Blog Sitem
  Partili Asker mi Yoksa Horoz olmak mi
 

“PARTİLİ ASKER” Mİ YOKSA “HOROZ” OLMAK MI?

Doğu Perinçek, “milletimiz artık uyanmalı” diye çağrı yapan E. Tümg. Osman Özbek’e ve benzer çağrıları yineleyen Banu Avar’a, Oktay Akbal’a, Bekir Coşkun’a kızmış. “Halkı horozlar uyandırmaz” diyor: 

“E. Tümg. Osman Özbek, sevdiğim, saydığım, mert, cesur, birikimli bir aydınımızdır. Elinde demir asa, ayağında demir çarık gitmediği yer kalmamıştır. Banu Avar da öyledir. Gider ve millete ‘uyanın’ derler. Millet ise içinden ‘Peki uyandım, benim önüme hangi teşkilatla, hangi görevi ve hangi işi koyuyorsun’ diye kendi kendine konuşur ve coşkulu söylevi alkışlar. 

Yalnız E. Tümg. Osman Özbek değil, konferanstan konferansa koşan nice aydınlarımız var. Sonra bu milletin büyük yazarları var. Hepsi tek at tek mızrak uyarı çağrıları yapıyor ve neredeyse her gün ‘bu millet niçin uyanmıyor diye yazıklanıyor” 

Doğu Perinçek’e göre “Millet çağrılarla uyanmaz, millet uyandırılır, Partiyle uyandırılır. …Halkı horozlar uyandırmıyor; örgütler uyandırıyor; siyasal partiler uyandırıyor.” 

Böylece Perinçek’in istediği anlamda siyasal eylem içinde olmayanlar “horoz” olarak rütbe kazanmış oluyor, hayırlı olsun. 


Oysa bu adı geçen kişiler de Fikret Otyam, Prof. Dr. Özdemir Nutku, İrfan Yalçın, E. Tuğg. Servet Cömert, E. Korg. Yaşar Müjdeci, E. Kur. Alb. Cemalettin Korkut, E. Tuğg. Noyan Umruk, Hayati Asılyazıcı, Osman Şahin, Sarper Özsan, Hüseyin Haydar gibi Doğu Perinçek’in iddia ettiği şekilde “Türkiye halkını Uyandırma Servisi İşçi Partisi”ne üye olarak “partili” olsaydılar “horoz” diye adlandırılmayacaklardı. 

Peki, ne olacaklardı? 

Asker! 

Bu nitelemeyi ben yakıştırmıyorum. Doğu Perinçek, İşçi Partisi’ne üye olan Öner As isimli bir kişinin gönderdiği pusulayı yazısının sonuna eklemiş: 

“Değerli Başkanım, 1962-65 senelerinde tam 36 ay askerlik yaptım. 19 Mayıs günü partimize katılarak, bundan böyle askerliğime partimizde devam kararı aldım. Kadıköy şubesi, askerliğimi kabul ettiler, çok mutluyum. Saygılarımı kabul etmenizi rica ederim. Öner As” 

Doğu Perinçek’in de İşçi Partisi’nin de aradığı ve istediği tam budur işte! 

Asker olacaksın! 

Doğu Perinçek, (henüz) İşçi Partisi üyesi olmayan Osman Özbek, Banu Avar gibi aydınlarımızı eleştirirken ne diyor: 

“Gider ve millete ‘uyanın derler. Millet ise içinden ‘Peki uyandım, benim önüme hangi teşkilatla, hangi görevi ve hangi işi koyuyorsun’ diye kendi kendine konuşur ve coşkulu söylevi alkışlar.” 

İşte Perinçek’in hayallindeki halk “benim önüme hangi teşkilatla, hangi görevi ve hangi işi koyuyorsun” diyecek bir halktır. O halkın, parti içi ilişkilerde düşünmek, eleştirmek, sorgulamak, fikir üretmek, görüşlerini savunmak, karar vermek hakkı yoktur. O bir görev adamı olmalıdır. Birileri, dünyayı ve Türkiye’yi kendi bakış açısına göre okur, değerlendirir, politikaları belirler ve kime ne yapması gerektiğini söyler. Halk da o söylenen görevi ya da emredilen işi yapar. İşte “partili asker” böyle olunur. Aksi takdirde “horoz” olursun! 

Bu durum parti tüzüğünde de ifade edilmiştir. Tüzüğe göre “Parti programını ve siyasetlerini yaymak” ve “Parti yönetimine ve kararlarına katılmak… üyelerin görevidir. … Kararların uygulanmasında ve görevlerin yerine getirilmesinde, azınlık çoğunluğa, alt kademeler üst kademelere, bütün Parti, Merkez Karar Kurulu’na uyar. Üst kademeler Parti kararlarının uygulanmasını denetler. Alt kademeler, üst kademelere rapor verir. Üst kademeler, raporları değerlendirir ve cevaplar.” 

Peki, parti içi demokrasi? 

Bu konuda da tüzük aynen şöyle diyor: 

“Yönetim kurulları, çeşitli parti görevleri için oluşturulan kurullar ve Parti’nin seçimlerde göstereceği adaylar, ilke olarak seçimlerle belirlenir.” 

Parti “ilke olarak” seçime karşı değildir, ama partililerin bir “asker” gibi görüldüğü, verilen görevi ve emri sorgusuz sualsiz yapmalarını beklendiği bir partide de o seçim, zaten ilke olmanın ötesine geçip fiilen geçerlilik kazanmaz.   Kısacası İşçi Partisi’nin de bir liderler oligarşisinin egemen olduğu, partinin çeşitli kademeleri için gerekli kadroların lider ve yakın çevresi tarafından belirlendiği diğer düzen partilerinden pek bir farklı yoktur. 

Sonuçta Türkiye’nin yurtsever ve ilerici unsurlarının, ulusal amaçlar için, ortak bir çatı altında veya ortak bir cephede, uyum içinde mücadele vermelerinin önündeki en büyük engel bu “dediğim dedik”ci zihniyet ve siyaset anlayışıdır. Kerameti kendinden menkul bu sözde “öncü” tavrı, belli bir kişinin “askeri” ya da “tavuğu” olmayı reddedenlere “horoz” rütbesini reva görerek, bir “ulusal güç birliği” konusunda aslında ne derece samimi olduğunu da ortaya koymaktadır. Ulusalcı güçler, bu tür “kifayetsiz muhterisleri” aşamadığı sürece daha çok çekeceğimiz var ne yazık ki…





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 117 ziyaretçikişi burdaydı!