Blog Sitem
  Suc Olmayan Tek Sahtecilik Ataturkculuk
 
SUÇ OLMAYAN TEK SAHTECİLİK: SAHTE ATATÜRKÇÜLÜK”
Aziz Nesin,Tek Yol” adlı romanında Paşazade lakaplı bir sahtecinin maceralarını anlatır. Paşazade, namlı bir dolandırıcıdır. Ama o kadar ünlü ve sabıka dosyası da o derece kabarık olmasına rağmen, yaşamı boyunca sahtecilik yapmayı aslında hiç istemediğini, toplumun ve koşulların onu böyle davranmaya zorladığını iddia eder hep. Olaylar o şekilde gelişmiştir ki toplum ona bütün yolları kapatmış, önünde hep o “tek yol” kalmıştır: dolandırıcılık… Ve Paşazade, her seferinde yaptığının ne kadar hatalı olduğunu bilse de o “tek yol”a sapmaktan kaçınamamış; sahte hâkimlik, sahte öğretmenlik, sahte kaymakamlık, sahte şeyhlik, sahte kadın avcılığı, sahte subaylık, sahte doktorluk, sahte valilik, sahte avukatlık, sahte müfettişlik gibi türlü çeşit sahteciliklerle “dolandırıcılar kralı” olup çıkmıştır. Bu sahteciliklerinden hiç hoşnut değildir Paşazade… Yakalanıp hapse düşer her seferinde, ama cezasını çekip salıverildikten sonra namuslu bir yaşam kurup alnının teriyle ekmeğini kazanmaya çabalar. En azından söylediği, hep bu niyette olduğudur. Ne var ki kader onu rahat bırakmaz, diğer bütün yolları kapar ve hep o tek yolu Paşazade’nin önünde tek seçenek olarak bırakır.

Paşazade, aslında en büyük dolandırıcılığı kendisine karşı yapmaktadır. Toplumun ya da koşulların diğer bütün yolları kapadığı, kendisine hep o tek yolu açık bıraktığı, kendisinin de başka seçenek olmadığı için sahteciliğe başvurduğu, kısacası içinde bulunduğu koşulların onu dolandırıcılığa zorladığı bahanesine sığınarak, aslında bütün bir yaşamı boyunca kendi kendini dolandırmıştır Paşazade… En büyük sahteciliği kendisine yapmıştır.

Paşazade’nin yaşamı boyunca yaptığı sahteciliklerden biri gerçekten dikkat çekicidir. Bu, “suç sayılmayan tek sahtecilik”tir: sahte Atatürkçülük…


Aziz Nesin, Paşazade’nin ağzından şöyle tanımlar sahte Atatürkçülüğü:

“Sahteciliğin en sağlamı, en yararlısı, en güvencelisi sahte Atatürkçülüktür. Çünkü suç sayılmaz. Sahte Atatürkçüler yakalanmaz, çünkü Atatürkçülerin sahtesi ile gerçeği birbirinden ayırt edilemedikten başka, sahte Atatürkçüler çok yüksek bağırdıklarından gerçek Atatürkçülerin seslerini bastırırlar. Şöyle bir düşünün: Gazetelerde şimdiye kadar yüzlerce kez sahte doktor yakalandı, sahte avukat yakalandı, sahte vali, sahte hâkim, sahte subay yakalandı diye okumuşsunuzdur; ama bir kez olsun sahte Atatürkçü yakalandı diye gazetelerde bir haber okudunuz mu? Oysa sahte Atatürkçüler, öbür sahtecilerin hepsinden daha çoktur. Sahte Atatürkçü yakalanmaz. Çünkü sahte Atatürkçülük suç değildir bir, sahtesiyle gerçeği ayırt edilmez iki…”

İşte bugün de sahte Atatürkçülüğün egemen olduğu, sahte Atatürkçülerin kol gezdiği bir ülkede yaşıyoruz. Ne var ki kim “sahte”, kim “gerçek” ayırt edebilene aşk olsun… Kimin sesi daha çok çıkarsa, o daha “Atatürkçü” oluyor, sahteciliğini gözlerden saklamayı başarıyor.

