Blog Sitem
  erdal demirkiran
 
 
1. Bölüm
Bil Kendini!
"Yüzyıllardır tüm düşünürler, tüm dinler, herkes... 'kendini bil' dîye
   bağırıyor ama duyan çok az. Bu sefer duyabilmen umuduyla..."
«F-
 
Bil Kendini
Bir kartal hikayesi
     Bir rivayete göre; dört tavuk, bir kartal yuvasına gidip bir yumurta çaldılar. Yumurtayı kümese getirdiklerinde, kümeste bulunan diğer tavuklar gördükleri bu yumurtanın çok büyük bir tavuğa ait olduğunu düşündüler. Zaman geçti, yumurtayı getirenler de unuttu, onlar da bu yumurtanın büyük bir tavuğa ait olduğuna inandılar.
     ...Bir anne bulundu yetim yumurtaya, kuluçka başladı. Kısa bir zaman sonra yumurta kırıldı. İçinden simsiyah kanatlı, ilginç gagalı tuhaf bir tavuk çıktı...Herkes çok mutluydu, böylesini ilk defa görmüşlerdi. Anne tavuk, dersler vermeye başladı yavrusuna: "Bak yavrum, yerden bulduğun böceği şöyle ye! Arpayı, buğdayı böyle yel". Anne tavuk her gün yeni şeyler öğretiyordu yavrusuna. Büyük tavuk annesinin her söylediğini yapıyordu. Tehlikelere karşı nasıl davranacağını jiajığretti annesi: "Bak yavrum, eğer kedi buradan gelirse aksi istikamete doğru kaç, şuradan gelirse buraya kaç..."
      Büyük tavuk büyüdükçe güzelleşiyordu. Oldukça
uzun kanatları vardı. Ara sıra diğerleri onun kanatlarına
bakmak için geliyorlardı...        ; > v j; ;*u
      Bir gün anne tavuk yavrusuna havadan gelen tehlikelere karşı kendisini nasıl savunacağını anlatırken büyük tavuğun gözü, gökyüzünden süzülerek korkunç bir ihtişamla geçiş yapan bir başka canlıya ilişti.
Anne bu ne? dedi büyük tavuk.
Ha o mu? O kartal yavrum, kuşların padişahı...
 
- Ne de güzel uçuyor!
- Evet yavrum! Ama sen sakın ona özenme. Asla
onun gibi olamazsın! Sen bir tavuksun. Senden
önce baban, deden, amcan, hepsi ona özendi;
ama hiçbiri onun gibi uçamadı... Sen bir
tavuksun ve bir tavuk gibi yaşamalısın.
     O günden sonra büyük tavuk, ömrü boyuncia arka bahçede kartalın ihtişamlı geçişini izleyip iç çekti... Ve her seferinde "Keşke ben de bir kartal olup uçabilseydim!"
dedi. Yine bir gün siyah kanatlı büyük tavuk ihtişamlı kartalı izlerken ölüp gitti... Onu bir tavuk gibi defnettiler ki hakikatte ölen bir kartaldı.
     "Bir kartal gibi doğup, bir tavuk gibi yaşayan ve kartallara özenip sonunda bir tavuk gibi ölen binlerce kartal var."
     Yıl 2002, yer dünya... Şu anda kendi gücünün farkına varmadan, hep başkalarına özenen binlerce, yüz binlerce, milyonlarca, hatta milyarlarca insan var, yeryüzünde. Ne büyük acı!
     Hiçbir şey göründüğü gibi değil, sevgili dostum. Hiçbir şey anlatıldığı gibi değil... Her duyduğuna inanma! Buna bile...
Hiçbir şey göründüğü gibi değildir.
     Tek çıkışlı çelik kapısı olan bir oda düşün! Kapı kilitli ve anahtarı da kapının aksi istikametindeki dolabın içinde!
 
Bil Kendini
Bir deprem olduğunda kapıya mı koşarsın, yoksa anahtarın bulunduğu dolaba mı? Elbette ki dolaba, yani aslında anahtara... Çünkü anahtar olmadan söz konusu kapı sadece bir duvar mesabesindedir... Şimdi de bu odada bir kameranın olduğunu ve olup biteni kaydettiğini varsay ve düşün. Daha sonra bu görüntüleri izleyenler senin kapıya değil de ters istikamete koştuğunu gördüklerinde "Bu adam ne yapıyor, kapı nerede, o nereye koşuyor?" diyeceklerdir. Halbuki sen doğrusunu yaptın. Belki kapıya koşmadın ama o kapıyı açmak için doğru istikamete, anahtara koştun. İşte bazen terse gidiyor gibi gözüksen de düze gidiyor olabilirsin. Tıpkı bazen düze gidiyor gibi gözüksen de terse gidiyor olabileceğin gibi...
Olasılık hesapları
     Yıllarca okullarda olasılık hesapları anlatıldı bizlere. Hani şu bir torbada on top var mevzuu...
     Önce soruyu hatırla: Bir torbada on top var: dördü yeşil, üçü kırmızı, ikisi mavi, biri beyaz. Çektiğim topun mavi olma olasılığı kaçtır? Yaşayan yaşamayan, matematikle ilgisi olan olmayan herkes bu soruya yüzde yirmidir diye cevap verecektir. Sen de...
     Şimdi her şeyi, her söylenileni unut ve dinle! Yukarıdaki torbadan bir top çektiğinde gelen topun mavi olma olasılığı gerçekten yüzde yirmi mi? Düşün! Torbada dört değişik renkte top var gibi gözükse de aslında sadece iki renk yok mu? Biri mavi top, diğeri de mavi olmayan top. Sonuç olarak çektiğin top ya mavidir ya da değil. Demek ki yeşil, beyaz ya da kırmızı gelirse, mavi değildir, mavi gelirse de mavidir. O halde cevap yüzde yirmi değil, yüzde ellidir.
     
 
 
14
 
1 5
 
Ben Dünyanın En Akılı, insanıyım
     Bir futbolcu on penaltı atışından sadece birini gole çevırebılıyorsa, on birinci penaltı atışını gole çevirme ihtimal, yüzde on mudur, yoksa yüzde elli mi? Tabii ki yüzde em. Attığı penaltı ya gol olur ya da olmaz...
     Henüz gerçekleşmemiş her ne varsa hayata dair olma ihtimali mutlaka yüzde ellidir. Ya olur ya da olmaz.'
     Elbette ki böyle düşünen bir insan asla şaşırmaz asla paniklemez, asla hayal kırıklığına uğramaz. Çünküonun ıçm her şeyin olma ihtimali daima aynıdır: Yüzde elli...
Belki de...
       Güncel olması nedeniyle, dünyanın en büyük terör olayını biraz irdelemek istiyorum. Dünya Ticaret Merkezi ne yapılan feci saldırının üzerinden henüz birkaç gün geçmişti. Herkes bir yorum yapıyordu. Türkiye'nin en ciddi TV kanallarından birinde de bir pilot yorum yaptı "Bence başarısız bir eylemdi, intihar pilotu az kalsın hede-TI ıskalıyordu. Dikkat ettiyseniz, uçağın sağ kanadı duvara çarptı. Hedeften yaklaş.k beş metı-e sapt. uçak. Bu da bize uçağı kullananların profesyonel olmadığı konusunda ipucu veriyor. Ben olsaydım hedefi tam ortalardım." dedi. Fakat bizim pilotumuz, bir şeyi bilmiyordu. Eğer o binaya tam ortadan dalış yapılsaydı sadece on ve arka duvar yıkılacaktı, uçaktakilerden başkası ölmeyecekti ve belki de bina yıkılmayacaktı. Halbuki sağ Kanadın sağ duvara çarpması, ön, arka ve yan duvar kolon-arını patlattı. Bina yıkıldı. O halde teröristler hedefi aslında tam istedikleri gibi vurdular. Çünkü binalar çöktü
 
Bil Kendini
Bu arada işin görünen kısmıyla, belki de yapılmak istenen alakasızdı.   Düşünsene olaydan sonra tüm ABD TV'leri hiç ara vermeden beş gün dehşet görüntülerini yayınladılar ve başta çocuklar olmak üzere, herkesin psikolojisi alt üst oldu. Tüm aileler çocuklarını psikologlara taşıdı. Psikologlar bütün bu olanların bir film olduğunu anlattı çocuklara. Tam bu sıralarda bir kısım psikolog bunun doğru olmadığını, çocukların psikolojilerinin daha da bozulacağını ve onların bir daha da toparlanamayacağını söyledi. Hakikaten de doğru. Bugünkü olayın film olduğuna inanan Amerikalı bir çocuğu düşünsene, yıllar sonra tüm bu yaşananların bir film olduğunu söylediğinde ne kadar komik olur. Kim bilir belki de teröristlerin amacı çocukların psikolojilerini bozup, 20 sene sonra salak bir Amerika üretmekti. Kim bilir belki de bu hiç akıllarına bile gelmedi. Belki de bu facia diye bahsettiğimiz olay sadece bir kazaydı. Hiçbir şey göründüğü gibi değil işte ve tüm ihtimaller halen %50.
Dikkat! Elmanın içinde çok bilmiş bir kurt var...
       Uzayın sonsuz bir boşluk olduğu hemen hemen tüm uzay bilimcilerin hemfikir olduğu bir konudur. Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük fizikçisi Albert Einstein bile sonsuz demişti uzaya. Acaba uzay gerçekten sonsuz mu? Yoksa bu da mı aslında göründüğü gibi değil.
Çok büyük çok...
     Bir zamanlar bir elmanın içinde büyük bir kurt yaşarmış. Akşama kadar gezer dolaşır, gününü gün edermiş. Akşam oldu mu çocuklarıyla birlikte oturup en keyifli tarafından bir parça elma yermiş. Çok mutluymuş. Bir akşam kanepesinin üstüne
     
 
 
16
 
17
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
uzanmış ve TV seyrederken, kainatın ne kadar büyük olduğunu düşünmüş. Vay be! demiş. Şuraya bak her taraf elmayla kaplanmış, ucu bucağı yok. Sonsuz... Babam, sonunu bulan hiç olmadı derdi de ben inanmazdım. Bu sonsuzluğun içinde ben neyim ki? Düşündüklerini çocuklarına da anlatmış. Hepsi hayret içinde kalmış. Yaşadıkları yerin büyüklüğü karşısında dehşete düşmüşler. Beraberce vay be deyip, uyumuşlar...
'Peki sonundan
       ...Ve çok bilmiş kurt sordu: sonra ne var?"
     İnsanlığın tarihi kadar eskidir bu soru. Diyelim ki bütün bunların bir sonu var. Peki o zaman sonundan sonra ne var?
     Ev mantığıyla hareket edildiği için, bu soru kafaları kurcalıyor. Bu odadan geçtim öbür odaya geldim, sonra da ötekine. Peki o son duvardan sonra ne var? Sonundan sonrası ne? Bazen anlamaz olursun *da ısrar edersin. Ama iş bitmiştir. Artık anlayamazsın. Bu da o anlardan biri işte.
     Sonundan sonra Yaratıcının kudretinden başka bir şey yok! Kainatı dünya, dünyanın dış yüzünü uzayın sonu, atmosfer diye tabir edilen yeri de yaratıcının gücü olarak kabul et! Sonuçta gördüğün her ne varsa yaşama dair aslında hepsi bir bütünün parçası. Öyle bir bütün ki her şeyi kuşatmış. Öyle bir bütün ki her şeyi kuşatmakla kalmamış, her zerrenin içine gizlenmiş. Daha nasıl anlatılır ki? Bütün işte, bütün! -;$rmM •-::.-:£. nrj ~ <.ı" •{V.UCH o.
18
 
l
 
Bil Kendini
     Bütün bu anlattıklarımı görmen hiç de öyle zor değil, yeter ki haddini bil ve düşün! Aklının da bir sınırı olduğunu kabul et! Bu bir karıncanın, senin yaptığın basit bir masayı anlayamaması gibi. Daha masayı çözemeyen bir akıl masanın ustasını nasıl çözebilir ki? Daha atomun sırrına varmayan aklınla atomu yaratanın aklını ve yaptıklarını sorgulamaya kalkmak, kusura bakma ama büyük küstahlık. Kendine gel, bu muazzam akıl karşısında kendi aklını düşün ve haddini bil! Uzaya sonsuz deyip de komik olma. Pes etmen gerektiğinde pes etmeyi bileceksin...
     Belki de bu sınırsız dediğimiz uzay, aslında sadece başka bir dünyadaki bir çiçeğin tozudur (Polen). Kim bilir?...
Son gün...        , „.
(           l
     Yeni doğan bir bebeği kapısı ve penceresi olmayan 100 nf'lik bir odaya hapsettiler. Odada bir yatak, bir banyo, bir tuvalet, büyükçe bir masa, bir koltuk ve yerde de duvardan duvara döşenmiş halı vardı. Oda gizli kameralarla izleniyordu. Odanın ısı ve ışık düzeni dışarıdan kontrol edilip, duruma göre değiştiriliyordu. Bebeğin yiyecek ve içecek gibi temel ihtiyaçları, bebek uyuduğunda özel bir sistemle karşılanıyordu.
     Bebek büyüdü. Yirmi yaşına geldi odadaki adam. Onu ilk günden beri izleyen bilim adamları, artık onu odadan çıkarmaya karar verdiler. Kendi aralarında konuşuyorlardı. "Çok şaşıracak çok!" dedi biri. Öbürü "Bence şaşırmayacak! Sadece anlama-
19
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Bil Kendini
 
 
 
ya çalışacak." dedi. Bir başkası "En çok güneşi görünce ne yapacağını ve buna kalbinin dayanıp dayanamayacağını merak ediyorum." dedi. Diğeri "Bence bizi görünce çıldıracak!" diye yorum yaptı... Herkes bir şeyler söyledi.
...Odanın çok gizli ve hiç kimsenin bulamayaca-
^       ğı bir yerinde bulunan kapısı, yirmi yıl sonra nihayet
açıldı. Herkes genç adamın tepkisinin ne olacağını
bekliyordu... Genç adam, kapının açıldığını görünce
şaşıramadı bile. Öldü!
      Yıllarca zavallı bir gölü okyanus diye yutturdular bize!
     Amerika aslında süper güç filan değil, sadece mevcutların en iyisi. Şöyle ki; ortada su birikintileri ve sadece birkaç tane göl varsa denize giremezsin. Çünkü ortada deniz yok... Sonra sana "Büyük su hangisidir?" dediklerinde, sen hiç çekinmeden göle büyük su dersin. Her ne kadar da ABD, bir okyanus gibi gözükse de aslında o sadece bildiğimiz en büyük sudur. Hepsi bu!
     Eğer bir gün insanoğlu kendi gücünü keşfederse işte o zaman Somali bugünkü ABD olur ve o gün bizler, bugünün okyanuslarına küçük su birikintileri diye bakarız.
     Artık ABD'yi bir göl, diğerlerini de irili ufaklı su biri-
! kintileri gibi düşünmeli ve gerçek okyanusa ulaşmayı hayal
etmelisin. Sadece bu felsefeyi hayata geçirmekle bile dev-,
rim yaparsın... |
 
Yapılabilecek en büyük haksızlık...
     Bazı abiler şöyle bir laf ettiler: "İnsan, beyninin en fazla yüzde üçünü kullanabilir. Einstein bile beyninin yüzde beşini kullanabilmiştir." Niye yahu, niye? Elimin, ciğerimin, gözümün, kulağımın yüzde yüzünü kullanabiliyorum da, yine bir organım olan beynimin sadece yüzde üçünü kullanabiliyorum? Ayrıca kâinatta fazla veya eksik olan herhangi bir şey var mı? Elbette ki yok! Olamaz da. Eğer evrime inanıyorsan, doğa fazla olan şeyleri zamanla yok eder veya yerine yenilerini koyar. Allah'a inanıyorsan sonuç yine değişmez ve sen bilirsin ki Allah'ın yarattığı hiçbir şey fazla ya da eksik olamaz. Çünkü O kusursuz yaratır...
     Madem kainattaki her şey tam kıvamında ve kararındadır; o halde neden beyin gibi bir organ, hem de yüzde doksan yedi nispetinde fazladan yaratılmış olsun ki?
     Einstein beyninin yüzde beşini kullanıyorsa bu onun sorunudur. Ben yüzde yüzünü kullandığımdan en az kendim kadar eminim.
HJ'
Ya uzaylı mimarlara ne dersin?         g = r
     Bazı kendini bilmezler beş bin sene önce yapılan ve insanlığın yüz akı olan piramitler için: "Piramitler uzaylılar tarafından yapılmıştır. Çünkü insanların o devirde böyle bir Şey yapmalarının ihtimali yoktur." diyorlar (Yüzde üçlük bir beyinden bu beklenirdi zaten.)
     İnsan gözü, 4000 A° - 7000 A° arasındaki ışınları al-9'lar. Yani biz görebiliyorsak orada 4000 A° - 7000 A° arasında bir ışık miktarı var demektir. Eğer bize göre ışık
    
 
 
20
 
21
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Bil Kendini
 
 
 
yoksa karanlıksa; o ortamdaki ışık miktarı bizim görme sınırlarımız dışındadır. Yani ışık miktarı 4000 A° nın altında ya da 7000 A° nin üstündedir. O halde bizim görmüyor olmamız ışığın olmadığı anlamına gelmez. Sadece bizim görebilme kapasitemize göre vardır veya yoktur. Bazen senin göremediğin yerde sıradan bir kedi görebilir. O halde tüm canlıların görebilme kapasiteleri farklı olduğuna göre, ışık her zaman vardır ve ışık her zaman yoktur...
      Her şeyin bir sınırı, bir sonu olduğu gibi, insan aklının 'da bir sınırı var tabii...
     Yüzyıllar önce yapılan piramitlerin insanüstü olduğunu düşünüyor olmamız akıl sınırlarımızın daralmış olmasının bir sonucudur. İnsan aklı beş bin sene önceki insana göre, kullanılan kapasite anlamında oldukça ciddi bir tahribata uğramış ve değer kaybetmiştir. Ne yazık ki bu yavaş yavaş olduğu için fark edememişiz. Belki birden olsaydı "N'oldu bize?" diye sorma şansımız olabilirdi.
Şimdi ise gerilere dönüp baktığımızda piramitlere ve
mumyalara hayret ediyoruz... Piri Reis'in haritasını bile
uzaylıların çizdiğini düşünüp, Mimar Sinan'ı insan ustu go-
' rüyoruz. Sokrates, Eflatun, Aristo... gibi düşünürlere gıp»
ile bakıyoruz. Kümesteki kartal gibi...
Yanlış hesap benden döner...
iribclll   ueyıııııııı    ııcnu*.   ju«.u~              s.
Bilim adamları insan beyninin yüzde altmışının halen
"İnsan beyninin henüz yüzde kırkı çözülmüş-
            -ı-—~.~ halen
tür.1
 
muamma olduğunu ve henüz çözülemediğini söylemektedirler. Yanlış hesap!
     Bir kahvehaneye gittiğini ve bir çay istediğini varsayalım. Garson sana çayı getirdiğinde, ocaktaki kalan çay miktarını bilebilir misin? Elbette ki hayır. Demlikte on dokuz bardak çay kaldı diyemezsin. Halbuki çayı istemeden önce ocağa geçip, demlikteki çay miktarını ölçebilseydin ve toplam yirmi bardak çay olduğunu öğrenseydin, sana gelen bir bardak çay olduğuna göre on dokuz bardak çay kaldı diyebilecektin. Peki nasıl oluyor da yüzde yüzünü bilmedikleri bir şeyin (beynin) çözdükleri kısmına yüzde kırkını bulduk diyebiliyorlar.
     Bunu söyleyenlerin veya buna inananların amacı belli: İşin içinden çıkamadıkları bir durumla veya soruyla karşılaşınca; "Valla biz henüz o kısmını çözmedik." demek için basit bir kurgulama bu...
"Uyuyan İnsan uyuduğunu bilmez."
Hayvan, hareket edebilen bir domatestir.
... .. ^9er insanoğlu uyuşturulmasaydı hiç kimse "İnsan
üşünen bir hayvandır" diyen büyük hayvanı halen alkış-
( mazdı. Bundan yaklaşık iki bin beş yüz sene önce Aristo
^nsan düşünen bir hayvandır." demiş ve tarihe geçmiş.
 az düşünen herkes, bu cümlenin ne kadar saçma oldu-yunu anlar.
  
 
 
'22
 
23
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Bil Kendini
 
 
 
     İnsan insandır, hayvan da hayvan. Birisi bana Mehmet'ten bahsederken, benim aklıma hjçblr zaman bir böceğin düşünen versiyonu gelmiyor...
     Bir gün bir kedi görmüş Aristo. Düşünmüş ve "Allah Allah! Kediye bak, o da tıpkı benim gibi yiyor, içiyor, çoğalıyor, yaşlanıyor, ölüyor... Tek farkımız, ben dü-şünebiliyorum. O halde İnsan düşünen bir hayvandır." demiş. Sen de yüzyıllarca alkışlamışsın. Hepsi bu ha! Yahu çıldıracağım, ne var bunda? Şimdi, ben de geçen gün evde çiçeğimi sularken fark ettim. Çiçek de tıpkı bir hayvan gibi nefes alıyor, besleniyor, büyüyor, çoğalıyor, yaşlanıyor, ölüyor... Tek fark var, hayvan gibi yer değiştiremiyor. O halde: "Hayvan hareket edebilen bir bitkidir." dersem ben de tarihe geçer miyim acaba? Kendine haksızlık etme. Sen bir insansın. Başka söze gerek yok.
     Bu arada hemen belirteyim. Aristo'yu yermek için anlatmadım bunu. Büyük bir düşünür olduğu su götürmez bir gerçektir. Ama büyük bir düşünür olması gaf yapmayacağı anlamına gelmez. Ben Aristo'ya tavır almıyorum. Bu sözüne tavır alıyorum. Yanlışı alkışlayamam. Değil Aristo, babam bile olsa...
İnanmadığını alkışlamayacaksın.
İnandığını da avuçların patlayıncaya
kadar alkışlayacaksın.
 
Reenkarne oldum!        H?
      Birisi reenkarnasyon dedi, bir anda binlerce insan daha önce yaşadığını iddia etmeye başladı. Halk arasında ruh transferi olarak bilinen reenkarnasyon, bir anda bilim adamlarının ilgi odağı oldu. Böylece insanlar önceki yaşamlarını daha net hatırlamaya başladılar. Bilim adamları daha derinlemesine araştırdı konuyu. Bir kısmı hemen kabul etti reenkarnasyonu. Kimsenin, belki de hiçbir bilim adamının aklına şu soru gelmedi: İnsanın merkezi beyindir. Her türlü faaliyet beyinle idrak edilir. Hatırlamak da beynin bir marifetidir. O halde nasıl oluyor da, bir ruh bir başka bedene girince söz konusu şahıs daha önceki yaşadıklarını hatırlıyor? Eğer bu doğru ise, ruh transferi neticesinde kişi geçmişini filan hatırlıyorsa, o zaman insanın merkezi beyni değil ruhudur. Bu durumda da beyinle ilgili söylenen her şey boşa çıkar. Kısacası reenkarnasyona evet demekle beyni reddetmek aynı şeydir.
     Çok basit bir örnek olacak belki ama bitkisel hayatta olan bir insanın ruhu bedeninde olmasına rağmen ne bir acı duyuyor, ne de herhangi bir şey hatırlıyor. Çünkü, beyin işlevini yitirmiştir. Belden aşağısı felç olan bir insanın söz konusu bölümünün beyniyle olan irtibatı kesildiği için hiçbir şey hissetmez. Ama felç olan kısmı canlıdır ve kan bir şekilde sirküle olmaktadır.
     Sonuçta herhangi bir şeyi hatırlayabilmek için mutlaka beyne ihtiyaç var. Ruh sadece diri durmamızı sağlayan bir mefhumdur. Hatta daha ileri giderek, "İnsan ruhuyla bir "ayvanın ruhu arasında hiçbir fark yoktur. Tüm farklılıkları beyin oluşturur." diyorum.
     
