Blog Sitem
  Rumlarin Allah Belasini Versin
 

1974'TE RUMLARIN YAPTIĞI TOPLU KATLİAMLAR

 

Türk Barış Harekatı yapılmasaydı, Kıbrıs Türk halkının başına gelecek olanlar, savunmasız köylerde yapılan toplu katliamlarla kendini belli eder.
  Türk askerinin ulaşamadığı yerleşim yerlerinden bazıları Atlılar - Muratağa Sandallar, Aleminyo, Terazi ve Taşkent köyleri idi.

Atlılar köyünde 57 masum Türk, Muratağa ve Sandallar köyünde de 89 masum insan, kadın, çocuk, yaşlı, genç demeden Rum-Yunan askerleri tarafından topluca kurşuna dizilmiş ve buldozerlerle kazılmış olan iki toplu mezara gömülmüşlerdir.
  Mezarların açılışında bulunan Montreal Gazetesi muhabiri, 4 Eylül 1974 tarihli gazetesinde olayı şöyle anlatıyordu:
  "Mağusa'nın 12 mil kuzey batısında bulunan Muratağa köyünde toplu mezarlardan çıkarılan cesetler, o kadar çürümüştü ki, BM gücünden İsveçli Başmüfettiş Lars Harkansan olayı şöyle anlatıyordu: "Mezardan çıkan kafaları sayıyorum. Şu ana kadar 72 tane saydım, fakat hala toprağın içerisinde cesetler var. Bu çıkan kafaların 7 tanesinin çocuk kafası olduğu kesindir."
  Bu köylerde meydana gelen toplu katliamın bir başka benzeri de Taşkent köyü erkeklerine yapılmıştır.
14 Ağustos günü, daha önce BM'nin telkini ile silahlarını teslim eden Taşkent köyüne gelen Rumlar, BM askerlerinin hiçbir müdahalesi olmadan köyün tüm erkeklerini, bu arada Terazi ve Mari köylerinin erkeklerini de alarak, kamyonlarla Limasol yakınlarına götürmüşler, orada topluca kurşuna dizerek, dozerlerle açtıkları bir toplu mezara gömmüşlerdir. Bu katliamdan sadece Suat Hüseyin adlı bir Türk ağır yaralı olarak kurtulmuş ve 90 Türk erkeğinin katledildiği soykırım olayını tüm dünyaya canlı bir tanık olarak anlatmıştır.
  Terazili Naciye Turgut köylerindeki olayı şöyle anlatmıştı:
  “Dohnili Andriko Melani ile Stasis Aradipyotis, Maronili Akis ile bazı Rum Milli Muhafız gücü askerleri 14 Ağustos günü evimize gelip kocamla görüşmek istediler. Kocamı sorguya çekmek istediklerini söyleyerek kocamla beraber 24 yaşındaki ikiz kardeşim Arif Hüseyin Ahmet'i ve diğer 13 erkeği daha alıp götürdüler. Onları bir daha görmedik...”
  Bu katliamlar yanında Rum ve Yunan birlikleri girdikleri her Türk köyünde çeşitli sayılarda Türk köylüsünü katletmiş, köyleri yağmalamış, kadınların ırzına geçmiş ve binlerce sivil insanı 'Savaş Esiri' diye tutuklamıştır."

KATLİAMLAR DÜNYA BASININA NASIL YANSIMIŞTIR?



  Almanya'nın Sesi Radyosu: (30.7.1974)

 
Almanya'nın Sesi Radyosu: (30.7.1974) "İnsanlık aklı, Yunanlıların Kıbrıs'ta yaptığı bu cellatlığı asla kabul edemez. Türk evlerine giren Yunan-Rum Milli Muhafızları, kadın ve çocuklar üzerine mermi yağdırıyor, büyükleri boğazlıyor ve yakaladıkları Türk kadınlarının hepsinin ırzına geçiyorlardı..."
 
ABD, UPİ Ajansı Kıbrıs Muhabiri, Görgü Tanığı: (24.7.1974) "Yunanlılar, Limasol'da bir çok kadın ve çocuğu öldürdü. Yol üstünde 20 çocuk cesedi gördüm. Yunanlı askerler evlerine girip kadın öldürmek için akbabalar gibi beklemektedirler."
 
