılmış olan bu evler, kentsel silüeti kırmızı kiremit çatı beyaz duvar ve üzerlerinden taşan yeşil ağaçlar üçlüsü ile oluşan armonisi içinde, geleneksel dokunun özünü oluşturan yapılardır. Avlu içindeki müştemilatlarıyla bir kullanım ve form biçimini oluştururlar. Bazılarının ´hayat´ları sonradan kapatılmış, yakın devirde inşa edilen bazılarınde ise bu bölüm doğrudan olarak yapılmışlardır.
 

MUĞLA İLİ RUM EVLERİ
RUM EVLERİ
Kentte Rum tüccarlarının yerleşmeye başlaması ile Rum aileler Konakaltı ve Saburhane mevkileri çevresinde yerleşerek kendi kültürlerine göre biçimlenen taş evleri inşa etmişlerdir. Bu evleri Türk Evlerinden ayıran temel özellik içe kapanmış olmaları, avlu yerine sokakla bütünleşen bir cephe ve kütle nizamı göstermeleridir. Diğer ayırt edici özelliği ise kesme taş yapı olmalarıdır. Eski şehrin ticaret ve zenaat merkezi Arasta mevkiinde 1895´de Rum Filivari Usta´nın elinden çıkmış saat kulesi de Rum nüfusun Muğla´ya yadigarlarındandır.
 



Kentte halen yaşları 100 ila 300 arasında değişen 400 yapı koruma altındadır ve kapsamlı bir restorasyon girişimi başlatılmıştır.
 

MUĞLA İLİ YEMEKLER
MUĞLA MUTFAĞI

En tanınmış yemeklerin başında Muğla´nın kendine özgü tarhanası gelir. Tarhana yazın yapılır ve pencere önlerine, dam ve avlulara serilip kurutulur ve kışın afiyetle yenilir. Zeytin ve kurutulmuş biber de Muğla´da artık bir kültür halini almıştır. Özellikle sofralık zeytin Karya döneminden beri Muğla´da önemini hala korumaktadır. Bunların dışında Muğla Merkez´in kendine özgü yemekleri de vardır. Keşkeği de unutmamak gerekir özellikle düğün yemeğidir onsuz yemek olmaz.
 

ÜNİVERSİTE KENTİ MUĞLA


1992’de kurulmuş olan Muğla Üniversitesi, özellikle 1999 sonrasında, iş adamı Sıtkı Davut Koçman’ın Üniversiteyi kelimenin tam anlamıyla kanatlarının altına almasını takiben göz kamaştırıcı bir hızla gelişmiştir. Yakın geçmişte vefat eden Sıtkı Davut Koçman ve kurucurektör Ethem Ruhi Fiğlalı (1992-2002)’nın yönetiminde, evvelce 30 bin nüfuslu küçük ve hareketsiz bir il merkezinden ibaret olan şehir, 20.000’i aşkın öğrencinin oluşturduğu yeni bir topluluğun yerleşmesiyle büyük bir ivme kazanmıştır. Muğla Üniversitesi her yıl açılan yeni fakülteleri ile daha da büyük bir öğrenci kitlesine hitap edebilir hale gelmiştir ve bu da Muğla´nın Muğla Ovası boyunca yayılmasını ve büyümesini sağlamıştır. Muğla ili çok büyük olmadığından öğrenciler kiralar ve ev bulma konularında sorun yaşayabilmektedirler.
 

MUĞLA İLİ KÜLTÜR
KÜLTÜREL ÇALIŞMALAR


Muğla kültürel faaliyet açısından zengin ve öğrencilerin faaliyeleriyle giderek daha da zenginleşen bir şehirdir. Muğla Üniversitesi, Belgesel sinemacılar birliğinin sözlü tarih çalışmaları, Muğla Sanatseverler Derneği, Duvar Sahnesi Sanat Topluluğu ve Muğla Üniversitesi Tiyatro Topluluğu gibi daha birçok grup ve topluluklar şehirdeki kültür potansiyelini arttırmaktadır.
 

MUĞLA İLİ İKLİM VE COĞRAFYA
İKLİMİ VE COĞRAFYASI


Muğla ili Akdeniz iklimi etkisinde kalmaktadır. Muğla ilinin içinde bulunduğu Menteşe Yöresi’ nde dağlar denize paralel uzanmaktadır. 800 m. yüksekliğe kadar olan alanlarda “Asıl Akdeniz İklimi” ve daha yüksek alanlarda “Akdeniz Dağ İklimi” hissedilir. Maksimum-minimum sıcaklık değerleri, nemlilik, yağış miktarı ve hakim rüzgar yönleri yerel coğrafi koşullara göre değişmektedir. Metrekareye 1000 mm’den fazla yağış alan Muğla, orman oranı bakımından Türkiye´nin en zengin olan illerinden bir tanesidir. Ne var ki yağışların büyük çoğunluğu kış mevsiminde düşer ve yaz kuraklığı belirgindir. Dağların denize paralel uzanmasının ve yükseltinin bu yörede Ege Bölgesi´nin genelinin aksine daha fazla olmasının diğer bir sonucu olarak ulaşım doğu-batı yönünde zorlaşır ve nüfus seyrekleşir.
 



YAKIN ÇEVRE


Muğla Merkez ilçesine bağlı ve belediyesi bulunan 4 yerleşim merkezi (belde) bulunmaktadır. Muğla Merkez´in ayrıca ikisi aynı adı taşıyan (Yenice) 49 köyü bulunmaktadır. Kentin iskelesi sayılabilecek olan Akyaka beldesi, Ula ilçesine bağlı olsa da Muğla´ya 23 km. uzaklıkta bulunmaktadır.
 

MUĞLA İLİ KENT TURU
KENT TURU


Kent merkezi sivil mimarinin çok güzel örneklerini barındırmaktadır. Aracınızı Valiliğin de bulunduğu meydana açılan sokaklardan birinde uygun yere bırakıp 100 metre ötedeki Arastaya girin önce. Semercisiyle, ayakkabıcısıyla, berberiyle, nalbur dükkanlarıyla, esnaf lokantalarıyla, meydandaki şadırvanıyla Arasta, 20. yüzyıl başında donmuş gibidir.
 



Çarşıda hediyelik eşya ve Muğla dokumaları satan dükkanlar da vardır.

Karnınız acıktıysa, esnaf lokantalarından gözünüzün kestiği birine girin. Ekşili döş dolması, keşkek gibi yöresel yemeklere rastlarsanız menüde, mutlaka tadın. Yemekten sonra Helvacı Tahsin’e uğrayın ve yöreye has Tahin helvasının ve Çıtırmık tatlısının tadına bakmayı unutmayın.


Arasta’da dolaşırken tarihi Saatli Kule çarpacak gözünüze. 1895 yılında Rum Filvari Usta tarafından yapılan ve üzerinde ustasının imzasını da taşıyan kulenin saati hala çalışıyor.

"Tarihi Muğla Evleri"nin en güzel örnekleri, Arastanın hemen yukarısındaki elektrik santralının üstündeki Saburhane’dedir.

Kentin başlıca dini yapıları merkezdeki Kurşunlu Camisi (1493), Pazar yeri Camisi (1842), Şahidi Camisi (1848), Şeyh Bedrettin tarafından yaptırılan ve minaresi 19. yüzyıl başında eklenen Şeyh Camisi (Şeyh Bedrettin Mahallesi’nde, 1565) Menteşe Beyi İbrahim bey tarafından yaptırılan Ulu Cami (Elektrik Fabrikası karşısında, 1334)’dür.

Osmanlı yapısı Yarım han, Yağcılar hanı ve Konakaltı hanları görülmeye değer. Restore edilerek bugün de kullanılan Yağcılar Hanı turistlerin uğrak yerlerinden. 250 yıllık Konakaltı Hanı Konakaltı Kültür Merkezi olarak hizmet veriyor.

1334 yılında Menteşe Beyi İbrahim Bey tarafından Ulu Caminin vakfiyesi olarak yaptırılan Vakıflar Hamamı yapılan restorasyon çalışmalarının ardından bugün Muğlalıların olduğu kadar yerli-yabancı turistlerin de ilgi odağında.