 
 
24
 
25
 
Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım
Bir aslan miyav dedi...
     Geçenlerde bir çok televizyon kanalında ormanlar kralı aslanın, bir ceylan yavrusunu evlat edindiği ve onu tüm tehlikelere karşı koruduğu büyük bir ibret ve hayret vesikasıymış gibi sunuldu. Herkes-şaşkınlıkla izledi bu olayı. Hatta bir arkadaşım o kadar çok etkilenmişti ki, ertesi gün kalabalık bir ortamda, "Bir aslan kadar olamadık, birbirimizi yiyoruz!" dedi. Ben de; "Birbirimizi yediğimiz doğru da "Bir aslan kadar olamadık" da ne demek? İnsan olmayı denesene! Ayrıca bize kahraman gibi sunulan o aslan kesinlikle özürlü bir yaratık. Aslan, aslan gibi davranmalı. Ceylan yavrusunu yemeyen bir aslan kesinlikle özürlüdür." dedim. Hepsi beni ruhsuzlukla itham etti.
     Buna benzer haberler zaman zaman çıkar ve ben her seferinde gülerek izler geçerim.
     Bir aslan miyav diyorsa onun tedaviye ihtiyacı vardır, ne güzel taklit yaptı diyemezsin.
•       "Bilim adamı" yok, "Bilim adamı adamı." var...
     TV'lerde bir dolu tartışmaya katılan, saatlerce konuşan ve bilim adamıyım diye geçinen insanları en objektif gözlüğünü takarak bir izle. Hatta eline kağıt kalem al ve konuşmaları yaz. Sonra yaklaşık dört - beş saat süren tartışmayla ilgili notlarını gözden geçir. Kaç tanesi Benim iddiama göre, kaç tanesi Benim araştırma sonuçlarına göre, kaç tanesi benim yaptığım deney ve gözlem sonuçlarına göre veya kaç tanesi Benim teorime göre diye başlamış cümleye? Eğer bulabilirsen bu cümlelerin altını
 
Bil Kendini
yo|^
kırmızı kalemle çiz. Sonra kırmızıları say. denecek kadar az. Gerçekten çok acı.
Darvvin, kendi teorilerinden vazgeçti ^ bilim adamları Darvvin'den vazgeçerdi,
ya.
başı
     Evrim tartışılırken, kimse 150 küsur ,, şayan Darvvin'in ötesine geçemiyor. Darwir Darvvin filan dedi veya Darvvine göre cümleler. Peki sen ne diyorsun be adam?
l*s
.,          - -     -^ y*
rin Darvvin'in teorileri. Sen ne diyorsun? BenParwi bi düşünüyorum veya ben Darvvin'e katılmıy0rlj(n der Darvvin'den başka kime veya neye ne katar /||ah aŞkih.a?'
     Fizik tartışılırken, bu sefer Einstein'ın tartışılırken. İmam Gazali'nin ötesine geçernjy0r kim§e
Tıp tartışılırken de durum aynı. Hipol<rat'..
na giriyor bilim adamları. Ne acıdır ki bugün(intıP hala 2.500 sene önce bir yemin andı yazan Hip0krat'ı ^' madı. Hiç mi bir şey değişmedi 2500 senedir ^ şey*:' m mı? Kaldı ki Hipokrat yemininde geçen "T^ hast^ar ma eşit muamelede bulunacağım." ifadesi o dör1emdeb !' ki söylenebilecek türden bir ifadeydi ama 2o0ö'li yıllar(j ooyle bir beyan utanç vericidir. Altı sene ünive,«ite oküvj* D'r insana bu ahlakı veremeyen bir sistem, iki d*kikal|L h Yemin metniyle neyi halletmeye çalışıyor? Be^e 21. yü'r rin    H°kt°rlar çözüm üreteceklerine, büyük qü$ünec6J; e' devnm yapacaklarına, tedavisiz hastalı^ pirak^ J"
 
 
 
26
 
27
 
Ben Dünyanın En Akıllı k
Alıyım
'yi, Hipokrat'ı aşacaklarına.
inet-
caklarına, jbn . mendirler        b|na'
 
ar'nı anlamak uğruna kendimizden
Başkai
Eğer &
yandan da ev •   au£lmları Darwm'i anıamayaj^onçın
dar Darvvin m       '"9'1' araştırmalar yapsalardı, şirr^n, bir
renmiş olurdM    in kalmazdı ve bizler çoktan geriye ka-
'auk.     Hği ög-
Eğer
Eğer bin
biraz da fi2jöi m adamları sadece Einstein'ı anlam*
lardı.    anl^aya çalışsalardı, kim bilir neler »K yerme
'           ^ulacak-
Eğer fjki
ıey
lan kadar js! "^ Omları İmam Gazali'yi anlamay^
Çok daha bet yet>i anlamaya çalışsalardı, şu and,   çalıştık
Dolacaktı...      Wş*
yinesi-,
işini iyi yapm * bu sözlerim herkesi kapsamıyor. r
fazla TV'lem *Va Çalışan birçok bilim adamı var. gerçekten
lar sözlerineI9ör^mezsin. Medyatik değildirler. Anları ÇOK
göre diye hp      irn teorime göre, benim araştı^unku o^n
Onları yü2|er Şlar|^r ve biz böyle adamları pek   balarım*
Biz Gallileov    Ser>e sonra anlamak daha anlaml» Gevmeyiz-
gerçekten dft    ar»z. sonra da oturup ağlarız me^gelır ^__
°nüyormuş diyerek.      V dünya
Eğer bin
karak, gerÇe,m; Araştırmalardan ve gözlemler^ hep başka|a,9e u»aşma çabasıysa ve sen her ^nyoiav
'nırı   araştırmalarını referans alıyor^ seferin     .
san,
l
can. U^y
2Q
 
Bil Kendini       |l'c        x
nüm ama sen asla bir bilim adamı değilsin. Sen sadece kendini bilim adamı zanneden bir bilim adamı adamısın.
Kızıyorum...
     Tartışmalarda iki cephe olmasına kızıyorum. Masanın bir tarafında ötenaziyi savunan, diğer tarafında savunmayan adamların oturup tartışmalarına kızıyorum. Ben sucuyum, bucuyum diye şartlanarak söz konusu platforma gelen bir insan, karşı tarafın söylediği ne olursa olsun inansa da, inanmasa da reddetmek zorunda hissedecektir kendini. Bunun uzantısı olarak bize yansıyansa, hiçbir tartışmanın doğruyu bularak neticelenmemiş olmasıdır. Bunun istisnası yok. Neden? Çünkü kimse kimseyi dinlemiyor.
Sus!
   Ona doğduğundan beri birileri susmaktan bahsetti. Susmanın ne kadar kutsal olduğunu anlattılar hep. Susmak altın, konuşmak gümüş dediler. Altının gümüşten daha iyi olduğunu, daha pahalı olduğunu da onlar söyledi. Düşündü. "Altın daha iyi ise ve susmak altınsa susayım o zaman" dedi. Bir gün konuşmak istedi, ağzını açtı, birileri hemen biber sürdü ağzına. Biber ağzını yaktı. Susmanın daha iyi olduğuna tam olarak inandı artık. Konuşmak ağzını yakıyordu Çünkü. Sustu. Biraz daha büyüdü. Biberin acısı kayboldu ağzından. Bir daha konuşmaya kalktı, birileri e|iyle ağzını kapadı. Her doğru her yerde söylenmez ediler. Ara sıra yalan söylemesi gerektiğini o gün frendi. Sustu.
29
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
n    Ara sıra açsa da ağzını, doğruyu söylemekten kork-tu hep.
Susmayı çok iyi öğrendi. Çok güzel susuyor.
Dinlemeyi bilmiyor, sadece susuyor. Arada Dır ko-
,     nusmas, gerektiğinde de bildiğini söylemiyor söyle-
mesTgerekeni söylüyor. T.pk. ucuz dan.şmanlar g,b,
.»'        Kendini çok iyi geliştirdi. Bilmiyorsan sus
adam sansınlar sözü ona ait. Geçenlerde ona, sus-masam da dinlesem, dinleyişe öğrense,m beni
; adam sanmasalar da, ben adam olsam ded. bm c, a ona 'sus' dedi. O şimdi bizim mahallede oturuyor. Dediğini yaptı. Dinlemedi, sadece sustu ve b.z onu gerçekten adam sandık.
     Asla susmamaksın. Dinlemelisin. Anlamaya çalışmalı-sm. Yanlışsa savunduğun, ben yanlış JJİY^^^ di doğrusunu öğrendim. Sana teşekkür edenrn.deme lisin. Ancak böyle olursa, gelişebiliriz. Aks. halde, horoz do vüşü izlemeye devam...
Efsaneleri seviyoruz.
 
Bil Kendini
     Derler ki; "Aristo, düşüncelerini çekinmeden söyle/0 çok rahat bir insandı. Eski Yunan'da köle sayısı özgür ms* sayısının yaklaşık iki katıydı. İnsanlar söylemekten kor lan sözleri "Aristo böyle demiş, Aristo şöyle demiş" , rek Aristo'ya mal ediyor ve böylece fikirleri yüzünden uçlarına dert almıyorlardı. Eğer ifade insanlara çok sert g&1 se "Bunu ben söylemedim, Aristo söylemiş!" diyorlar0 ' Çünkü Aristo cesurdu ve her şeyi söyleyebilirdi."
     Şimdi kafanı iki elinin arasına al ve düşün. Şu ana K^ dar gelen ve Aristo dedi, Sokrates dedi, Eflatun dedi, fl£ men Diyojen dedi diye başlayan tüm sözler acaba gerç0K ten onlara mı ait, yoksa hararetli hararetli savunduğum1-' ( bu sözlerin bir çoğu aslında sıradan insanların uydurm^ mı?
     Efsane üretmek, fikir üretmekten daha zor. Çün^ efsane üretmek için bir de kahraman lazım. Seni kolay o& m yapmaya davet ediyorum- Düşünmeye, fikir üretmeye-''
     Eğer gerçek bir bilim adamıysan, sadece bilim „„„. 'arıyla ilgilenmek yerine, biraz da bilimin kendisiyle ilgile»1' men gerekmez mi?
Haksızlıkta son nokta...
      EPey bir zaman da dahilerin doğuştan gelen ustu Suçleri olduğuna inandırıldık...
* Bu bir yetenek işi ' Onunki Allah vergisi ' Doğduğunda belliydi ' Herkes yapamaz
 
 
 
30
 
31
 
mekiğin uğraşmazdı.
Ben
Daha ac,mas,z olanlar dava,ö,
. Şanslı adam
 ekstra bir güç meşinde ampulü
 
ünlerle tanışma»»*'_--kullanabiliyor da ondan
 
Bil Kendini
    Tüm dünya yukarıda ad. geçen ve geçmeyen mor-, ,P uvusturulmuştur ve insanoğlu kendi eliyle kendi de-finle vo etmeyi başarmıştır. Eğer tersine bir çaba sarf haS'nHik s anda hiç kimse piramitlere hayret etmezdi, etSehinmîz halen Edison'u konuşuyor olmazd.k. Çünkü ampul çoktan demode olmuş olurdu.
Tüm mucitler önce aynı şeyi keşfettiler: "Kendilerini..."
Normal bir insan olman kafi!
Sen bir dahi olarak doğdun. Bunu çok rahat söyleye-bilmelisin. "Ben insanım" der gibi... Düşünsene acaba tekerleği bulan adam ben dahiyim demiş mıydı? Hayır. O sadece insan olduğunu söylüyordu. Sonra, "Dahilik   kavramı çıkınca dahiler ve dahi olmayanlar diye ayırdılar bizi. ilk sınırlama da buydu. Halbuki önceleri sadece çalışan ve çalışmayan insan vardı. Çalışan, bugün dâhiyane sayılabilecek şeyler üretiyordu. O halde dahi olmaya çalışmak aslında yersiz bir çabadır. Yapılması gereken sadece normal bir insan olmaya çalışmaktır. Benim derdim de bu işte. Anorma-lize olmuş insanlığı, yeniden normalize etmek...
     Önce farkında olduğunu göster: "Ben bir insanım. Beyninin her iki lobunu kullanan insan dahidir, diyor-'ar. Ben doğduğumda zaten iki lobumu da kullanıyordum. Elimde olmayan nedenlerle bu yönüm köreltildi. Ben tekrar
     
 
 
rucularla chat'le, TV'yle.
 
33
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Bil Kendini
 
 
 
ben olmak, normal bir insan olmak ve beynimi yaratılışıma uygun kullanmak istiyorum" de!
Beyinle ilgili birkaç cümle...
 
sadece hSd'ı i'61*80 hayal etmen 9erekmeZ' ^ sadece hayal edileni düşünürsün! (Sol beyin) Halbuki bir kitap okurken durum çok farkM,, wL °?.y^L ! ,1» mu-
 
 
 
         -j..~jv<. <-/n mı ourad daha enteresan olanı, sonuçlar laymış diyor.) Rakami~- --
Matematik
Muhakeme
Analiz
Okuma-yazma
Rakamlar
 
Nasırsı Madde
 
Resim Ritim Renk Müzik H. Gücü
 
lob) Sonra senin ya-eğini hayal edersin, oynarken her iki lob birlikte ça-
lışmış olur...
                       • Muhakemeye gerek yoktur 'oto oynuyoT On M h-TT ^ °İddİ Dönerek, sa-emerek l°n Üü bu?dan- on da obadan yirmi .k.-
, bayağı da ko-
 
 
 
       Üst beynin iki lobdan oluşmuştur. Sağ lob; resim, ritm, renk, müzik, hayal gücü gibi sosyal sayılabilecek konularda, sol lob ise; matematik, muhakeme, analiz, okuma yazma ve rakamlarla ilgili konularda seni destekler.
       Doğduğunda beyninin her iki lobunu da aktif olarak kullanabiliyordun. Yani dahiydin, ancak daha sonra yukarıda anlattığım uyuşturucular iki beyin arasındaki geçişgen-liği sağlayan nasırsı maddeyi etkilemiş ve iki beyin arasın-^ daki iletişim iyice azalmıştır. ,,,,,:ı,,,.., •->,,•,-
 
yapma geleneği. Yüzyılla1"
Şuz.
tutmuş"heT kar' a°!I" Vapmiş' sonra biz de ° modelİ Ka? kL karrtfl   yagdl9lnda kardan adam yapar olmu-^K?™^ yapm'Ştir ki h«yatmda? En bü-haval etmS. -         ' düşünüleni düŞünüp, hayal edi-
fevkalâde mümkün. Sonuçta
-"Olbi ka^TZr?™!?1,? İÇİn; İki bey'n birbirinden ve-'k yavaş öâret ?      dah"iğin de böV'ece sona ermiş-9renen, yavaş karar veren, çözüm üretmek-
 
 
 
34
 
35
 
 
 
 
Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım
Bil Kendini
 
te sıkça geç kalan, sürekli tüketen ve bir türlü üreteme
yen, zor anlayan insanlar olmuşuz. İşin güzel bir tarafı var
sa, o da; her şeye rağmen iki lobu tekrar barıştırabiliyor ol
mamızdır.        
     Eğer istiyorsan yapabilirsin. Önce en mükemmel yaratık olduğuna inan ve anlattıklarımı kendi hayatına uyarla!
     Sendeki hazinenin yanında Süleyman'ın hazinesi de kaç para?
     Sen yüz milyar sinir hücresiyle (Nöronla) doğdun. Bunlardan yaklaşık on milyarı beynine yerleştirildi. Nöronlar diğer hücreler gibi artmaz. Aldığın darbelerle, içtiğin sigarayla, kullandığın alkolle, yaşlanman gerekçesiyle kısmen azalır ama asla artmaz.
     Nöronlar insanların bilgi bankasıdır. Her nöron ayrı bir hazinedir ve binlerce bilgi içerir. Tüm bildiklerine, nöron denilen bu hücrelerden ulaşırsın. Tecrübelerin de bu hücrelerin içinde gizlidir. Karar verirken de yine aynı şekilde bu hücrelerle irtibat kurarsın ve karar verme hızın, bu hücreler arasındaki bağlantıların kıvrak olmasıyla doğrudan ilgilidir...
     Sen de diğer dahiler gibi, sahip olduğun bilgilere anında ulaşabilirsin. Olaylar, nesneler ve durumlar karşısında çok daha pratik ilişkiler oluşturabilir ve analitik düşünmeyi başarabilirsin. Bu da mevcut loblarm arasındaki entegrasyon sürecinin başlaması anlamına gelir ve böylece sen çocukluğunda bıraktığın dehana yeniden kavuşmuş olursun. Tabii ki aşağıdaki egzersizleri ciddiye alıp, haya'3 geçirirsen...
    
Her bölümün sonunda verilen egzersizleri büyük bir samimiyet ve içtenlikle uygulamaya başlarsan, birkaç gün sonra düşünme hızında çok ciddi artışlar olacağını göreceksin. Bu işin şakası yok!
    
37
 
ırn
Ben Dünyanın En Akıllı insanıy
Egzersiz zamanı Saçmalama Metodu
     Amaç: Nesneler arası absürd ilişkiler oluşturarak beyin entegrasyonunu sağlamak.
*
   '*   Meselâ; bir bıçak ve birkarpuzla ne yaparsın deseler, hemen hemen herkes "karpuzu keser ve yerim" diye cevap verir. Bu doğrudur. Çünkü kafamızda bu iki nesneyle ilgili ilişki böyle kurulmuştur. Burada bıçak karpuzu kesmek için vardır. Dolayısıyla bunu tekrar düşünmek sana hiçbir şey katmaz. Bilgini tekrarlamış olursun! Halbuki karpuzu bıçağın ucunda bir top gibi çevirerek bir fotoğraf çektirip, "en iyi fotoğraf yarışmasına" katılmak aklına hiç gelmez. Veya çok büyük bir karpuzun içinde bir bıçak fabrikası hayal etmek aklına gelmez. Halbuki bu hem absürd, hem de normalde olamayacak bir şeydir ve beyinde yeni bir açılıma sebep olur. Toplamda da analitik düşünmeni olumlu yönde etkiler...
Kitap - Kalem
     "Kalemle bir kitap yazardım" dememen gerekiyor Çünkü kitap ve kalemle ilgili bilgi bağı böyledir. Daha analitik düşünebilmek için yeni bağlar oluşturabilmelisin. Kitaptaki her harfin kalemlerden oluştuğunu (l harfinin bir kalem olması gibi) hayal et mesela!
       Bu çok kolay değil elbette. Dahi olmak istiyorsa11 eski alışkanlıklarını kırmalısın. Tüm anlatılanları unut, ^ şeyi yeniden yorumla! Göreceksin ki bu hem çok keyi"1
 
Bil Kendini
hem de çok anlamlı olacak ve ekstradan da iki beynin arasındaki entegrasyonun yeniden kurulmasını sağlayacak.
işin Mantığı
       Bir bardak çay ve bir çay kaşığı düşün; ilk akla gelen "çay kaşığı ile çayı karıştırmak"tır. Beyin bu ilişkiyi çok çabuk kurar ve resmeder. Oysa büyük bir çay kaşığıyla çay servisi yapmak fikri hemen gelmez... Dolayısıyla beyin zorlanır. Sağ ve sol beyin sohbet ederek birbirine yaklaşmak zorunda kalır.
İşte loblar Sollob -
Sağ lob -Sollob -
Sağ lob -Sol lob -
Sağ lob -Sol lob -
Sağ lob -
Sol
Sağ
Sol
arasında geçen minik bir diyalog:
Nesneleri veriyorum. Bir bardak m
çay ve bir çay kaşığı...
Tamam işte çayı karıştır.
Hayır öyle değil! Alışılmadık bir şev
istendi. ,
Nasıl yani?
Valla bilmiyorum. Daha önce hiç ,
yapmadığımız bir şey...
Daha önce hiç yapmadığımız bir
şey mi?
Evet aynen öyle. Hemen başlasan iyi olur!
Bulamıyorum abi be!
Zorla kendini mutlaka bulursun
Buldum galiba! Çay kaşığı ile çay
servisi yapmak...
Harikasın valla! Kırk yıl düşünsem
aklıma gelmezdi...
 
 
 
38
 
39
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Bil Kendini
 
 
 
     Halbuki var olan bağlantıya ulaşmak için geçen diyalog sadece ilk iki cümleden ibarettir. Dolayısıyla düşünülmeyene yoğunlaşmak, beynin iki lobu arasıdaki diyalog miktarını ve artırarak, zihinsel gelişimine pozitif etkiler yapacaktır.
     Bundan sonra etrafına bak ve her ne görüyorsan aralarında saçma - sapan, olamayacak absürdlükte bağlantılar kur! Eğer kurduğun bağlantı olabilecek türdense yeniden dene.
       İpucu: Küçük nesneleri büyüt, büyük nesneleri küçült. Az olanları çoğalt, çok olanları azalt. Bolca renk kullan. Kurduğun bağlantıları sahki yaşıyormuşçasma canlandırmaya çalış.
     Bütün bunlar aslında alışılmış düşünce kalıplarını yıkmak için. İlk başlarda çok kolay olacağını zannettiğin saçma ilişkileri yakalayamayabilirsin. Bu çok normal. Ancak denedikçe bu sürecin hızlandığını göreceksin. Hızlanman loblararası geçişlerin hızlandığına işaret eder. Böylece iki beyin birbirine yaklaşmış olur. İki beyin birbirine yaklaştıkça da daha analitik düşünür, daha çabuk kavrar ve sınırlarını o derece zorlamış olursun.
 
Dünyanın En Güzel Şiirleri
Bil Kendini kendini...
Kainatta yok bir değer, Bil kendini kendini... Kindar kirli ise eğer, Sil kendini kendini...
İnsan derim sana hay hay, Hürmetli ol herkesi say, Kimse ile etme alay, Gül kendini kendini...
Muhtaç gelse geri itme, Muhannete yakın gitme, Altın iken sakın etme, Pul kendini kendini...
Zevraki der kötü eyler, Boyun büker bütün beyler, İster ise sultan eyler, Kul kendini kendini...
 
Gerçek kapasiten bir sürahiyken neden sadece bir bardaklık kısmını kullanasın?!
 
40
 
41
 
2. Bölüm
Yetenek mi Dedin? O da Ne?
Yetenek dedikleri; tembeller •Çin iyi bir kamuflajdan başka bir şey değildir...
 
yetenek mi Dedin? O da Ne?
     Düşünsene; o güne kadar kaç milyar insan v. ^ yaptı? Ama sadece Arşimet tasın suda yükseldiğimi^' etti. Yoksa o güne kadar suyun kaldırma kuvveti yoK
du?      ,
                               fi Düşün! O güne kadar kaç bin insan elma ağacif1 ^ec&
tında oturdu ve kaçının kafasına elma düştü de s® Nevvton yerçekimini fark etti...
X5'
     Düşün! O güne kadar kaç milyar insan gaz la' yaktı da sadece Edison ampulü buldu...
â^'
     Düşün! O güne kadar kaç yüz bin insan fizikle w* ti da sadece Einstein E= mc2 dedi.
     Peki bu nasıl oluyor? Aynı şeyler başkalarının ^^ Sina geliyor ama sadece bazıları olup bitenlere bir * veriyor ve sonra dünyayı değiştirebiliyor?
çok acık.
,0'
     uzeı diye nitelendirilen bu insanlar konularına ^'^' sa n H adamı§lardl ki' ne görüyorlarsa, neye bakıy^dir1' voriarn uAyuyorlarsa hemen kendi konularıyla ilişkil<?r.y0r'
dl" Ar?imet'' düşün; adam herkes gibi banyo ya?
 
ırn
 
Yetenek mi Dedin? O da Ne?
 
 
 
herkes gibi onun elinde de bir tas var ama o
tasa tüm adanmışlığıyla bakıyor ve saçma da
çeleri   söylemekten çekinmiyordu.   Kimin ne
umursamıyordu bile! Yarı çıplak sokağa fırlayın
ye bağırabiliyordu...      p'
 
konusı
 
Tekrar etmek istiyorum: "Yetenek diye bir sev
yoktur..." isteyen herkes herhangi bir konuda en iyi olma yi başarabilir. Zihinsel bir engelin yoksa sen de bir Edison olabilirsin, ihtiyacın olan tek şey beynindeki resim yapma merkezini harekete geçirmektir. Başka bir ifadeyle içinde ki ressamı canlandırmaktır.
 