Kimi Atatürk adını ağzına bile almıyor, “Mustafa Kemalci” ya da “Kemalist” olduğunu iddia ediyor… Kimi bağımsızlığı diline doluyor, “bağımsızlık olmadan…” diyerek yürütüyor “Atatürkçülüğünü”… Kimi en ön safta olduğunu, Atatürk düşmanlarına, vatan hainlerine ilk kurşunu kendisinin sıkacağını iddia ediyor. Kimisi için “Ne Mutlu Türküm diyene” sözünü bir amentü gibi yinelemek yeter “Atatürkçü” olmak için! Kimi ise devrim sözcüğünü kılıfı yapıyor sahteciliğinin… “Kemalist devrimi tamamlayacağız” diye başlıyor konuşmaya, “Kemalist devrim tamamlanmalıdır” diye bitiriyor!

Bütün partiler kongrelerinde salonları Atatürk posterleriyle süslüyor, parti binalarına Atatürk resimleri asıyor. Meclis’te milletvekilleri “Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma…” diye yemin ediyor. Ama sonra bir bakıyorsunuz, bunlardan bazısı okullara seçmeli Kuran dersi konulması için iktidarla bir sidik yarışına girmiş, bazısı Türkiye’yi bölmek isteyen odaklarla işbirliği içinde olduğu istihbarat raporlarına yansımış ve kodlanmış kişileri genel başkan yardımcısı yapmış! Ama bunların hepsi “Atatürkçü” tabii… Gel de ayır sahtesi ile gerçeğini hadi!

Derneği de var Atatürkçülüğün… Yönetimi de üç beş yıl da bir değişiyor. Üyelerin de derneğin yönetimine gelenlerin de hepsi “Atatürkçü” kuşkusuz. Ama her yönetim bir öncekini yerden yere vuruyor, eskiler yenileri Atatürkçülükten sapmakla suçluyor!

Örneğin bugün ülkemizde Atatürkçülüğün yaygınlığı nasıl ölçülüyor?

Anıtkabir’i ziyaret eden insan sayısı ile… Birkaç ay önce bu ziyaret rakamları açıklanmadığı için ne yaygara koparılmıştı. Atatürkçülük yükselişe geçmişti de işte birileri bunu gözlerden saklamaya çalışıyordu! Oysa o “Atatürkçü” toplumda her iki kişiden biri, yani seçmenlerin yüzde 50’si “Atatürk Karşıtları Partisi”ne oy vermiyor mu? Şimdi sorun o yüzde 50’lik kesime, büyük bir kısmı kendisinin “en Atatürkçü” olduğunu iddia edecektir!

Her 19 Mayıs’ta Samsun’a gitmek ya da elde bayrak yürüyüşlere katılmak, 30 Ağustoslarda Afyon-Kocatepe’ye koşmak, 10 Kasımlarda Anıtkabir’i tavaf etmek, 23 Nisanlarda “egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diye haykırarak “Atatürkçü”(!) olmak… Ama NATO’ya ve ABD üslerine ses çıkarmamak, AB’ye tam üyeliği savunmak, IMF ve Dünya Bankası ile ilişkilere uslu uslu razı olmak ve her seçimde de gidip bu sahte Atatürkçü partilere oy vermek… O parti milletvekillerinin Meclis’te milletin gözünün içine bakarak yalan yere yemin etmelerini bile huşu içinde izlemek…

Nedir bütün bunlar?

Paşazade’nin “toplum bana başka yol bırakmamıştı, önümde hep o tek yolu açık bırakmıştı” diyerek yaşamı boyunca kendini kandırması, en büyük dolandırıcılığı kendine karşı işlemesi gibi bir sahtecilik değil mi bu da?