MUĞLA İLİ TARİHİ ESER VE GÖRÜLMESİ GEREKEN YERLER
GÖRÜLMESİ GEREKLİ YERLER (ŞEHİR MERKEZİ)
MUĞLA SABURHANE MEYDANI
SABURHANE MEYDANI


Muğla 400’ e yakın tescilli evi 170’e yakın sivil mimarlık örneği yapısı, 100’e yakın sokağı, eski hanları, şadırvanları arastası, meydanları ve camileriyle örnek bir Kentsel Sit alanıdır.
Saburhane Meydanı özgün mimari karakterin coğrafyayla uyumlu şekillendiği, Türk-Rum yada Müslüman-Hıristiyan olmak üzere iki farklı kültürün bir arda yaşadığı tipik bir yerleşmedir. Meydan adını bir zamanlar burada yer alan hapishaneden alır.

Kimi evlere çıkmaz sokaklardaki avlu kapılarından geçilerek ulaşılır. Açık ya da kapalı ön sofaları, ahşap süslemeleri verandaları, duvara gömülmüş dolap şeklindeki banyoları Muğla evlerinin belirgin özelliklerindendir.

19.yy’ın başlarından itibaren Osmanlının kaybettiği topraklardan (Balkanlar, Kırım ve Girit) göç eden varlıklı insanlar yanlarında Rum ustaları da getirmişlerdir. Rum ustaların etkisiyle 1820-25’ lerden sonra mimari değişimler ortaya çıkmıştır. Sadece Rum ustalar değil, değirmenciler, terziler, doktor ve eczacılarda Muğla’ya gelip yerleşen Rumlar arasında yer alıyordu.

 Rumlar Saburhane Meydanı ve çevresinde yoğunlaşmışlardı. Rumlar zamanında Saburhane, ulu çınarların olduğu, ortasından dere geçen ve dere üzerinde taş köprüsü olan sosyal hayatın yoğun olarak yaşandığı bir mekan özelliği taşımaktaydı. Yapı ustalığı ve marangozluktan sonra en önemli ve yaygın meslek meyhanecilikmiş. Meyhane Boğazı dediğimiz Andon’un hamamının (Zeliha’nın Hamamı) bulunduğu sokakta sağlı sollu meyhaneler yer alırmış ve mezeler adalardan gelirmiş.

MUĞLA ANDONUN HAMAMI
ANDON’UN HAMAMI (ZELİHA'NIN HAMAMI)
ZELİHANIN HAMAMI

150 yıllık bir Rum hamamıdır ve Rum sahibi Andon tarafından işletilmiştir.Mübadeleden sonra Türklere satılmıştır.

MUĞLA ŞEMSİ ANA
ŞEMSİ ANA
Şemsi Ana Muğla’ya geleneksel kimliğini veren anaerkil yapının ermiş anasıdır. Belediye suyunu ilk kez bulan kişi olduğuna inanılan Şemsi Ana’nın ilginç bir öyküsü vardır;
Çobanlık yapan Şemsi Ana keçilerini otlatmaya bir gün keçilerinden birinin sakalının ıslanmış olduğunu görür. Bu birkaç gün böyle devam eder. Bir gün Şemsi Ana keçisini takip eder. Keçinin su içtiğini ve içtiği suyun üzerini ayağıyla toprak atarak kapattığını görür ve suyun çok az olduğu bu dönemde suyu kaynağını bulur. Suyu bulduğu için ermiş kabul edilir.


MUĞLA ULU CAMİ
ULU CAMİİ
Şehrin en eski camisi olup Menteşe Sultanlarından İbrahim Bey tarafından 1334 yılında yapılmıştır. 1938 yılında Muğlalı Abdizade Bey tarafından onarılmıştır.

MUĞLA KURŞUNLU CAMİ
KURŞUNLU CAMİİ
1493’te Es seyit Şücaaddin tarafından yaptırılmıştır. 1900’de Şerif Efendi tarafından son cemaat yeri eklenmiştir. Minaresi de aynı yıllarda Hacı İsmail tarafından yapılmıştır. Eskiden otuz odalı bir medresesi de bulunan camiinin Muğla’da ki diğer camilerde ayrılan en önemli özelliği kurşunla kaplanan büyük kubbesidir. Cami içinde yer alan kalem işi süslemeler Rodos’tan getirilen kök boyalarla işlenmiştir. Düzgün kesme taştan örme beden duvarları Selçuklu Mimarisi özelliği taşımaktadır.
 


MUĞLA ŞAHİDİ CAMİ
ŞAHİDİ CAMİİ
18. yy’da caminin bugün bulunduğu yerde bir Mevlevi Mescidi yer almaktaydı.sonradan yıkılan bu mescidin kalıntıları üzerine,1848 yılında Hacı Osman Ağa tarafından bugünkü caminin ana binası inşa ettirilmiştir. İlk onarımı 1869’da olan yapıda ikinci esaslı onarım Mevlevi şeyhi olan Şeyh Cemal tarafından 1911 yılında yaptırılmıştır. Caminin bahçesinde, camiye adını veren ve 1470-1550 yılları arasında yaşadığı bilinen Mevlevi Şeyhi Hz. Şahidi’nin türbesi ile ilk mescidi kuran Şeyh Seyit Kemalettin’ in mezarı bulunmaktadır. Caminin iç bölümü günümüzde de dervişlerin bir zamanlar halka halinde zikir yaptıkları haliyle aynen korunmaktadır.
 


BELEDİYE KÜLTÜR EVİ
Muğla Belediyesince 1999 yılında kamulaştırılan yapının tarihi 1800’ lü yıllara dayanmaktadır. Önceleri Şerefliler Ailesi’ ne ait olan yapı, hem Türk hem de Rum mimarisini bir arada göstermektedir. İç avlu cephesinde altta açık bir sofa, üst katta kapalı ahşap cumbası yer alır. Odalar sofalara açılmaktadır.
2003 yılında restorasyonu tamamlanarak hizmete açılmıştır. Yöresel kıyafetlerin, eşyaların sergilendiği, kültürel etkinliklerin düzenlendiği bir mekan haline gelmiştir.

MUĞLA YAĞCILAR HANI
YAĞCILAR HANI
Yapımı yaklaşık 1493 yılına dayanmaktadır. Han kentin geçmişinde önemli bir ticari merkezdi. Sağlam taş duvara dayalı bağdadi ve ahşap karkas sistemde yapılmıştır. Burası eskiden yağhanelerden oluşmaktaydı. Günümüzde restore edilerek ticari bir merkez ve avlusundaki çınar ağacının gölgesinde bir dinlenme alanı olarak kullanılmaktadır.

MUĞLA ÖZBEKLER EVİ
ÖZBEKLER EVİ

Geleneksel Muğla evlerinden biri olan, Hacı Hamzalar ve Ali Rıza Özbek evi olarak bilinen yapı, yaklaşık 225 senelik bir geçmişe sahiptir.
1987 yılında Muğla Mimarlar Odasınca en iyi korunan ve yaşatılan ev ödülü verilmiştir.
İlk zamanlarda yapı toprak damlı iken sonradan belli tadilatlar geçirmiş ve yapıda kış evi, yaz evi, sahanlıklar, ev altları gibi mekanlar yapılmıştır. Sonraları toprak dam kapatılarak ahşap bağdadi ve kiremit çatılı bir sisteme dönüştürülmüştür. Yola bakan cepheleri sağır taş duvar iç avluya bakan kısmında ahşap malzemeden oluşan açık sofa yer almaktadır.

Restorasyon sırasında taş duvarların eksik kısımları tamamlandıktan sonra zemin kattaki mevcut taş duvar ortaya çıkarılarak temizlenmiştir. İç bölmeler tamamen soyularak ahşap bağdadi kısım ortaya çıkarılmış ve sadece çürük ahşaplar değiştirilmiştir. Yapının üst katında yer alan orijinal kapı ve yüklüklerin yıpranan kısımları tamir edilmiş ve odanın giriş kısmında orijinalinde bulunan 3 kemer ve ahşap dikmeler ortaya çıkarılmıştır.