France Soir Gazetesi Muhabiri, Görgü Tanığı: (24.7.1974) "Son derece utandırıcı olayları kendi gözlerimle gördüm. Rumlar Türk camilerini yaktılar ve Mağusa civarındaki köylerde bulunan Türk evlerini ateşe verdiler. Silahı ve savunması olmayan Türk köyleri Rum çapulcular tarafından yaratılmış vahşet havası içinde yaşamaktadırlar... Ellerinde bazukaları olan Rumlar, Türk köylerinde büyük kargaşalıklara sebep olmaktadırlar. Rumlar'ın bu hareketleri insanlık namına utanç vericidir."
 
Washington Post Gazetesi Muhabiri, Görgü Tanığı: (30.7.1974) "Larnaka yakınındaki Alaminos Köyü'nde 25 ile 55 yaşları arasında 14 Türk öldürülmüş ve cesetleri buldozerlerle bir çukura doldurulmuştur. Limasol yakınında küçük bir Türk köyüne Rumlar'ın yaptığı bir baskın sonucu 200 kişiden 36'sı öldürülmüştür. Rumlar, Türk Kuvvetleri gelinceye kadar tüm Türklerin öldürülmesi için emir aldıklarını söylemektedirler."
 
Almanya'nın Sesi: (30.7. 1974) "İnsan aklı Rum katliamını anlayamaz. Mağusa Bölgesinin etrafındaki köylerde Rum Milli Muhafız askerleri akıl almaz şekilde vahşilik örnekleri gösterisi yaptılar. Türk köylerine girerek, merhametsizce kadın ve çocukları kurşun yağmuruna tuttular. Bir Türk'ün boğazını kestiler."
 
London Times: (22.7.l974) "Binlerce Türk rehine olarak tutulmaktadır. Türk kadınlarının ırzına geçildi ve Türk çocukları yollarda öldürüldü. Limasol'da Türk tarafı yakıldı. Olaylar Kıbrıs Rumları tarafından teyit edildi."
 
John Akass, The Sun Gazetesi Muhabiri, Görgü Tanığı: (30.9.1974) "Muratağa Köyü'nün Türk sakinleri 16 Ağustos'ta katledilmişlerdir. Ekserisi ihtiyar, kadın ve çocuklardan oluşmuştur. Bunlar Türk taarruzunun ikinci gününde komşu köylerdeki üniformasız Rumlar tarafından öldürülmüşlerdir.Cesetlerin sadece 1 metre gibi az bir derinlikte kalabildiği bu ölüm çukurları kendilerine kazdırılırken öldürülmüşlerdir. Bu asla bir harp olamaz. Bu olsa olsa bir alçaklık olabilir."
 
Hans Janitscher, Sosyalist Enternasyonal Örgütü Genel Sekreteri, Görgü Tanığı: (25.7.1974) "Yunan taraftarı Nikos Sampson'un emrindeki Muhafız gücü son hafta içinde iki bini aşkın Makarios taraftarı Kıbrıslı Rum'u darbe sırasındaki çarpışmalarda ve darbeden sonra idam ederek öldürdü."
 
Lars Harkanson, BM Barış Gücü Kıbrıs Temsilcisi: (Ekim 1974) "Ömrüm boyunca böyle bir facia, böyle bir barbarlıkla karşılaşmadım. Hayatımda böyle şey görmedim. Çok memnunum ki, olayın soruşturması görevi bize verildi. Zira, bütün dünya bu vahşeti Barış Gücü'nün ağzından öğrenmiş olacaktır."
 
ABD,UPI Ajansı muhabiri, Görgü Tanığı: (23.7.1974) "Rum askerleri etrafa ateş saçıyordu. Bir eve girdim Rumlar bir Türk kadınına tecavüz ediyorlardı. Gözlerimi kapadım, kaçtım."
 
Varşova Radyosu: (23.7. 1974) "Yunan subayları yönetimindeki Lefke ve Baf’ta Türk halkına yapılan kanlı saldırı ve vahşeti bütün dünya lanetlemektedir."
 
The Newyork Times muhabiri, Görgü Tanığı: (1.8.1974) "Serdarlı ve Gönendere köyündeki Türk evleri yakılıp, yıkıldı, yağma edildi, hayvanlar Rumlar tarafından çalındı."
 
