Blog Sitem
  Nazim Hikmetin Mektubu
 

YAŞAMAK...

Büyük Türk şairi Nazım Hikmet, hapishaneden arkadaşı Vâlâ Nureddin’e yazdığı bir mektupta şöyle diyor:

“Üç türlü yaşamak var: Birincisi, yaşadığının farkında olmazsın. Yani yaşadığını, yaşamak denen hadiseyi bütün azametiyle idrak etmeden yaşarsın. Yani, insanların büyük bir çoğunluğu gibi… İkincisi, nerede olursan ol, hangi şartlar içinde bulunursan bulun, yaşamak bir saadettir senin için. Düşünmek, okumak, sevmek, dövüşmek, görmek, işitmek, çalışmak, işkence etmek, nefret etmek, hâsılı bütün bu maddi ve manevi şeyler saadettir senin için. Yani bizatihi yaşamak denen şey ne güzeldir. Bunu her an ve her şart içinde idrak edersin. Üçüncüsü, yaşamak sadece bir vazifedir senin için. Bazen ölmek nasıl bir vazife olursa, yaşamak öyle bir vazifedir. Verilmiş bir sözü yerine getirmektir.

Benim için yaşamak denen hadise, ister hapiste olayım ister dışarda, ister sevgilimin eli elimde ay ışığını seyredeyim, ister hapishanedeki odamın tavanında yürüyen tahtakurusunu, yaşamak bir saadetti. Hatta sanırım, bizim Türk edebiyatında, ‘yaşamak ne güzel şey’ diyen ilk şair kulunuzdur.

Şimdi iş değişti. Yaşamak benim için sadece bir vazife oldu artık. İşte bundan dolayı da korkunç, kahrolası bir kuvvete ulaştım. Taşın, demirin, kuru tahtanın kuvveti… Hani cüzzamlıların bedenleri hassasiyetini kaybedermiş ya, onların burunlarını yaksan hissetmezlermiş. İşte benim de ruhum, yani şuurum, yani beynim ve cümle-i asabiyem o hale geldi. Artık ıstırap çekmeme imkân yok, fakat şahsen saadet duymama da imkân yok. Hayatımdan bu iki nesneyi attım. Tek kelime ile söylemek icap ederse, fert olarak mevcut değilim. Sevgi, şefkat, merhamet, güzelin karşısında hayranlık falan filan gibi şeyler benden uzak… Gayet kuvvetliyim. İnsafsız, haşin, acı bir kuvvet de değil. Çünkü bunlar da bir çeşit cümle-i asabiye işidir, hassasiyet meselesidir. Sadece kör bir kuvvet, tabiat kuvveti gibi bir şey…

Niye bu hale geldim? Zayıf bir insanken ne kadar bahtiyardım. Niçin bu bahtiyarlığı kaybettim? Niçin böyle kuvvetli bir insan oldum? Bunun sebebi bir değil, yığınla… Yazmaya değmez.

Yaşamak vazife haline gelince elden geldiği kadar uzun yaşamak icap ediyor.”(Vâlâ Nureddin, Bu Dünyadan Nazım Geçti, Remzi Kitapevi, 1969, s.390-391)


Bugün de güzel ülkemde yaşamak artık bir saadet değil, vazife işidir. Bilincinde olan, farkına varan kişinin mutlu olmasına imkân yoktur. Alçaklığın, hainliğin, ikiyüzlülüğün, puştluğun, kısacası cümle kokuşmuşluğun at oynattığı bir dönemde yaşamdan zevk alabilmek ancak zayıfların bahtiyarlığıdır. İnsan olmanın gerektirdiği onurlu duruşu koruyabilmek için yaşama bir görev bilinciyle tutunmak gerekir. Bütün ülkenin bir açık hapishane haline getirilmek istendiği, telefonlarımızın dinlendiği, e-postalarımızın bile denetlendiği, yaşamın her dakikasında izlendiğimiz yetmezmiş gibi, bir de türlü çeşit iftira ve yalan üreten alçaklara katlanmak zorunda kaldığımız şu zor yıllarda, Nazım’ın da dediği gibi,  

Yaşamakta ayak direyeceksin.
Belki bahtiyarlık değildir artık,
boynunun borcudur fakat,
düşmana inat
bir gün fazla yaşamak…

Esas olan sadece yaşamak değil, insana yakışır şekilde ve onurlu yaşamaktır. Teslim olmadan, boyun eğmeden, sürünmeden, el etek öpmeden yaşamaktır. Varsın araban, katın, yatın, servetin olmasın. Her şeyini kaybetsen bile insanlığını yitirme… “Ruhunu bir esir gibi” pazara çıkarma, bir orospu odası yapma kafatasını… Unutma ki,

Mesele esir düşmekte değil,
teslim olmamakta tüm mesele…

İşte arkadaş, yaşayacaksan böyle yaşa… Ve cümle satılmış alçaklara, ikiyüzlü yavşaklara, yaşadığın her dakika şu kararlı tavrını haykır:

Bu işte insafsız olmalı, birazcık da kibirli
ne kahır, ne keder ne zulüm,
seni ancak ölüm
teslim alabilmeli…




Bu sayfa hakkındaki yorumlar:
Yorumu gönderen: Omayra May( omayramaigmail.com ), 14.01.2014, 21:15 (UTC):
Merhaba. Yaşamak yazısı kime ait? Yazının altına imza konmamış. "Alçaklığın, hainliğin, ikiyüzlülüğün, puştluğun, kısacası cümle kokuşmuşluğun at oynattığı bir dönemde yaşamdan zevk alabilmek ancak zayıfların bahtiyarlığıdır. İnsan olmanın gerektirdiği onurlu duruşu koruyabilmek için yaşama bir görev bilinciyle tutunmak gerekir...." Bu sözler Facebook'ta Nazım Hikmet imzasıyla yayınlanıyor.



Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 223 ziyaretçikişi burdaydı!