 Sıvalarda Muğla’da kullanımı yaygın olan horasan harcı (kireç, saman, keçi kılı ve harç karışımı) kullanılmıştır. Muğla Belediyesince kamulaştırılarak restorasyonu tamamlandıktan sonra 2005 yılında hizmete açılmıştır.

MUĞLA SAAT KULE
SAATLİ KULE
1895’ te Muğla’nın ilk Belediye Başkanlarından Hacı Kadızade Süleyman Efendi ve eşi Pembe Ana, Hicaz’a giderken Şam şehrinde gördükleri kulenin bir benzerini Muğla’da yaptırmak istemişler ve ünlü Rum usta Filvarus’a (Mihail Konstantin’in oğlu) bugünkü saatli kuleyi yaptırmışlardır.

MUĞLA HACIKADI EVİ
HACIKADI EVİ
Bugün kayıtlara “Hacıkadı Evi” olarak geçen evin yapım tarihi 1875-1880 yılları arası olup günümüzden 130 yıl öncesine dayanıyor. Muğla’nın ilk belediye başkanı olan Hacıkadı Süleyman Efendi ve eşi Pembe Hatun bu evi oğulları Ömer Efendi için yaptırmıştır. Muğla için önemli olan tarihi saatli kule ve eski adı Memleket Hastanesi olan devlet hastanesi de aynı aile tarafından yaptırılmıştır.
2004 yılında Muğla Valiliği tarafından basit onarım yapılarak 2005 yılında hizmet vermeye başlamıştır.
 

MUĞLA ARASTA
ARASTA
Şehri dış dünyaya bağlayan tek unsur, İzmir –Aydın –Çine, Tavas-Denizli güzergahı iken bu güzergahı kullanan kervan yolu Muğla’dan geçiyordu. Deve kervanları bugünkü Sekibaşı Sokağı’ndan kente girerler ve bu yolu takip ederek merkeze varıp, bugünde Kentsel Sit alanının ticari merkezi olma niteliğini koruyan bölgesinde Yağcılar Hanı, ve Kocahan’ da konaklarlardı. Kervanlar Saburhane semtinden şehri terk ederek, bugün de mevcut olan “Yılanlı Dağı Yolu” üzerinden Tavas’a ulaşırlar ve oradan da Denizli’ye geçerlerdi.

Tarihi kervan yolunun geçtiği güzergahta bulunan Yağcılar Hanı, İbrahim Hanı, Bacılar Han, Balcıoğlu Hanı, Konakaltı Hanı ve şu anda ayakta olmayan Kocahan’ ın eski yıllarda kentin en hareketli mekanları olduğu bilinmektedir.
Arasta’da çeşitli mesleklerin loncaları vardı ve toplu olarak bulundukları yerlere adlarını verirlerdi. “Demirciler Arastası”, “Bakırcılar Arastası” günümüzde de halen aynı şekilde adlandırılmaktadır.

Arastanın kuzeyinde yer alan Tabakhane de kent yapısı içinde önemli bir ticaret merkeziydi. Burada işlenen deriler kervancılardan çok ilgi görürdü. Kervancılar için önemli olan diğer mallar ise el tezgahlarında dokunan bezler, orman ürünleri (kereste) ve Hamursuz dağından çıkarılan yüksek kaliteli kireçti. Bunlar karşılığında Muğla da yeterli oranda ekilmeyen buğday, bazı tarım ürünleri ve kumaşlar alınırdı.

MUĞLA GELENEKSEL GİYSİLER

Muğla’nın eski kervan yolu güzergahı üzerinde kuzey-güney, doğu-batı akslarının kesiştiği noktada yer alan geleneksel ticaret merkezi arasta tarihi dokusu sivil mimari özelliklerini yansıtan, ticari yoğunluğa sahip bir bölgedir.

Bu bölge özellikle 80’li yıllardan itibaren toplum yaşayışının çeşitli nedenlerle değişmesi, kent merkezinin güneye doğru kayması, eski ustaların yerini alacak yeni ustaların olmayışı gibi nedenlerle eski önemini kaybetmeye başlamıştır.


BELEDİYE HİZMET BİNASI

1867 Osmanlı İdari taksimatında mutasarrıflık olan Menteşe Livasının hükümet konağı olarak yapılmıştır.
Konağın planı devrin jandarma komutanı olan Şamlı Binbaşı Hüseyin Bey tarafından çizildi. Şam’ daki bir konaktan esinlenerek çizilmiştir. Adliye Binasının 2. katı 1889 yılında Muğla Mutasarrıfı olan Cafer Paşa tarafından yaptırılmış ve binanın inşaatında Rum ustalar çalışmıştır. Bina, 1949 yılına kadar valilik binası olarak daha sonra da adliye binası olarak kullanılmıştır.


2003 yılında Milli emlak Müdürlüğü tarafından Belediye Hizmet Binası olarak kullanılmak üzere Muğla Belediyesine devredilmiştir.
 


MUĞLA KONAKALTI HANI
KONAKALTI HANI
19.yy’ a tarihlenen sivil mimarlık örneği bu han ahşap ağırlıklı bağdadi bir yapıdır. Üst kat şehre ticaret yapmaya gelen tüccarların ve mevsimlik işçilerin konaklaması için kullanılmıştır. Alt katta dükkanlar, hayvan damları ve ambarlar yer almaktaydı. Muğla Belediyesi himayesinde Ağa Han mimarlık ödülü sahibi Nail Çakırhan gözetiminde restore edilen han, günümüzde Muğla Belediyesi Eğitim, Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü bünyesinde kültürel ve sosyal faaliyetlere ev sahipliği yapmaktadır.

MUĞLA MÜFTÜLER EVİ
SANAT EVİ (MÜFTÜLER EVİ)
Yapım tarihi yaklaşık olarak yüzyıl öncesine dayanır. Kentin kütür kütür ve sanatını yansıtan örneklerin sunulduğu bir mekân olarak 2003 yılında Muğla Sanat Evi vermeye başladı.

ASAR DAĞI YAMAÇLARINDA SABURHANE TURU


Saburhane’nin dar sokaklarında, eski Mugla evlerinin arasında dolaşın ve tepeye kadar çıkın. Fotoğraf makinanızı yanınıza almayı unutmayın. Çünkü her köşeyi döndüğünüzde deklanşöre basmanızı gerektirecek bir kare çıkacaktır karşınıza. Evlerin bacaları dikkatinizi çekecek. Kiremitten şapkalı bacalar Muğla evlerinin simgesi sayılır. Evler iki katlı ve çoğunlukla küçük bir avluya sahiptir. Yüksek duvarlarla sokaktan koparılmış avlularına iki kanatlı ahşap kapılardan izin alıp gireceksiniz. Belki bir Muğlalı sizi evine davet edecek. Birbirini rahatsız etmeden, önünü kapatmadan kat kat yükselen evlerden birinde ağırlanacaksınız.
 


Muğla’nın Saburhane mahallesi kentsel SİT alanı ilan edilmiş, sadece evler değil sokaklar, duvarlar ve “kuzulu kapı” adı verilen kanatlı kapıları da korumaya alınmış. Belediye, valilik ve sivil toplum kuruluşlarının ortak çabasıyla kentsel koruma bilinci geliştirilmiş. Ne mutlu ki, yıkılmaya yüz tutmuş kimi evler devlet ve özel kuruluş ve kişilerin katkısıyla korunmaya çalışılıyor.

 

Dönüşte Muğla Müzesi’ne mutlaka uğramalısınız. Hafize Ana (Hafize Kaşıkara) Evini ve Belediye tarafından restore edilerek Kültür Merkezi’ne dönüştürülen Şerefliler Evi’ni görmelisiniz. 200 yıllık geçmişi olan Hafize Ana Evi ödül almıştır.
 

MUĞLA MÜZESİ

Adliye’nin arkasındaki eski cezaevi binasındadır. Müzeye antik kalıntılarla, heykellerle dolu bahçeden geçilerek giriliyor. Müze kapalı alanında da sergilenen arkeolojik buluntuların büyük bölümü Stratonikeia antik kenti kazılarından getirilmiştir.
 

