Blog Sitem
  Turkiyede Adalet Hukuk var mi gercekten
 

TÜRKİYE’DE ADALET VE HUKUK VAR MI GERÇEKTEN?

Türkiye’de yargı bağımsız mı? Yargıçlarımız, siyasi iktidardan ya da herhangi başka bir güç odağından kaynaklanan bir etki altında kalmadan karar alabiliyorlar mı? Baktıkları davalarda verdikleri kararlar nedeniyle şu veya bu şekilde bir “yaptırıma” uğruyorlar mı? Vicdani ve mesleki açıdan tam anlamıyla özgürler mi?

Bu sorulara ne derece yanıt olur, bilemem. Ama Oda TV imtiyaz sahibi gazeteci ve yazar Soner Yalçın’ın son kitabı Samizdat’dan (Kırmızı Kedi Yayınevi, 2012) uzun bir alıntıyı paylaşmak istiyorum. Son yıllarda Türkiye’nin gündeminde yer alan kimi önemli davalara bakan yargıçların, daha sonra nelerle karşılaştıklarını ortaya koyan bu alıntı, Türkiye’deki yargı bağımsızlığı konusunda da yeteri kadar aydınlatıcı olacaktır sanırım. Lafı uzatmayalım ve sözü Soner Yalçın’a bırakalım şimdi:



“Necat Ede, Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Mehmet Haberal’ın tutukluluğuna yapılan itiraz öncesinde, yandaş bazı gazete ve internet sitelerinde ‘General Hurşit Tolon’u tahliye eden hâkim, Haberal’ı da tahliye edecek’ şeklinde çıkan haberlerin ardından, ‘baskı altında’ olduğunu söyleyip, Ergenekon davası kapsamında kendisine görev verilmemesini istemişti. Bakırköy’e atanmıştı.

Yine İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Hâkim Oktay Kuban, Balyoz davasında 21 subay hakkında ‘kuvvetli suç şüphesi olmadığı’ gerekçesiyle tahliye kararı verince hemen Eskişehir Çocuk Mahkemesi’nde görevlendirilmemiş miydi?

Keza…

İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin hâkimleri Yılmaz Alp ve Tuncay Aslan, Balyoz davasında 26 asker için tahliye kararı verince özel yetkileri kaldırıldı ve Aslan, Bakırköy Mahkemesi’ne; Alp ise Fatih Adliyesi’ne gönderildi.

Albay Dursun Çiçek’in tahliyesine karar veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi üye hâkimi Faik Saban Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na gönderildi! Yerine ise Erzincan eski Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında soruşturma yürüten müfettişlerden Adalet Bakanlığı Müfettişi Dursun Ali Gündoğdu getirildi.

Hepsi kuşkusuz tesadüftü…

Gazeteci Hikmet Çiçek ve Avukat Nusret Senem’in tahliyesini isteyen, Albay Dursun Çiçek’in ve Mehmet Haberal’ın tahliyesi yönünde oy kullanan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Erkan Canak Sakarya’ya düz hâkim olarak atandı. Ne tesadüf ki yerine gelen Rüstem Eryılmaz, Dursun Çiçek2i ilk tutuklayan hâkimdi.

Balyoz davasına bakacak İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Zafer Başkurt davanın başlamasına 48 saat kala görevden alınarak Gebze’ye gönderildi. Hâkim Başkurt, uzun tutukluluk hallerine karşı olmasıyla tanınıyordu. Buraya küçük bir parantez açalım. Hâkimler Canak ve Başkurt, bir süre önce Ankara’ya gidip HSYK Başkanvekili Kadir Özbek’le görüşüp ‘Soruşturma tehdidi altındayız’ demişlerdi. Her iki isim de Sakarya ve Gebze’ye atandıktan sonra mesleklerinden istifa etti.

Ankara Savcısı Mehmet Kaftan Zir Vadisi’nde yapılan aramalarda yapılan usulsüzlükleri araştıracakken Samsun’a tayin edildi.

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla başlatılan ‘Kozmik Oda’ soruşturmasında üç askerin ifadelerini alıp serbest bırakan Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi Erol Tatar ve Musa Yeşil’in özel yetkileri kaldırıldı. Hâkim Tatar Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesi’ne, Hâkim Yeşil Ankara 21. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderildi!

Sadece görev değişikliği yapılmadı. Hukuku uygulamak isteyenler hep ağır saldırılara maruz kaldı.

Örneğin…

Karargâh Evleri soruşturmasını yürüten Askeri Savcı Yüzbaşı Mehmet Çelik, ‘gizli mal beyanını yayımlayarak kişilik haklarına saldırıda bulundukları’ gerekçesiyle, Taraf gazetesine 250 bin TL’lik manevi tazminat davası açtı. Dilekçede şöyle dedi:

‘Davaların haber bütünlüğü içinde sürekli ve ısrarla vurguladıkları özne, Çelik’in mal varlığı ve diğer gerçekdışı suçlamaların kamuoyuna açıklanması değildir. Asıl örtülü amaç (…) soruşturmayı asıl mecrasından saptırmak, öncelikle Çelik’i korkutmak, sindirmek, başarılı olamazlarsa medya gücü ile soruşturmadan uzaklaştırmak ve yerine gelecek askeri savcıyı pasifize etmek ve yargıyı etkilemektir.’