David Lancashinge, AP Ajansı Muhabiri, Görgü Tanığı: (1.8.1974) "Muratağa köyü dışında 20'den fazla Kıbrıslı Türk erkek, kadın ve çocuğun bulunduğu toplu bir mezar açılmıştır. Bu, Kıbrıs'taki harbin bitiminden bu yana tespit edilen sivillere karşı yapılmış en büyük mezalimlerden biridir."
 
ABD,CBS Televizyonu Muhabiri, Görgü Tanığı: (29. 1.1974) "Lefkoşa'da bir çöplükte 88 Kıbrıslı Türk'ün cesedi bulundu. Bu Türklerin tümü Rum ve Yunanlılarca kurşunla delik deşik edilerek öldürülmüş ve öldürülmeden önce tellere bağlanmış. Cesetlerden kiminin başı gövdeden koparılmış."
 
Bugh Dixion, Kıbrıs'taki Birleşik Krallık Vatandaşları Derneği Başkanı, Görgü Tanığı: (1.8.1974) "Kıbrıs savaşında Türk'e bir bardak su veren seksen yaşındaki bir İngiliz kadını Garturede Loigh, Rum Ulusal muhafızları tarafından kasıtlı olarak hunharca öldürüldü."
 
İngiliz Sun Gazetesi Muhabiri, Görgü Tanığı: (3.9.1974) "Muratağa faciasını gördüm. Bu çeşit vahşi hareketlerin yorumlaması çok değişik oluyor. Ancak, Muratağa'da vahşice bir cinayetin işlendiğinden başka ne söylenebilir? Rumlar ile Yunanlıların yaptıkları bir alçaklıktır."
 
Die Welth Gazetesi Muhabiri, Görgü Tanığı: (26.7.1974) "Limasol'da Rum Muhafız Gücü askerleri bir köpek sürüsü gibi Türk köylerine baskınlar düzenleyerek, katliam yapmışlardır. Bu olaylar insanlık dışıdır."
 
Bild Gazetesi Muhabiri, Görgü Tanığı: (26.7. 1974) "Rumlar Türk köylerine kana susamış caniler gibi baskınlar yaparak sivil halkı feci şekilde öldürdüler." Die Zelt Gazetesi Muhabiri, Görgü Tanığı: (19.8.1974) "Rum ve Yunanlılar Baf ve Mağusa'da darbe aleyhtarı Rumlara ve Türklere karşı katliama girişmişlerdir."
 
Bernard Nicolas, AFP Ajansı Muhabiri, Görgü Tanığı: (11.2.1974) "Atlılar köyünde bir çukura doldurulmuş, Rumlarca katledilen Türklere ait cesetler çıkarılmıştır."
 
Cunnar Hilson Expressen Gazetesi Muhabiri, Görgü Tanığı: (11.2.1974) "Muratağa, Yunan askerleri ile Kıbrıslı Rumların geçen Ağustos'ta 83 Türk erkek, kadın ve çocuğu öldürdükleri katliam köyünde bugün sadece 15 kişi yaşıyor. Muratağa'da kalan 15 kişi için artık hayat yok. Onların yaraları öyle kolay kapanacak gibi değil."
 
Aligis (Rum), Almanya'nın Sesi Radyosu, Görgü Tanığı: (24.7. 1974) "Limasol'dayım bir okula sığınmış 14 Türk vardı. Rum Ulusal Muhafızları okulu kuşattılar ve Türkler teslim olunca hepsini teker teker kurşunlayıp öldürdüler."
 
Kurt Lariken, Die Welt Gazetesi Muhabiri, Görgü Tanığı: (24.7. 1974) "Rum ulusal birlikleri Türk köy ve kasabalarda kadın, çoluk, çocuk bütün sivil halkı gaddarca öldürüyorlardı."
 
The Washington Post: (13.7.l974) "Limasol'a yakın bir köye Rumlar tarafından yapılan bir saldırı neticesinde 200 kişilik nüfusun 36'sı öldürüldü. Rumlar Türk ordusu vasıl olmadan önce Türk köylerinin sakinlerini öldürmek emri aldıklarını söylediler."