1992 yılı sonlarında Özlüce köyü Kaklıcatepe’de yapılan kazılarda 3 fosil yatağında bulunan ve 5-9 milyon yıl önce yaşamış hayvan ve bitkilere ait fosillerin sergilendiği Turolian Parkı Doğa Tarihi Bölümü müzenin en ilginç bölümüdür.


Muğla’nın çeşitli yörelerinden giyim kuşam ve kullanım eşyalarının sergilendiği etnograya bölümü de ziyarete değer.
 

MAKETLERDE MUĞLA EVLERİ


Muğla evleri o kadar ün kazandı ki, evler şimdi maketlerde yaşatılıyor ve meraklılarına satılıyor. 4 yıl önce yaptığı ilk Muğla evi maketi ABD’nin Ford Lauderdale kentindeki Dağa tarihi Müzesi’nde sergilenen Mimar Ertuğrul Aladağ, şimdi kurduğu atölyede ürettiği Muğla evlerini meraklılarına satıyor.
 

KARABAĞLAR YAYLASI

Muğla şehir merkezine 3 km uzaklıktaki Karabağlar Yaylası zaman ayrılıp görülmeye değer. Soğuk kaynak suyu, ulu çınarları, bol meyve ağaçları ile sıcak günlerde bir kaçış yeridir Karabağlar. Yaylanın beyaz badanalı, kırmızı kiremitli evleri Muğla’nın Saburhane mahallesinin korumaya alınmış tarihi evleriyle aynı özellikleri taşır. Yayladaki bu yerleşim de korumaya alınmış, çirkin yapılaşmaya izin verilmemiştir. Yaşayanlar evlerine ve çevrelerine de sahip çıkmaktadır.


Karabağlar’a gelenleri bir sürpriz de beklemektedir.Süpüroğlu mahallesindeki lokantalarda nefis “kuyu büryanı” sunulmaktadır. Kaçırmayın deriz.
 

Yaylanın doğal ve tarihi dokusu korunup geliştirilirse eğer, yakın zamanda turistler için bir çekim merkezi olacağından kuşku yoktur.


Muğla çevresinde Karabağlar dışında başka gezi ve piknik alanları da var.
 


Ova’yı çevreleyen dağlardan biri olan Kızıldağ yamacında, çam ormanı içindeki Kızıldağ piknik alanı, Muğla-Denizli yolunun 18. km’sindeki Yaraş Piknik yeri ilk elde sayılabilecekler arasında.

ALIŞVERİŞ VE GELENEKSEL PAZAR YERİ


Muğla’ya yolunuz Perşembe günü düşerse Muğla Pazarı’nı gezmeyi unutmayın. Turist grupları bu pazar için kilometrelerce ötedeki tatil yerlerinden kalkıp geliyorlar. Pazarda bol ve ucuz sebze meyvenin yanı sıra yöreye özgü dokumalar, dantel, iğne oya işler, halı ve hediyelikler de satılıyor. Perşembe gününü kaçıranlar, yöresel dokuma ve halı için Yağcılar Hanı’na uğramalılar.


Muğla’ya 14 km uzaklıktaki Yeşilyurt beldesinin el dokuma ürünleri bu beldede olduğu gibi İl Özel İdare Binasının altında MELSA satış noktasında da üretiliyor ve satılıyor. Fiyatları oldukça uygun. Başka yerde bulamayacağınızı da hatırlatalım.

MUĞLA ÜNİVERSiTESİ


Muğla merkezinde kuruluşunun 10. yılını geride bırakan Üniversite şehre büyük hareketlilik getirdi.


Muğla çıkışında Kötekli mevkiinde bulunan geniş alana dağılan üniversite, fakülteler, yüksek okullar ve meslek yüksekokullarını içeriyor. Üniversiteye bağlı Fethiye, Ortaca, Milas, Dalaman ve Ula gibi ilçe merkezlerinde de yüksek okullar yer alıyor. Üniversitede 13000 kişi öğrenim görüyor.


Kampüste eğitim tesislerinin yanı sıra, kongre-toplantı salonları, kültür - eğlence merkezleri, sağlık üniteleri, kapalı-açık spor salonları ve yüzme havuzları, spor tesisleri de yer alıyor.
 

TUROLIAN PARKI


Muğla’nın doğu tarafında, Özlüce Köyü Kaklıcatepe’de yapılan araştırmalarda çıkarılan fosiller, Muğla Müzesi Doğa Tarihi Bölümünde Turolian Dönemi Buluntuları olarak sergileniyor. Boynuzlugiller, gergedangiller, hortumlu memeliler, domuzgiller, atgiller ve bir bölüm etgil ailelerinden önemli fosillerin bulunduğu Kaklıcatepe’deki üç ayrı alanda kazı ve araştırmalar 1992 sonlarında başlamıştı.


Doğu Asya’dan İspanya’ya kadar çok geniş bir coğrafyada günümüzden 5-9 milyon yıl önce yaşamış ve yok olmuş canlıların fosilleri ilk kez İspanya’nın Teruel havzasında bulunduğu için bu döneme Turolian deniyor.
 


ASAR DAĞI ZİRVESİ’NE VE DEĞİRMENDERE’YE YÜRÜYÜŞ


Nefesine güvenenler, bir gün Muğla merkezinden hareketle Asar(Hisar) Dağı zirvesine yürümeliler. Saburhane mahallesinin üst noktasından başlayan yürüyüş zirveye kadar 1 saat sürüyor.


Üstü tıpkı masa gibi düz olan ve belki de bu nedenle, halk arasında Masadağ olarak da bilinen Asar Tepe’ye çıkanların ödülü olağan üstü bir manzara ve çevreye dağılmış antik kalıntılar olacak. Kalıntılar olasılıkla Hitit metinlerinde de sözü geçen Mabolla Kalesi’ne ait olmalı. Kale düzlüğünün güneyindeki düzlükteki irili ufaklı taşlardan oluşan ve olasıkla konut türü yerleşimlere ait yapı yıkıntıları da görülür. Bu alanın altındaki alt düzlükte II. Bin Anadolu Hitit ve I.Bin Frig ve Urartu Geleneklerini yansıtan, Karya ve Likya Bölgesinde varlığını geç dönemde de sürdüren açık hava kutsal alanları görülür.


Mabolla Kalesinin iri dikdörtgen taşlardan oluşan surlarının güneye doğru süren uzantıları oldukça iyi korunmuştur.
 

Sur duvarlarından aşağıya doğru sürüklenen bazı bloklar üzerinde izlenen kenetler ahşap kenet yuvaları
özelliğindedir ve M.Ö. 5. yy.la tarihlendiğine ilişkin ipucu vermektedir. Masadağ Kuzeydeki düzlüğe yakın yerinde ise yüksek teraslar üzerine oturtulmuş ve en az 3 katlı olan ve harçlı moloz taşlarından yapılma bir ortaçağ sarayı yer alır. Mabolla’nın doğu ve batı üst yamaçlarında ve çoğu yakın zamanda soyulmuş kaya oygu mezarları yer alır.


Asar Tepe çıkışı öncesinde ya da dönüşte, yürüyüşün başlangıç noktasından sağ tarafa doğru dere içindeki güzergahı seçerseniz Değirmen Deresini de gezme imkanı bulursunuz. Derenin küçük bir şelale yaparak göllendiği noktaya yapacağınız bir saatlik bir yürüyüş güzergahı üzerinde tarihi kilise kalıntısını, Değirmendere’nin doğal güzelliklerini izleme şansı bulursunuz. Şelaleyi sazlıkların arasındaki doğal taştan merdiveni kullanarak yukarıdan fotoğraflayabilirsiniz. Taşlar kaygan olabilir. Aman dikkat.


Sıcak yaz günlerinde mayonuzu almayı unutmayın. Yorucu yürüyüşün ödülü şelalenin göletine dalıp serinlemek olacak.


