Blog Sitem
  Yavru Muhalefet
 

YAVRU MUHALEFET...

Bugün TBMM’de dört siyasi partinin grubu var: 

AKP: İktidar 
CHP: Ana muhalefet 
MHP: Yavru muhalefet 
BDP= PKK 

MHP’liler, bu “yavru muhalefet” nitelemesine kızabilirler belki. Öncelikle belirtmeliyim ki bu nitelemeyi kullanmaktaki amacım ne MHP’yi küçümsemek ne de alay etmektir. Beğenelim ya da beğenmeyelim, MHP, Türk siyasal yaşamının önemli figürlerinden biridir. Ama Devlet Bahçeli yönetimindeki MHP’nin AKP’ye destek çıkan tavırları, sanki AKP’nin “yavrusu” gibi hareket etmesi, böyle bir nitelemeyi akla getiriyor. MHP ile AKP arasındaki çatışmanın esas nedeninin, PKK sorununa yaklaşımdaki farklılık olduğu açıktır. Bugün Türkiye’nin bir PKK sorunu olmasa, terör bu kadar can yakıcı sonuçlar yaratmasa, MHP’nin bir muhalefet partisi olarak nasıl bir rol oynayacağı, AKP’den ne farkının kalacağı kuşkuludur. 

Burada MHP-AKP ilişkilerinin tarihini örneklerle özetleyecek değilim, ama birkaç anımsatma yapmakta yarar var. 

3 Kasım 2002’de AKP’nin iktidara gelmesini sağlayan erken seçime giden yolun, Ecevit liderliğindeki DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümetinden MHP’nin çekilmesiyle açıldığını biliyoruz. Ortada bu koalisyonun bozulmasını gerektirecek hiçbir zorlayıcı neden yokken ve 2000 krizi sonrasında benimsenen ekonomi politikalarının sonuçları henüz alınmamışken, MHP’nin koalisyondan çekilip erken seçimi gündeme getirmesi ve AKP’ye iktidar yolunu açması, Devlet Bahçeli’nin Erdoğan’a ilk jesti idi. 

Daha sonraki süreçte AKP ile MHP ilişkilerinin hep terör sorununa yaklaşım farklılığı nedeniyle gerildiğini görüyoruz. Karşılıklı meydan okumalar, havada uçuşan hakaretler, hamasi nutuklar, seçim meydanına ip atmalar veya içi boş suçlamaların ötesinde MHP ile AKP arasında temel politikalarda bir farklılık olmadı hiç... 

En son “4+4+4” tasarısının Meclis’te görüşülmesi sırasında, ilköğretim okullarına seçmeli Kuran dersleri konulması için AKP’yi teşvik eden ve destekleyen de yine MHP oldu. Ama AKP ile MHP arasındaki yakınlaşmayı ve paralelliği gözler önüne seren asıl olay, TBMM’deki Tezkere oylamasıdır. MHP, yine en kritik anda AKP’nin yanında yer aldı. 

Türk Silahlı Kuvvetleri'nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve görevlendirilmesini de içeren ve Hükümet'e bir yıl süreyle sınır ötesi operasyon yetkisi veren Başbakanlık Tezkeresi Meclis'teki kapalı oturumun ardından oylandı ve MHP’nin, AKP ile aynı yönde oy kullanması sonucu 129’a karşı 320 oyla kabul edildi. 


MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 9 Ekim’de MHP Meclis grubunda yaptığı konuşmada Tezkere’ye “evet” demelerinin nedenini şöyle açıkladı: 

“Biz parti olarak bu tezkereye ilkelerimiz gereğince ve milli güvenliğimizi korumak maksadıyla tereddütsüz evet dedik ve destek verdik. Komşu coğrafyalardan kaynaklanan saldırgan tutumlara, vatanımızın ve vatandaşlarımızın varlığına yönelecek her neviden tertiplere karşı Türkiye'nin menfaatlerini savunduk, caydırıcılık vasfının idrak edilmesini arzuladık. Ayrıca tezkere kararına verdiğimiz onay; Suriye topraklarında mevzilenme arayışında olan PKK-PYD varlığına, Şam yönetiminin ani ve kontrolsüz saldırgan niyetlerine en kati ve keskin uyarı niteliği taşımaktadır. Bundan dolayı tezkerenin TBMM'den geçmesi ve Türkiye'nin elinin güçlendirilmesi bizim için vazgeçilmez önemde olduğundan bu bilinçle üzerimize düşeni yerine getirdik.”  