Oxford Üniversitesi eski Tarih profesörü akademisyen Ronaldos Kaçaunis, tarihi itirafta bulunarak, Mağusa'da 32 sivil Türk'ün katledilişini açıkladı:
Oxford Üniversitesi eski Tarih profesörü akademisyen Ronaldos Kaçaunis, Mağusa'da 45 yıl önce 32 Kıbrıs Türk'ün Rumlar tarafından katledilişini anlatırken "Onları bir yere götürdüler ve öldürdüler. Sonra toplu mezara gömdüler" dedi.
Kaçaunis'le bir röportaj yapan Haravgi gazetesi, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kurulmasının hemen ardından Rumların Kıbrıslı Türklere karşı işledikleri suçlarla ilgili çok sayıda şahadet, BM belgesi, toplu mezarlar, v.b. bulunduğunu vurguladı.
Kaçaunis'le yaptığı söyleşiyi "Kıbrıslı Türklere Karşı İşlenen Suçlarla İlgili Çok Sayıda Şahadet Var" başlığıyla okurlarına aktaran gazete, Kaçaunis'in; Rumların Kıbrıslı Türklere karşı suçlarına ilişkin ekserisi şifahi; çok şahadet bulunduğunu belirterek; kendisi 12 yaşındayken Mağusa'da gerçekleşen 32 Kıbrıslı Türkün katledilmesi olayını şöyle aktardı:

"Tümü sivil 32 Türk'ü öldürdüler"

"3 Yunan subayın ve Lefkoşa Polis Müdürü'nün oğlunun da içerisinde bulunduğu bir araba -belki yanlışlıkla- kentin Türk bölgesine girdi. Türkler onları durdurup ateş etti ve yalnız bir tanesi sağ döndü. Ertesi günü bir grup Kıbrıslı Rum, Rum bölgesindeki bankalarda, dükkanlarda, NAAFI, v.b çalışan Kıbrıslı Türkleri tutukladı. Tümü sivil ve bir önceki gün meydana gelen olayla alakaları olmayan 32 Kıbrıslı Türk... Onları bir yere götürdüler ve öldürdüler. Daha sonra da toplu mezara gömdüler. Bu, aynı sayıdaki (32) Kıbrıslı Rum tarafından önceden planlanmış ve işlenmiş örgütlü bir suçtu. Bu Rumlar; 'göze-göz' dediğimiz şeyi uygulayan bir grubun mensuplarıydı. Ortam çok gergindi, Yunan subayların cenaze töreninde, o zamanlar Kıbrıs'ta görev yapan ve daha sonra diktatör olan Dimitrios Yoannidis konuşmuştu.

"Onayladıklarından mı korktuklarından mı sustular?"

Mağusa polisi ilk andan beri biliyordu. Çok sayıda Kıbrıslı Türk, gün ortasında, şehir merkezinin çeşitli noktalarındaki dükkanlardan, banka şubelerinden toplanıp tutuklanmıştı. Onları kapalı araçlara doldurup kent dışında bir köye götürdüler, ateşli silahlarla öldürdüler ve toplu mezara gömdüler. Polislerin bunu fark etmemesi mümkün değildi. Ama, onayladıklarından mı yoksa korktuklarından mıdır bilmiyorum; sustular... Bugün halen konusu açıldığında; çeşitli yerlerde Kıbrıslı Türklerin mezarları olduğunu işitiyorum..."

"Suçlular yargılanmadı"

Gazetenin "Bu toplu cinayet resmî kaynaklar tarafından not edildi mi?" sorusuna karşılık "Elbette, BM belgelerinde yer aldı" yanıtını veren Kaçaunis şunları da söyledi:
"BM Barış Gücü ve Kızılhaç mensupları 32 Kıbrıslı Türkü aylarca aradı ama gömüldükleri yer bulunamadı. O günkü şartlar içerisinde, bu olay da bırakıldı. Suçluların kimlikleri belirlenmedi, yargılanmadılar, tartışılmadı bile..."

Diğer katliamlar

Kaçaunis, özellikle 63-64 döneminde milliyetçi Rum gruplar, özellikle de Sampson'un silahlı grupları tarafından Kıbrıslı Türklere karşı çok ağır suçlar işlendiğini belirterek, Sampson güçlerinin Küçükkaymaklı baskınını örnek gösterdi. Kaçaunis, Muratağa, Atlılar ve Sandallar katliamlarını da hatırlatarak "100'den fazla sivil, kadın-çocuk katledildi" dedi.