YEŞİLYURT

İl Merkezine 14 km. uzaklıkta bulunan Yeşilyurt Beldesine Muğla garajından saat başı kalkan dolmuşlarla ulaşabilirsiniz. Belde, dokumacılığı ile ünlü. M.Ö. 1500 yıllarına kadar uzanan Pisye antik kentinin izlerini taşır.


Hellenleşme döneminde Pisye biçimine bürünen adın aslı, büyük olasılıkla, Luvi Dilinden Pissuwa'dır. Yeşilyurt yakın zamana kadar Pisi Köy, ya da Pisi Köyü diye anılmakta, böylece İlk Çağ kentinin adını Türk Ağzına uydurulmuş biçimiyle yaşatmakta idi. Pisye antik kenti ile ilgili ilk yazılı belge M.Ö. 196 yılına aittir. Bu belgede Rodoslu general Niagoras 'ın İdyma ve Kyllandis 'la birlikte bu yerleşmeyi Makedonya kralı V.Filip'in elinden geri aldığı anlatılır.


Pisye Akropolisinin bulunduğu tepe, Yeşilyurt Kasabasının 1,5 km. kadar güneyindedir. Burada bazı temel ve duvar kalıntıları vardır. Ayrıca kasabanın kuzeyinde 2km. kadar uzağında bulunan, geliş yolunuzun eteğinden dolandığı tepecik üzerinde, halkın Aslanlı dediği yer, toprak çanak, çömlek kırıntısı ile doludur. Hatta tek tük İlk çağ yapılarından kalma işlenmiş taşlar görülmektedir.
 


Burada belki de İlkçağ kentinin bir dış mahallesi vardı.Kasaba içinde, hatta eski yapılarda, cami duvarı gibi olağan yerlerde, İlkçağ kenti yapılarından devşirme parçalara pek az da olsa rastlanılmaktadır.

Beldede 200-250 yıldır ipek böcekçiliği ve ipek el dokumacılığı yapılıyor. Unutulmaya yüz tutan dokuma kumaşlar son on yıldır Muğla Valiliğince kurulan Muğla El sanatları Limited Şirketi (MELSA) tarafından satışa sunuluyor.
 

Yöreye ait bu kumaşlarda, pamuk ipliği, koyun yünü, hazır yün ve saf ipek ham madde olarak kullanıldığından çok sağlıklı. Isı geçirgenliği az olduğu için yaz kış tercih ediliyor, bu kumaştan yapılan giysiler. Yöre halkı ipekli kumaş için ipeği, yünlüler için de yünü kendileri elde ediyor.

MUĞLA İLİ HARİTA

Yöreye ait dokuma kumaş, giysi v.b. eşyaları beldeden satın alınabileceği gibi Muğla merkezindeki dükkanlardan ve üretimin yapıldığı İl Özel İdare Müdürlüğüne bağlı MELSA Ltd. Şti’nin İl Özel İdare Binasının altındaki satış yerinden de alınabilir.

MUĞLA TARİHİ VE TARİHİ ESERLERİ
Muğla İli Tarihi ve Turistik Yerleri
 

 
 
MUĞLA
Muğla Türkiye’nin en güzel, yabancı ve yerli turistlerin en çok rağbet ettiği gelişmiş turizm merkezlerinden biridir. Tarihin en eski şehirlerinden biri olan Muğla’da eski devirlerden, Selçuklu ve Osmanlılardan kalan pekçok eser vardır.
Ulu Cami:
Menteşeoğullarından İbrahim Bey tarafından 1344’de yaptırılmış olup, en eski Türk eserlerindendir. Çeşitli zamanlarda yapılan tamirler yüzünden orijinalliğini kaybetmiştir. Muğla’nın en büyük camisidir.
Kurşunlu Camii:
Esseyyid Şucaeddin tarafından 1494’te yaptırılmıştır. 1853’te gördüğü tamir sırasında kubbesi kurşunla kaplanınca, Kurşunlu Camii diye meşhur oldu.
Şeyh Camii:
Şeyh Bedreddin tarafından 1565’te yaptırılmıştır. Minaresi 1806’da eklenmiştir. Çeşitli zamanlarda tâmir görmüştür. Şeyh Bedreddîn mezarı câminin hazîresindedir.
Pazaryeri Camii:
Bartıkoğlu Hacı Ahmed Ağa tarafından 1843’te yaptırılmıştır. Minaresiz olarak yapılan camiye, minare 1866’da Köseoğlu Hacı Mehmed Ağa tarafından eklenmiştir.
Saburhane Camii:
Saburhane Dergahının yerine Tavaslıoğlu Hacı Osman Ağa tarafından 1848’de yaptırılmıştır.
Şahidî Camii:
Şeyh Seyyid Kemaleddin adına 1390 senesinde yaptırılmıştır. Yanında bir tekkesi vardır. Çeşetli zamanlarda tamir görmüştür. Bahçesinde, camiye adını veren Mevlevî şeyhi Şâhidî’nin ve başka din büyüklerinin mezarları vardır.
Mustafa Paşa Camii:
Bodrum ilçesinde kalenin karşısındadır. Kızılhisarlı Mustafa Paşa tarafından 1723’te yaptırılmıştır.
Tepecik Camii:
Bodrum ilçesinde 1735’te Hasan Ağa tarafından yaptırılmıştır. Birinci Dünya Savaşında yıkılan kubbe daha sonra tamir ettirilmiştir.
 
Hacı İlyas Camii:
Milas’ta Orhan Bey tarafından 1330’da yaptırılmıştır. İlyas mahallesindedir. Dikdörtgen planlı olup çatısı kiremitle kaplıdır.
 

Ulu Cami:

Milas ilçesinin en büyük camisidir. Ahmed Gazi tarafından 1378’de yaptırılmıştır. Minaresi sonradan eklenmiş olup 33 basamaklı açık merdiven şeklindedir.
 

Firuz Bey Camii:

Milas ilçesinde Menteşe vâlisi Hoca Firuz Bey tarafından 1394’te yaptırılmıştır. İlk devir Osmanlı mimarisinin güzel örneklerinden biridir. Gök Câmii de denir. Kapısı oymalı ve taş kakmalıdır. Beş kubbelidir. Minaresi, açık minare türündendir.
 

Ağa Camii:

Milas’ın, Toptaşı Tepesinin batısındadır. Hacı Abdülaziz Ağa tarafından 1737’de yaptırılmıştır. Dikdörtgen planlıdır. Minaresi 1886’da yapılmıştır
Ahmed Gazi Medresesi:
Milas ilçesinde 1375’te Ahmed Gazi tarafından yaptırılmıştır. Yanında Ahmed Gazinin türbesi vardır. Avlu çevresinde dizilmiş olan medrese odaları küçük ve boştur.

 

Şemsiana Türbesi:
Muğla’nın Saburhane mahallesindedir. Birkaç kere kaldırılmak istendiyse de muvaffak olunamadı. Şemsiana, Muğla ilinin içme suyunu getirmiş olmasıyla meşhur olmuştur.

 

Hamursuz Dede Türbesi:
Türbede 1380-1450 senelerinde yaşayan Hamursuz Dede isimli bir zat medfundur. Aynı isimle anılan bir tepenin üzerindedir.Rivayete göre Kurbazade Medresesi mutfağında hamur işlerine baktığı ve hamura maya katmadığı için Hamursuz lakabıyla meşhur olmuştur.

 

Sarıana Türbesi:

Marmaris’te Güllük’e giden yol üzerindedir. Sarıana keramet göstererek Kanuni Sultan Süleyman Hana Rodos’un feth edileceğini müjdelemiş; ineğiyle de ordunun süt ihtiyacını karşılamıştır.

 

Beçin Kalesi:

Muğla yakınlarında olup, Bizans kalıntıları üzerine Menteşeoğulları tarafından yaptırılmıştır. Önemli bir merkez olup, Menteşeoğulları beyleri Beçin’de otururlardı. Kalede Medrese, Menteşeoğlu Gazi Ahmed Beyin türbesi ve hamamı vardır.

