Blog Sitem
  Yaradilistan Asalet
 

YARADILIŞTAN ASALET…


Yukarıdaki sözleri içeren resmi, Facebook’ta Nazım Hikmet adına açılmış bir sayfada gördüm. Montaigne’ne ait olan bu sözler muhtemelen başka sayfalarda ve internette birçok başka yerde de yayınlanmıştır. Ama Nazım Hikmet adıyla açılan bir sayfada bulunması gerçekten çok düşündürücü, dahası çok acı… Zira büyük Türk şairi Nazım Hikmet, tüm yaşamı ve dünya görüşüyle bu düşüncenin karşısında olan biri... Günümüzden yaklaşık 500 yıl önce yaşamış bir soylu olan Montaigne’nin asalete vurgu yapması anlaşılabilir belki... Ama Nazım Hikmet, kendisi bir paşa torunu olmasına rağmen; 

Sen de bilirsin ki ben 
ne dedemden 
miras bekledim, 
ne babamdan şeref, şan! 
Hasep, nesep, kan, soy sop işinde yoğum. 
Çünkü ne soyu sicilli bir buldoğum 
ne de tecrübelik bir tavşan. 
Ben sadece ölen babamdan ileri, 
doğacak çocuğumdan geriyim, 
ve bir kavganın adsız neferiyim… 

diyen bir sosyalist devrimciydi. Ne var ki yüzlerce “asalet budalası” Facebook’ta bu sözü beğenmiş, bir o kadarı da alıp kendi sayfalarına koymuş… Sorsan, hepsi Nazım'ı çok sevdiklerini söyler, över de över... Budalalık böyle bir şey işte!    

İyi de bu tablo bize neyi gösteriyor? 

Örneğin bu sözü yorumlayanlardan biri şöyle demiş: 

“Montaigne, sözünde insanın hayatta kazandığı servetin, makamın, ünün, itibarın, saygınlığın ona asalet kazandırmayacağını belirtmiş. Soyluluk doğuştan, aileden, kökenden gelen bir şeydir. Yani genetik… Varsa vardır, yoksa yoktur. Üzerine giydiğin elbise, pırlanta da olsa seni soylu yapmaz.” 

500 yılı aşkın bir zaman önce, aristokrasinin egemen olduğu bir dünyanın insanı olarak yaşayan Montaigne’nin böyle düşünmesi normal… Ama biz, 21. yüzyıla girdik! Soyluların hükümranlığını deviren Fransız Devrimi’nin üzerinden 200 yıldan fazla bir zaman geçti. Bütün dünyaya dalga dalga yayılan “özgürlük, eşitlik, kardeşlik” düşüncesi taçları yerle bir etti, “soyu sicilli buldogları” tarihin çöplüğüne gönderdi. Biz Türkler ise 20. yüzyılın başında emperyalizme karşı verdiğimiz bir Ulusal Bağımsızlık Savaşı sonunda gerçekleştiğimiz devrimle Osmanlı hanedanının egemenliğine son verdik. Kısacası bir soyun hükümranlığı Anadolu coğrafyasında da tarihin çöp sepetini boyladı. 

Ne var ki hesapta 21. yüzyıla giren ülkemizde, hâlâ soyluluğun doğuştan geldiğine, genetik olduğuna inanan “asalet budalaları” var. Hem de binlerce… Böyle çağdışı bir düşünceyi alkışlayan “soyu sicilli buldoglar” dört bir yanda kol geziyor hâlâ... Ve hepsinden acısı da bu düşünceyi Nazım gibi bir komünistin ismiyle pazarlamaya çalışan densizler var bu ülkede… 

Montaigne’nin bir başka sözü, bu asalet budalalarının hali pür melalini özetliyor aslında: 

“Başkalarının bilgisi ile bilgin olsak bile, ancak kendi aklımızla akıllı olabiliriz.”

Bu “soyu sicilli buldog” takımının asalete bu derece önem vermesinin bir nedeni de akıl yoksunlukları mı acaba? “Bir dirhem et, bin ayıp örter” misali, bu “sicilli buldog” sürüsü de bir dirhem asaletle akılsızlıklarını örteceklerini sanıyor herhalde… 

İnsan, şu tablo karşısında Türkiye’nin bugün neden bu hale düştüğünü daha iyi anlıyor. Hani o atasözünde dediği gibi… Eşek, soy soy diye anırırmış ya, güzel ülkem de böyle eşeklerin eline kaldı işte…





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 91 ziyaretçikişi burdaydı!