Blog Sitem
  Satmisin Anasini Demokrasinin
 

SATMIŞIM ANASINI DEMOKRASİNİN!

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, mahalli seçimlerin Meclis'te oylanmasında verilen firelerle ilgili olarak yaptığı değerlendirmede Türk siyasal tarihine geçecek sözler söyledi: 

"Bir partinin prestiji var. MHP de olsa AK Parti de olsa gücü var. Bir genel başkan 'Bu teklif benimdir' dedikten sonra milletvekili başka düşünce sergilemez. Gösterirse yanlış olur. O kadar büyük bir yanlış olur ki, sonunda siyasi hayata veda etmek zorunda bile kalabilir" 

Arınç’ın bu konuşması Siyasal Bilgiler Fakülteleri’nde, ilgili derslerde öğrencilere okutulmalı, içerdiği derin "anlam"(!) mercek altına alınmalıdır. Hatta Türk siyasetinin gerçeğini yansıttığı için, bu sözler TBMM’deki her partinin grup toplantılarını yaptığı salona çerçeveletip asılmalıdır. Mesela AKP, CHP, MHP ve BDP grup salonlarında, Başkanlık kürsüsünün tam arkasına ya da salonun girişinde görülen bir yere bu sözler altın yaldızlı bir çerçeve içinde asılmalıdır. 

“Bir genel başkan 'Bu teklif benimdir' dedikten sonra milletvekili başka düşünce sergilemez. Gösterirse yanlış olur - Bülent Arınç” 

Asılmalıdır ki “milletin vekilleri”(!) her an bu sözleri görüp akılda tutsun, siyasal sistemimizin yerleşik geleneklerine aykırı münasebetsizlikler yapmasın!  

Şimdi birileri çıkıp, “Olur mu ya? Bu ne biçim demokrasi?” falan diyebilir. 

Doğru… Ama Türkiye’de bir siyasal rejim olarak demokrasi geçerli olsaydı doğru… Ne var ki Türkiye’de “demokrasi” sözkonusu olmadığı için bu tür çıkışlar anlamsız ve gereksizdir. Onun için herkes ağzından çıkanı kulağı duyarak konuşsun! 

Gerçekten demokratik bir siyasal rejimde, milletvekili parti genel başkanından ve Başbakan’dan farklı bir düşünce sergileyebilir. Bu düşüncesini savunabilir. O yönde hareket edebilir. Hatta Genel Başkanı eleştirebilir, her zaman onun istediği şekilde hareket etmeyebilir. 

Evet, demokrasilerde bütün bunlar olabilir. Çünkü gerçek bir demokraside milletvekili, adı üzerinde “milletin vekili”dir, onu temsil eder. Milletin haklarını savunmak için Meclis’e gelmiştir, dolayısıyla önce millete, sonra da parti örgütüne karşı sorumludur. 

Ama Türkiye’de bu durum geçerli olmadığından her şey parti genel başkanı ile başlar ve parti genel başkanı ile biter. 

Milletvekilleri, TBMM’deki koltuklarını kendilerine oy veren halka değil, kendilerini seçimlerde aday gösteren genel başkanlarına borçludurlar. Genel Başkan da onları, güzel gözleri, selvi boyları için değil, istendiği zaman parmak kaldırsınlar ve genel başkanın istediği şekilde oy kullansınlar diye aday göstermiştir. Bu nedenle Bülent Arınç, söylediklerini beğenin veya beğenmeyin fark etmez, yerden göğe kadar haklıdır. 

Örneğin daha bir hafta önce Diyarbakır Emniyet Müdürü’nün “dağda ölen teröristler için de ağlıyorum” şeklindeki sözlerini takdirle karşılayan Bülent Arınç’a, aynı konuda bugün ne düşündüğünü bir sorun isterseniz? Diyarbakır’ın “çiçeği burnunda” Emniyet Müdürü’nü artık takdir etmediğini, AKP grup toplantısında yaptığı konuşmayla Arınç ve onun gibi düşünenlere “doğru yolu” gösteren Erdoğan’ın sözleriyle hidayete erdiğini göreceksiniz! 

Neydi altın kuralımız? 