 

Bodrum Kalesi:

Roma katolik kilisesine bağlı Rodos şövalyeleri tarafından on beşinci asırda havari Petrus adına yapılmıştır. Kalenin dört burcu ayrı ülkelerce inşa edilmiştir. En büyük (aslanlı) kuleyi İngilizler, en yüksek yerdekini İspanyollar yaptırmıştır. Kale duvarları Hıristiyanlarca kutsal sayılan kişilerin kabartmaları ile Latince ve Yunanca yazılarla ve Rodos şövalyeleri armaları ile süslenmiştir. Kale daha önce zelzelede yıkılan Bodrum (Halikarnas) mozalesinin taşları ile yapılmıştır. 
 


Bu kale Cumhuriyet döneminde onarılmış ve bir kısmı müze haline getirilmiştir. Asma köprülü 5 kapısı, 3 kulesi ve 3 kat suru vardır. Osmanlılar kaleyi hapishane olarak kullanmışlardır. Bodrum açıklarında Yassıada civarında deniz altından özellikle Fenike gemisinden çıkarılan eserler bu kalede toplanmıştır.

 

Kalenin Osmanlı döneminde camiye çevrilen kilisesi 1965’te su altı müzesine çevrilmiştir. Bodrum Limanında 40 m derinlikle 400 sene önce batan Osmanlı ticaret gemisi çıkarılma çalışmaları devam etmektedir.

 

Keramos Kalesi:

Muğla’nın 64 km güneydoğusunda Keramos’ta eski çağlardan kalma bir kaledir.

 

Marmaris Kalesi:
On altıncı asırda Kanuni Sultan Süleyman Han koydaki yarımada üzerine yaptırmıştır.

 

Mozule Anıtı (Mausoleum):

Dünyanın yedi harikasından biri sayılan bu anıt Bodrum’dadır. M.S. 353 senesinde Karia Kralı Mausales adına yaptırılmıştır. Anıtkabirdir. Burada 19. asırda kazı yapan İngilizler, bulunan heykelleri British Museum’a götürmüşlerdir. Anıtın yalnız yeri, temelleri ve bazı kabartmalı sütunlar kalmıştır. Londra’daki müzede bulunan bu anıt 44 metre yükseklikte, beyaz mermerden 24 ayak merdivenle çıkılan yuvarlak bir kaideye oturmuş ve zamanla zelzeleden yıkılmıştı.
Tiyatro:
Mozulenin karşısında Göktepe denilen yerdedir.

 
Ayrıca Agora, Mars Tapınağı ve Kilise Bodrum’daki eski eserlerden başlıcalarıdır.
 

BMyndos Şehri Harâbeleri:

Bodrum’a 23 km uzaklıkta bulunan Gümüşlik’tedir.

 

Knidos Şehri Harâbeleri:

Datça’nın batısında M.Ö. 7. asırda Dorlar tarafından kurulmuştur. Burada bulunan Démeter Tapınağının mühim kısmı Londra’da British Museum’dadır. Bu harabelerde tiyatro, surlar ve çeşitli yıkıntılar vardır. Cumal ve Kargı kiliseleri Bizanslılardan kalmadır. Tekir burnundadır. Birbirine bağlı iki şehirden meydana gelmiştir. Miken, İskender, Roma ve Bizans devrinde Afrodisias mezhebinin merkezi olmuştur.
 


 Altıncı asırda İslâm levendleri şehri bir ara ele geçirmiştir. 1856-1858’de İngiliz arkeologları kazılarda bulduğu heykel, kandil ve paraları Londra’daki British Museum’a kaçırmışlardır. Büyük tiyatronun mermer taşlarını ise Mısır Valisi Kavalalı Mehmed Ali Paşa; Kahire’deki sarayının inşâatında kullanmıştır. Dolmabahçe Sarayındaki bazı mermerler buradan gelmiştir. Aslanlı anıt Londra’daki müzeye kaçırılmıştır. Bu şehirde yirmi bin ve on bin kişilik tiyatro, pembe tapınak, kainat tapınağı, Akropol, Nekropol (mezar odaları) başlıca eserlerdir.


 

Amos Şehri Harabeleri:

Marmaris yakınlarında M.Ö. 5. asırda kurulan ve korsanların barındığı bir şehirdi.

 

Telmessos Şehri Harabeleri:

Fethiye yakınlarında Lidyalıların kurduğu bir liman şehridir. Kakasbos Tapınağı, Aminta, Anıt kabri, kayalara oyulmuş Lidya mezarları, su kemerleri, sarnıçlar ve kale başlıca kalıntılardır. Amintas Kuyu Mezarı Makedonya Kralı İskender’in komutanlarından Amintas için M.Ö. 4. asırda yapılmıştır.

 

Caunus Şehri Harabeleri:

Köyceğiz’in güneyinde Dalyan köyünde eski bir şehir kalıntılarıdır. Yirmi bin kişilik tiyatro, su kemerleri, kayalara oyulmuş mezarlar, saray ve surların harabeleri bulunmaktadır. M.Ö. 4. asırda Giritliler tarafından yapılmış, Karia liman şehridir. İskender, Pers, Roma ve Bizans devirlerini yaşamıştır.

 

Ören Harabeleri:

Eski çağlara ait bir şehir harabeleridir. Milas yakınında deniz kenarındadır. Eski Keranos şehri kalıntılarıdır.

 

Patara Harabeleri:
Eski çağlara ait bir şehir harabeleridir. Lidya şehridir.

 

Labranda Harabeleri:
Eski çağlara ait bir şehrin kalıntılarıdır. Milas’a 10 km mesafede Kargacık köyü yakınındadır. Karia’nın en eski şehirlerindendir. M.Ö. 4. asırda kurulmuştur. İki giriş kapısı, tapınak, tepede kale ve oda mezarlar başlıca kalıntılardır.

 

Pınara (Minare Köyü) Harâbeleri:
Eski çağlara ait bir şehir kalıntısıdır. Lidya şehirlerinin en önemlisiydi. Tiyatrosu ve 2500 kaya mezarı ile mağaralar vardır.
 
Kınık (Ksantos) Harabeleri:
Eski çağlara ait bir şehir kalıntısıdır. Lidya medeniyetinin önemli şehirlerindendi.
 
Ayaklı Köyü Harabeleri:
Milas-Selimiye yolu üzerindeki Ayaklı köyü eski çağlarda bir Karya şehriydi. Romalılara ait Evromos Tapınağı buradadır.
 
Kapıkırık Köyü Harabeleri:
Milas civarındaki bu köyde Heraklea şehri bulunuyordu. Bizans’tan kalma manastır, eski çağlara ait tiyatro ve şehir kalıntıları mevcuttur. Bafa Gölü kuzeydoğusundadır. M.Ö. 5. asırda Lamos Körfezinde kurulu bir liman şehridir. Piskoposluk merkezi idi. Menderes’in getirdiği alüvyonlarla denizden uzakta kalmıştır. Şehri kuşatan yüksek surlar, Dor üslubu Athena Tapınağı, Agora (çarşı), konsey binâsı(buleutrion), Roma Hamamı, Endymior Tapınağı, kale ve kale kalıntıları vardır.
 
Kedreia Harabeleri:
Marmaris’in 18 km kuzeyinde Kerme Körfezinde Sedre Adası üzerindedir. Karia bölgesinin küçük bir şehriydi. Kıyı surları. Roma Tapınağı (Bizanslılar kiliseye çevirmiştir), at nalı şeklinde tiyatro, sarnıçlar, tersane, Roma Metropolü günümüze gelen kalıntılardır.
 
Bargylia Harabeleri:
Günlük’ün 6 km güneydoğusunda Kemikler köyü yakınındadır. İkitepe üzerinde kurulan bir Karia şehridir. Tapınak, tiyatro, surlar, odeon, kapaklı uzuntaş, lahitler vardır.
 
Uydai Harabeleri:
Karaoğlan Dağı eteğinde Milas’a 7 km mesafede Damlıboğaz köyündedir. Karia şehridir. M.Ö. 6. asırda kurulmuştur. 2,5 m yükseklikte surlar, Apollon ve Artemis tapınakları, lahitle, 41 kalker mezar vardır.
 