 
 
Önce sen inan!
      Aya gideceğini söylediğinde henüz 15 yaşında
b.r çocuktu Neil Armstrong. Herkes güdü alav etti
onunla. Onlar güldükçe o ciddileşti, o'nl ral    et   '
çe o mat ettı. Insanm isteyip de yapamayacağı hiç-
bir şey yoktu ona göre. Yıllar sonra haklı çıktın mda
herkes hayret ve ibretle onu izlerken oK hâli
etmeden gayet olağan bir üslupla aya ayak basan ilk
insan olarak, insanlığa şöyle seslendi' "Bu adım bir
•          -;ın çok basit, insanl.k içinse dev bir sıçra-
Daha ne olsun be abi...
Vetenek diye bir şpy
İnsanlar tembelliğinden uydurmuşlar bu yetenek tabirini. Herhangi bir konuda az başarılı olan bir insan, başarılı olmak için ihtiyacı olan yeteneğin kendisinde olmadığını ifade ederek, haklı olmaya çalışır. Bunu yaparken de başarılı olanlara çok büyük bir haksızlık yaptığını bilmez. İy' bilardo oynayan birine "yeteneklisin" demek o insanın tüm çalışmalarım yok saymak demektir. Ne yaz,k ki bunu söyleyen d& bilmez, söylenen de. Hatta yeteneklisin dediğ1' mizde karşı taraf çoğunlukla mutlu bile olur.
46
    
Belki de sen şu anda dünyanın en büyük yazarısın! Eline hiç kalem almadınsa biz veya sen bunu nasıl anlayabiliriz ki!...
       Belki de sen dünyanın gelmiş geçmiş en büyük te-nisçisisin. Ama eline hiç raket almadınsa bunu ne biz anlayabiliriz, ne de sen...
       Düşünebiliyor musun? 21.yy'da birçok insan herhangi bir konu hakkında bir çok kere, hem de hiç denemeden benim o konuda yeteneğim yok deyip kendini kenara çekebiliyor. Böylece kullanmadığı o yönünü kendi eliyle toprağa gömüyor. Çok acı ama şu anda bir yerlerde ömrü boyunca kendini fark edemeyen ve ölmek üzere olan bir fizik dahisi, dünyayı değiştirecek bir lider, marsa gidecek bir astronot var. Kim bilir, belki de o sensin...
Genlerinden medet umanlar da var...
ad        arı bir takım özel yeteneklerin babadan oğula,
resi a ^°Z fen^' ^'k' Seçiği™ öne sürmektedir. Halbuki iyi sının yapan k'1" Babanın oğlunun da iyi resim yapıyor olma-mame9enetİI< yaplyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bu ta-resirn n yetl?me tarzı ve ilgiyle ilgilidir. Bir çocuk babasının yaptığını görerek büyürse resme karşı bir ilgisi olu-
 
47
 
yım
Ben Dünyanın En Akıllı insanı
sur ve beynindeki resim merkezi aktif hale gelir. Sonuç-çocuk da iyi resim yapar.
     İyi resim yapan bir baba herhangi bir kreşten bir çocuk alsa, onun da bir zaman sonra iyi resim yapacağı muhakkaktır. Ayrıca yetenek, genlerdeki bir şifreyse, niye Edi-son'un akrabaları da mucit değildi? Niye Mimar Sinan'ın mimar bir akrabası yok? Niye Einstein'nın fizikçi akrabaları yok? Niye Leonardo da Vinci'nin sülalesinden kimse Mona Lisa benzeri bir eser verememiş? Niye Piccasso'dan başka Piccasso yok? Niye Alexander Graham Bell'in akrabaları bir şey icat etmemiş? NEDEN?
Üç yaşında piyano çalan Mozart için ne diyecek-
sin?
     Bazen çok erken yaşlarda inanılmaz beceriler sergileyen insanlar görürüz. Mesela Mozart. Adam üç yaşında piyano çalmaya başlamış. Yetenek diye bir şey yoksa bu nasıl açıklanabilir?
     Bilinçaltı denilen o muamma, esasında bilinci de etkileyen "büyük bilinç" düzeyindedir. Ancak bilinçaltı kayıtlarının hayatımıza yansıması bazen uzun süreler alabileceği gibi, bazen de anında yansır hayatımıza. Bazen çok basit bir olay bile, durduk yerde içimizdeki dahiyi açığa çıka-rıverir. Sanki bir patlama olur beynin bir yerlerinde. Şimşek çakması gibi bir şey bu. Patlamanın nerede olacağını kimse kestiremez. Ancak patlama olduğu esnada beynimizin hangi noktası aktifse, o bölüm harekete geçer. Kim bilir belki de Mozart'taki bu müzik merkezinin patlaması, Mozart uyurken annesinin çığlık atmasıyla gerçekleşmiştir. Ya da daha ölümün ne olduğunu bile bilmeyen bu çocuğun ya-
 
Yetenek mi Dedin? O da Ne?
nında bir yakını ölmüştür ve oradaki insanların ağlaması sebep olmuştur bu patlamaya.
Çgnin de sihirli bir lamban var...
     Çocukken beyninde herhangi bir patlama otana-yanlar ne yapmalı?
     Normal olan herkes istediği her şeyi yapabilecek donanıma sahiptir. Şöyle düşün: İçinde milyonlarca insan var senin... Ressam var, fizikçi var, matematikçi var, yazar var, heykeltıraş var, sapık var, hırsız var, ipsiz var, ipli var, şarkıcı var, futbolcu var... var da var. En sevdiğini seç, ona yoğunlaş, hayatın değişsin! Çocukluğunda herhangi bir yetenek merkezini patlatamamışlarsa, şimdi sen yap bunu. Bilincinle bilinçaltını birleştir, büyük bilince ulaş ve bitir işi. Böyle davranman, daima o konuyu düşünmeni sağlayacaktır. Bu da eninde sonunda söz konusu merkezin patlayacağı anlamına gelir...
     içindeki insanlardan en çok kullandığın hangisi ise, sen şu anda osun.
     Eğer eğlenmeyi çok seviyorsan, tercihini eğlence merakı olan insanı seçmek yönünde kullanmışsın demektir. Zaten birini seçip ona çok yoğunlaşınca diğerleri yavaş ya-va§ geri çekilecektir. Alaattin'in sihirli lambasmdaki gibi Çağrılmcaya kadar da asla gelmeyecektir...
Düşünsene işi gücü peçete yakıp tabak kırmak, salara kadar dans etmek olan bir insanın içindeki fizik danışı ne diye "Bak tabaklar yere düştü, demek ki yer çe-
 
 
 
48
 
49
 
Ben Dünyanın En Akıllı insan,y,m
 
yetenek mi
 
Dedin? O da Ne?
 
 
 
kimi var." desin ki?...    ,
     Newton ağacın altında otururken elmanın düşmesiyle fizikçi olmadı...Adam zaten arıyordu. Yani beynindeki fizik dahisi hep tetikteydi onun. O halde kural açık, hedefııi le yatıp kalkarsan, hedefinle ilgili okuyup yazarsan, torunlarımız senin de adından bahsederler ve yıllar sonra sen de yüz binlerce insana esin kaynağı olursun.
Bu, gözleri görmeyen bir insanın daha iyi duyması gibi bir şeydir. Beş duyusundan herhangi birini kaybeden birinin diğer duyuları daha iyi çalışır. Kör bir insan daha iyi duyar. Hem kör hem sağır bir insan daha iyi tat alır, gibi... İşe yaramaz dediğin adamları ortadan kaldır ve başar. Tembel adamı yok et meselâ. Sürekli mazeret bulan adamı, kötümser adamı, uykucu adamı ortadan kaldır. Şimdi okşa sihirli lambanı. Başarmak isteyen, çözüm üreten, hızlı düşünen adamı iste. Adeta üzeri toz tutmuş biblo gibi sil onları, parlat, harekete geçir ve bak neler olacak...
 
EgzersİzZamani Ters El Metodu.
söz konusu olunca,
ilişkisi ters işler.
ı   ^n farklı rieö dr. Ama amı ma»y'"' -~ =>-
^^^**^»s*^-
,u konuda çok ciddi çalışmaları vardır.
elimi
=o
i kullanabilmem için bir kaş'k icat etm.ş.
 
Normal kaşık
Babamın yaptığı kaşık.
     Babamm yapt.ğ, kaş.kla sol elle yemek^ysmek imkansız olduğu için ben de mecburen sağ elimi kullanmayı og
renmişim...
     Ters el metoduna göre kullandığın elini değil, ters elini kullanman gerekiyor. Sağ elini kullanan bir tenisçi duşun Sağ elini kullandığına göre beyninin sol yarım küresinde ner gelen yeni top için alternatif bir vuruş bağı olusm^;; (havadan gelen top için ayrı, yerden gelen   top ıçm ayrı
    
51
 
Ben Dünyanın En Akıllı
 
Yetenek
 
 
Dedin? O da Ne?
 
 
 
vuruşlar... gibi) söz konusu tenisçi, raketi sol eline alınca
aynı kalitede vuruş yapamaz. Çünkü beyninin sağ yarım
küresinde alternatif vuruş bağlan henüz oluşmamıştır, fyv
cak üstüne gittikçe vuruş kalitesi artacaktır.     
Alışkanlıklarını kırmaya kalktığında tenisçinin beyin lobları arasında yukarıdaki karikatürde olduğu gibi bir diyalog geçecek ve bu da naşırsı maddeyi harekete geçirecektir. Böylece her ters el denemesinde entegrasyon devam edecek ve bizim tenisçi hem iki elini kullanabilen bir oyuncu olacak, hem de her seferinde dahiliğe biraz daha yaklaşmış olacaktır.
Ters elle yazı yazmak:
      Tıpkı tenisçi örneğinde olduğu gibi yazı yazdığın elin sağ elin ise; "A" harfi için sol beyinde bir çok alternatif oluşmuştur (küçük a, büyük A, el yazısı ile a... gibi). Halbuki kalemi sol eline aldığında, sağ beyin bu konuda tecrübesiz olduğu için sol beyinden yardım isteyecek ve bu da beyinler arası dostluk sürecini hızlandıracaktır.
     Beynindeki iki lobu, aynı binada yaşayan ama birbiriyle konuşmayan iki komşu, kendini de binanın sahibiymiş gibi düşün! Onları barıştırmak sana düştü. Hadi bir şeyler yap!
Ters elle her gün 15 dakika yazı yazmayı dene!
 
1.Yararı: Entegrasyon.
 Bu egzersizi yaparken ilk günler yazının çok çirkin ol
duğunu göreceksin. Ama aradan 10-15 gün geçince yavaş
aş yazının düzeldiğini görüp mutlu olacaksın. Hatta ilk
gün yazdığın yazıyı sakla. 15. gün yazdığın yazıyla muka
yese et ve ters elle yazı yazmanın hiç de zor olmadığını
gör.      . -
2.         Yararı: Ola ki bir gün...
     İki elini kullanabilen bir insan olarak ellerinden birine
bir şey olsa bile ötekini rahatça kullanabilen bir insan ola
caksın. . , ...
3.         Yararı: Sorunlarından kurtulacaksın
     Birçok insan sorunlarını hayal ederek çözme yolunu seçer. Halbuki yazarak çözüm aramak; sorun çözme yollarından en pratiği ve bizi sonuca en çabuk götüren metottur.
bir de
     Babasıyla olan sorunu sadece düşünerek çözmeye kalkan bir genç, sürekli "Babamla aram iyi değil. Allah kahretsin! Babamla aram iyi değil!" tarzında cümleler kurar. Üstelik bunu her söylediğinde öfkesi ve sorunu artarak da-ada büyür. Binlerce defa aynı sözü söylemesine rağmen, e rar ettiğini bir türlü fark etmez ve bu sorun o istese de ha^ese.de bilinçaltına yerleşerek, onun duruşuna, ruh aihi Kil ;İUZÜne vansır- Sonuçta sorununu gideremeyeceği
yeni sıkıntıları başlar.
 
kaâıd,°ıySa sorunu yazarak çözecek olursa, sıradan bir A4 9ia|y'a işi anında bitirebilir.
 
52
 
53
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım          Yetenek mi Dedin? O da Ne?
 
Sorun: Babamla aram iyi değil.
TARAFLAR      -       
a- Ben b- Babam c- Annem •? d- Kardeşim e- Arkadaşlarım
     "Babamla aramı düzeltmem için ben ne yapabilirim ve onlardan nasıl bir yardım isteyebilirim?" diye sorar; bu soruya bir cevap bulmak için yazdıkça yeni çözümler üretir ve sorun kısa bir zamanda çözülür.
     Düşünerek veya hayal ederek sorununu çözmeye kalkışırsan binlerce tekrara maruz kalacağını bir kez daha söylemek istiyorum. Halbuki yazarken durum değişir ve bir şeyi üç defadan fazla yazamazsın.
     Yazarak sorun çözme metodunun bir başka yararı da; sorunun, çözülmesi gereken bir problem gibi algılanmasını sağlamasıdır.
     Gel gör ki Türkiye'de bu yolu kullananlar yok denecek kadar az.
     Yukarıda basit bir sorun çözme tekniği olarak sun
duğum yazarak sorun çözme metodunu biraz daha abar
tarak ters elini kullanarak denersen, inanılmaz sonucu ^
de görürsün. Çünkü ters eli kullanmak, beynin diğer lor"1
da harekete geçirmektedir.       ' ' -• "
 
Dünyanın Er» Güzel Şiirleri
Anlayana...
Azmi sular boğup, ateş yakamaz, Sanma ki irade inzivadan çıkamaz, Eğer sağlamsa ruhunuz emin olun ki; Yollar yorup sizi, yıllar yıkamaz...
 
 
 
54
 
55
 
3. Bölüm
Beyindeki Korkunç Tarla.
 
 
Tarla...
En Verimli Tarlası: "Bilinçaltı."
   Hiç kimse bilinçaltı denilen o yerle ilgili net bir şey -yleyemiyor. Nerededir, ağzı gözü var mıdır, yenilen - içi-f n bir Şey midir? Kimse bilmiy°r' Şimdi ben açıklıyorum: Beyinde E-93 diye bir bölge var, işte orası bilinçaltı. Ben ||     | uydurdum.
    Beynimiz muhteşem bir alet olmasına rağmen çok ilginçtir ki bilinçaltımız, başarı veya başarısızlığın şekline, türüne veya büyüklüğüne bakmaksızın, sadece sonuçlar karşısında senin tutumuna bağlı olarak kayıt yapar. Başarısız olduğunda, başarısızlığı kabul edersen bilinçaltında başarısızlık kaydı yapılır. Aynı şekilde yine başarısız olduğun halde, sonucu başarı diye nitelendirilen, aynı bilinçaltı, aynı sonuç için başarı kaydı yapar. Bu kayıtlar çok ciddi tutulur. Ve günü geldiğinde ilgili kayıtlar yapıcı veya yıkıcı etkisiyle beraber ortaya çıkar.
     Eğer sürekli başarısızlık kaydedilmişse; yeni bir işe başlarken bu bilgi geri döner ve Sana: "Sen zaten hep ba-Şansız oluyorsun, yine başarısız olacaksın! Boşuna uğraşıyorsun." der.
    
daha h
 
başarıyla ilgili kayıtlar, başarısızlık kayıtlarından /sa, bu sefer bir işe başlarken "Sen hep başarı-n. yme başaracaksın." der.
 
 
 
^ °'!,rak; bilinÇaltma ne yüklersen yükle, s°nunda mutlaka geri dönecektir.
 
o.
 
59
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
     O halde sonuçları ifade etmek için kullandığın kelimelerle bilinçaltını ister sayısız başarıyla , ister bir dünya başarısızlıkla doldurabilirsin.
     Başarılı olmak için şüphesiz çok ciddi bir desteğe ihtiyacın var. Belki bu destek sana ailen tarafından verilmedi Belki çevrende de kimse senin destekçin olmadı. Ama her şeye rağmen başarılı olmak istiyorsan burnunur.dibindeki dostunu hatırla, onunla temasa geç. Bilinçaltı.
Herkes bilir ama...
     Sokağa çık yüz kişiye, başarı nedir? diye sor, alacağın cevap bellidir. "Hedefe ulaşmak" Başarısızlık nedir? diye sorsan, cevap yine bellidir: "Hedefe ulaşamamak" Her ikisi de doğrudur.
      Yani bir futbolcu herhangi bir maçta iki gol atmayı hedeflemiş ve iki gol atmışsa başarılı, hiç gol atamamışsa başarısız olmuş demektir. Aynı futbolcu eğer iki gol atmayı hedefleyip beş gol atmışsa çok başarılı olmuş demektir.
      Eğer bilinçaltının başarısızlık kaydı yapmasını istemiyorsan şahsi sözlüğündeki tüm olumsuz sözcükleri kaldırıp atmalısın. Mesela başarısızlık kelimesi yerine öyle W kelime bulup koymalısın ki sen bu durumdan bahsederken, bilinçaltın başarısızlığında bile olumlu kayıt yapabilsin.
 
Beyindeki Korkunç Tarla...
' sözcüğünü bugün itibariyle tarihe
görül
     Bunun için harika bir fikrim var: İki gol atmayı hedefleyen futbolcuyu düşün! Hani iki gol atınca biz onu başarılı saymıştık, hani beş gol atınca çok başarılı saymıştık da, hiç gol atamayınca o çirkin kelimeyi söylemiştik: Başarısızlık!
    Futbolcumuz hiç gol atamamış olsa bile, başarısız olmamış, aksine başarılı olmuştur. Ama bu başarı sadece az
bir başarıdır...
     Tıpkı, hedefini aşıp beş gol atınca başarılı kelimesinin başına "çok' nicelemesini koyduğumuz gibi, hedefinin altına düşünce de 'az' nicelemesini koyabiliriz. Böylece futbolcumuz halkın dilinde başarısız sayılsa bile; o, bu olumsuz cümleyi olumlu hale getirip "Ben başarılı oldum ama bu başarım az. Daha başarılı olabilirim. Bunu gerçekleştirebilmem için çalışma tempomu artırmalıyım." diyecektir. Böylece, bilinçaltı olumsuzluk kaydı yapmayacak ve bu kayıt bir diğer maçta onu mahvedemeyecek, aksine dana başarılı olma bilinciyle sahaya daha emin bir şekilde Çıkmasını sağlayacaktır.
Artık o iğrenç kelime yerine 'az başarı' tanımlama-vm.kullanıyoruz. Çünkü sahaya gol atmak için çıkıyorsun. r|lı olmak için az ya da çok bir çaba sarf ediyor-ne olursa «IOMK, — başarılı oldun demektir.
 
 
 
60
 
61
 
Ben Dünyanın En Akıllı insamv
Bilinçaltına yen ilen havata yenilmiş demekti^ 1 numaralı forma...
      Büyük bir kulübün yetenekli yedek kalecisiyrjj
İlk on bire girebilmek için yıllarca bekledi... zaman
geçti, kulüp yeni sezonda asıl kalecisiyle anlaşamadı.
Genç kalecinin rüyası gerçekleşmiş, 1 numaralı for.
mayı sırtına geçirip sahaya çıkmasına sadece bir haf
ta kalmıştı. ?    
     Teknik he/et yetenekli kaleciye güvenmediğini ve kaleci arayışı na girdiğini hem de basma açık bir toplantıda dile getirdi. Aslında profesyonel bir kulübün yapmaması gereken bir davranıştı bu.
     Açıklamanın yankısı tam bir hafta sürdü. Yeni bir kaleci alamadıkları için mecburen yedek kalecile-riyle sahaya çıkacaklarını açıkladılar. Böylece bizim yedek kaleci, ilk defa ilk on birde kaleye geçti.
      Maç başladı- Yedekken harikalar yaratan gene kaleci inanılmaz kötüydü. Akıl almaz hatalar yaptı. Yenildiler!
     Maç sonrası teknik heyet, şöyle bir açıkla^ yaptı: "Maçtan Ünce de söylediğimiz gibi, kaleff miz iyi değil. BU maçı kaleci hatalarından dola/ kaybettik. Kaleci arayışlarımızı sürdürüyoruz
      Genç kaleci diğer hafta daha kötü oynadl " tık mahalle kalelerinin bile yemeyeceği go|ler'. yordu. Hayatında* ilk defa yakaladığı bu ir
 
Beyindeki Korkunç Tarla...
satı boş yere harcadı. 1 numaralı formamn
hakkını
veremedi.
     Haki, ç,kan teknik heyet, sonunda bir , , .
buldu ve b izim genç kaleci adeta kaderine isi î°l
rek yedek kulübesine geri döndü.         e~
     Acaba kaleci gerçekten kötü müydü       ,
tekmk heyetten ve medyadan etkilenip kötü l°   *
rolünü kabul ettiği için mi kötü oynad.? kalecı
doldurdu. Sonuçta    bizim kale™ /u    gzma tadar "utaymar geri dönd, ve 4t ba<±/hkt'İmda
N4fS^r' YUka"daW «ava bizim Şimdi biraz abartalım..
Ve
^manîa^avtf^ 96rÇekten çok saf- Ülke ' 9V12eye blr a^Pul takman arasında.
 
 
 
62
 
63
 
Ben Dünyanın En Akıllı insaniyi.
 
Bey
 
indeki
 
Korkunç Tarla...
 
 
 
ikisi için de aynı boyutta birer
varbm Polyanna işsiz kalsın...
     Markete gidip bir ekmek aidığında başarılı bir alışveriş yaptığını düşün!
     Çay içerken üzerine dökmüyorsan kendini başarılı
say!      '?
     Trafikte kimseyle dalaşmadan evine döndüğünde kendi kendine ne kadar başarılı bir yolculuk gerçekleştirdiğini söyle!
     Yemek yaparken, eğer yemeği yakmamışsan ne kadar olağanüstü bir aşçı olduğunu düşün!...
Bilinçaltının geçmişte yaptığı hiçbir kaydı yok ede-1 mezsin. Bu anlamda yarın itibarıyla bugünkü kayıtlara müdahale etme şansın yok. Ancak yukarıdaki gibi keçiden yağ çıkarabilirsen; bilinçaltındaki (+) işaretlerini artırırsan, kıs; bir zaman sonra (-) işaretleri hükmünü kaybeder. Başarısı: olma korkun sana erer. Hatta başarısız olma korkunu y£ nebilmek için düşünsel anlamda ayırdığın zamanı da iş'w harcayarak daha da başarılı bir insan olup çıkarsın.
 
Egzerşjz_Zamam
Hayal dünyasından zirveye...
     insan hayalleriyle vardır ya da yoktur. Anlamlı bir ha-vat sürebilmek, başarılı olmak, mutlu olmak, zirveye çıkmak... ancak muazzam bir hayal gücüyle mümkündür. Bir yerlerde çok uyuyan, sürekli tembellik yapan mutsuz birini gördüğünde ona; güçlü hayalleri olup olmadığını sor, olumsuz cevap alacağına ya da o anda bir şeyler uyduracağına eminim. Gerçek bu!
Eğer bir hayalin yoksa, yolunu bilmeyen bir yolcudan farkın yok demektir.
     Uzun lafın kısası; sıradan hayallerin varsa sıradan bir ömür yaşayacağına inanabilirsin. Sıra dışı, korkusuz ve özgür hayaller kurabiliyorsan bil ki sıra dışı yaşayacaksın. Sonuç sıra dışı olmasa dahi, mutlu bir insan olacağın muhakkaktır.
     Sen her şeyinle olağanüstü olmalısın, hayal gücünle <te. işte hayal dünyandan zirveye ulaşabilmen, uykularının kaçması, daha mutlu, daha umutlu yaşabilmen ve sıra dışı-lga ulaŞabilmen için harika bir egzersiz sunuyorum sana...
aynı    ^U ^ yapt'9ın ner ne ise hemen bir kağıda yaz ve Şeyi yerçekimsiz bir ortamda yaptığını hayal et!
 
 
 
ğım
 
yeme işini bile denizin altında yaptı-er kur.
 
 
 
64
 
65
 
,dek
En A» İnsanim
 
0ey'ın'
 
i Korkunç Tarla...
 
 
 
,
     Canın hiç su iç^nl O susam.ş varsay, buna 'nü
rusun. Bir tasa su koV ^ al eline ve iç. Kendin- *U "ok keyif alacaksın.
e
     Can.n kola ç kola olduğuna inan.
basan».
BU şekilde r... Eğer
bir seviyeye ulaŞ*   4n. metotlarla çözece^ veye çıkacaksın.- •
 
•*i bir zamanda kendini ' inan W, dudakların ku-i en son şuymuş gibi çahs, eminim
b,az su koy ve onun gelmel, Bu tadı al-
dün
ünyanın en büyük basm
ün açümas
da yansl
V
 
Zevraki...
Dalgalar ayyuka değse de taki, Ufukla birleşse hatti revnaki, Hatta olsa dahi arştan da yüce, Yine bahrin üstündedir Zevraki...
Aşkın dalgasından bulmadım halas, Anınçün etmişem Zevraki mahlas. Rıhtımımız Rab'tır, rotamız ihlas, Böyle yazmış bize ezel evraki...
Kader gemim aldı kalbinden yara, Görünmez ki çıkam kuş kadar kara, Gine de of demem okyanuslara, Olsa da Nuh'un o tufanı vaki...
Gönül gemisinde kalmışız kaptan, Geçmişiz nice bin korkunç girdaptan, Nuh'un gemisi ki çürüdü çoktan, Ruhun bahrinde bakiyiz biz baki...
Zevraki bu fırtınanın fevki yok, Sürükler settar'a yanlış şevki yok, Lakin yalnız yolculuğun zevki yok, Dolsa da derune dehrin ezvaki...
 
 
 
66
 
67
 
4. Bölüm
Başarı...
 
 
reddediyorum
 
 
6aşan.-
Basaıuö*-—                *t ve başar. Başarılı ol-
                     ı/i? nru başarıp, başarısız En basit formül: Sırayıta^oru
mak bu kadar basitken insanları"       K Şiarın, anlayamıyorum.
 
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyu
 
Şaşan-
 
 
 
f
^^        A Mctiren   sihirli   kavram:
Hayatla,, ^'°   <*^
               ™,ı«isü   Bendeordaydım. Gerçek bir yaşam öyküsü...
              - - ^,r,k soku bir türlü üze-Genç kad,n ^l»^ olmuştu ve genr
... ..«~-.-^oiııriı.
artık.
    
Zaman geçti, genç kadın 51 yaşma geldi. Tam 21 sene aynı ilacı, hem de hiç sektirmeden kullandı. Her seferinde ilacı bitince kendini kötü ve ölecekmiş nibi hissediyordu. Bu arada çocukları da büyümüş, mutlu bir aile ortamı çoktan oluşmuştu.
Büyük oğlu insan davranışlarına merak salmış ve insanları izlemekle zamanını geçiriyordu. Annesinin ilaca bağımlı yaşaması onu kahrediyordu. Kendi kendine "Bir ilaç bu kadar etkili olamaz. Olsa bile 21 senede insan bu ilaca karşı bir bağışıklık kazanır ve artık onun bir etkisini göremez" diye söylendi. Bu işte başka bir iş vardı ve bunun adı da inançtı. Annesinin bu ilaca      inanmasıydı kendini iyi hissetmesini sağlayan. Basit bir şartlanmaydı bu. Bilinçaltının sıradan bir oyunuydu.
     Rirkaç defa annesine anlattı ama sonuç alamadı. Çünkü anne öylüHS İnanmıyordu. 21 yıl önceki kaostan onu kurtaran ilaç daha güçlüydü. Babasından yardım istedi genç adam. İkisi birlikte kapsüllerdeki tozumsu maddeyi boşaltıp yerine un doldurdular ve dolaba koydular. Sonuç dehşet vericiydi. Anne her günkü gibi içi un dolu ilacı içip rahatlamaya devam ediyordu. Bu iş 15-20 gün devam etti...
    Yine bir gün anne kendini kötü hissedip içi un k0|u olan ilacı yarım bardak suyla devirmek üzerey-du"ri sanjye anr>e, dur." dedi genç adam. Anne
u ve oğlunun yüzüne baktı... Genç adam, "An-
° 'laCI Ve beni izle" dedi- Henüz ac-llmam|Ş ''acı da açıp içinden yeni kapsülü çıkardı. Her
 
 
 
72
 
73
 
Ben Dünyanın En Akıllı insan,
ikisinin de içini masanın üzerine boşalttı ve "Bak an ne bunlardan birisi un diğeri senin ilacın ve seıi yaklaşık 20 gündür un içiyorsun." deyince 21 y,|. lık kabus sona erdi.
     inanmak böyle bir şey işte. İnanırsan bir mercimek tanesiyle kanseri yenebilirsin. İnanmazsan dünyanın en ge-lişmiş antibiyotiklerini de verseler basit bir baş ağrısından kurtulamazsın...
Birileri önce kendilerine inandılar'.
Sonra...
Bir karar verdiler, kararlarına inandılar. Bir hedef belirlediler, hedeflerine inandılar. Bir program ( Eylem Planı ) yaptılar, programların inandılar.
 