"Suç Türklere yüklenmeye çalışılıyor ama esas neden Enosis hedefi"

Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yıkılması ve ardından başlayan çatışmaların nedeninin; güya Zürich ve Londra Anlaşmaları ile Kıbrıslı Türklere aşırı haklar tanınmasından dolayı Rumların Anayasa'da değişiklik yapılmasını, Kıbrıslı Türklerin ise Anayasa'nın olduğu gibi kalmasını istemeleri olarak anlatıldığını hatırlatan Kaçaunis "Gerçeğin tamamı bu değil. Uygun zamanda Kıbrıs'ın Yunanistan'a bağlanması (ENOSİS) aracılığıyla (Anayasa'nın) lağvedilmesiydi" dedi.
Rolandos Kaçaunis ayrıca; EOKA'nın yalnız Kıbrıslı Türkleri değil, sol ideolojideki Rumları da düşman gördüğünü ve Sol'un siyasi varlığını ortadan kaldırmaya çalıştığını kaydetti.

Tarihi gerçeklerle ilgili yalanlar ve gerçekler

Öte yandan Politis, Tarih Araştırmacısı-Yazar Makarios Drusiotis imzasıyla yayınladığı "63-64 Toplumlar Arası Çatışmalarıyla İlgili Yalanlar ve Gerçekler" başlıklı haberinde, Rum Eğitim Bakanlığı'nın Makarios'un isim günü dolayısıyla yayınladığı genelgede, 1963-64 olaylarıyla ilgili ifadelerini beğenmeyen ve kendi "gerçeklerini" yayımlayan Rum Orta Eğitim Öğretmenler Sendikası'nın (OELMEK) iddialarını belgelerle yalanladı.
OELMEK'in "gerçekler" açıklamasıyla 1963-64 olaylarının bütün sorumluluğunu Kıbrıs Türk tarafına yüklediğini, "Rum liderliğini da Türklerin ve yabancıların hilelerinin kurbanı" olarak gösterdiğini belirten gazete, OELMEK'in iddialarını şöyle sıraladı:
"OELMEK'e göre 1963-64 olayları şöyle gelişti:
1-Türkiye 'Kıbrıs Türk aşırı uç örgütü TMT'yi silahlandırdı, o da Kıbrıs Türk toplumunu tamamen denetimi altına aldı.
2-20 Aralık 1963'te Kıbrıslı Türkler taksimi metotlamak amacıyla Kıbrıs'ın tamamındaki stratejik noktaları ele geçirmeye çalıştı.
3-Kıbrıs Cumhuriyeti'nin yasal makamları ile TMT arasındaki toplumlar arası çatışmalar BM'nin müdahalesiyle durdu.
4-Çatışmalar; Kıbrıslı Türklerin Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bütün kurum ve organlarından ayrılmalarını ve Kıbrıslı Türklerin kendi kendilerini enklavlara hapsetmesine neden oldu"

"Hedef Enosis'ti, Makarios'un tutumu da buydu"

TMT'nin var olduğunu ve Kıbrıslı Türklerin de silahlandığının "gerçeğin yarısı olduğunu" kaydeden gazete özetle şöyle devam etti:
"Kıbrıslı Rum milliyetçiler bir değil en az 15 örgüt kurdular. Bu örgütlerden en az 6'sı önce Kıbrıslı Rumlara, 1963 itibarıyla da Kıbrıslı Türklere yönelik şantaj ve cinayetler de dahil olmak üzere çok ciddi terör faaliyetlerinde bulundu.
Bu örgütlerin tamamı, birbirinden bağımsız olarak; mücadelelerinin hedefinin Enosis olduğunu açıkladı. Bunların hiçbiri Kıbrıs Cumhuriyeti'ne bağlılık belirtmedi, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni yalnızca; Enosis'e giden yolda bir istasyon olarak gördüler. Makarios'un tutumu da buydu. Y. Papandreu'ya gönderdiği 1 Mart 1964 tarihli mektubunda 'Anlaşmalar'ın daimi rejim olacağına bir an bile inanmadım' diye yazdı.
Aynı dönemde Yunan derin devleti de Kıbrıs'a silah gönderdi. Yunan derin devletinin liderleri, daha sonra diktatörler olan Dimitrios Yoanninis ve Georgios Papadopulos'tu. Papadopulos, yasadışı örgütler kurmak ve onları silahlandırmak amacıyla en az iki kez gizlice Kıbrıs'a geldi. Papadopulos Yorgacis'le Akritas örgütü olarak bilinen Kıbrıslılar Milli Örgütü'nü silahlandırmak konusunda, Yunan hükümetinden gizli bir anlaşma yaptı. Papadopulos, Kıbrıs'a yaptığı gizli ziyaretinde 1963'te silahlı kuvvetler komutanı olan Vasos Lissaridis'le de temas etti. O zaman ELDİK'te (Yunan Alayı) görev yapan Yoannidis, örgütün askeri yöneticisiydi. Örgütten bağımsız hareket eden Nikos Sampson'un bölüklerini de silahlandırdı.