Bizler de kendi kendimizi kandırmıyor muyuz bu tür bir sahte Atatürkçülüğü benimsemekle, bu “Atatürkçülük” sahtekârlarına prim vermekle?

Sorduğunuzda da “ne yapalım, başka seçenek var mı?” diyorlar. Paşazade’nin “başka seçenek yoktu, tek yol kalmıştı” demesinden ne farkı var bunun?

Dolandırıcılık, hırsızlıktan ya da gasptan farklı bir suçtur. Hırsızlık ya da gaspta tek yönlü bir irade egemendir. Hırsız ya da gaspçı, soyduğu kişinin iradesi hilafına amacına ulaşır. Artık neyi çalmayı amaçlamışsa onu zorla elde eder. Dolandırıcılıkta ise durum faklıdır. Aslında her iki taraf da, yani hem dolandıran hem de dolandırılan bu suçu eş zamanlı olarak işler. Örneğin sahte mal satan bir dolandırıcı, bu işi daha kolay gerçekleştirmek için gerçeğinden çok daha ucuz bir fiyatla sunar malını… Öte yandan dolandırılan da aslında o malın gerçeğinin çok daha değerli olduğunu bilerek alır dolandırıcının sunduğunu… O da malı ucuza kapattığını, bir anlamda karşısındakini dolandırdığını sanarak mutludur. Kendisini kandırırken, aslında kendisini dolandıranı da kandırdığını düşünür. Bu tür sahtekârlıklar, iki yönlüdür aslında… Dolandırılan da dolandıran kadar suçludur.

Ne var ki “başka yol kalmamıştı, başka seçenek var mıydı ki?” diyerek kendi kendini dolandıranlar, dolandıran ve dolandırılan olmayı kendi benliklerinde birleştirirler ki bu da sahteciliği derinleştirir.

Sahte Atatürkçüler (dolandıranlar) kadar, sahte Atatürkçüleri “başka seçenek var mı ki?” diyerek benimseyenler (dolandırılanlar) da aslında sahtecilik yapmıyorlar mı? Sahte Atatürkçülüğün, mili bayramlarda yinelenen sade suya tirit eylemlerini ya da bayrak asmak, rozet takmak, anıtlara çelenk koyup saygı duruşunda bulunmak türünden davranış biçimlerini “tek yol” olarak benimseyerek gerçek Atatürkçülüğün görevlerinden ve yüklenilmesi gereken sorumluluklarından kaçmıyorlar mı? Ama bu kaçış, aslında bir gereksinimi, “Atatürkçü olma” ihtiyacını da tatmin ediyor. Böylece sahte Atatürkçülerle onları benimseyenler birbirini tamamlıyor ve Paşazade’nin bütün yaşamı boyunca “başka yol yoktu ki, tek yol kalmıştı” diyerek kendi kendini dolandırması gibi, bizim toplum da bu sahte Atatürkçülüğü “tek yol” olarak benimseyerek aslında yıllardan beri kendi kendini dolandırıyor.

Sonuçta sorun Atatürkçülüğün olması ya da olmaması, sahteliği veya gerçekliği sorunu değil… Sorun, toplumsal bir kişilik bozukluğudur. Bu ülkede Atatürkçülük değil de komünizm muteber olsaydı, onun da sahteliği ya da gerçekliği tartışma konusu olacaktı bugün. Çünkü dolandırıcılık yapan, bu işi yaptığı için böyle adlandırılmaz, aksine kişiliği bozuk olduğu için bu yola yönelir, onun için dolandırıcı olur. Sorun yaptığı işte değil, kendisindedir.

Sahte Atatürkçülük de Atatürkçülük üzerinden sahteciliğe soyunanların ürünüdür. Bu Atatürkçülük dolandırıcılarının maskesini yırtmadan sahte Atatürkçülükten kurtulmak mümkün değildir.





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 120 ziyaretçikişi burdaydı!