Basan
    Yapacağın bu tercih aslında bir ön karar hükmündedir ve sen jkj yoldan birine inanmak zorundasın. Başka bir
yol
Artlk bir karar versen diyorum...
         vermek bir işi gerçekleştirmenin olmazsa olmaz kuralı^ ge||j ^r kararm yoksa değil dünyayı, çorabı-
nı bile Hştiremezsin.
       SaQlı malısın: "K
vap bulma.
Bef
bir ^arar vereD"men için sadece bir şey yap-ne y9?1113^ istiyorum?" sorusuna bir ce-
ne yapmak istiyorum?
 
 
 
lar.
Yapamam Yapabilirim
Programların, eyleme geçirdiler, eylemlerine inan*
...yüzyUlardır sonuç hiç değişmedi. Hep başardılar Basit bir tercih yap! Ya iz b.rak ya da is.
Yaptım-
-Yapamıyorum -Yapıyorum
 
B
olmak istiyorum olmak istiyorum olmak istiyorum ^rokrat olmak istiyorum.
İst.
ve
şansı^'9'n her şeyi yapabilirsin. Her şey mümkündür İstedi9irw daima %50'dir. Peki o zaman seni tutan ne? Ne karar ver ve başarın için ilk adımı at!
 
 
 
74
 
75
 
Ben
Dünyanın En Akı"' insaniye
 Her şeyi yapa»sin giren her şeyi         J™^       örsün Veya herhan9l
S          *™*
sun.
HEDEEİ
Yapılan bir araştırmaya göre (araştırmayı ben yaptım).
^rkinsan,n,n%97'sinin hedef, yok!"
 
Basan-..
•fin ne kadar büyük?
_^_ melen henüz bir hedefin yok veya var ama ne.
   f -n 'büvTvCJk'üğ0 hakkında bir bil9'n y°k! AŞağıda kafanı 0 T rıstırr—rr^ıadan, oldukça net ifadelerle birkaç tane hedef h'Ç -i verd fcd im. Hedef konusunu bilmiyorsan anlamani| bi|i. ° n da F=3 pekiştirmeni sağlayacak bu örnekleri dikkatle incele!
.—î lc hedef örnekleri...
Küçü
     "BanM»1^301 olmak istiy°rum-" Bu bir nedef olamaz. Bu ancak bir k ^K^rardır. "Türkiye'de bir banka yönetmek istiyo-
^— ^^^ /H o f 11 r
rum."
         ^it ör olmak istiyorum" bir karardır, "kardiyolog olmak 7sti'y-W«orum"birhedeftir-
     " Futt> C& °'cu olmak istiyorum" bir karardır, "ı Q^Q top oynamak js;,i£3t'yorum" bir hedeftir.
    
 
 
Hedef, u.asmaK iste^n
olabi.men için « Düşünsene Türkiye den mesateyi bilmiyorsun V
 
 
 
 
 
a*
km
k nethal*
    
Bu ı&*^ bur|a benzer hedefler küçük hedeflerdir. Yani beyin cerr^e^1-*11 olmayı istemek küçük bir hedeftir.
hedef örnekleri...   ^«^.    ,1
"Beyi n" ^ naklini gerçekleştirecek; ilk doktor 4navı k
'emek" bü^^Vük hedeftir.        -->»--• --/---•-     n    y
 
 
 
fini belirleme zamanı...
 
76
 
Herh .r-ı^ngi bir bankayı yönetmek, küçük bir   pptr bar»rrr. Basına başkan olmay, istemek büyük bir hedef-
77
 
Ben Dünyanın En Akıllı İnsaniyi-
             •     0Hin «satışını yapmak, küçük bir hedeftir ^s^V^^rv^s^bayOkb^e,,
tir.
     T-,rkive 1   futbol liginde top oynamayı istemek kQ. çük, ^nîn en pahah futbolcusu olmayı istemek-,,
hedeftir.
Hedef Belirleme           ?"
Hedef - Sektör Piramidi
 
Başa"
 
Mutlak başar, için, mutlak uçuş!
üniversiteye hazırlanan bir öğrenci için:
 
Bir rekor denemesi
ÖSS Şampiyonu Boğaziçi Ü. - ODTÜ - İTÜ
Marmara Ü. - İstanbul Ü.
Uludağ Ü. - Trakya Ü. A.Ö.F. - İki yıllıklar
 
 
 
Herhangi bir sektör için:
- Sektörün en iyisi
- Profesyoneller
 Normal düzeydekiler - Amatörler
    
Marmara Üniversitesini kazanmak istiyorsan, Boğaziçi Üniversitesini hedeflemelisin, Boğaziçi Üniversitesini kazanmak istiyorsan, derece yapmayı hedeflemelisin. Demce yapmak istiyorsan, birinci olmayı hedeflemelisin. Eğer birinci olmak istiyorsan, gelmiş geçmiş en yüksek puanı alabilmek için tüm sorulan hem de rekor bir zamanda yapmayı hedeflemelisin. Ancak hedefin sadece ÖSS Şampiyonu olmak olmamalı, bir rekor hedeflemelisin. Ben bu sınavda gelmiş geçmiş en iyi dereceyi elde edebilmek için tüm sorulan eksiksiz ve doğru yapacağım demelisin.
UÇ ama asla atmosferin dışına çıkma...
yo.    Hedef belirlerken aç gözlü olmanın hiçbir mahsuru Ostum- Hatta kanaatkar olmanın hiç anlamı yok! Ma-
 
79
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıy,r
 
Basan.
 
 
 
dem ki istediğim her şeyi (İnsani sınırlarım dahilinde) yapa bilecek donanıma sahibim, o halde neden daha azıyla yet neyim ki? Neden grosmarket sahibi olmak varken, sı radar bir bakkal olmayı tercih edeyim ki? Mantıklı ol ve düştr seni bakkal olmaya iten nedir?
A) 1. Gerekçe: Grosmarket kurabilmem için önce bir bakkal açıp, işletmem ve para kazanmam gerekiyor. Sonra kazandığım parayla işimi biraz daha büyütüp, bir market açabilirim! Böylece bu marketle ileride açacağım grosmarkete birikim yapar, işimi daha da büyütürüm... 2025 yılında da tüm Türkiye'de grosmarketleri olan bir işletmeci olurum.
B) 2. Gerekçe: Grosmarfcet bizim neyimize, küçük bir bakkal bize yeter. Çorba paramız çıkar işte.
     Eğer cevabın A şıkkı veya benzeri bir şeyse sorur yoktur. Ancak cevabın B şıkkına benziyorsa, sana bir iyi b* de kötü haberim olacak.
    Kötü haber: Çok üzgünüm! Kısa bir zaman sone ., batacaksın.
İyi haber: Eğer batmazsan ömür boyu çorba içece'
sin.
     Hedef belirlerken, söz konusu piramitten bir n° seçip, ona ulaşmak için bir de program yapacaksın program %100 uygulanamaz; işte bu sebepten Pir^ seçeceğin noktanın altında kalacaksın. O halde öyle
 
f seçmelisin ki tüm sapmalardan sonra istediğin yere gelebilesin.
     Eğer çorbanın devamlı kaynamasını istiyorsan; ileride işi büyütmeyi ve bir market açmayı planlayarak bakkal açmalısın ki, tüm sapmalardan, program aksaklıklarından sonra dahi bakkalını muhafaza edebilesin. Bu kadar esnaf neden kepenk indiriyor sence? Neden en küçük bir kriz anında bile onlarca işyeri kapanıyor? Neden?
     Çünkü halkımızın %97'sinin hedefi yok! Kurduğu işletmeyi sadece ayakta tutmaya çalışıyor. Hedef çorba içip akşam da magazin programı izlemekse elbette ki her şeyden olumsuz etkilenir, müflisler kervanına katılırsın.
Öylesine bir Hikaye
     Vaktiyle Vehbi'nin de bir bakkalı vardı, Ahmet'in de. Vehbi saat 05:30'da bakkalını açıp büyümenin yollarını araştırıyordu. Sürekli zengin olacağı günleri hayal ediyordu. Kendini tamamen işine adamıştı. Ekonomi ile ilgili haberleri hiç kaçırmıyordu. Kendi hayal dünyasında kaç bin defa zengin olmuştu kim bilir?... BU yüzden yürüyüşü de asla sıradan bir bakkal gibi değildi. Dünyanın en başarılı insanıymış 9'bı yürüyordu. Akşam saat on ikiden önce dönmüyordu evine. Gözüne uyku girmiyordu. Bir an önce sat)ah olmasını istiyordu.
ğind      aa kurmadl Vehbi- Be§ oldu mu kendili-
yi sar" Uyanırdl- Çunkü onun bir hedefi vardı. Dünya-man kSacak P'anlan vardı. Bu nedenle uykuyu bile za-ybl olarak görüyordu. Dört saatten fazla uyu-
 
80
 
Basan.
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyıtT1
düğü pek görülmüş bir şey değildi.    ,
   Ahmet ise, saat sekize doğru açıyordu bakkalını. Biraz bulmaca çözüp veresiye defterine karalamalar yaparak, kapının önünde, küçük bir sehpanın üzerinde sırtını güneşe dönerek tavla atıyordu manav arkadaşıyla. En büyük hayali manavı tavlada mars etmekti. Hava kararınca Ahmet'in yüzünde ince bir tebessüm oluşurdu. "Evine gidip sıcak bir çorba içmekten daha güzel ne olabilir ki?" derdi. Saat sekiz olunca kepenkleri indirir, evinin yolunu tutardı. Çorbasını içer içmez uyur, sabah da inanılmaz güçlükte uyanırdı. Karısı ona "Kalk, işe geç kalıyorsun!' dediğinde, duymazdan gelip bir yarım saat daha uyurdu. En büyük keyiflerinden biriydi uyandıktan sonra biraz daha uyumak.
     Aradan yıllar geçti. Bakkal Vehbi, hedeflerine ulaştı, dünyanın en zengin elli işadamı listesine girmeyi başardı. Vehbi Koç oldu.
     Aradan aynı yıllar geçti. Bakkat^Ahmet de hedeflerine ulaştı, manav Rıza'yı tavlada mars etmeyi başardı. Ahmet Efendi oldu.
Uzun lafın kısası...
      Faaliyet gösterdiğin sektörü iyi bileceksin. Ahn efendi (D) olmak istiyorsan "C" noktasını, Vehbi Koç olmak istiyorsan, "Z" noktasını hedef almalısın ki her Şf rağmen istediğin yere gelebilesin. Bunun başka da W lu yok. Var mı?
 
 
 
Zirve (Z)
Sektör Devi (A) Profesyoneller (B)
Normal düzeydekiler (C) Amatörler (D)
     Hedefini yükselt. Yaptığın işte en iyi olmayı iste. Dünyayı değiştir...
      Unutma ki şansın hep %50. Söylenip duracağına bir Şeyler yap. Türk ekonomisini beğenmiyorsan küfredip söy-enmekten vazgeç! Çalış. Kendini yetiştir. Sonra gel, mali-» oaKanı ol, ekonomiyi düzelt... Şansın %50.
Müdfm"EToyet teŞkilatım beğenmiyorsan, Emniyet Genel uıu on Şansın yine %50.
 
 
 
82
 
83
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanı
ZİRVE SENİNDİR
"Hiçbir şeyin gerçeği hayalinden daha güzel olamaz."
"••" -y        "*"""*"™**"™ "*™
Kim bilir ne hayallerin vardır şimdi senin. Harika bir ev satın almak mı? Yoksa bir araba mı, uçak mı istiyorsun? Yoksa üniversiteyi kazanmak mı senin en büyük hayalin? Hayalin ne olursa olsun, ona ulaşınca işin tadı kesin kaçacaK'- Ve sen: Hepsi bu kadar mıydı? diyeceksin. Araba alırsın, ilk gün toz kondurmazsın ama bir hafta sonra demode olur. Aynı şevki yaşayamazsın. Hayalinde kullandığın araba daha güzeldi sanki. Hani çok sevdiğimiz bir elbiseyi alınz, bir hafta ütüsü bozulmasın diye uğraşırız da, sonra her şey tekrar normale döner ya! Emin ol ki; hayalin ne olursa olsun sonu budur. Aya çıkmak, ampul icat etmek... Ulaşınca cazibesini yitirir.
   Öyle garip ki, ömrünü verirsin. Ona, hayaline ulaşmak için ge°e gündüz çalışırsın. Aç kalırsın. Gebinde on liran olmaz bazen. Kar, kış demeden yürürsün zdr yollarda. Ca"1 kırıklanyla dolu yollar, tepeler aşarsın. Bir amaç uğruna r* yatını adarsın. Sonra bir gün olur istediğin. Ulaşırsın he^ fine. Artık gerçek olmuştur hayalin. Herkes senin baş<-anlatır, konuşur.   Sense hepsi bu muydu? dersin. böyle dediğinde inanmazlar. Hava atıyor derler. ln&n' lar ki Hiçbir şeyin gerçeği hayalinden daha güzfil maZ-
 
Basan -
 Bir koltuk takımı yaptırmak için ustaya sipariş verir-Anlaştıktan sonra bir miktar para aldıktan sonra çalış-S'n başlar. Usta, işi yaparken hep iş bitiminde alacağı
 ın hayalini kurar. Koltukları teslim edince de, parası-geri kalan kısmını alır. O an, bir emekçi için işin en güzel yanıdır. Halbuki aynı kişiye işin parasını peşin verirsen, s bir türlü bitmez. Bu her meslek dalında, profesyonel olmayan birçok kurum için geçerlidir. Peki neden böyle? Çünkü usta işin parasını peşin olarak almış ve hayal edecek her şey bitmiştir. Ta ki üst kattaki komşunuz: "Senin koltuklar bitince bir takım da ben yaptıracağım" deyinceye kadar. Komşunuz böyle bir şey demişse, usta yeni bir hayal moduna girecektir.
     Bir iş adamı otuz sene önceki bodrum kata aşık olmuş.
   Ne güzel günlerdi onlar. Ayağımızda pabuç yoktu. Aç yatardık çoğu gece. Sinemaya gittiğimizde kral biz olurduk. Yevmiyemiz on liraydı. On lira büyük para o zaman. Yetmiş beş liraya bir palto almıştım hani. Gıcır gıcır yanıyordu. Bütün kızlar peşime düşmüştü. Daha heybetli gösteriyordu beni. Değişe değişe giyerdik. Kar yağınca, çok soğuk olunca paltoyla yatardım. Çabuk eskidi palto. Bir gün kurusun d|ye sobanın üstüne attım, eteği yandı. Mustafa'nın elinden gelirdi. Yaman adamdı. Nur içinde yatsın! Ya-a yaptı. Gel zaman git zaman gözümden bile esir-9edığım paltom, elli yerinden yama yedi.
nın k     akardl- Dört kl§ geÇirdik Fatih sineması-
tosikiarşısındaki bodrum katta- En buyük haya|im m°-
e almaktı. Şimdi her şeyim var ama o zaman-
 
 
 
84
 
85
 
Ben Dünyanın En Akıllı
 
Başarı-
 
 
 
            -ıtlu değilim. O günlere geri dönmek içjn ki kadar rTITTli vermeye hazırım. Açtık sefildik ama tüm servet
çok muti uy
Neyar311"*3''
           . v<an adam o oldu: Neil ARMSTRONG. Do-AyailK^ <?* ; irdi Benim için her şey bitti artık, gü-nünce bunalırca   .   üneşe ç,kayirn dedi. (Bu arada güneşe neşe çıkılma^ •*"
de çıkılır...)
^ayaller gerçek olunca işin tadı kaçıyor. Ne n? Hayalimiz gerçekleşmesin diye duamı
haVır!
     Mâderr»   k» yapalım o za-f edelim? Tabî »
^defler belirle. Öyle haya! kur ki, gerçekle*
Esnek    ^        Ninai hedefini kastediyorum, ışın sonu-
mesi kolay o %m ^^ b, Türkiye istiyorsan, nihai   e e n nü yani. »*f?>*apishaneleri kaldırmak olmalı. Boyec: S dünyadaki tu^n      dırdlğmda, Neii Armstrong g.b. buna J nop cezaev.n.       . bu sepin jçjn basit bir şeydir Söz ton ^ girmezsin. ^jn kapatl|mas«n. sağlamak, asla na^ı su hapisha^nanlamma gelmez. Bu sadece bir ba aerceklesm ^S1J^1^Q bir adım daha yaklaşman demew
 
lar seni öyle bir yere götürür ki; kendin» hapishaneripn
kan insanlara iş kuruyorken bulursun.   ç
"Büyük hayalleri olanlar devamlı uçarlar ve uçtuklarına asla şaşırmazlar"
PROGRAM
ihmal edilmez
programa yü
l edilir.
 
söyle. sana kim olacağ[n, sfly
 
 
 
halkı bilinç^ bir
              ifadeyle, tüm hapishanelerin kald' — -     n. nm sıfır olması gerektiğine göre, bunu için suç or^n» u|        n demek olmasına karşın, Ista man hayal* ^direrek, suç yüzdesini bir puan aşagy halkı bilinç^ »elrldır Ama as)a işin sonu değildir.
     Var; kaldırdın!
ki işin sonuna geldin. Tüm ne olacak? Eğer bunu başa
 
 
 
 
 
86
 
87
 
 
Bir günün_özetj:
Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıy^,
      . ip Haili bir çok program yap-belki ış»rte'?" _Q hımu b-,r--
program yapabilirsin ne
r      3     , ...u..-,,Cm n MRmall
program Küftüm
prog-
p-o^^-'^S^^r-trC
 
ki
      
n rogramın
 
. Ama bunu bir m-
 
 
 
 
 
 
 
o
 
dım.
 
zamanda bir de vicdan ^.^^ kaydı yapar... namayan her madde için bir başarısızım
,    uaili ne biliyorsun,
Şimdi şu ana kadar program a   .^^ Rendine .,şte
hepsini unut. Her şeye yeniden »aş^       ^ program ha-
bu! Aradığım program bu." d>yeblleceçfnan. Başkalarından
zırla! Sadece sen hazırla, sadece sen     yazma_ programı-
yardım alsan da inanmadığın hiçbir şe y     ^ ^ kağ,da yaz.
na. Bu arada hayali program olmaz. Wiu ^
Birini evinde duvara as, birini de cebin
89
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıy
 
Basan
 
 
 
     Diyelim ki yukarıdaki programı sen hazırladın. Art bir programın var. Ama program kültürün olmadığı jçjn u gulayamıyorsun. Son aşamada uygulama kısmında takıldı Uygulamaların aşağıda olduğu gibi programınla çelişiy0, Her yeri değil tabii. Ekstra şeyler yapmanı gerektirmeyen kısımlarına uyuyorsun. Mesela dinlenme zamanı dinleniyor-sun.
Peki neden?
 
07:00 - 08:00 08:00 -17:00
     Bir program uygulamak neden zor gelir insana? Çün
kü sözü geçen zaman dilimi bellidir. Saat 22:00 - 24:00
arası. Başı ve sonu var. Yani iki saatlik net bir kısıtlama var
Biri sana bu zaman diliminde bir şey yapmanı emrediyor
Özgür olamıyorsun.      :
    
Gördüğün gibi bir programın var ama uygulayamıyor-sun. Böyle bir program anlamsız olduğu gibi, seni rahatsız ederek vicdan azabı duymana da sebep olacaktır.
    Şimdi programı yeniden gözden geçirelim ve onu uygulanabilir hale getirelim. Nasıl mı?
işte bu!
    insan her zaman mutlaka bir şeyler yapar. Ama iyi, ama kotu. Program, olmadığı için de ne yaptığın, pek bilmez. O halde, önce, yapt.klarm, programa dönüştür ve ne-
iamalaî?m o'ron ^mm ^ulayan-yorsan, uygu-lamalarını programa dönüştür.
 
?9n a^'ş oldun T' beğenmedi9in ne varsa onu
Orak 4ulvaMarip gelecek ama bu yeni pr°g-
rum V'ükanSJS6n mutlaka ba?ar|ya ula?ırsın! °'arak US?' Pr°gramı' aşağıdaki gibi olmak Bularsan mutlaka başarıya ulaşırsın!
 
 
 
90
 
91
 
Ben Dünyanın En Akıllı insan
 
Basan •
 
 
 
°ku" d'ye
:           .
devan, e,. çünkü pragram,
«Q,, '
Saatini 06'00'ya kur, saat tam 06:00'da uyan ve Sa. u ,      «Q,,' anda saat 06:00 ve ben programıma
e,.   ünkü   rar
öyle yazıyor.
     Saat tam 19:00'da eşine: "Sevgilim, şu anda senin le ilgilenemem çünkü programda TV izlemem gerektiği ya. zıyor. Üzgünüm!" de ve TV izle.
     Saat 20:55'de bir arkadaşını ara ve "Hakan ben < anda dinlenmek zorundayım ve hemen dinlenmeye geçiy rum. Çünkü saat 21:00 ve yaptığım programda dinle mem gerektiği yazıyor" de ve hemen yan yat, dinlenmeye geç. Dinlen!
     Saat 21:55'te bir başka arkadaşını ara ve "Merha dostum, nasılsın? Ben süperim acayip dinleniyorum. Şir saat tam 22:00 olunca TV izleyeceğim. Çünkü pTograır öyle yazıyor. Neyse hadi kapatmam lazım. Lafı uzatı Program kaçıyor." de ve devam et.
     iddia ediyorum yukarıdaki programa en fazla iki dayanabilirsin. Belki de farkında olmadan senelerce programı uyguladın. Ama ilk defa şuurlu bir şekilde ne1 tığını fark ediyorsun.
     Ne yaptığını ve ne yapmadığını fark edince, çc arayacaksın. Eğer gerçekten samimiysen, sorunu mu çözer ve programlı yaşamaya başlarsın.
-    '•;      •-'.•.-, -;    • '
 
...ve
    Madem ki bir zaman aralığında bir şeyler yapman istendiği zaman doğal bir tepki veriyor, kendini kavanoza sıkıştırılmış bir balina gibi hissediyorsun, o halde bu sıkıcı çizelgeyi özgürleştirdiğinde sorun çözülmüş demektir.
    Mesela programında 22:00 için bir karar ver ve 22:00 - 24:00 arasında işinle ilgili çalışmana sadece 15 dakika ayırmaya çalış. Program çizelgeni "22:00 - 24:00 TV izle + 15 dakika konunla ilgili çalış" şeklinde değiştir. Böylece iki saatlik bir süreyi tamamen değil de, bu'sürenin toplam 15 dakikasını programlı bir şekilde işine ayırmış olursun. TV yi iki saat kapatmak zor gelmesine rağmen, 15 dakika kapatmak zor gelmez insana. Ama sakın bu süreyi abartma! Yani programa uyarak sadece 15 dakikanı dergi - gazete veya kitap okumaya ayır. 16. dakikada bırak. Çünkü programda öyle yazıyor. Bugün çok keyif aldın-sabu uygulamadan, yarın için programını yeniden gözden peçır. "22:00 - 24:00 TV izle + 25 dakika konunla ilgili ca-"? 9'bi yap.
•19.00Allenle N9ili kısmı da aynı şekilde ilavelerle süsle. - <J1 :00 TV izle + 15 dakika ailenle ilgilen." de.
kitap
 Vaktiyle "9'1' olarak da "°6:°° ' 07:0° uyu + 15
Seni bile hayrete düŞÜrecek so-
 °yle bir hal alacak ki> bir 9ün ilk başta , uygu|adlğ|n| göreceksin.
  