“Bir genel başkan 'Bu teklif benimdir' dedikten sonra milletvekili başka düşünce sergilemez. Gösterirse yanlış olur” 



İyi de bu demokrasi ile çelişmez mi? 

Kesinlikle çelişir. Ama ülkemizde demokrasi değil, bir liderler oligarşisi hüküm sürdüğü için, böyle bir çelişkinin varlığından bahsetmenin anlamı yoktur. 

Peki, bu durumda milletvekili ne yapmalıdır? 

Çok basit… “Milletvekili”(!) şapkasını önüne koyacak ve düşünecektir: 

Bir tarafta milletvekili olmanın kendisine sağladığı imkânlar vardır. Bol maaş, özel sekreter ve şoför, süper emeklilik, yolluk ve harcırah, sosyal saygınlık, hatta Meclis Lokantasında ucuz yemek ve cep telefonu ile yabancı dil kursu gibi harcamaların bile devlet tarafından ödenmesi… Öldüğünde cenazesi bile devlet töreni ile kaldırılacaktır milletvekilinin, daha ne olsun? Bundan iyisi Şam’da kayısı… 

Peki, vekil hazretleri kime borçludur bütün bunları? 

Halka mı? 

Hadi canım sen de… 

Tamam, bütün bunlar halktan kesilen vergilerle sağlanmaktadır, Allah halkımızdan razı olsun! Ama “Sayın Genel Başkanımız, değerli büyüğümüz, ustamız, başbuğumuz” onu genel seçimlerde aday olarak seçmese, miting meydanında kürsünün hemen yanında “Amasya bardağı” gibi dikilmesine izin vermese, konuşması bittikten sonra yanına çağırıp elini kaldırarak halka sunmasa idi, necip milletimiz o vekilin kıymetini nasıl takdir edecek, onu nasıl fark edip nasıl seçecekti ki? 

Demek ki halkın seçim sandığına gidip oy kullanması teferruattır. Esas seçimi “Sayın Genel Başkanımız, değerli büyüğümüz, ustamız, başbuğumuz” yapar! Milletvekili de yerini halka değil, o “muhterem şahsiyete” borçludur. Allah onu başımızdan eksik etmesin! 

Ayrıca, “milletin vekili”(!) dört yılda bir, sadece seçim dönemlerinde çıkar halkın karşısına… Oysa Genel Başkanımızla, her gün Meclis’te karşı karşıya gelme ihtimali (daha doğrusu tehlikesi!) vardır. Şimdi, hangi babayiğit “Bir genel başkan 'Bu teklif benimdir' dedikten sonra” başka düşünce sergileyebilir ki? 

Hani maazallah böyle bir densizlik yapan vekile, herkes Bülent Arınç gibi “sonunda siyasi hayata veda etmek zorunda bile kalabilirsin” diyerek kibarca uyarı yapmaz ki? 

Mesela biri çıksa ve “ulan hırbo, genel başkanımız olmasa, sen hala parti kongrelerinde cazgırlık yapıyor, seçim meydanlarında amigolukla gırtlağını yırtıyordun. Şimdi ceylan derisi Meclis koltuğuna oturdun, sekreterin ve şoförün oldu, cebin bol para gördü de bitin mi kanlandı hergele! Senin kilon kaç para ki şevketlû Genel Başkanımızın istekleri karşısında ‘ferman efendimizin' demezsin, bre zındık?” dese, milletimizin bu necip “vekili” ne diyebilir ki? 

Ne yani, ayak diresin de siyasi hayata veda mı etsin? O yüksek maaşlara, sekretere ve şoföre, yolluklara, harcıraha, süper emeklilik hayallerine, cep telefonu faturasına, yabancı dil kurslarına elveda mı desin? Onun da hakkı değil mi, emri Hak vaki olduğunda bir manga asker tarafından cenaze arabasına taşınmak? Onun da hakkı değil mi, televizyonda filanca kanalda, filanca ilin milletvekili olarak laf ebeliği yapıp caka satmak? 

İşte vekil hazretleri terazinin bir kefesine bu imkânları koyar, diğer kefesine de demokrasiyi… Sonra da soğukkanlılıkla verir kararını: 

Satmışım anasını demokrasinin!





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 170 ziyaretçikişi burdaydı!