Dava dilekçesinde, 13 Mart 2009 tarihinde yayımlanan ‘Karargâh Savcısına 420 Villalık Hediye’ başlıklı haberde de ‘gerçekdışı bilgilere yer verildiği’ belirtildi. Savcı Çelik şanslıydı. Niye mi?

Daha neler olmadı ki…

‘Karargâh Evleri’ ve ‘Fethullahçı Astsubaylar’ soruşturmalarını yürüten Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Hâkimi Albay Ahmet Üçok, gıyabında yapılan telefon konuşmaları nedeniyle tutuklandı. Hâkim albay Üçok, ‘arazi yolsuzluğu yapmak’, ‘yağmalamak’ ve ‘çürük rapor çetesi üyesi olmak’ iddialarıyla tutuklanarak Hasdal Askeri Cezaevi’ne gönderildi.

Hâkim Albay Üçok’un ‘suçu’ çoktu. Kayseri’de cemaatçilerin düzenlediği komployu da açığa çıkarmıştı. Soruşturma kapsamında 3 Mart 2009 tarihinde Kayseri 2. Hava İkmal Bakım Merkezi ile 12. Hava Ulaştırma Üs Komutanlığı’nda görev yapan üç astsubay gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan astsubaylar, Işık Evleri’nde yetiştiklerini ve ağabeylerinin isteği üzerine sahte belge hazırladıklarını itiraf etmişlerdi.

Cemaatle ilgili soruşturma açan herkesin başına bir ‘bela’ açıldı. Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı Nuh Mete Yüksel, Fethullah Gülen’le ilgili soruşturma başlatıp dava açtı.

Sonra…

Savcı Yüksel’in bir kadınla uygunsuz vaziyette gizlice görüntüsü çekildi; bu görüntülerle tehdit edildi. Savcı Yüksel geri adım atmadı. Görüntüyü çekenler başta Adalet Bakanı olmak üzere devletin üst makamlarına CD’yi ulaştırdılar. Sonunda beklenen oldu, Savcı Yüksel DGM Savcılığı’ndan alındı.

Fethullah Gülen ile ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki davayı Cumhuriyet Savcısı Salim Demirci temyiz etti; beraat kararının bozulmasını isteyip konuyu Yargıtay’a taşıdı.

Aynı gün…

Savcı Demirci’nin, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere bazı kişilere küfür ettiği iddia edilen telefon kaydı basına sızdırıldı.

Neler olmadı ki?

Keza…

HSYK seçimlerine aday olduğunu açıklayan üç hâkimin telefon dinlemeleri aynı gün internete sızdırıldı.

Örneğin… ‘Birileri’ ısrarla Prof. Haberal’ın hastaneden çıkarılması için epey uğraştı. Taburcu etmeyen Prof. Cengiz Çeliker, Prof. Erhan Kansız Silivri’ye atıldı.

Prof. Dr. Mehmet Haberal, hiçbir gerekçe göstermeden sürekli tahliye taleplerini reddeden İstanbul 13. Ağrı Ceza Mahkemesi üyeleri Hasan Hüseyin Özese ve Sedat Sami Haşıloğlu ile yedek üye Hüsnü Çalmuk hakkında her biri için 20 biner lira manevi tazminat davası açtı. Prof. Haberal, Beşiktaş mahkemelerinde görevli dokuz yargıç hakkında da tazminat davası açmıştı. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi dokuz yargıcı tazminat ödemeye mahkûm etti. (15 Haziran 2010) Ve ardından AKP hükümeti yasa teklifi hazırladı; dava hâkim ve savcılara açılmasın, bakanlığa açılsın!” (s. 140-143)

***

Soner Yalçın’ın aktardıkları bunlar işte… Son birkaç yıldır kamuoyunun gözleri önünde süren, medya tarafından gündemde tutulan bu davalarda eğer gerçekten bütün bunlar yaşanmışsa, toplumun bütününü ilgilendirmeyen, gazetelerin manşetlere, televizyonların da ekranlara taşımadığı, sıradan vatandaşın taraf olduğu yüzlerce, binlerce “önemsiz” ya da “kişisel” davada acaba neler oluyordur kimbilir!

İnsan bu satırları okuduktan sonra ister istemez soruyor kendine:

Türkiye’de yargı bağımsız mı?

Türkiye’de adalet ve hukuk var mı gerçekten?

Ve son bir soru:

Bütün bu yaşananlar acaba kaç kişinin umurunda?





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 120 ziyaretçikişi burdaydı!