 
 
92
 
93
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyır
 
     Şu ana kadar bunu uygulayan herkes başarılı QU Samimiysen, gerçekten istiyorsan sen de yap ve kaçıru maz başarıya ulaş.
EYLEM
     Artık tam anlamıyla, tüm hücrelerinle, tüm varlığı^ sonuna kadar harekete geçme zamanı.,.
    Şimdi bir karar verdin, bir hedef belirledin, bir prog-ram yaptın ve bu programı yaşayabilmek için program kültürü de edindin. Yapacağına sonsuz güveniyor musun' Eğer cevabın evetse artık sana durmak yok!
   Hedefini herkese anlat! Arkadaşlarına, akrabalarına herkese. (Sadece hedefini anlat, nasıl yapacağını değil...! Öyle inanarak anlat, öyle sözler ver ki; vazgeçtiğinde ala. konusu ol! Bu zor zamanlarda senin can simidin ""ota Vazgeçmek istediğinde verdiğin bu sözler, senin "Başa--mak zorundayım, ne yapacağımı herkese söyledim dönemem artık. Ben tüm gemileri yakmış bir insi Şeklinde bir cümle kurmanı sağlayacak ve yola devar çeksin...
en büyük bilgsaya
derhal Microsoft'a bir mektup yaz:
«
Konunla ilgili tüm kurumlarla yazış! Örneğin, bilgisayar mühendisiysen ve gelmiş 9e^ en büyük bilgisayar mühendisi olmaya karar venw 'a bir mektup yaz:
 
MICROSOFT / İnsan Kaynakları Departmanı. Sayın Yetkili,
    Sizi ibretle izliyorum, bir dünya devi olmanıza rağmen dünyanın gelmiş geçmiş en büyük bilgisayar mühendisini bünyenizde bulundurmamanız çok ilgi çekici. Neyi beklediğinizi anlamak mümkün değil! Benimle en kısa zamanda irtibata geçip, bu büyük boşluğu doldurmanızı öneriyorum...
Saygılarımla
Faruk ÖZTÜRK
"Dünyanın En Büyük Bilgisayar Mühendisi"
Microsoft'a böyle bir mektup yazdığını düşünebiliyor
musun? Ben de biliyorum, sen henüz o adam değilsin, he-
nüz en büyük olmadın ama buna inanınca kanının kaynaya-
cağını ve artık yerinde duramayacağını göreceksin. Konu-
şurken insanlara Microsoft'la yazıştığını anlatacaksın. Hiç
-vap gelmese dahi kendini geliştirip hayal ettiğin maka-
3 erişebilmek için, sınırsız bir iştaha ulaşacaksın. Bu da
I, n09undüz Çal|Şman anlamına geliyor ki, bu durumda ni-
^e dü 3ya bakt'9ımızda> sen bu inançla devam ettiğin sü-
"£ndki «?ada olmasa bile Türkiye'deki en iyi bilgisayar mü-
              değil' tüm devlere mektup gÖn" Cevap 9elmezse bile, ileride anlatacağın rin olacak, buna emin ol!
-ndısı olacağın anlamına gelir
 
 
 
9,4
 
95
 
Ben Dünyanın En Akıllı insan,,
 
     Bu arada aklından "Bana deli derler!" tarzında K cümle geçiyorsa hemen söyleyeyim: "Bırak desin|e Eğer sana deli diyorlarsa bil ki doğru yoldasın..."
Bak ben ne yaptım?
   * Bu yıl 1 . Ligdeki futbol kulüplerimizden biriıv de bir motivasyon çalışması yapmak istedim. Hemen hemen hepsine gittim, hepsine e-mail gön-; derdim. Evet şu anda aklına gelen o en büyük kulüplere de gittim. Henüz hiçbiri teklifimi kabule! medi.
     Onlara "Beni takımınıza psikolojik direkte olarak alın, sizi şampiyon yapayım." dedim, ret ransım olmadığı gerekçesiyle kabul etmediler.
     "Peki o zaman bana yedek takımınızı verir onlarla bir saat konuşayım ve sizin A takımına la maç yapalım ve sizi gol yağmuruna tutalım d; beni görün!" dedim yine kabul etmediler.
    
Ben de "Bu adamlar şu anda şampiyon olmak istemiyorlar herhalde" dedim ve geri döndüm. Önümüzdeki sezon tekrar gideceğim.
     Bu arada İngilizce'mi geliştirmeye çalışıyorum. Çünkü seneye Barcelona'ya da aynı teklifi yapacağım, çünkü seneye Milan'a da, İnter'e de... aynı teklifi yapacağım. Kim bilir belki onların referansı olunca, bizim ligden de bir kulüp beni kabul eder...
   Ben şu anda Başbakandan muhtarlara, yazarlardan ..törlere, futbol kulüplerinden dünyadaki dev şirketlere ?.dar birçok kişi ve kurumla yazışıyor ve görüşüyorum nlara her seferinde çok çok büyük teklifler götürüyorum •nınden anında cevap alıyorum, kiminden de iki yıldır ha n cevap alamadım...
                         kaybettim> ne kazand,m diye a, karşıma gurur verici bir tablo ç.ktı. Binlerce in-
" e     lVtemrerek hayatlarını değiştirmişim. Kendimi hiç
a'         e oturabilirdim ve Anların hiç-
 
 
 
     "O halde beni bir defa gençlerinizde de* yin, neler yapabileceğimi size göstereyim' cr
dim, yine kabul etmediler.
     "Hiç para pul istemiyorum, kulübün^ sadece bir saat seminer vermeme izin verin
dim onu da kabul etmediler...
•     ,4 , ••
 
duŞünmeye başlayınca, insanın
 Ben büyük a'
       y      ,y°r- "Ben ba?bakan olmak istiy°-
, ası'n|n Başkan    ,        °lmak istl'y°rum / Ben Dünya
9rTl! O zam     ak istiy°rum!- peki ama ya yapa-
2a       ne olacak? Hayal kmkhğma uğramaz
 
 
 
96
 
97
 
Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım
     Vermiş olduğum seminerlerde sık sorulan sorulardan bir tanesidir bu. Biraz ağır olacak ama üzgünüm. Hayal Kırıklığı aptal adam işidir. Sadece şuursuz insanlar hayal kırıklığına uğrar. Şuuru olmayan insana da aptal tanımlaması birebir uyar. İlkokulu hatırlıyor musun? Hani bir deney vardı. Bardağın içine bir miktar pamuk koyar sonra içine birkaç tane fasulye atardık, suyunu da verince birkaç gün sonra boy boy, nur topu gibi fasulyelerimiz olurdu. Hatırla bakalım hiç şaşırdın mı? "Aaa benim bardağımdan fasulye çıktı." dedin mi hiç? Hayır. Neden? Çünkü fasulye ekmiştin, karpuz bekleyemezsin. Niye karpuz çıkmadı diye hayıf-lanamazsın! Böyle davranman için ne ektiğini unutmuş olman gerek! Şuurluysan, ne yaptığını biliyorsan, ektiğin şeyi biçeceğini bilirsin.
       Üniversiteye hazırlanan bir öğrenciysen ve günde sadece on beş dakika çalışarak Boğaziçi Üniversitesini hayal ediyorsan, sana ne dememi bekliyorsun? Günde on saat uyuyup dört saat TV izliyor, dört saat chat yapıp, sekiz saat çalışıyorsan ve zengin olmayı hayal ediyorsan, beş yılda bir kitap bitiriyor ve kültürlü bir adam olmayı hedefliyorsan, sonra bir de hayal kırıklığına uğruyorsan sence de bir sorun yok mudur?
     Ne yaptığını, nereye gittiğini, nasıl mücadele verdiğini bileceksin. Ve dostum işini iyi yapacaksın. Mükemmeliyetçi olacaksın. Yoksa hayatın hep keşkelerle, ahlarla, vatlarla, tühlerle ve hayal kırıklıklarıyla geçer...
       Samimi olacaksın, kendine verdiğin sözleri tutacak sın! Ben başarılı olmak istiyorum deyip yatıyorsan, sen OT san olsan horlaman konusunda samimi olabilirsin.
98
 
Başarı...
Gözden kaçınlan bir dost.
       Garip şu insanoğlu. Çok garip! Herkese verdiği sözü tuttuğu için övünür, ben acayip merdim, dürüstüm falan der de, asıl tutması gereken sözleri tutmaz. Kendine verdiği sözleri hiçe sayar. Çünkü kendine verdiği sözü tutmazsa kimseye karşı rezil veya mahcup olmayacaktır. Gel gör ki asıl yanılgı bu işte!
     Kendini önemseyeceksin! Sen kendini sevmezsen, sen kendini önemsemezsen, sen kendine saygı duymazsan, sen kendine verdiğin sözü tutmazsan diğer insanlar senin için bunu niye yapsın ki?
      Aynaya bak burnunu sev. Karma, kocana, oğluna, kızına bak, onları sev. Arabana, evine, ceketine, anana, babana, kardeşine bak, onları sev. Sana ait ne varsa sev, sev, sev... Ve güneşe bak, güneşi sev. O da senin çünkü. Bak, hiç aksatmadan görevini nasılda yapıyor güneş. Senin için her gün yeniden doğuyor. Dünya 24 saat ritimden hiç bir şey kaybetmeden senin için dönüyor. Gezegenler, güneş sistemi, kuşlar ağaçlar ne varsa hepsi senin için var. Emin ol ki böyle, dostum. Bir düşünsene, sen ölünce bütün bunların ne anlamı var? Güneş doğmuş, güneş batmış, dünya dönmüş, ağaç yeşilmiş, siyahmış, deniz kırmızıym/ş, ma-viymiş sana ne? Şimdi hayattasın ve hepsi senin. Kullan onları, sahiplen!
    Zor olanı yapıp başka/arma güveniyorsun!!!
99
     Zengin iş adamı işsizliğin had safhada olduğu öır ülkede tesadüfen karşılaştığı herhangi bir gençle
    
Ben Dünyanın En Akıl],
 
"mı
sohbet etmeyee başladı. Genç adam, işadamına •
olduğunu söyUeyince, işadamı, onunla özel bira'f
ma imzalayabi ileceğini ancak birkaç tane şart,   ,
ğunu söyledi.    oldl
      Genç adsamın eğitimi yetersizdi ama önemli
ğildi. Bu aşılat» »ilecek bir engeldi. Genç adam olduk6
zeki fakat bir CD kadar da tembeldi.    *
 f •*    İŞte o güı nden kalan bir diyalog:
•- '   t
     İşadamı: Bak dostum, sen zeki bir adamsın Dediklerimi yap »arsan seninle beş sene sonra çalışa bilirim.
: Elbette ki yaparım. Siz şartlarını-
GençAde
zı söyleyin.
      İşadamı: Günde en fazla beş saat uyuyacaksın. Her gün üç saat kitap okuyup okuduğun ki' ilgili en az bir saaat yorum yapacaksın. Akşam o na gidip bir fakOlte bitireceksin. İşini mükemmı şekilde takip edecek, asla pes etmeyeceksin. Ye kirler icat ederek*, işinde kendini geliştireceksin.
Genç adarm çok heyecanlandı. GençAdaMn: Evet sonra?
     İşadamı: Eğer beş sene boyunca bunları elsiz yaparsan sanaa ^öz veriyorum seni kendime gf müdür yapıp 10OO.OOO $ da maaş vereceğim
 
şaşan-
Genç adam hiç tereddüt etmeden atladı... Genç Adam: Tamam hemen başlayalım.
     işadamı: Sosyal bir insan olabilmen için hafta
sonlar, d,l kurslarına, gece de resim ve gita kursla
na katılacaksın. a      Kursıarı-
1 00-000 $ ma-
fedan,,:
ruz.
      ı: Emin misin? Ge"S Adam: Elbette ki.
 
 
 
 
100
 
101
 
Ben Dünyanın En Akili, jns       gaşa
Bırak herkesi, önce kendine güven!
      Evet dostum başkalarına güvendiğin kadar kendine güvenmiyorsun. Böyle bir teklifi Sabancı yapsa acaba kar kişi direkt kabul ederdi dersin? Eğitimlerimde bu soruyu sorduğum zaman insanların %95'inin ben hemen kabul ederdim, dediklerini biliyorum. Demek ki Sabancı'ya gjj. vendiği kadar kendine güvenmiyor insanımız. Böyle olmamalı, kendine güvenmelisin! İstersen dünyayı değiştirebilir-
sin.
 
EgzersjzZamam Aynadan yansıtma metodu
    Yazıları aynadaki yansımalarına göre yaz... Bunu killere de uyarlayabilirsin. Yani kağıdın sol tarafına bir şekil veya resim yap, aynı resmin tersini kağıdın sağ tarafına geçir.
   
 
 
 
      Şu ana kadar hiç ahşap ev yapmamış bir insan olduğunu varsayıyorum. "Ahşap bir ev yapabilir misin?" desem, cevabın muhtemelen hayır olur. Çünkü hiç denemedin ve ayrıca ahşap bir ev yapılması gerekiyorsa çevrendeki marangozdan destek almayı düşünürsün. Halbuki bir adada yalnız kalsan ve çevrende hiç kimse olmasa, yani ahşap evi kendin yapmak zorunda kalsan, bunu çok rahat başarabilirsin. Çünkü mecbursun, yalnızsın ve yaşamak için bunu başarmalısın.
 
 
Üniversite
sfizısvinü
Başarmak
      Bu metoda göre yazı yazma faaliyetlerimizi denetleyen sol beyin yazının düz haliyle ilgilenirken, sağ beyin yazının aynada nasıl yansıdığını hayal edecek ve böylece bu çalışma yapılırken her iki lob da aynı anda harekete geç-roiş olacak ve böylece sekiz yaşında toprağa gömdüğün dahiliğine bir adım daha yaklaşmış olacaksın...
      Bu egzersizler için öyle her gün saatlerce zaman Ayırman gerekmiyor, aklına geldikçe yap! Üç - beş dakika. Ne bileyim işte, canın sıkıldığında karalama olsun diye im-2a Bacağına, bunu yap gibi...
     
 
 
102
 
103
 
Ben Dünyanın En Akıllı in
5. Bölüm
 
Dünyanın En Güzel Şiirleri Hayat yolu
Başı hoş ortası koş ertesi boş, Sen işin sonuna bak en sonuna, İster sürün ister yürü ister koş, Sen işin sonuna bak en sonuna...
Ey Zevraki zora zahmete bakma, Yokuşa sürün de yenişe akma, Umudun ummansa umuru takma, Sen işin sonuna bak en sonuna...
 
Çaresizlik Mucizesi
 
 
 
104
 
Çaresizlik akıllı insanı zirveye taşır..
 
Çaresizlik Mucizesi
Zirve Zamanı...
    Hiç trafik kazası atlattın mı veya hiç ölümle burun buruna geldin mi sen? Hiç ölümün o korkunç nefesini ensende hissettin mi? Hani soğuk sular boşalır, birden boğazın düğümlenir, hani için kalkar birden, tuhaf olursun. Hiç böyle bir şey yaşadın mı?
    Ölüm korkusu insana, hayatını birkaç saniye içinde bir film şeridi şeklinde izleme fırsatı verir. Ölüm korkusuyla tıpkı o film sahnelerinde olduğu gibi, tüm hayatın bir şerit halinde gözlerinin önünden geçer.
    Toplam kaza anı beş saniye olmasına rağmen, otuz dakikada zor anlatacağın kadar çok şey düşünmüş olmanı neye bağlıyorsun? ÇARESİZLİK PSİKOLOJİSİ...
    Ölüm korkusu yaşayan insanlar inanılmaz yorulurlar. Fakat yorgunluktan çok, yaşadıkları duyguya korku derler. O iş öyle değil! Bir anda halsiz düşmene korkun değil, beynini zorlaman sebep olmuştur. Günde sekiz saat çalışan bir insanın, on altı saat çalıştığında yorulması gibi.
    Çaresiz insan, beynini alışıldık oranların dışında bir yüzdeyle kullanır. Mesela çaresiz zamanlarda öyle yalanlar söyleriz ki, şeytan bile maşallah der.
    O halde; kendini normal zamanlarda da çaresiz his-sedebilirsen, beynini sürekli yüksek oranda kullanırsın. Kısa bir zaman sonra söz konusu yüzdeye alışan beyin, sen özel bir çaba sarf etsen de etmesen de hızlı çalışır.
107
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıy,r
 
Çaresizlik Mucizesi
 
 
 
     Kendini çaresiz hissedip, zirveye çıkmak istiyorsan her zaman tek çare olarak kendini gör. Birilerine güvenmek yerine, önce kendine güven. Bir karar vereceğin zaman elli insana danışıp kendine hiç danışmıyorsan sorun var demektir. Unutma! Çare sensin. O işi senden başkası çöze. mez. Haydi şimdi çözme de görelim.
Çaresizlik adama ampul icat ettirir
     Atatürk'ün başarılı olmasının altındaki sır da esasında başarılı olma mecburiyetinde gizlidir. Yani brr çaresizlik söz konusudur. Tek çarenin kendisi olduğuna inanan Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nda inanılmaz bir deha sergilemiştir. Ulusal mücadelenin önderliğini yaparak mükemmel bir organizasyonu ortaya koymuştur.
     Yine İstanbul'un fethi sırasında havan topunun ve yürüyen kulelerin icadı da bir çaresizliğin akıl almaz ürünüdür.
     II. Dünya savaşında susuz çalışan motorun icadında da çaresizliğin gücü tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmiştir.
     Edison'un karanlıktan korkan bir adam olduğunu biliyor muydun? Edison karanlığı aydınlığa çevirebilecek tek insanın kendisi olduğuna inandı. Çaresizdi ve başarmak zorundaydı.
Satılmaz ki alasın! Stok mtok yapasın...
       Telafisi asla mümkün olmayan bir mefhum: Zarnan Gitti mi gitmiştir. Geri getirmek imkansızdır artık. Ne
 
. kj bu kadar özel bir öneme haiz olan bu mefhumu, ina-' ı^az derecede hunharca harcayabiliyoruz. Timsah gibi n t çenemizi açarak saatlerce TV izleyebiliyoruz. Hem de hjc düşünmeden, ne verip ne aldığımızı hiç hesap etmeden.
     Hesabını bileceksin. Muhasebeni iyi yapacaksın! Sadece TV izlerken değil, her zaman. Şu anda bile. "Ne veriyorum, ne alıyorum" Hiç düşündün mü, her yaptığın iş için bir zaman harcadığını? Hiç düşündün mü hiçbir yerde satılmayan zamanını neye karşılık harcadığını? Sor kendine; şimdi sor: Ben şu anda ne veriyorum, ne alıyorum! Eğer bu ticaretten memnun değilsen kapat kitabı git. Daha kârlı bir yatırım yap!
      ABD'de bir okulda yapılan araştırmaya göre haftada 24 saat TV izleyen bir öğrenci grubunun 14 saat TV izlenmesi sağlanıyor. Sonuç: Okuldaki şiddet %25 nispetinde azalıyor. Demek ki zaman verip yerine şiddet alıyorsun. Var mı böyle bir ticaret? Katrilyonlar verip alamayacağın saatlerini ver, şiddeti al!
      Zaman, kıymeti ancak bitince anlaşılan korkunç bir hazine. Tüm insanlar bu konudan saatlerce konuşmalarına rağmen, zamanın ne kadar kıymetli olduğundan dem vurmalarına rağmen, maalesef uygulamada yetersiz kalmaktadırlar.
      Okey, pişti, 51 masalarında her nedense oyun bi-^ceye kadar saatle ilgilenen hiç kimse yoktur. Oyun biter,
   veden çıkarken tüm oyuncular ağız birliği etmişçesine ceyvah saat 12 olmuş" diye söylenir. Halbuki 5 dakika ön-qih î Saate bakmıs fakat kafasını kuma gömen deve kuşu
1 Açmıştı o korkunç gerçekten...
 
 
 
108
 
109
 
'im
Ben Dünyanın En Akıllı insaniyi
 
çaresizlik Mucizesi
 
 
 
 
 
ZAMAN İŞTE...
     Zaman geçiyor. Şimdi gözlerini kapat ve gidebildiğin kadar gerilere git, üç yaşına, beş yaşına... Su birikintilerinde üstünün çamur olmasından, ütünün bozulmasından endişe etmeden sek sek oynadığın günleri düşün. Misket oynarken aldığın keyfi, ilk aldığın oyuncağını hatırla. Sana "bir şarkı söyle" dediklerinde, hiçbir kaygı taşımadan avazın çıktığı kadar yüksek sesle söylediğin şarkını hatırla...
     Aç gözlerini. Şimdi kaç yaşındasın on beş mi, otuz mu, kırk beş mi, yoksa altmış mı, hangisi? Şimdi söyle gözünü kapatıp açmandan daha hızlı geçmedi mi zaman? Peki o günlerden geriye ne kaldı? Bir kırık misket.
      Unutma! Gözünü bir daha kapayıp açacaksın ve ömrün bitmiş olacak. Belki o zaman elinde kırık misketin de olmayacak! Olsa da ne çıkar ki zaten?
     Bir akşam üstü geldin ve gün batmadan gideceksin...
Zaman Makinesi
     Zaman böyle işte. Peki hedefin ne ve ne kadar zam3' nın var? Diyelim ki 2015 yılında Başbakan olmak istiy°r' sun? Şu anda 2002 yılındayız ve on üç senen var.
    
Artık başarabileceğini biliyorsun, şansın %50. İdealine ulaşabilmen için ihtiyacın olan tek şey zamanı sıkıştırmak ve çaresizlik psikolojisine girmektir.
     Reel olarak on üç senen olmasına rağmen bir senen varmış gibi düşünebilirsen iş biter. 2015'te başbakan olursun.
Peki ama nasıl? Soru bu!
     Cevap: Takvimini on iki sene ileriye al, yıl 2002 değil 2014 artık. Son bir seneye girdin, seneye başbakansın, haydi buna inan ve sonra uyu da göreyim seni.
     "Peki buna nasıl inanacağım?" İşte ikinci soru ve asıl önemli olan soru da bu zaten: "Buna nasıl inanacağım?" Günlük hayatında küçük değişiklikler yaparak, bunun için bir alt yapı hazırlamalısın. Meselâ saatini on dakika ileri alarak başlayabilirsin. Hemen yap. Yarın akşam sekiz haberlerini izlerken saatine bak, tebessüm ederek şunu söyle "Türkiye'nin saati yine on dakika geri kalmış." Artık kendine ait, başkalarının kurmadığı ve kullanmadığı, sadece sana ait olan bir saatin var. Başkaları ne derse desin, sen kendi saatine inan!
Saatini on dakika ileri alman, artık hiçbir randevuna
Qeç kalmayacağın anlamına geliyor. Tabi eğer inanmayı
°aşarabilirsen. Herhangi bir randevuna karşı tarafın verdi-
9' saate uyarak gideceğine, kendi saatine göre gidersen,
s°z konusu randevuna on dakika önce varır, randevuna ve
Aşacaklarına konsantre olursun. Ben öyle yapıyorum
esela. Konferanslarıma her seferinde on dakika önce gi-
lp arat>amın içinde, hitap edeceğim kitleye ve konuşacak-
 
 
 
110
 
111
 
Ben Dünyanın En Akıllı insaniyi^
 
Çaresizlik Mucizesi
 
 
 
larıma konsantre oluyorum. Bu bana mükemmellik kazandırıyor. İşimi daha çok sevmemi sağlıyor.
Geç kalmak saygısızlıktır...
     Bir adam: Efendim, özür dilerim geç kaldım, malum İstanbul'da yaşıyoruz. Trafik çok yoğun hem de kem küm, gak guk...
     Bir başka adam: Bana ne kardeşim, yola erken çık, zamanında burada ol! Söz vermiştin...
     Kendini her iki adamın da yerine koyarak düşün. Geç kalan da mağdur, bekleyen de. Geç kalan, uyuyakalmışım diyemeyeceğine göre, uygun bir mazeret bulmak için, yalan arayıp tarayacak. Bekleyense, kaybettiği zamanına yanacak. Bu nedenle geç kalmak saygısızlıktır. Hem bekleyene, hem de bekletene.
     Kimseyi bekletmeye hakkın yok! Zamandan daha kıymetli hiçbir şey olmadığına göre, zaman çalanlardan da daha büyük hırsız olabilir mi? Ben hastalık dışında (ki onu da saatler önceden bildiririm) asla geç kalmam. Oyunu hep kuralına göre oynarım. Ya da yeni oyun kuralları geliştirir, insanları o kurallarla oynamaya ikna ederim.
 
Egzersiz Zamanı Kitap oku
     Şimdi: "Amma da yaptın hoca, bu da bir şey mi?" diyeceksin! "Elbetteki kitap okumak insanı geliştirir. Bunu bir egzersiz olarak vermeye ne gerek vardı?" diye devam edeceksin. Ancak, yüz binlerce insanın sadece kitap kapağı okuduğunu düşünecek olursak, bunun ne kadar ciddi bir egzersiz olduğunu sanırım daha iyi anlayabiliriz.
     Kitap okumak da yine beynin her iki lobunu harekete geçiren en ciddi çalışmalardan birisidir. Okurken, okuduğunu anlayabilmen için kelimeleri beyninin sol lobundan geçirmek, diğer lobunla da resmetmek veya canlandırmak zorundasın!
     Kitap okumak beyinler arası entegrasyon sürecinde ciddi bir adım olduğu gibi sosyal anlamda da seni güçlendirecek ve sana özgüven kazanman anlamında faydalı olacak bir yoldur.
    
 
 
112
 
113
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Dünyanın En Güzel Şiirleri
Değildir...
Şairliğe koşma kuzum ol sakin! Pazarda satılan kaftan değildir... Kedi yüzden benzer amma velakin, Aslından özünden kaplan değildir...
Elbette bulur la-mekan limanı, Mana dürbünüyle mantık dümeni, Yarmayan on dokuz bin kat dumanı İlim deryasında kaptan değildir...
Mahpeste kal daim görünme zahir! Şarap dahi olur mahzende mahir. Bir çözen bulunur evvel ahir, Dünya boştur amma hepten değildir.
Bırak ey Zevraki, şaşkını bırak, Usta olunmaz ki olmadan çırak, Şairlik dediğin size çok ırak, Şekerin mayası şaptan değildir...
 