İasos:
Güllük Koyunda Asun Kurin köyündedir. M.Ö. beşinci asırda kurulmuştur. Karia şehridir. Piskoposluk merkeziydi. Sarnıçlı kale, 21 basamaklı tiyatro, kabartmalı sütunlar, mezar odalar, agora ve ana kapı günümüze gelen kalıntılardır.
 
Strantonikeia Harabeleri:
Yatağan’a 8 km mesâfede Eskihisar köyündedir. M.Ö. 218’de Suriye KralıAntiokos karısının ismini vermiştir. Açık hava müzesinde kale, saray kapısı, çiçekli sütunlar, tiyatro sergilenir.
 
Tios-Doger Harabeleri:
Fethiye’ye 25 km mesâfede Döğer bucağındadır. Kabartmalı mezarlar ve sur kalıntıları vardır.
 
Üzümlü Harabeleri:
Kadyanda şehrinin harâbelerinden kabartma resimlerle süslü mağaralar, tiyatro, büyük ev sarnıçları, Lidya dilinde yazılmış anıt vardır.
 
Sidima (Dodurga) Harabeleri:
Eski Sidima şehri harâbeleri, Dodurga köyündedir. Beyaz mermerden yapılmış kitâbeli mezarlar vardır.
 
Lidya Mez Lidya Kaarları(Amintas Anıtı):
Fethiye civarında kayalara oyulmuş mezarlardır. Dördüncü asırda yapılmıştır. Ayrıca Roma ve Bizans devrine âit kaya mezarlar da vardır.
 
Leton Tapınağı:
Fethiye yakınlarında Lidya Kralı Sarpedor adına M.Ö. 4. asırda yapılmıştır. Zeus Tapınağı: Milâs’ta M.S. 2. asırda yapılmıştır. Augustos Tapınağı: Milas’ta M.S. 1. asırda yapılmıştır.
 
Gümüşkesen Anıtı (mezarı):
Milas’tadır. Korent başlıklı sütunlarla süslü Roma mezarıdır. M.Ö. 1. asırda yapılmıştır. Piramit biçimli bir çatıyla örtülüdür. Tavanı geometrik şekiller ve çiçek motifleriyle süslüdür. Çatıyı tutan 12 sütun korent başlıklıdır. Baltalıkapı: Milas’tadır. Karyalılardan kalmadır. Sinuri Tapınağı: Milas yakınlarında Kalınağıl’dadır. M.Ö. 6. asırda yapılmıştır. Karyalıların taptıklarıSinuri için yapılmıştır. Aynı yerde bir kulenin yıkıntısı vardır. Bizanslılar bu tapınağı kiliseye çevirmişlerdir.
 
Akköprü:
M.S. 3. asırda Romalılar tarafından yapılmıştır. Köyceğiz’e 33 km mesafede 30 m yükseklikte 50 m uzunlukta tarihi bir köprüdür. Ege’yi Akdeniz’e bağlayan tek köprüdür.
 
Müzeler:
Bodrum Müzesi:
Dünyanın en zengin sualtı eserleri bulunan bu müzede. Karyalılara ait zengin eserler de vardır. Müze Miken Salonu, Sualtı eserleri Bölümü ve Karya Salonu olarak üç bölümden ibarettir. Fethiye Arkeolojik Müzesi: Bu müzede Lidya, Roma Bizans ve Osmanlı devrine ait eserler sergilenir. Milas Müzesi: Eski eserler sergilenir. Letoun Müzesi.
 
Mesire yerleri:
 
Muğla ilinin Akdeniz ve Ege denizlerinde 1114 km uzunlukta kıyısı vardır.Bu kıyılar dünyanın en girintili ve çıkıntılı kıyıları olup, dantel veya oya gibi işlenmiş olan bu kıyılarda irili ufaklı yüzlerce koy, körfez, burun, adacık ve Bodrum, Fethiye, Marmaris ve Güllük limanları bulunur. Muğla tabiî güzellikler bakımından en güzel illerimizden biridir. Sayılamayacak kadar tabiî güzelliklerinden bâzıları şunlardır:
 
Günlük Ormanları:
Fethiye ileMarmaris arasında “günlük” ağaçlarından meyana gelen bu ormanın dünyada diğer bir eşi Kaliforniya’da olup, Türkiye’dekiler dünyânın en güzelidir. Bu ormanlarda dolaşmak zevkli ve sıhhata faydalıdır. Çok güzel kokan “günlük” ağaçlarından elde edilen sığla yağı ilâç ve parfüm sanâyiinde kullanılır.
 
Ula Kapuzu:
Ula ilçesinin 2 km yakınında 500 m yükseklikte bir tepedir. Buradan deniz ufkunun ve bilhassa akşam güneşinin batışının (gurubun) seyrine doyum olmaz.
 
Sakar Tepesi:
Muğla-Marmaris yolu üzerinde Muğla’ya 18 km mesâfededir. 550 m yükseklikteki bu tepeden Gökova Körfezinin, yemyeşil ormanın, masmavi denizin, kenarları okaliptüs ağaçları ile süslü kıvrım kıvrım akan derelerin, çiçek dolu yamaçların, çayırların ve köylerin manzarası târif edilemeyecek kadar güzeldir. Bu manzaraları seyredenler hayran kalmaktadır.
 
Gökova Körfezi:
Dünyada bir eşi bulunmayan bu körfezin kıyıları orman ve meyve bahçeleri ile sanki dantel gibi örülmüştür. Kıyıları, yusyuvarlak ve pembe kumlarla kaplı kumsalları, güzel adacıkları ve fevkalâde güzel manzarası ile Muğla’nın ve dünyânın en güzel köşelerinden biridir. Kadral Adası ayrıca kendine has güzelliğe sâhiptir.

 
Ölü Deniz Belceğiz:
Fethiye’ye 12 km mesafede kuytu ve gizli bir liman özelliğindedir. Gemiler için emin bir sığınaktır. Kenarları şahane bir dinlenme yeridir. Deniz berraktır. 45 metre derinlikteki dip çok net olarak görülür. Deniz avcılığı için müsaittir. Yatların ölü denize girmesi yasaktır. Bu tedbir burasının kirlenmesini önlemek içindir. Ölü Denizin güzelliğini anlatacak kelime bulmak zordur. Bu kapalı koyda mavinin yeşile, yeşilin kum beyazına dönüştüğü sular, denizin içine kadar inen çamlar insanda garip hisler meydana getirir.
 
Kelebekler Vadisi:
Kıdırak Plaj Parkının güneyinde, Kötürümsu Koyunun iç kısmındadır. Vadide bahar aylarında rengârenk binlerce kelebek görülür.
 
Gedova Adası:
Köyceğiz Gölünün ortasında ormanlarla kaplı bir adadır. Küçük iskelesi, plaj ve bungalov tipi evleriyle güzel bir dinlenme yeridir.
 
Dalyan:
Köyceğiz Gölünü denize bağlayan tabiî kanalın orta kısmındadır. İskele, gazino ve lokantası vardır. Yakınında târihî harabeler, kanalın denize döküldüğü yerde Gökbeli ismi verilen yerde 100 m genişliğinde kumsal vardır. Kumsalın yanından yükselen dağların ve kıyıların manzarası çok güzeldir.
 
Gümbet:
Bodrum’a 2 km mesafededir. Plajın kumu çok incedir. Su sığdır.
 
Karaağa:
Bodrum Limanına 5 km mesafededir. Fok Mağarası ve Güzellik Ilıcası meşhurdur. Fok Mağarası romatizma hastalığına iyi gelir.

 
Bardakçı Köyü:
Bodrum yakınındadır. Küçük bir plajı tatlı bir su kaynağı vardır. Mitolojilerde geçen Salmakis Çeşmesinden akan su budur.

 
Kara Toprak:
Turgut Reis veya Karabağ diye de bilinir. Bodrum’a 22 km mesâfededir. Plajı ince kumludur. Kamp ve mesire yeridir. Turgut Reis’in doğduğu yerdir. Anıtı vardır.
 