MHP liderinin iddia ettiği gibi, gerektiğinde sınır ötesi harekât yapılabilmesi ve Suriye’nin kuzeyinde terör örgütünün yararlanacağı bir iktidar boşluğunun önlenmesi için tezkereye destek verildiği iddiası inandırıcılıktan uzaktır. 

Madem sınır ötesi harekât yapmak bu kadar kolaydır, sadece tezkere çıkartmaya bağlıdır, Türkiye neden Kandil’e müdahale edemiyor o zaman? Genelkurmay Başkanı, daha birkaç ay önce “ABD’nin izni olmadan” Kandil’e yönelik böyle bir harekâtın mümkün olmayacağını söylemedi mi? O zaman bu tür bahaneleri ileri sürenler, ABD’nin Kandil’e yönelik bir harekâta onay vermezken, Türkiye’yi Suriye batağına neden itmek istediğini düşünmelidirler. Açıktır ki Tezkere’nin kabul edilmesi savaşı caydırıcı olmaktan ziyade, Suriye’de bir iç savaş yaratan sözde “Özgür Suriye Ordusu”nun elini kuvvetlendirmiştir. 

“Komşu coğrafyalardan kaynaklanan saldırgan tutumlar”dan bahseden Devlet Bahçeli, Suriye’deki iç savaşın tarafı olan “Özgür Suriye Ordusu” isimli çapulcu sürüsüne Türkiye tarafından destek verilmesini komşuya karşı bir saldırganlık olarak görüyor mu acaba? 

Ayrıca Tezkere’de yer alan “Hudut, şümul, miktar ve zamanı hükümetçe takdir ve tespit edilmek kaydıyla Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yabancı ülkelere gönderilmesi ve görevlendirilmesi…” ibaresi de endişe vericidir ve düşündürücüdür. Suriye konusunda Meclis’in kabul ettiği bir metinde, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin YABANCI ÜLKELERE gönderilmesi ve görevlendirilmesi” şeklinde bir ifadenin yer alması garip değil midir? Eğer hedef Suriye üzerinde bir caydırıcılık yaratmaksa, neden “yabancı ülkeler” gibi ucu açık ve belirsiz ifadeler kullanılmıştır? 

Açıktır ki böyle bir yetkiyle Türk askeri İran’a da gönderilir, Afganistan’a da… Ortadoğu gibi, dengelerin kısa süre içinde değişebildiği bir coğrafyada, “bir yıl” çok uzun bir süredir. Bu süre içinde, ABD’deki seçimlerin de sonuçlanmasıyla beraber, krizin derinleşeceği açıktır. İsrail’in İran’ı vurması, İran’ın buna önce Lübnan üzerinden ve sonra da doğrudan yanıt vermesi, savaş rüzgârlarının Körfez ülkelerine ve Irak’a yayılması, Malatya’daki radar üssü ve Suriye’de iç savaşı destekleyen tavrı nedeniyle Türkiye’nin İran ile cephe cepheye gelmesi… Bütün bu olasılıklar, Tezkere’deki “yabancı ülkeler” ibaresinin Suriye ötesinde boyutlara sahip olduğunu da düşündürmektedir. Tabii bu krize Rusya’nın nasıl müdahil olacağına, hiç değinmiyorum. 

Hükümetin sorumsuz ve maceracı politikaları, Türkiye’yi bir ateş ve kan denizine doğru sürüklüyor. MHP de “yavru muhalefet” olarak AKP’nin kuyruğunda…





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 90 ziyaretçikişi burdaydı!