6. Bölüm
Karar Verme.
Karar vermeden su bile içemezsin!
 
114
 
Karar Verme...
Yeni bir karar.
Bir şeyler değişsin artık. Yeni kararlar al, yeni kararlar ver, bir şeyler yap!
   Kararlarını artık kendin ver! Takviminin hangi yılı gös-Iterdiğini de kendin belirle. (Düşünsene, doğuyorsun, ailen [seni sevgiyle adeta boğuyor.) Zaman geçiyor... Öyle aşırı [bir sevgiyle yükleniyorsun ki artık onlar olmadan hiçbir şey yapamıyorsun. Büyüdükçe bu sevgiyi ödeyebilmek için sen sevgiyle boğuyorsun onları. Kendi başına karar veremiyorsun, her şeyi onlara danışıyorsun. Zaman geçiyor, daha da büyüyorsun, büyüdükçe hep bir danışmana ihtiyacın oluyor. Ailen yoksa mutlaka bir arkadaşına soruyorsun. Sonra da bir gün yalnız kalıyorsun. Kimsesiz ve çaresiz... Danışacağın kimse olmuyor, ağlıyorsun. Hayır, böyle değil... Senin özgür bir iraden var artık.
    Yapacağın iş ne olursa olsun, insanların fikrini al, sonra kendi kararını kendin ver. Unutma ki seninle ilgili en iyi karı senden başkası veremez ve senin en iyi dostun şüphesiz sensin, küs olduğun sen. Hiç takmadığın, adam yerine bile koymadığın sen. Kendi iç sesini dinle, kendine kulak ver. Ne diyorsa içindeki adam, onu yap! Vur elini masaya ve yanlış bile olsa kendin karar ver, sana ait bir karar...
117
 
Ben Dünyanın En Akıllı insan
 
Karar
 
Verme.••
 
 
 
Yazık oldu...    J
     Bir gün bir mağazaya gitmiştim. Üç genç ge|, di. İçlerinden birisine bir pantolon alacaklardı. Sö^ konusu genç içeride pantolonu denerken dışarıdaki-ler kendi aralarında şöyle bir karar verdiler: Pantolon nasıl olursa olsun çok iyi olmuş diyelim. Çünkü işimiz çok acil. Bu esnada, sanki iki tane uzun boy soba borusunu bacağına geçirmiş bir korkuluk gibi karşımıza dikildi pantolonu alacak olan genç. Arkadaşlarına manken duruşuyla gülümsüyordu. Pantolon tek kelimeyle iğrençti.
- Nasıl oldu?
     - Oooo süper! Yani bir adama pantolon bu ka
dar yakışır. Sanki sana özel dikmişler, hemen al!
Diğeri hemen atladı:
-          Valla bence de... Şu estetiğe bak!
     Söz konusu genç bu sözler karşısında çok mutlu oldu ve hemen pantolonu sardırdı. Fiyatını bile sormadı. Arkadaşları sevdiği için aldı!
     Kendi için değil sadece arkadaşları için aldı o iğrenç pantolonu. Oysa tam karşısında duran kocaman aynaya tek bir defa bile bakmayı akıl etmedi.
 
ı
 
Bana bak dostum, başarılı olmak istiyor musun? Kendi kararını kendin vereceksin. Takvimini, saatini,
karını, kocanı, işini, gücünü, okulunu... kendin
belirleyeceksin. Bırak, başkaları ne derse desin! Sen
bildiğini oku ve -tekrar ediyorum- asla unutma! ki:
"Seni, senden çok hiç kimse sevemez."
Arkadaşım için ölüme giderim
     "Arkadaşım için ölürüm!" diyorsun, "Onun için üç gün üç gece uyumam. Onun için her şey yaparım!" diyorsun da neden kendin için kılın bile kıpırdamıyor. Sen kendini hiç sevmez misin be adam?
     Kabul etsen de etmesen de, senin en iyi dostun ken-dinsin. Bir arkadaş grubunda olduğunu düşün ve karşında duran aynaya bak. Yanındaki insanların hepsini aynada gör! Biraz sonra yanındaki arkadaşlarından birisinin gittiğini düşün! Herkesi tek tek gönder ve aynaya tekrar tekrar bak. Her seferinde birileri aynadan çıkıp gidecek ama sen asla çıkamayacaksın aynadan. Her baktığında aynada sen kayıtsız şartsız var olacaksın. Kendinden kaçamazsın, kendini asla bırakamazsın. Bu en sadık dostuna hak ettiği değeri ver! Söylesene seninle birlikte mezara başka kim girer? Yalnızsın öyleyse, kendinle barış ve kararlarını kendin ver; sen varsan her şey güzel ve anlamlı, sen yoksan her şey boş. Güneş bile...
      Tekrar başa dönelim. Hedef 2015 yılında TC. Başbakanı olmak. "Ben başbakan olmak istemiyorum" diye mırıldanıyorsan, hala düz bakıyorsun demektir. Ben "başba-
      
 
 
118
 
119
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
kan olma" hedefini bir varsayım kabul ederek veriyorum. Sen istersen buraya IMF Başkanı olmayı koy, dünyanın en iyi ressamı olmayı koy... (ama mutlaka bir hedef koy!)
Yeni Takvime dair...
     Yeni takvime göre yıl 2014 ve sadece bir yılın var. İşte sana çaresizlik psikolojisi. Bu yeni takvime inan ve bir sene içerisinde neler yapacağını hayretle izle! Bu arada her yılın son günü takvimi bir yıl geri al! Yani 2015'i hiç görme. On iki sene 2014'te yaşa! Herkese söz ver: "2015'te başbakanınız benim." Bu bağlayıcı olacak insanlar birkaç ay sonra sana başbakan lakabını takacaklar, böylece senin inancın daha da güçlenecek. Kendi efsaneni kendin yarat. Normal insanların 2015'i geldiği zaman, sen canlı yayında efsane adamın öyküsünü anlat. Bütün dünya dinlesin!
Ayrıntı:
Şu anda saat gecenin ikisi ve ben eğitim için geldiğim
Lüleburgaz'da bir otel odasında herkes uyurken
yazıyorum. Yıl 24 Mayıs 2029 Perşembe... 2030 yılının
efsane adamını yetiştiriyorum. Uykum yine yok, tıpkı
dün gibi. Ben nasıl uyurum; tüm dünya beni bekliyor!
2030 yılına sadece bir yıl var ve ben bir sene sonra
dünyayı değiştirmiş olmalıyım. Kendimi seviyorum
 
Karar Verme.
Minik bir anı
     Yıllar önce bir sevgilim vardı. Bakkaldı. Her sabah saat 06:15'te bakkalı o açardı. Ben de sabahın o saatinde kalkar, ona eşlik ederdim. Gece saat ikide de yatsam, üçte de yatsam, saat filan kurmadan sabah 05:30'da kendiliğimden uyanırdım. Sadece Cumartesi günleri bakkalı, kız arkadaşımın babası açardı ve ben o gün saat on ikiden önce uyanamazdım.
     Sevgilimi görmek benim tek hedefimdi ve beni uyandıran, ona olan aşırı tutkumdan başka bir şey değildi.
Uykuların kaçmalı...
       Eğer hedefin uykularını kaçınmıyorsa sorun var demektir. Ya hedefin yanlış, ya da hedefine inanmıyorsun. Hangisi? Yeniden düşün! Hedefin en az sevgilin kadar çekmeli seni, onun için nasıl uykusuz kalıyorsan, hedefin için de öyle uykun kaçmalı.
Hızlı Karar Verme
     İnanılmaz yavaş karar veriyorsun. Ayakkabı almaya gidiyorsun, on saatte karar veriyorsun. Bazen toplam iki şey arasında seçim yaparken bile dakikalar, saatler kaybe-. diyorsun. Neden böyle? Çünkü hata yapmamak için konuyla ilgili tüm bildiklerini gözden geçirmek zorunda kalıyorsun. Bu sürenin uzun olması bilgilerinin değerlendirilme aşamasının karmaşıklığındandır. Karmaşık çünkü sen kendi kriterlerine göre değerlendirme yapmıyorsun. Tüm tanıdıklarının doğru-yanlış kriterlerini gözden geçirmek zorunda
    
 
 
120
 
121
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
,     A- • R/ı^rt met ne der, Ahmet kızar mı,
hissediyorsun kendini. Mer    har.ç çeyrende Rim varsa ner.
Hatice beğenir mı? Kena          en         .        n Bunu
kesin düşündüklerin, duşun ^ ^ Vereceğin karar yapma! Bir kere de kendi ^^ senjn fldma bjr başRas|_ yanlış bile olsa senin olsun-^ ^^ doğra^da yan||ş nın ya da senin karar vern fark ^ Her jkj durumda olma ihtimali açısından nıÇ ,. myt|aka %50,djr_ Q ha|de da kararının doğru olma n d ğ |endirmi orsun? alternatifleri neden kendin
             .   „: t)ir zaman sonra, onlar olmadan Böyle giderse, beli. P ^^^ basjt şey|erde karar
kj?
karar veremeyeceksin. K         ka|d|ğmda bocalamayasm. vermeyi öğren ki, yarırı y     A    Velj pe Radar düşünebi|ir Senin yerine Ayşe, Fatm»-         ne Radar ki?... Düşünse de vereceg1
mma çalışması.
   ,.,,   •   -ı    ^oâil' alışkanlıklarımızla yaşıyo-Bildıklerımızle deg^^ a||şkan|]klarmla yaşıyor.
ruz. işte sana bir fırsat.-        kazanmaya bak. Hızlı karar sun, o halde yeni bir alışK^' verme alışkanlığı.
       • u-   ı   nnv/ia ilgili binlerce bilgi barındıran
Herhangi bir konuV     DQ       j|tifaüan noşlanma.
beynine, biraz ıltıfatteı bul         ^^ ^^ Çjçek.
yan hiçbir şey ve hiç kırns         ^^            arasından sa-
ler bile iltifattan hoşlanır            ^ yaşadlğ|m göreceksin.
dece birini sev, onun a .^.^ Q|mayacak] onu dana dü.
Çünkü bu sadece kuru D         verdiklerin hep ya-
zenli, daha özeni, sulaya ^^    ^&^ .^ sa|ağm bj.
nında olacak, hep senini           ^ dQ      düşünme intimali ola.   -
riyim." diyen adamın ^ b     jne j|tifat eden, •
122
maz ki. inanarak beynim           *                                     M
 
Karar Verme...
ben mükemmelim diyen birinin, beynini boş işlerle meşgul etmesini bekleyemezsin. Kendine güvenen insan, ilk başlarda birkaç yanlış karar verse de, kararlarının kendine ait olması nedeniyle mutlu olacaktır.
     Her şeye ve herkese saygılı ol! Hiç olmazsa başkalarının söylediklerine olan saygın kadar, kendi söylediklerine de saygın olsun. Kendini de dinle!
     İnsan, bir sorunu olduğunda, söz konusu sorunu hep başkası çözsün diye bekler ve çoğunlukla kendisi konuyla ilgili bir fikir üretmeden, başkalarının fikirlerini alır ve uygular. Durum böyle olunca da kendisine danışılan kişi, pek fazla bir düşünme çabasına girmez. Çünkü bilir ki, ona inisiyatif veren insan, zaten düşünmemekte ve söyledikleri her zaman kabul görmektedir. Genelde saatlerce ahkam kesilir, danışılan kişi tatmin olur ama sorun bir türlü çözülmez.
     Git herhangi birine, herhangi bir konuda danış. Nasıl anında bir otorite kesileceğini hayretle göreceksin. İnsanlar konuşmayı severler. Hele de birileri dinleyecekse. Dinlemediğin halde saatlerce konuşan bir dolu insan varken, dinleyeceğini söyleyip haydi konuş dediğinde neler olacağını düşünebiliyor musun?
     Kendinle ilgili bir karar vereceğin zaman, bu konuyla ilgili senden başka bir karar mercii olmadığına ve son sözü senin söylemek zorunda olduğuna şartlan. Sadece karar verirken değil, sana ait bir işi yaparken de, öncelikle o işi yapacak insanın kendin olduğunu düşün.
123
 
Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım
Sen olmazsan olmaz!
     Okul korosu, konser vermek üzere kasabanın merkezinde yerini almıştı. Hava çok soğuktu. Birkaç saat o soğukta beklemek zorunda kaldılar. Derken halk toplandı. Koro şefi ses verebilmeksin sahnedeki yerini aldı. Bu arada koro elemanlarından biri kendi kendine: "Bu soğukta şarkı filan söyleyemem. Koroda elli kişi var, sadece ağzımı oynatsam kimsenin ruhu duymaz." dedi.
     ...Ve koro şefi ses verdi ama ses alamadı. Çünkü o gün herkes aynı şeyi düşünmüştü: "Ben söyle-mesem ne olur?"
     Ben söylemesem ne olur? Bir insanın kendine yapa
bileceği en büyük hakaret işte budur. Bu, "Benim hiçbir ani
lamım yok!" demektir. j
Nasipten gerisi yalan...
     Genç adam yıllarca Avrupa'da çalışıp didindi. Tam on beş senesini karısından ve çocuğundan ayrı geçirdi. Tek derdi kendilerine daha iyi bir gelecek hazırlamaktı. Öyle görmüştü babasından.
    Yıllar sonra Türkiye'ye döndü. Hemen yeni bir ev alıp kiraya verdi. Parasının bir kısmını da repoya yatırdı.
 
Karar
 
Verme...
     On beş yıllık emeğinin dörtte üçü halen cebindeydi. Onu da bir arsaya yatıracaktı. Herkes öyle söylüyordu. İstanbul'da toprak al. Arkadaşları ona tam dört tane alternatif sundular. İkisini hemen eledi. Geriye karar vermesi gereken sadece iki arsa kaldı.
     O bölgenin bu konudaki en bilge adamına, Rıfat amcaya gittiler. Rıfat amca ezelden beri emlak işiyle uğraşıyordu. Kahvede okey oynarken buldular Rıfat amcayı. Genç adam Rıfat amcanın yanma oturdu ve durumunu anlattı. Ara sıra yanındaki arkadaşı da devreye girip genç adamın konuşmasına yardımcı oluyordu. Çayını höpürdeterek konuşmaya başladı Rıfat amca: "Bahsettiğin arsa şu Atatürk Bulvarının altındaki arsa mı?" dedi. Evet dediler. Genç adamın arkadaşı, nasıl bildi gördün mü anlamında bir yüz hareketi yaptı. Rıfat amca devam etti. Yeğenim o arsayı sakın alma! Belediye istimlak edecek bütün paran boşa gider. Ama sana da yardımcı olmam lazım." Çayından bir yudum daha aldı ve: "Ben sana şu tepenin arkasındaki arsayı öneririm. O arsa benim. Yabancıya gitmesin diye yedi yıldır saklıyorum. Fiyatı da senin alacağın arsayla hemen hemen aynı." dedi.
     Gidip arsaya bakmadı bile genç adam. Çok mutluydu. En azından yanlış bir karar vermediğini biliyordu. Çünkü bölgenin en deneyimli adamına danışmıştı. Ertesi gün tapu dairesine gidip satış işlemlerini yaptılar. "Yok pahasına verdim sana arsayı. Ama içim rahat, hiç olmazsa yabancıya gitmedi. Hadi hayırlı olsun!" dedi Rıfat amca. Herkes mutluydu, helalleşip ayrıldılar...
     
 
 
124
 
125
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
     Aradan birkaç yıl geçti. Bir gün Atatürk Bulva
rının altındaki arsaya, dev bir alışveriş merkezi yapıl
mak üzere temel attıklarını gördük... Meğer Rıfat
amca, genç adamdan aldığı parayla o arsayı satın al
mış ve inşaata başlamış.           
     Genç adamın arsası da, üzerinden yüksek gerilim hattı geçtiği için belediye tarafından istimlak edildi.
     Rıfat amca kibar bir adamdı. Alışveriş merkezinin açılışına genç adamı da davet etti. Açılışta bir konuşma yapan Rıfat amca, nasipten gerisi yalan, dedi. Hepimiz bu mükemmel konuşmayı dakikalarca alkışladık. Genç adam da alkışladı...
 
Karar Verme...
Egzersiz Zamanı Karar verme egzersizi...
    Hızlı ve doğru karar vermek istiyorsan, önce basit kararları hızlıca vermeyi denemelisin. Bu akşam sinemaya mı gitsem tiyatroya mı? Böyle bir ikilemde bile saatlerce düşünen insanlar var. Madem karar veremiyorsun, o halde ikisi de senin için keyifli olacak işler. Herhangi birini seçmekle asla hata yapmış olmayacaksın. Bu konuda çok hızlı karar vereceğini söyle. Sadece şunları değerlendir. En son sinemaya mı gittim, tiyatroya mı? Cevap neyse anında tersini yap. En son sinemaya gitmişsen, bu akşam bir değişiklik yap, tiyatroya git. Bugün söz konusu film veya gösteri hakkında başkalarının fikirlerini değerlendirmeden karar ver. Konumuzla çok fazla bir ilgisi yok ama bazen başkalarının beğenmediği bir filmi sen çok beğenebilirsin. Ancak herhangi bir filme veya gösteriye giderken, referans tuzağına düşüp peşin hükümle, bu film kötüymüş, Mahmut öyle söyledi, diyerek gidersen, hem o akşamı berbat edersin, hem de o filmden hiçbir zevk almazsın. Ve kim bilir belki de o gece bir başyapıta hakaret edersin.
     Ayakkabı alacaksın. Hızlı karar vereceğine inanarak (bu inanç desteği konsantrasyonunu artırmak içindir), mağazadaki ayakkabıları çok seri bir şekilde gözlerinle süz. Onlarca alternatifi anında yok et ve sadece iki veya üç çift ayakkabıya yoğunlaş. Onları yeniden gözden geçir. Hatice'nin veya Leyla'nın ne diyeceğini düşünmeden karar ver. Şu anda burada beğendiğim iki ayakkabı var ve ben bunu seçiyorum çünkü bu ayağımda daha iyi durdu ve diğerine göre derisi daha yumuşak. Bunu alıyorum.
    
 
 
126
 
127
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Karar
 
Verme...
 
 
 
l
     
Önce basit kararda hızlı olmayı öğrenmek zorundasın. Eğer bunu başarırsan, bilinçaltındaki adam anında olumlular hanene çentikler atar. Zaman geçer ve önemli kararlar vermen gerektiğinde, kendi kendine "Ben zaten tüm kararlarımı hızlı bir şekilde kendim veririm." der ve anında karar verirsin. Böylece bilinçaltm kendi kararlarını kendin verebilmen için sana destettTolacaktır.
 Risk almadan yaşamak kadar keyifsiz bir şey tanımıyorum...
     Yanlış karar vermekten korkma. Korktukça daha fazla yanlış yapacaksın. Hiç kasılma, sen kolay kolay yanlış yapmazsın. Ayrıca her zaman yeni bir çıkış yolu mutlaka vardır. O halde vereceğin karar yanlış olsa bile durumu tekrar toparlayabilirsin. Yeter ki yaptığın yanlışları, bir dahaki sefer daha doğru düşünmeliyim şeklinde değerlendir. Hiçbir zaman, (sen hayatta olduğun sürece), her şey bitmiş olamaz. Sen varsan mutlaka çözersin. Unutma; sen öncelikle kendini yönetmek için geldin dünyaya.
Fazladan bir danışmanın daha olmuş olacak fena mı?
İnsanları sonuna kadar dinle ama son sözü mutlaka
kendin söyle. Unutma seni senden çok hiç kimse
sevemez. Senden başka hiç kimsenin senin geleceğini
doğrudan yönlendirmeye hakkı yoktur. Buna inan.
Bu ilk başta egoist bir yaklaşım gibi gözükse de,
aslında hiç öyle değil. Bu yaklaşım sadece objektiflik
kazandırır sana. Eskiden on kişiye danışırken,
şimdi on bir kişiye danışmış olursun. Fena mı?
128
 
Dünyanın En Güzel Şiirleri Yavrum
Kuşlar çırparda kışlar çalkalar Körpe köklerin körlenir yavrum. Gözün altında pembe halkalar, Dolanır döner morlanır yavrum...
Kırılır gönlün kral gururu Siner sinenin taşkın sürürü Biner boynuna cihan umuru Zavallı canın zarlanır yavrum...
Doğanla serçe, kartalla karga, Sürer gider bu kör dövüş kavga Körükler kör şeytan verir ivga, Temiz tiynetin kirlenir yavrum...
Gerek geç solacak gerek erken Gül yastığın da olacak diken Akşam, sabah, bugün, yarın derken, Kara kahkulun kırlanır yavrum...
Zevraki söyler hep eni konu, Mutlak borandır baharın sonu, Beyler de giyer o beyaz donu, Yüklenir kervan yollanır yavrum...
129
 
7. Bölüm
 Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım
Güneş, "Ben sıcağım" derse / asla ukala olmaz...
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
Ben o adamım!         .
    Dünya insanının kullandığı takvim, yılı 1993 olarak tayin etmişti ve ben Marmara Üniversitesi İdari Bilimler Fakültesi, İşletme Bölümü, 3 sınıfta öğrenciydim. Sınıf 350 kişiydi. Herkes aktifti, herkes sosyaldi... Bir ben sessizdim, bir ben durgun. Susuyordum. Belki eli havaya kalkmayan tek adamdım sınıfta...
    Profesyonel Teakvvondocuydum. Bedeni gücüm hep vardı ama medeni gücüm 1993'e kadar yok denecek kadar azdı. Ta ki takvim 18 Haziran 93'ü gösterinceye kadar. O gün hoca bana bir soru sormuştu ve ben rezil olmuştum. Okuldan erken çıktım, eve erken geldim. Sinirlerim alt üst olmuştu. Bu büyük sorunu çözmenin bir yolu olmalı diye düşündüm. Her zamanki gibi elime bir kağıt kalem aldım. Yazmaya başladım:
    Soru: Ben niye korkuyorum, neden konuşmaktan kaçıyorum?
    Cevap: Ben birilerinin bana gülmesinden, rezil olmaktan korkuyorum. Ben herkesi kendimden daha akıllı görüyorum. Peki ne yapmalı, Bu korkuyu nasıl yenmeliyim?
    "Bir adama 40 gün deli desen deli olur!" sözü geldi aklıma. Doğruydu. Yani biri olsa ve bana sürekli "Sen delisin" dese belli bir zaman sonra buna inanabilir ve deli olabilirdim. ,• ._,..• . . .-, , . •> ,,,,,.„ ;
      Lise yıllarımda bir kitapta okumuştum. Bir grup öğrenci, arkadaşlarından birine bir oyun yapmışlar ve ona "sen öldün" demişler. O da inanmış. Sonra yaşadığı konu-
133
 
Ben Dünyanın En Akıllı İnşamı
 
Ben
 
Dünyanın
 
En Akıllı insanıyım
 
 
 
sunda ikna edebilmek için iki ay uğraşmışlar. Demek ki dedim, bir adama 40 gün deli dersen gerçekten deli olur. Q halde bunun tam tersi de doğrudur: "Bir adama 40 gQn akıllı dersen o da akıllı olur."
      Düğüm çözülmüştü, birileri bana "Sen akıllısın!" diyecekti. Ama kim? Öyle bir enayi yoktur herhalde. Delisin derler de, akıllısın demeye dilleri varmaz.
       Kim gelir de her gün durduk yerde bir adama sen akıllısın der ki? Tam umutlarım kırılmak üzereyken, bir an durdum. İçimdeki adam konuşmaya başladı: "Yahu kardeşim niye birini bekliyorsun, ^îu zaten psikolojik bir şartlanma değil mi? Kendi kendine yapabilirsin. Sen söyle sen inan, sen söyle sen inan, kendine inan, kendine inan!"
       Hemen elimdeki kağıda yazmaya başladım: "Ben akıllı bir insanım. Ben en az sınıftakiler kadar akıllı bir insanım." Bunu yazarken dayanamayıp bazen gülüyordum, ama içimdeki adam izin vermiyordu gülmeme. "Devam et, sen gülersen, sen inanmazsan hiç kimse inanmaz, iyice komik olursun. Devam et!" diye mırıldanıyordu.
       O günlerde anladım. Gülünç olmak da bir ter-cihmiş meğer...
     Devam ettim. Bir ay geçti, artık gülmüyor, sadece gülümsüyordum. İnanmaya başladım. İçimdeki adam tekrar mırıldandı. Biraz daha abartmalısın "Ben çok akıllıyım-" filan demelisin dedi. O dedi ben yazdım. "Ben çok akıllıyım." Yazdıkça yürüyüşüm, insanlara bakışım ve hareket-
 
.    değişti- Sanki daha yakışıklı, daha karizmatik, daha
• /ü dinlenir bir adam oluyordum. Bu iş çok hoşuma gitti
5°e düşündüm: "Madem bu bir şartlanma ve gün geçtik-
Ve beni daha da sosyal bir insan yapıyor, kendimi iyi
hissetmemi sağlıyor, o halde niye daha da abartmıyo-
rum!
Abartma zamanı
     Bunun en abartılmış haline şartlanmaya karar verdim ve bu karar tamamen bana aitti. Hayatımda belki de ilk defa, kendimle ilgili hem de inanılmaz derecede inanarak, bütünü bana ait bir karar verdim. Elimdeki kağıda "Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım" diye yazdım. Bu birkaç ay sürdü. Hiç şüphem kalmamalıydı. Ben buna inandım dostum, inandım! anlıyor musun? Bir başkası ne der, diye düşünmeden inandım. İnsanların alay etme ihtimalini hiçe sayarak inandım...
İlk karar
     İlk kararımı aldım ve kendi hayatımı kendim yönetmeye ant içtim. Kendimi tanımlarken söze, "Ben Erdal DE-MİRKIRAN'ım, Dünyanın En Akıllı insanıyım." diye başlama kararı aldım. Bunun denemelerini evde yalnızken, gözümü bağlayarak kaç yüz defa yaptım kim bilir!
     Karşımda binlerce insan var ve ben sahneye çıkıyorum, onlara konuşmam gerekiyor diye hayal ediyordum. Güya sahneye çıkıyor ve "Merhaba insanlar, ben Erdal DE-MİRKIRAN'ım, dünyanın en akıllı insanıyım." diyordum. Hayalimde bazıları gülüyordu bana. Deli diyorlardı. Bunlardan etkilenmediğimi hayal ederek sürdürdüm egzersizlerimi...
    