Gümüşlük:
Bodrum’a 24 km mesâfededir.

 
Demir:
Torba kıyılarının yanında İkiz Adaların karşısında deniz ve kumu nefis bir koydur.

 
Torba Kıyıları:
Bodrum’a 9 km mesâfededir. Balçık Koyu adı verilen bu yer balık avcılığı için çok uygundur.
 
Paşalimanı:
Volkanik bir bölge olan bu yerden limana bakılınca, çevredeki adalarla burasının sulara gömülmüş bir krater ağzını andırdığı görülür.

 
Bodrum:
Sayısız tabiî güzellikleri bünyesinde taşıyan bir ilçedir. Her yeri eşsiz güzelliklerle oya gibi işlenmiş kıyıları tabiî kumsallarla doludur.
 
Marmaris:
Adeta bir dantel gibi işlenmiş koyların süslediği Marmaris çok güzel bir ilçedir. Dünyada eşi sadece Kaliforniya’da bulunan “Günlük Ormanı” bu ilçededir. Denizaltı avcılığı, balıkçılık ve kara avcılığı çok zengindir. Sahillerinde laos, mercan, barbunya, lüfer ve trançabalığı avlanır. Kara avcılığı ise tavşan, dağkeçisi, ayı, keklik ve çeşitli kuşlar bakımından zengindir. Ege’nin Akdeniz adalarından turist gelen (uğrak kapısı) olan Marmaris’in her yanı deniz, yeşillik ve kumsallarla örtülüdür. Amos Bahçealtı: Marmaris’e 7 deniz mili mesâfededir. Karadan gitmek zordur. Rodos Şövalyelerinden kalma kale kalıntısı vardır. Günnücek Piknik yeri: Marmaris’e 2 km mesâfededir. Millî parktır. Günlük ağaçları ile süslüdür. Turunç: Marmaris’e 5 km mesafede bir mesire ve deniz sporlarının yapıldığı yerdir. Aktaş: Piknik ve kamp yeridir. Marmaris’e 3 km mesafededir. Gölenye Piknik Yeri: Marmaris’e 7 km mesâfededir. Yolu düzgündür. Ordugâh: Marmaris’e 4 km mesâfede güzel bir yerdir. Alkaya Mağarası: Marmaris yakınındadır. Görülmeye değer bir yerdir.

 
Milas:
Bafa Gölü krater ve göller ile Güllük Plajı sakin ve şahane manzaralı bir yerdir. Turistik tesisleri vardır. Ören Plajı balıkçılığı ile meşhurdur.

 
Datça:
İlçe bir yarımadanın ortasındadır. İlçede 5 dönümlük belediye parkı, parkın etrafında Roma devri eserleri vardır. Burgaz, Gebekum, Karaincir, Palamut, Tekir ve Kargı dinlenme yerleridir.

 
Gökova:
Muğla-Marmaris yolu üzerinde Muğla’ya 30 km, Ula’ya 19 km, Marmaris’e 25 km mesafededir. Gökova ve Sakar virajının manzarası çok şahanedir. Ayrıca Sedir Adası, Turnalı Koyu, Akbük Mal Deresi, Gelibolu Bük mesire yerleridir. Denizi ve kumu güzel olan bu koylar deniz avcılığına çok müsâittir.

 
Fethiye:
Dağların denize kadar sokulduğu, çok güzel manzaralı kumsalların uzadığı Fethiye civarında 19 antik şehir harâbesi vardır. Dağ, deniz, orman ve kumsalların kucaklaştığı Fethiye her yanı eşsiz tabii güzelliklerle doludur. Körfezde irili ufaklı 14 ada vardır.

 
Şövalye Adası:
İç körfezin ortasındadır. Turistik tesisleri vardır. Tersane ve Kızılada kamp piknik ve dinlenme yerleridir.

 
Çalış Burnu:
Fethiye’ye 6 km mesafededir. Tabii plajı 10 km’dir.

 
Dirlik:
Güzel bir kamp yeridir.

 
Kadyanda (Üzümlü):
Fethiye’ye 22 km mesafede dinlenme ve mesire yeridir.

 
Küçük Kargı:
Fethiye-Muğla yolu üzerindedir. Tatlı içme suyu vardır. Fethiye’ye 21 km mesafededir.

 
Göçek Körfezi:
Birçok adayla süslü olan bu körfez aynı zamanda krom ve manganez ihraç edilen bir limandır.

 
Katrancı Koyu-Çamlıköy:
Fethiye’ye 19 km uzaklıktadır. Kamp kurmak isteyen turistlerin tercih ettiği yerdir.

 
Kumluova-Karadere:
Fethiye’ye 75 km mesafededir. Suyu ılık ve sığdır.
Başlıca mesire yerleri; Dont ve Seki yaylaları, Değirmenbaşı, Karapınar, Çırpı (Aksızlar), Samanlık, Boncuklu, Deliktaş Koyu, Karaçulha, Eldirek, Patlangıç, Zorlar, Kayabaşı, Doğanlar, Bekçiler, Çaltılar, Çobanisa, Ceylan, Temel köydür.

 
Köyceğiz:
20-35 km’lik bir çevre içinde denizi, gölü, ormanları, dağları ve yaylaları iç içedir. Her çeşit spora ve dinlenmeye müsâittir. Dalyanı, gölüyle Köyceğiz eşsiz, bir sayfiye yeridir. Gölle deniz arasındaki dere (boğaz) balık bakımından çok zengindir. Türkiye’nin en iyi balık yumurtaları buradan elde edilir.

 
Sultaniye Köyü:
Köyceğiz yakınındadır. Fevkalade göl plajları, şifalı kaplıcaları ile tanınmıştır.

 
Ağa Köyü:
800 m yüksekte ormanlarla çevrili güzel bir yerdir. Köyceğiz Gölü: 55 km2lik bir yüzölçümü vardır. Denizden 10 m yüksektedir. Çok dar bir boğazla Akdeniz’e bağlanır. Med ve cezirden faydalanarak balık avlanır. Kefal, levrek, çipura, pisi ve sazanbalığı yakalanır.
 
Befa Gölü:
Balık bakımından zengin olduğu gibi güzel bir mesire yeridir. Yamaçları zeytin ağaçları, eflatun ve pembe renkli zakkum çiçekleri ve katır tırnakları etrafını süsler.

 
Kaplıca ve içmeler:
 
Muğla ili, şifalı su kaynakları bakımından zengin sayılır. Fakat bu suların bir bölümünde yeterli kaynak yoktur. Bazıları şunlardır:

 
Karaada Maden Suyu:
Bodrum sahilinin sol tarafında Karaada’nın karşısındadır. Tedavi ve konaklama tesisleri vardır. Kaplıcanın suyu banyo olarak; romatizmal hastalıklara, kırık-çıkıklardan sonraki mafsal yapışıklıklarına, kronik iltihaplı hastalıklara, kadın hastalıklarına, nefrit hastalıklarına faydalıdır.

 
Gebeler Ilıcası:
Fethiye ilçesine 35 km uzaklıkta Gebeler köyündedir. Tedavi ve konaklama tesisleri iptidai olup, gelenler çadır ve çardaklarda kalırlar. Kaplıcanın suyu içme olarak mîde-barsak, karaciğer ve safra kesesi hastalıklarına; banyosu ise her türlü romatizmal ağrılara, nefrit ve deri hastalıklarına iyi gelir.

 
Sultaniye Kaplıcası:
Köyceğiz Gölü kıyısındadır. Tedavi ve konaklama tesisleri mevcut olan kaplıcanın suyu, içme olarak karaciğer, safra yolları ve barsak hastalıklarına, rûhî ve bedenî yorgunlukların giderilmesinde faydalıdır.

 
Bozhöyük Kaplıcası:
Yatağan’a 6 km uzaklıkta Bozyakası köyündedir. Tesisleri mevcuttur. Kaplıcanın suyu; mide, karaciğer, safra kesesi hastalıklarına, taşlı taşsız kronik kolesistike faydalıdır.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 438 ziyaretçikişi burdaydı!