Makarios'un itirafı

Bütün bunlar bilimsel olarak kanıtlanmış şeylerdir. Makarios da Y. Papandreu'ya gönderdiği mektupta bunu itiraf etmiş ve şöyle demişti:
'Sayıları 5 bini aşkın eğitimli üyesi bulunan güçlü bir örgütümüz var. ELDİK kuvvetlerinin deneyimini kullanıyor ve Yunanistan'dan teçhizat ikmal ediyoruz.'
OELMEK'in Kıbrıslı Türklerin taksimi gündeme getirmek için 20 Aralık'ta Kıbrıs'ın stratejik noktalarını ele geçirmeye çalıştıkları iddiasına gelince... 21 Aralık sabahı meydana gelen olaydan sonra 23 Aralık'ta çatışmalar başladı. TMT çatışmaya neden olmak amacıyla inisiyatif almadı. Çünkü Türkler; Kıbrıslı Rumların her şeyi yapabilecek kadar dikkatsiz olduklarına inanıyorlardı.

"Yunan istihbaratı 1960'tan önce de vardı"

Bilgi notlarından öğrendiğimiz kadarıyla Yunan İstihbarat Teşkilatı, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ilanından önce Kıbrıs'ta vardı. Makarios 26 Mayıs 1960'ta bölge başkanlarını topladı ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ni; daha resmen ilan edilmeden önce şikâyet etmek amacıyla EOKA'yı yeniden kurmaya çalıştı.

"Türkleri devlet organlarında tutmaya değil kovmaya çalıştılar"

OELMEK'in 'tarihi gerçekleri'nin 4'üncü maddesi olan; Kıbrıslı Türklerin bir plan dahilinde Kıbrıs Cumhuriyeti kurumlarından çekilmeleri de gerçeğin tamamı değil. Kimse onları cumhuriyet kurumlarında tutmaya çalışmadı. Aksine; korkuyla kaçmaya yönlendirdiler. Toplam 230 Kıbrıslı Türk -TMT savaşçısı değil, sıradan vatandaş- yok oldu. Bugün çukurlarda olanlar onlardır.1963-64 kayıplar listesine bir göz atıldığında polis karakollarında, cezaevinde, hastanede, kırsalda ve çeşitli yollarda kayboldukları görülür. Malları da aynı akıbete uğradı. BM'nin yaptığı ve Genel Sekreter'in (10 Eylül 1964 tarih, sayfa 5950, paragraf 180) raporunda da kaydedilen araştırmaya göre; 103 Kıbrıs Türk köyü veya karma köyde 527 ev yıkıldı, 2 bini yağmalandı. O zaman kimse protesto etmedi, karşı da çıkmadı..."



 "İnsanlık aklı, Yunanlıların Kıbrıs'ta yaptığı bu cellatlığı asla kabul edemez. Türk evlerine giren Yunan-Rum Milli Muhafızları, kadın ve çocuklar üzerine mermi yağdırıyor, büyükleri boğazlıyor ve yakaladıkları Türk kadınlarının hepsinin ırzına geçiyorlardı..."

KIBRIS KATLİAMINA İLİŞKİN AŞAĞIDAKİ FOTOĞRAFLAR YAYINLANMIŞTIR. RUMLARIN YAPMIŞ OLDUĞU KATLİAMLAR GÖZ ÖNÜNDEDİR AMA DÜNYA GÖRMEMEZLİKTEN GELMEKTE (FİLİSTİN'DEKİ KATLİAMI GÖRMEDİKLERİ GİBİ), ÜLKEMİZ DE BU KONUDAKİ HAKKINI ARAMAMAKTADIR.


 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 5 ziyaretçikişi burdaydı!