 
 
134
 
135
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
     Gözüm kapalı o kadar çok egzersiz yaptım ki; gözümü açınca sanki az önce gerçekten bir kitleye konuşmuş gibi hissediyordum kendimi. Öyle güçlü hayal ediyordum ki; hayalimin yanında gerçeği çok basit kalıyordu. Düşünsene, hayalinde yüz binlerce insana konuşmuşsun, gözünü açtığında karşında üç beş kişi görüyorsun. Yüz binlere hitap eden bir adam, üç. kişiye konuşurken sıkılır mı artık?
     Çile süreci bittiğinde yaklaşık bir yıl geride kalmıştı. Bu bir yılı kimseden etkilenmeyeyim diye neredeyse gazete okumadan ve TV izlemeden geçirdim. Ben ve hayal dünyam...
     O günlerde anladım: Meğer insan tek kişilik koca bir orduymuş...
     Herkes duysun: "Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım!"
     ...Artık her şey tamamdı. Yürüyüşüm tamamen değişti. Artık dik yürüyordum. Elleri cebinde, boynu bükük adam hoş bir anıya dönüştü. Bu inancımı anlatmaya ve bu muhteşem adamı insanlara tanıtmaya karar verdim.
     Önce babama gittim. Babam diğer odada gazete okuyordu. "Baba biliyor musun? Sen dünyanın en şanslı adamısın!" gözlüklerinin üzerinden şaşkın şaşkın yüzüme baktı, "niye?" diye sorunca: "Çünkü baba, sen dünyanın en akıllı insanının babasısın" karşılığını verdim. Babam bana her zaman gülerek hatırlayacağım ilk tepkiyi iki kelimeyle verdi: Ha siktir!
 
gen Dünyanın En Akıllı insanıyım
     Sonra anneme gittim. Elişi yapıyordu kadıncağız. "Biliyor musun anne? Sen dünyanın en şanslı kadınısın" annem de babam gibi neden şanslı olduğunu sordu. Ben aynı cevabı anneme de verdim. "Çünkü sen anneciğim dünyanın en akıllı insanını doğurdun. Düşünsene, dünyanın en akıllı insanı resmen senin oğlun. Çok şanslısın çoook!" Annem elişini havaya fırlatıp iki elini birbirine vurarak, "Vah yavrum vah" deyip komşuya gitti. Sonra öğrendiğim kadarıyla dini bütün bir hanım teyzeden beni okuması için ricada bulunmuş!
     Sonra arkadaşlarıma anlatmaya başladım. Hayalimdeki gibi oluyordu her şey. Kimi gülüyordu, kimi de sen uçmuşsun diyordu. Hiçbiri umurumda değildi. Zaten ben başkasının buna inanmasını da beklemiyordum. Buna benim inanmam önemliydi ve ben de çoktan inanmıştım. Birilerine anlatmam, inancımı daha da kuvvetlendirip bilinçaltını kendi kontrolüme alarak, büyük bilince dönüştürebilmek içindi.
Eli havadaki adam, komplekslerini çöpe atıyor...
     Artık okulda elim hep havadaydı. Soru moru yok ama benim elim hep havadaydı. Vara yoğa konuşuyordum. Anlamlı ya da anlamsız, artık her konuda mutlaka bir fikrim vardı ve dünyanın en akıllı insanı olarak yorumlar yapıyordum. Arkadaşlarım alay edince uzun konuşmuyordum. Sadece iki kelimeyle karşılık veriyor, "Kapasiten yetmez" deyip kendi alemime geri dönüyordum. Kendime yetiyordum artık. Aynayla barışmıştım, kendimi çirkin bulan ben, kendimi de sevmeye başladım. Tüm komplekslerimi bir anda Çöpe attım. Burnumun uzun olmasından yakınırken artık burnu bana benzemeyen insanları özürlü görmeye başla-
    
 
 
136
 
137
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
mistim. Kilomla boyumla ilgilenmiyordum. Benim uzun veya kısa, kilolu veya zayıf olmama karar veren otorite kim, ona bu hakkı kim verdi? Bütün bu kuralları koyan insanları reddetmiş ve kendi standardımı kendim belirleme kararı almıştım. Boyum 1.79, kilom 70'ti. Bana göre tüm normaller bana bağlıydı. Bana göre bir insan 1.78 ise kısa, 1.80 ise uzun, 69 kiloysa zayıf, 71 kiloysa şişmandı.
     Burnumu dert edecek kadar uzun bir zamanım yok benim.
     Halen anlam veremiyorum: Topu topu 60-70 sene yaşayacağız ve bu süreyi boyumuzu kilomuzu ölçüp hesap yaparak geçiririz. Daha sonra kendimizi psikolojik baskılara sokarak rejimler yapar, uzun topuklu ayakkabılara merak salarız. Neden yahu? Niye?
     İnsanlar senin kilonla ilgilenmeyecekler ki! Ürettiklerinle anılacaksın, eserlerinle. Atatürk'ü saçlarıyla değil devrimleriyle hatırlıyorsun. Kaç kişi Edison'un kilosunu merak etmiştir ki? Einstein'ın boyunu, Leonardo da Vinci'nin göz rengini kim merak etmiştir?
Çok yakışıklı bir salağı kim ne etsin?
     Hastalık boyutunda olmadığı sürece boyunla, kilonla, burnunla, kulağınla ilgilenme! Bir şeyler icat et ve tarihe
geç!
     Kendi normallerini kendin belirle! İnsanlar sana benzemeye çalışacak göreceksin. Saçın yoksa saç ektirmek yerine saçı olanların özürlü olduğunu düşün ve bu konuyu sonsuza kadar kapat!
 
gen Dünyanın En Akıllı insanıyım
Ben inanmalarını beklemiyordum ama inandılar.
     Artık arkadaşlarıma mektup yazarken bile ismimin altına "Dünyanın en akıllı insanı" ibaresini koyuyordum. Bunu yazarken, söylerken o kadar ciddiydim ki insanlar bir müddet sonra acaba demeye falan başladılar. Birkaç yıl sonra beni birileriyle tanıştırırken, gülerek de olsa, "dünyanın en akıllı insanı" diye tanıştırır oldular.
     Bu iş böyle işte, sen kendini nasıl tanımlarsan, insanlar seni öyle görürler. Şimdi git birilerine, "Ben 2015 yılında T.C. Başbakanı olacağım." de, önce güleceklerini ve alay edeceklerini göreceksin. Ciddiyetini muhafaza eder, onlar gülerken sen gülmezsen, birkaç ay sonra "Nasılsın sayın başbakan?" derler. İnancın devam ederse 2015 yılında en kötü ihtimalle bir belediye başkanı olur çıkarsın...
     Ben hıyarım dersen de alır seni salataya doğrarlar. Ciddiyetini muhafaza edersen, buna içtenlikle inanırsan, birkaç ay sonra cacık olur çıkarsın.
Noterdeki kadını görmeliydin!
       Tüm hayatım değişmişti. Notere gittim ve bir kağıda "Ben dünyanın en akıllı insanıyım, beyan ederim." diye yazdım. Noterdeki kadın önce bunun saçma olduğunu ve benim iyi olup olmadığımı sordu. Ben iyi olmanın yanı sıra, dünyanın da en akıllı insanı olduğumu söyledim. Aksi ispat edilemedi ve beyanım tasdik edildi.
     ...Kendime bir kartvizit yaptırdım, ismimin altına da "Dünyanın En Akıllı İnsanı" ibaresini yazdırdım. Kendimi in-
     
 
 
138
 
139
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
sanlara, kimin ne düşündüğü umurumda olmadan, "ben dünyanın en akıllı insanıyım" diye tanıtıyordum artık'.
       Bütün bunları yaparken bu ismi sanki kendi tekelime almış gibi gözüktüm. Halbuki hiç alakası yok! Göründü ğu gibi değil. Bu çok ciddi bir felsefe sadece, insanın mükemmel olduğunu anlatan zavallı bir cümle aslında. Yeni bir keşif falan da değil bu. Bütün dinler insanın mükemmel olduğunu binlerce yıldır anlatır. Ben sadece insanın kendini fark edememesini hazmedemediğim için bunu dillendirmek istedim. Ben buna inandım ve insan oluşumun hakkını vermeye çalıştım. Ömrüm oldukça da çalışacağım.
Herkes kendirli en akıllı görür
      Aslında söylediğim sözün hiçbir uçuk yanı yoktur biliyor musun? Her insan kendini en akıllı görür, herkes "ben en iyiyim" der. Benim tek farkım bunu yüksek sesle söylüyor olmam. Ne gariptir ki insanlar inandıkları gibi yaşaya-mıyorlar. inandıklarını haykıramıyorlar. "Birileri ne der?" engeli insanları öyle bir sarmış ki, bir türlü kurtulamıyorlar Sonuçta herkes birbirine benziyor.
      Herkes kendini oynasa, işimiz ne kolay olacaktı. Peki şimdi ne oldu? Estağfirullahlarla yaşayan, kendini inandığı gibi ifade etmekten korkan, başkalarına özene özene ömür geçiren zavallılar olduk. Aşmalıyız bunu. Aşmalısın dostum, bildiğim okumalısın. İçindeki adama kulak vermelisin! Dinle bak ne diyor: "Ben mükemmelim ama sen başkalarıyla ilgilendiğin kadar benimle ilgilenmedin. Sonuçta onlar erişilmez oldu, bense sıradan. Beni fark et artık! Bir şeyler yap ve elini çabuk tut, zaman geçiyor."
 
gen Dünyanın En Akıllı insanıyım
     Düşünsene, birisi ben aptalım dediğinde insanlar niye büyük bir keyifle estağfirullah diyorlar da bir başkası ben akıllıyım dediğinde Hadi canım sen de diyorlar. Çünkü onlar birilerini aptal görmekten hoşlanıyorlar. Birçok insan kendinden daha akıllı olana tahammül edemez. Onu yok etmek için, yok saymak için yapabileceği ne varsa yapar.
Çok ahmakça ama...
     Başarıyı yakalayamayanlar, çevrelerinde başarılı insan görmek istemezler. Ta ki sen aradaki mesafeyi, kaplanla kedi arasındaki mesafeye çıkarıncaya kadar. Sen o seviyeye gelince diğerleri artık seni tutamayacaklarını fark ederler. Yine destek olmazlar belki ama en azından senden faydalanmak adına rol yaparlar.
     Başarılı olmayı bırak, başarılı olmaya adaysan bile; başkaları seni kasıtlı olarak yanlış yönlendirme çabalarına girebilir, bazıları da kapasitesi yetmediği için, yardım ettiğini düşünerek, tamamen iyi niyetle sana zarar verebilir.
Tüm acılar eşittir.
     Dünyadaki tüm insanlar aynı oranda acı çeker ve aynı oranda mutlu olurlar. Bosna Hersek'te savaş altında olan bir insanla, evine ekmek götürmek zorunda olan bir insan aynı oranda acı çeker. Çünkü ikisinin de beklentisi bildiklerine ve hayallerine göre belirlenmiştir. Birinin en büyük hayali savaşın bitmesi iken, diğerinin en büyük hayali çocuklarına ekmek götürebilmektir.
     Askere giden herkes askerliğini anlatırken üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri söyler. Kimi Mardin'de, kimi Antal-
    
 
 
140
 
141
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
ya'da, kimi Hakkari'dedir ama hepsinin teskereye olan mesafesi aynıdır.
     Aynı gün İstanbul'da Chrysler jeep alan bir adamla, Van'da 1972 model 124 Murat alarTbtr adamın sevinci aynıdır. Çünkü ikisi de hayalini gerçekleştirmiştir.
     Ben dünyayı değiştirmeyi hedefleyen bir insanım. Ahmet Bey de emekli olmayı planlayan bir insan. Emin ol ki benim dünyayı değiştirdiğim zamanki sevincim ile Ahmet Bey'in emekli olduğu günkü sevinci eşit olacak. Çünkü ikimiz de zirveye ulaşmış oluyoruz.
      İlginçtir, herkesin yaşadığı aşk en büyüktür. Ve herkese göre öbürleri aşk mask yaşamamıştır. Bu doğrudur. Aşık olan herkes sevgisini sonuna kadar harcamaktadır. Dolayısıyla üst sınırları zorladığı için sevgide başka bir nokta hayal edemiyor. Sanırım başka bir örnekle ne demek istediğim daha net anlaşılacak!
• ':   • V^vf ' •       '>-: >         •"'    '-•".   ••:<;:;'•,;
En fazla ben...
Hiç kimsenin birbirini tanımadığı bir ortamda, bir hayır kurumu için para toplanıyordu. Para gizli bir bölmede bir sandığın içine atılıyordu. Herkes kendine göre bir ödeme yaptı. Daha sonra bir araya geldikle--   *     rinde, her biri diğerlerinin ödediği parayı bilmemele-n,   ! rine rağmen, "En fazla yardımı ben yaptım." dedi. ••>-, •    Hepsi haklıydı. Çünkü herkes cebindeki paranın tamamını bağışlamıştı...
     Yine ilginçtir herkes çektiği acının en büyük acı olduğunu savunur. O halde herkes acıyı da aynı yaşıyor. Bu da
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
doğrudur. Çünkü herkes kendi bakış açısına ve yaşadıklarına göre değerlendirme yapar.
Ben ne acılar çekmişim...        ••'''
     Adam "Ben böyle acı yaşamadım." dedi parmağı kesildiğinde... Tam o sırada oradan geçen bir başka adamın eli yoktu, adam güldü ve "O da bir şey mi? Sen elini kaybetmek ne demek bilir misin" dedi. Tam o sırada kolu olmayan bir başka adam geçti oradan ve o da güldü. "Siz onlara acı mı diyorsunuz? Ben kolunu kaybetmiş bir adamım." dedi. Biraz sonra iki kolu ve bir bacağı olmayan bir başkası geldi. O da aynı şeyleri söyledi. "O da bir şey mi? Bana bakın benim vücudumun yarısı yok!" dedi. Onlar kendi aralarında tartışırlarken bir başka adam geldi. Adam hem sağır, hem dilsiz, hem de akıl hastasıydı. Anlamsız anlamsız baktı ve hiçbir şey söylemedi...
     ...Ertesi gün ben geçtim oradan; tartışmaya devam ediyorlardı.
     Çok daha ilginçtir, herkes kendi söylediğinin en doğru olduğunu savunur. O halde herkes doğru söylüyor.
     Bütün bu yukarıdaki örnekler aslında kendimizi pek tanımadığımızı ve diğerlerini de pek ciddiye almadığımızı gösteren muhteşem kanıtlardır... Halbuki herkes, özel şeyler yaşar. Herkes için önemli olan şey başkadır. Birbirimizle sidik yarıştırmak yerine, birbirimizi anlamaya çalışsak çoktaaan anlardık. Anlardık, bazen senin için hiç önemli olmayan bir şeyin, bir başkası için en önemli olabileceğini,
     
 
 
142
 
143
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
anlardık, bazen bir başkası için hiç önemli olmayan bir şeyin, senin için en önemli olabileceğini...
Öylesine bir karıncaydı o!
     Hikayeye göre; italyajvyazar Lucianno düşünce suçlusuydu. 4 m2Tık bir hücreye mahkum oldu, hem de tam 17 sene için! O kahrolası hücreye yerleştiği birinci gün, her şey normaldi. Aradan birkaç hafta geçti. Lucianno düşünmeye başladı. Burada 17 sene nasıl geçer...
     Aradan aylar geçti. Sanki her geçen gün biraz daha mahkum oluyordu zavallı hücresinde. Bir sabah bir karıncanın burnunu ısırması ile uyandı Lucianno. Onu büyük bir titizlikle parmağının ucuna alıp'acaba' dedi. Acaba bu karıncayı yetiştirip, kendime bir dost yapabilir miyim? dedi. Kaybedecek hiçbir şeyi yoktu ve bu denemeye değerdi. Karıncayı.yanı başında duran küçük sehpanın üzerine koydu. Karınca karıncalı-ğmı yapıp, kaçmaya çalıştıysa da Luci bırakmadı onu. Etrafını çevirerek karıncanın kaçmasına engel oldu. Onunla konuşmaya ve onu eğitmeye kararlıydı. Başa-rabilirse yalnızlığı sona erecekti. Karınca ile tam üç sene uğraştı. Karşılıksız da olsa konuştu ve dertlerini anlattı ona. Bir de isim taktı karıncaya. Tito.
     Bir sabah Tito'sunun ona günaydın demesi ile uyandı Lucianno. Bu duyabileceği en muhteşem sesti. Büyük bir heyecanla yatağından dışarıya fırlayıp bağırmaya başladı: Konuştun, Tito sen konuştun. Nihayet konuştun. Günaydın, günaydın, binlerce günaydın dostum.
 
gen Dünyanın En Akıllı insanıyım
     Artık bir dostu vardı Lucianno'nun ve bunu hiç kimse bilmiyordu. Tito'nun varlığı yazarın en büyük sırrıydı. Kimse duymamalıydı. Gardiyan duymamalı, bu rüya bitmemeliydi. Bu büyük dostluk tam 17 sene sürdü. Hiç kimse bilmedi Tito'yu. Lucianno, Tito'ya tüm bildiklerini öğretti. Konuşmayı, okumayı, yazmayı, dansetmeyi, şarkı söylemeyi, fikir üretmeyi... bildiği her şeyi öğretti. Kah ağladılar, kah güldüler.
     Aradan tam 17 yıl geçti ve bir gün asık suratlı, soğuk yüzlü gardiyan demir kapıyı araladı. Hazırlan yarın çıkıyorsun, dedi beton sesli gardiyan. Gardiyan gittikten sonra Lucianno ağlayarak karıncaya döndü, "Bitti Tito. Bitti büyük dostum. Yarın çıkıyoruz, yarın özgürüz." dedi. Tito da ağladı. Yazar Tito'ya sordu, "Söyle dostum yarın çıkar çıkmaz ilk ne yapalım?" Tito: "Gidelim bir bara ve hayvan gibi içelim." dedi. Gülüştüler. Sabaha kadar uyumadılar. Hayal kurup bu fare kapanından farksız lavabolu dikdörtgenin ilk defa tadını çıkardılar. Bir anda sanki hücre genişlemiş gibiydi.
     Sabahın ilk ışıklarıyla son kez açıldı demir kapı. Kapıdan çıkarken son kez geri döndü ve ranzasına baktı İtalyan yazar. Sadece şu iki kelimeydi ağzından dökülen: "Vay bee..." Dışarı çıktılar.
     Tito, Lucianno'nun omzundaydı. Sabahın körüydü ve mevsim kıştı. Kar lapa lapa yağıyordu. Lucianno bavulunu havaya fırlattı ve 'özgürlük' diye bağırdı. Tito da bağırdı. Yağan kar umurlarında değildi. Yürüdüler, kara inat yürüdüler. Özgürlük sıcaklığına kar mı dayanır kış mı?...
    
 
 
144
 
1 45
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
 
 
 
     
Nihayet bir barın önüne geldiler. Tito sordu: "Şimdi biz buraya girebilecek miyiz?" Avazı çıktığı kadar 'biz artık özgürüz' diye bağırdı Lucianno. İçeriye girdiler. İçeride sızmış kalmış üç - beş adamla kasanın başında uyuyakalan barmenden başka kimse yoktu. Bir masaya oturdular.
     Bir ara Lucianno'nun gözü masanın yanındaki aynaya ilişti. Hapisten çıkarken yaptığı gibi.yeniden mırıldandı, "Vay bee." Saçları bembeyaz olmuştu, yüzü buruş buruştu. Yaşlanmıştı Lucianno. Tebessümüne aradan sızan birkaç damla gözyaşı karıştı. "Barmen bize iki bira getir." diyebildi titrek bir sesle. Barmen yerinden fırlayıp biraları getirdi. Bir adamın iki bira istemesinin sebebini bilmiyordu. Bilmesi de gerekmiyordu, bilmek de istemiyordu zaten. Biraları bıraktı ve kuş tüyü kasasına geri döndü.
     Lucianno omzundaki dostunu bardağın içine attı. İçtiler. Tito'da içti. İçtikçe keyiflendiler. Bir ara Tito, bardaktan fırlayıp masanın üzerinde dans etmeye başladı. Elini yüzüne koyup masanın üzerine abanmış olan Lucianno büyük bir gururla kendi yetiştirdiği dostunun dansını izledi. Bir an durdu ve 'ne günlerdi be Tito' dedi. Dertleştiler, biraz sonra yine dans etmeye başladı.
     Tito dans ediyor, Lucianno korkunç bir keyifle bu muazzam manzarayı izliyordu. Bunu mutlaka birilerine anlatmalıydı. İyi bir şey yapmanın belki de en keyifli yanıydı onu biriyle paylaşmak. Ama Lucianno bu keyfi 17 sene hiç yaşamadı.
     
Özgürlüğünün bu birinci gününde, yıllarca gizli tuttuğu bu büyük ve onur verici sırrı birileriyle paylaşmalıydı. Etrafına baktı, barmenden başka kimse yoktu. 'Barmen, barmen!' diye seslendi. Barmen yarı uykulu, Lucianno'nun masasına geldi. Lucianno dans eden Tito'yu işaret ederek, büyük bir heyecanla "Barmen şuna bir baksana, şuna bir bak..." dedi. Barmen sessizce parmağını Tito'nun üzerine götürdü. "Çok affedersiniz beyefendi!" diyerek karıncayı ezdi...
     Lucciano için Tito, en büyük dosttu, 17 yıllık emekti. Barmen içinse öylesine bir böcekti.
Herkesin karıncasına saygı duy ve asla unutma! Herkesin karıncası en önemlidir...
 
 
 
146
 
147
 
 
 
 
 
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
gen Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
 
 
Egzersiz Zamanı           ——-
Kitap yaz...
     Kendi gözlemlerini içeren bir kitap yazmaya başla. Hemen başla. Nasıl yazarım deme sakın! Senden bir best-seller yazmanı isteyen yok... Kafana göre bir şeyler yaz. Başkalarının göremediklerini görmeye çalış. Bunu yaparsan, beynine 'Her şeyi gözlemle ve her şeye farklı bak' emrini vermiş olursun ki, bu sadece beynini geliştirmez, ayrıca dünyaya bakışını inanılmaz ölçüde değiştirmiş olur. Bu süreç başladı mı ömür boyu sürer gider.
       Sadece bu egzersiz bile hayatını değiştirmeye yeter. Hemen emri ver ve kitabını yazmaya başla. Haydi...
 
l
 
Dünyanın En Güzel Şiirleri Daha eydi...
Çimen olduk çiğnediler, Çöl mü olsak daha eydi? Akarsuyduk çimmediler, Göl mü olsak daha eydi?
Goncamıza konmuyor kuş, Ne el yel, ne el dokunmuş... Alı solmuş günü dolmuş Gül mü olsak daha eydi?
Yemiş bastı başı eğdik, Yeyin diye yere değdik, Kuru muru sivri dimdik Dal mı olsak daha eydi?
Ne kibir biliriz ne kin, Ne bağ bastık ne de ekin, Aktık durduk sakin sakin Sel mi olsak daha eydi?
Zevrak gelir ya asmaya, Boynum sığmaz hiç tasmaya, Bağlanıp da bir yosmaya Kul mu olsak daha eydi?
 
 
 
148
 
149
 
8. Bölüm
Asla Vazgeçme!
Suya 10 metre kala susuzluktan
ölmek kim bilir ne acıdır, ama ölen
hiçbir zaman bunu bilemez.
 
:;',a Vazgeçme!
Ne olursa olsun asla vazgeçme!
     Gözlerini açtığında çölün tam ortasındaydı. Fidye için yanlış adamı kaçıran mafya, sanki intikam almak istercesine genç ve suçsuz adamı, çölün ortasında ölüme terk edip kaybolmuştu. İnanılır gibi değildi. Epeyce bir şaşkınlıktan sonra düşünmeye başladı genç adam. Aklına henüz dördüncü sınıfa giden on bir yaşındaki oğlu geldi. Oğlu uzaktaydı ve yaşadıkları kasabada yapayalnızdı.
     Geçen yıl bir trafik kazasında karısını kaybetmişti. Oğlu için, onun geleceği için yaşamak zorunda olduğunu biliyordu. Bunları düşününce yüzünde bir intikam ifadesi oluştu. Bekle beni yavrum geliyorum, senin için yaşayacağım, seni asla yalnız bırakmayacağım dedi...
     Güneşin battığı yöne doğru yürümeye başladı. Yürüdü, yürüdü, yürüdü... Aç ve susuz tam üç gün yürüdü. Umutlan bitmek üzereydi. Üç gündür bir vahaya ulaşamamıştı. Kararlıydı, yavrusuna kavuşacaktı, vazgeçmemeye yemin etti. Yürüdü. Büyük bir inançla yürüdü. Susuzluktan çatlayan dudaklarından akan kanı eme eme yürüyordu...
     Birden muhteşem bir şey oldu ve bir vaha gördü, yaklaştı. Kurtuldum, geliyorum yavrum diye diye koşmaya başladı. Vahanın yanına geldi, su diye elini daldırdığı şeyin kavurucu sıcağı adeta bir serap
153
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
tokadı savurdu adama. Lanet olsun dedi ve yürümeye devam etti. Kısa bir süre sonra yeniden bir vaha gördü. Ağaç, çiçek, su, her şey vardı. Yine koştu. Bu seferki kesinlikle vahaydı. Ama yaklaşınca çöl sağır edercesine yüksek bir sesle bağırdı: Ben bu kadar cömert değilim, serap görüyorsun seraaap! Genç adam yılmadı, yıkılmadı. Yine yürüdü. Oğlu bir an bile çıkmıyordu aklından... Tekrar bir vaha gördü, koştu koştu ve yüzüstü suya atladı. Ağzına dolan kumlar yine serap diye bağırdı. Hiç hali kalmamıştı ama her gördüğü vahaya koşuyordu, her seferinde serap olsa da...
     Artık beşinci gün de bitmişti. Sürünerek gidiyordu oğluna, yeniden bir vaha gördü. Kumlara tutuna tutuna gitti. Bu kaçıncı seraptı Allah bilir... Hızı tamamen biten genç adam artık sürünemiyordu bile. Yeniden bir vaha gördü. Biraz daha gitti, biraz daha süründü. Güçlükle şunları mırıldandı: Beni affet oğlum gelemiyorum. Biliyorum bu da serap, bir sonraki de. Elveda!
     Kendini güneşin eriten sıcağına bıraktı ve teslim oldu. Kısa bir süre sonra öldü. Ertesi gün aynı yerden bir kervan geçti. Kervanın kılavuzu genç adamın cesedini buldu ve şöyle seslendi: Su içmeyi bırakın da çabuk buraya gelin. Burada bir ölü var.
     Suya 10 metre kala susuzluktan ölmek kim
bilir ne acıdır, ama ölen hiçbir zaman bunu bil
mez.     . • •,
•j         -          •.; -
 
Vazgeçme!
Sadece iyi niyetle söylenen bazı sözler:
•          Bu işten vazgeç. Böyle bir şey olsaydı Japonlar
yapardı.
• Kim yapmış ki sen de yapabilesin!
• Sen ona uyma! O deli.
 
• Niye sen de normal insanlar gibi olmuyorsun.
• Böyle kitaplar okuyup kafanı bulandırma.
   Herkesi dinie! Sonuna kadar dinle! En sonunda karar ver. Kendi yönünü kendin tayin et. Kendi pusulana güven. Ne olmak istiyorsan, o olursun demiştim. Kararını ver ve sanki olmak istediğini olmuşsun gibi davran. Yani bir milletvekili olmak istiyorsan artık bir milletvekiliymişsin gibi davran. Hayalinde milletvekili ol. Şimdiden meclise mektuplar gönder, fikirlerini anlat. Hayallerinde devleti yönet... Eğer bir tenisçi olmak istiyorsan gözlerini kapat Andre Agasi ile maç yaptığını ve her seferinde onu en zor sayıları alarak yendiğini düşün! Ama öyle konsantre ol ki, gözlerini açtığında bakışın değişsin. Buna inan! Herhangi bir arkadaşınla maç yapmak için sahaya çıkarken, ben Andre Agası'yı yenmiş adamım, seni harcarım de. Raketi eline alınca kendini nasıl daha güçlü hissedeceğini ve yerinde duramadığını göreceksin.
     Şimdiden yürüyüşün değişsin! Yıllar sonraki kendini hayal et ve onun gibi yürü.
Dünyayı Değiştirebilirsin
     Asla Ben tek başıma ne yapabilirim ki? demeyeceksin. Yemin ediyorum ki sen tek başına dünyayı değişti-
    
 
 
154
 
155
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
rebilirsin. Hiç düşünmez misin, dünyayı her seferinde bir kişinin değiştirdiğini?
     Parayı Lidyalılar buldu, doğru. Ama herhalde yüz bin Lidyalı bir araya gelip bulmadı parayı. Biri çıktı ve: Bu iş böyle olmayacak! Sen bana inek veriyorsun, karşılığında ben sana bir eşekle bir koyun veriyorum. Öyle bir şey yapalım ki hem küçük, hem değerli olsun. Onu yanımızda taşıyalım ve değişim aracı olarak kullanalım, dedi. İhtiyar heyeti onayladı ve para basıldı. Sonuç; dünya değişti.
     Adamın biri çıktı: Orası senin evin, ben giremem. Burası da benim, sen giremezsin. Gel araya bir çizgi çekelim ve yerimizi bilelim... dedi. Çizgi çektiler, sınır icat edildi.
Sonuç; dünya değişti.
     Yazıyı Sümerler buldu. Tabi ki yine yüz bin insan birden bulmadı yazıyı. Biri çıktı ve: Bu iş böyle olmaz, söylediklerimiz uçup gidiyor. Öyle bir şey yapalım ki, söylediklerimiz kaybolmasın, dedi. Önce komik oldu ama yazı icat edildi...
Sonuç; dünya değişti.
     Adamın biri çıktı. Bu iş böyle tekme tokatla olmaz, öyle bir şey yapalım ki vurdu mu ikiye bölsün dedi. Bıçağı biraz daha uzatıp keskinleştirdi, kılıç icat edildi...
Sonuç; dünya değişti.
 
Asla Vazgeçme!
iş böyle gaz lambasıyla falan §ey yapacağım ki düğmeye
u| jcat edj|dj
    Adamın biri çıktı: olamayacak, ben öyle basacaksın, ışık olaca*
Sonuç; dünya değiş*1-
              ,p   Kendini hafife alma. Yaz, çiz, yap,
Şimdi sıra sena<jnsan|ara en faydalı olmak için çalış,
üret; bir eserin ols"n;     Dediğin, insanlara zarar veren ne
Buna gücün var. «eğ     Dünyayı değiştir...
varsa değiştirmeye, gel"?
                      Fn Akıllı İnsanı olarak, insanların kendi-Ben Dünyanın ti       a||Ş||mış duşünce kalıplarını yık-
ni keşfetmesi noktp insanların başkalarına özenmesini
maya çalışıyorum. B > senjn jçjndekj enerjiye ulaşmanı
anlamsız buldugurrı iv 'başaracağım. Durma, sen de tut
arzu ediyorum ve DU   ü , 0|sun dünya denen bu al-
bir köşesinden, yaşama^ y tın yumurtanın.
Bilen bilir-
        • ^A^Q ulaşmak başka şeye benzemez. Büyük bir heae ^^ ka|,rsın... Cam kırıklarıyla, Acı çekersin, aç Kan ş yo|lardan koşarak geçmek zo-çakıl taşlarıyla dona rça|anmış ayak|arınla tuz tarlaların-runda kalırsın. Sonra/j,ir. Bataklıklar çıkar karşına bazen, dan geçmen 9ereKecoğU vazgeçer çekilir bu zorlu, bu vi-dayanmak güç olur. v Ka,an|ar her geçen gün biraz daha
rajlı, bu tirajlı y°'Jar'n ya da kalanlar mutlaka kazanırlar,
azalır. Sonunda kaıa     ^ adam|ar, dani diye anarlar...
Sonra da yoldan çekıie'
 
 
 
156
 
157
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
İnanırsan Mutlaka Başarırsın
       1999 yılına kadar denemediğim veya çalışmadığım iş kalmadı. Elektrikli battaniye satışından DJ'liğe, DJ'iikten stand up'a, stand up'tan inşaat işçiliğine, inşaat işçiliğinden üst düzey yöneticiliğe kadar birçok işte çalıştım. 1999 yılında ailemin ve çevremin tüm baskılarına rağmen, Ticaret Müdürü olarak çalıştığım cam fabrikasından dünyayı değiştirmek üzere ayrıldım. 1993'ten o güne kadar dünyayı değiştirmek için bir alt yapı oluşturmaya çalışıyordum ama olmuyordu. Okul açmak için ihtiyacım olan parayı bir türlü kazanamıyordum. Bu iş böyle olmayacak dedim. Alt yapı olarak ben hazırdım ve gelişimimi tamamlamıştım. Ben varsam başka bir şeye gerek yok dedim.
Zor bir düğüm
     O güne kadar hep az başarılı olduğum için ailemden de destek alamayacaktım ama onları ikna etme yolum hep açıktı. Önce ailemi ikna ettim. Bana son bir şans daha verin, dedim. Zor oldu ama ikna ettim onları. Çalışmalarıma bireysel uygulamalarla başlama kararı aldım. Gazeteye ilanlar verdim. Bu yolla müşteri bulmaya çalışıyordum ama bir türlü olmuyordu. Artık beş parasızdık. Ailem haklı çıkmıştı. Düşünsene, eve ekmek götüremiyorsun ve evlisin. Bütün bunlar olurken, ben ısrarla dünyanın en akıllı insanı olduğumu söylüyor ve başaracağımı haykırıyordum.
     Hiç kimse eğitimimi almak istemiyordu. Denemedi
ğim yol kalmadı. Birkaç bireysel uygulamadan başka iş ya
pamadım.         ,5
 
Asla Vazgeçme!
     Dershane ve kolejlere gitmeye karar verdim. Bulabildiğim kadar dershane telefonu ve adresi buldum. O dershane senin, bu dershane benim, koşturmaya başladım. Onlarca dershanenin kapısını çaldım. Yüzlerce insanla görüştüm. Her seferinde insanlar değişmesine rağmen, cevap asla değişmiyordu. Tek kelime: HAYIR.
     Dershane görüşmelerine gidecek yol param dahi kalmamıştı. Görüşmelere otostop yaparak gidiyordum. Minibüse veya metroya binebilmek için ne acılar çekmiştim. En büyük hayalimdi, parasını vererek minibüsün arka koltuğuna oturmak. Her defasında şoföre yalvarmaktan bıkmıştım artık. Bir gün "Abi benim param yok ama Me-cidiyeköy'e gitmem gerekiyor; minibüse binebilir miyim?" dediğimde, şoför: "Hayır kardeşim binemezsin. Su yakmıyoruz, mazot yakıyoruz" demişti. Ne gülmüştüm o gün. Kendi kendime hem gülüyor hem de: "Adama bak ya! Dünyanın En Akıllı insanına hayır diyor." diyordum...
     Yine ekmek paramızın olmadığı bir gün, yani sıradan bir gün, cebimdeki boş Akbil'i satıp, eve ekmek götürmeye karar verdim. Ne de olsa boş olduğu için bir işe yaramıyordu. En azından depozitosu biraz iş görürdü. Sanki çok büyük bir iş başaracakmışım gibi keyifle metro istasyonuna geldim. Metrodaki adam akbili eline aldı ve Beyefendi bunu alamam, çünkü bu hasarlı dedi. O an karşımda ayna olmadığı için ne kadar da şanslıydım. Adamı bembeyaz olmuş yüzümle dinliyordum. Tam bu esnada beynimde bir Şimşek çaktı, adama Satmaktan vazgeçtim dedim ve Ak-bilimi geri aldım. Bana göre bu bir işaretti ve ben bir gün öğrencilerime bu akbil hikayesini anlatacaktım. O gün eve geldim ve karıma durumu anlattım. Dünden kalma hayallerimizi tekrar ısıtıp yedik. O gece yarı aç yan tok uyuduk...
     
 
 
158
 
159
 
 
Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım
Bütün bunları yaşarken eşim hep üzülüyordu. Babam, hele de annem kahroluyordu. Fakat ben her olumsuz durumu büyük bir heyecanla, sona yaklaşıyorum diye değerlendiriyordum.
     Aylar geçnpesine rağmen halen sonuca gidemediğimi gören ailemin sabrı bitmişti artık. Ben her gittiğim yerden referansım olmadığı için red cevabı almaya devam ediyordum. Yeni bir karar verdim. İlk işimi para almadan yapacaktım ve böylece bir referansım olacaktı. Hemen telefonun başına oturdum, dershaneleri aradım. Kulaklarıma inanamı-yordum. Dershanelere parasız eğitim vermeyi teklif ediyordum ve onlar böyle bir uygulama için zamanları olmadığı gerekçesiyle yine hayır diyorlardı. Üste para versek herhalde yine olmayacaktı.
     Peki benim referansım nasıl olacaktı? Her kurum önce referans istediğine göre, ben nasıl olacak da bir referans edinecektim? Bunu aşmanın bir yolu olmalıydı. Bir yandan bunu düşünürken, diğer yandan da bu eğitimlerime dünyanın ne kadar ihtiyacı olduğunu daha iyi kavrıyordum. Düşünsene herkes bana, bir başka yerde bu uygulama yapılmadığı için hayır diyordu. İlk olmaya cesareti yoktu kimsenin... Profesyonel veya amatör hiç farkı yok. Kurumlar veya insanlar, herkes ilk olmaktan korkuyordu. Ve ben böyle bir dünyada, böyle bir ortamda dahi yetiştirmeye kalkıyordum.
160
 
Asla Vazgeçme!
     Tüm dünya birleşse, kırk gün değil, kırk yıl "Sen delisin" dese ne çıkar!
     Bu arada kartvizitimde Dünyanın En Akıllı İnsanı yazıyor olması işimi her seferinde biraz daha zorlaştırıyordu. Herkes bana: Sil kardeşim şunu, kişisel gelişim uzmanı yaz diyordu. Ben bunu asla kabul etmedim. Aç kalmak pahasına da olsa kartlarımı değiştirmedim. Bu oyun bu kartlarla oynanacaktı. Bu benim verdiğim en asil karardı. Sırf bu ibareden dolayı çok yerden kovuldum. Bazı arkadaşlarım beni dışladı. Deli olduğumu düşünenler bile oldu. Ama ben oraları çoktaaaan geçmiştim.
Bu inanılmaz...
İnsanlar bir türlü mükemmel olduklarını kabul
etmek istemiyorlardı. Karıncanın, filin,
örümceğin mükemmelliğinden bahsediyorlardı
ama insanın mükemmel olduğunu her nedense
kabul edemiyorlardı.
     Herkes bir şeyler söyledi, başıma gelmeyen kalmadı ama ben hiçbir zaman başarılı olacağıma dair inancımı yitir-medim. Evimizin elektriğini kestiklerinde bile. Hiç ara vermeden okuyor, yazıyor ve yeni kanunlar icat ediyordum.
Düğüm çözülüyor...
     Bir çok zorlu mücadeleyi daha da abartarak hızlandırdım. Birileri ikna olmalıydı. İkna olmak zorundaydı. Öyle yoğunlaşmıştım ki, otostopla gittiğim dershaneler benim
161
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
çok güçlü olduğumu düşünüyorlardı. Evden çıkarken karıma "Haydi eyvallah" anlamında bir el sallayışım vardı ki, o an resmimi çekip birine "Bu adam ne yapıyor?" diye sorsanız, beş milyon insanı selamlıyor derdi. Karım bile benim ondan bir şeyler sakladığımı düşünmeye başladı. Bir insan kendine bu kadar güveniyorsa bir bildiği vardır, diyordu. Doğruydu. Benim gerçekten bir bildiğim vardı: Kararlılık karşısında duracak hiçbir güç yoktur.
     Nisan ayıydı. Hava soğuktu. Bir dershaneye girdim. Amacım işten çok, sıcak bir çay içmekti. Dershane müdürü beni odasına aldı ve minik hayalimi gerçekleştirdi. Çaylar geldi, sohbete başladık. Ben ona projemi anlattım. On saatlik bir çalışmayla öğrencilerinizi kudurtabilirim. Az uyurlar, çok çalışırlar, ahlaklı olurlar, özgüvenleri zirveye ulaşır, gecelerini gündüzlerine katarlar... Referansım yok bana bir fırsat verin ispat edeyim. Bunu yapabilirim. Dershane müdürü rehberlik ve psikolojik danışmanlık mezunuydu. Diğerlerinin aksine benim referanslarımla değil, işimle ilgilendi. Ben anlattım, o not aldı. Çok heyecanlandı. "O halde zaman kaybetmeyelim. Bu uygulamayı hemen başlatalım." dedi. Hemen on kişilik bir deneme grubu oluşturuldu. Çalışmamı gerçekleştirdim. Sonuç mükemmeldi. Dershane müdürü tamamen ikna olmuştu. Genel müdürle konuşup, bana döneceğini söyledi.
     Aradan bir ay geçti. Karar bir türlü çıkmıyordu. Samimiyeti arttırmak için kendisini, mantı yemek üzere eşiyle birlikte bize davet ettim. Kabul etti. Etti ama mantı yapmaya parayı nereden bulacaktık ki? Artık bana borç vermekten bıkan arkadaşlarımdan güç bela borç aldım ve alışverişe gittim. İki adet muz, iki adet şeftali, 250 gr. Kıyma, yarım kilo yufka, 300 gr. Karışık kuruyemiş aldım. Param
 
Asla Vazgeçme!
bitti ama misafirlerimizi ağırlamaya hazır hale geldik. Akşam oldu geldiler. Ben her seferinde konuyu "Bizim eğitim ne oldu?" boyutuna getirmeye çalışıyordum. Müdür her seferinde ustaca kaçıyordu. O gün öylece geçti ve bizim mantı uygulaması bir işe yaramadı.
     Bir ay sonra karar çıktı. Genel müdür onay vermişti. Ancak saat ücreti benim istediğimin üçte biri olacaktı. Eğitimi sınıflara tek tek değil, iki sınıfı birleştirerek verecektim. Eğitim on saat yerine beş saat olacaktı. Ayrıca dershanenin sadece hafta içi grubu bu uygulamaya katılacaktı. Ben itiraz ettim. Sınıfları tek tek alacağım. Eğitim beş değil, on saat olacak. Fiyat da sizin istediğiniz gibi olacak, dedim. Yani ceplerinden çıkan para aynı olmasına karşın, ben dört katı iş yapacaktım. Anlaştık. Başladım.
     Aldığım tüm parayı eğitim gereçlerine ve öğrencilerime harcadım. Sonuç tahmin ettiğim gibi oldu. Mükemmel! Eğitim devam ederken, öğrencilerim aldıkları eğitimden o kadar çok etkilendiler ki, anlattıklarımı eğitime katılmayanlara da anlatmaya başladılar. Bunun üzerine dershanenin diğer öğrencileri de bu eğitime katılmak istediler. Bu benim beklediğim bir şeydi zaten. Sonuçta söz konusu dershanenin tüm öğrencileri benim eğitimimden geçmiş oldu. Sonra diğer şubeye yollandım. Sonra da iş çığırından çıktı, bana kapılarını kapatanlar tek tek beni arayarak benden eğitim istediler. Adım "Mucize adam"a çıktı. Para almadan eğitim vermeyi teklif ettiğim dershane, bana para vererek eğitim aldı. Fakat o hala bunun farkında değil.
     
 
 
162
 
163
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
/sla Vazgeçme!
 
 
 
Düğüm çözüldü
     Büyük bir mücadele ve binlerce zorluktan sonra ben bir efsane yarattım. Efsanenin adı: Erdal Demirkıran. Bana ilk fırsatı vererek yolumu açan, farklı yaşayan ve referanslarla ilgilenmeyen sayın Adem Doğan'ı tanıdığım için onur duyuyorum. Yaptıkların için sağol dostum. Her zaman mantı yemeye bekleriz.
     O günden bugüne kadar binlerce insan benim derslerime katıldı. Katılımcı memnuniyeti neredeyse %100. Herkesi memnun etmek mümkün değildir diyenlerin aksine ben bağırıyorum: Herkesi memnun edebilirsin. Yeter ki iste ve sabırlı ol. Şimdi binlerle ifade ettiğim katılımcı sayısını 2030 yılında milyarlarla ifade edecek ve tüm dünyayı değiştireceğim. Göreceksin!
     Bugün özel şirketlerden dershanelere, belediyelerden emniyet teşkilatına kadar çalışmalarım büyük bir hızla devam ediyor.
     Bu arada o gün satamadığım Akbil'i, bugün ders konusu olarak işliyor ve o günleri her yerde gururla anlatıyorum.
 
Egzersiz Zamanı
Televizyon izleme süreni yeniden gözden geçir...
     Televizyon izleme süreni yeniden gözden geçir. Bu süreyi mümkün olduğu kadar azaltmaya bak. TV hakikaten beyninin etkin olmasını engelleyen bir makine. Hele de kimseye, hiçbir faydası olmayan magazin programları. Sana ne Sibel Çan'ın silikonlarından. Sana ne faydası var? Dinliyorsan yaptığı müziği dinle ve geç. Kendi hayatınla ilgilen. Çevrendekilerin hayatıyla ilgilen. Büyük insanların hayatını incele. Yani sana mutlaka faydası olan işlerle uğraş...
    
 
 
Unutma! Bir kişiye yemek yapabiliyorsan, bin kişiye de
yapabilirsin. Sadece büyük bir tencereye ve yetişmiş
aşçılara ihtiyacın var.
 
164
 
165
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Dünyanın En Güzel Şiirleri Hay Gönül...
Şu dünyanın rindinde rindanında
Bir dür bulamadın gitti hay gönül vay gönül.
Zebun düşüp, zay oldun zindanında
Bir hür bulamadın gitti hay gönül vay gönül.
Gördüğün gübreyi gülce koklandın
Okkaladığından nice oklandın
Envai çeşit de çiçek yokladın,
Bir bar bulamadın gitti hay gönül vay gönül.
Faş edemez oldu feraset falı
Kalp kutusu gibi kaldın kapalı,
Sendeki bu esrara kadir kafalı
Bir er bulamadın gitti, hay gönül vay gönül.
Bir zerreyi on dokuz bine bölsen
Delidir bu derler sen seni bilsen,
İnsanlık dalında emin ve esen,
Bir yer bulamadın gitti, hay gönül vay gönül,
Yalvardım yakardım, yola yatmıyor, Hasta hırıltıda hapı yutmuyor. Çıkardığın malı moda tutmuyor, Bir kar bulamadın gitti, hay gönül vay gönül.
Zevraki'miz der ki; düşmüşüz meşka Aşkımız sıkıdır asrımız laçka Nur gözlük satacak sen benden başka , Bir kör bulamadın gitti, hay gönül vay gönül.
 
9. Bölüm
Beyin Kemiren Böcekler..
Üç beş zavallı böceğe meze olamazsın!
 
166
 
Beyin Kemiren Böcekler...
En büyük böcek...
    Farkında olmadığımız, çoğu zaman hafife aldığımız öyle kavramlar var ki; bunlar içten içe beynimizi kemirir, küçültür ve biz bunu asla fark edemeyiz.
    İşte bazılarına göre, gurur vesilesi bile olan en tehlikeli kemirgen böcek: Sinirlilik.
Beynin küçülüyor! Çünkü sinirleniyorsun...
    Artık eskisi kadar güçlü bir hafızan yok, artık eskisi
kadar hızlı düşünemiyorsun, son zamanlarda çok fazlaca
"dilimin ucunda" deyimini kullanıyorsun, artık eskisi kadar
hızlı karar veremiyorsun, artık okudukların aklında kalmı
yor, artık randevularını, verdiğin sözleri unutuyorsun. Peki
neden? Çünkü Sinirlisin!           ..,,.,.
      Sinirlilik veya Asabiyet! İkisi de aynı şey. İkisi de sen farkında olmadan beynini kemiriyor. Asabi bir insan olman, sürekli pişman olduğun anlamına gelir ve tüm pişmanlıklar beyni küçültür.
    Sen de en az benim kadar iyi biliyorsun sinirlenince mantıklı düşünemediğini. Mantıklı düşünemeyince yanlış kararlar veriyor ve karşındakini çoğunlukla boş yere yıpratıyorsun. Kısa bir süre rahatlasan da sonradan pişman olup kendine kızıyorsun. Ben bunu yapmamalıydım, yanlış yaptım diyor, arkasından da keşkeli cümleler kuruyorsun. Keşke öyle söylemeseydim, keşke şöyle yapsaydım... Zamanı geri alıp yaptığın hatayı düzeltemeyeceğine göre, bu durum beynini kemirmeye başlıyor. Her yerde haklı ol-
169
 
Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım
düğünü anlatsan da, içinden bir ses, senin haksız olduğunu haykırmaya devam ediyor. Bütün bunlar olurken bilinçaltı n negatif kayıtlar yapmaya devam ediyor. Farkında olsan da olmasan da düşünsel anlamda beynin küçülüyor. Çünkü tüm pişmanlıklar beyni küçültür!
     Şimdi bir dakika düşün! Bugüne kadar sinirli olmanla neyi çözdün? SinirlF olman ne zaman işe yaradı? Cevap: Hiçbir şeyi çözemedim ve hiçbir zaman bir işime yaramadı. Son bir soru: Hiç sinirliyken aynaya baktın mı?
Beş saniye kuralı
     Senden çok küçük bir şey istiyorum, her ne olursa olsun sinirlendiğinde beş saniye dur ve düşün. Beş saniye sonrasını düşün! Ne kadar pişman olacağını ve beyninin küçüleceğini düşün! Sonra seni sinirlendiren her kimse, ona NEDEN diye sor? NEDEN, insanlık tarihinin en büyük icadı. Ateş, yazı, telefon, ampul... kaç para ki? Neden sorusu olmasaydı, hiçbirini bulamazdık. Bu sihirli sözcüğü hayatında hep kullan. Hele de sinirlenince NEDEN diye sor. Karşındaki insan bir an için sinirlerine yenik düştüğü, böyle bir karşılık alacağını tahmin etmediği için cevap veremeyip özür dileyecektir. Göreceksin! Olumsuz bir cevap alırsan, özür dile ve yoluna devam et! Gerçekten böyle yap! Bırak senin beynin küçüleceğine onun beyni küçülsün! Küfretseler bile gül geç! Emin ol ki bu tavrın daha etkileyici olacak. Düşünsene birisine küfrediyorsun ve adam sana acıyarak bakıp yoluna devam ediyor. Seni dövse daha az üzüleceğine eminim. Olumlu ya da olumsuz her tavır karşısında beş saniye sessiz olmak sana nasıl bir güç ve karizma katar. Yaşayan bilir. Hele yüzlerce kez yaşayan hem de nasıl bilir. Ben bilirim!
 
Beyin Kemiren Böcekler...
Büyük ders...   lft :
     Vaktiyle İstanbul'da kamyon şoförlüğü yapan bir iş adamı anlatmıştı...
"O zaman gencim, güçlüyüm, taşı sıksam suyu çıkar. Bir gün kamyonumla Reno marka bir arabaya çarptım. Suçluydum. Adamın arabası mahvolmuştu. Para ödememek için Reno'nun içinden çıkan cılız adama bağırmaya başladım. Adam beni sakinleştirmeye çalışıyor, bense avazım çıktığı kadar bağırıyor-dum. Çok korktu. Lütfen bağırmayın, diyordu. Ben bunu fırsat bilerek iyice abarttım ve adama yüklendim. Kırılan farımın parasını almak için bağırmaya devam ettim. Adam da "Peki, o zaman karakola gidelim" dedi. Karakoldaki bütün polisler arkadaşım olduğu içen hemen kabul ettim ve adamı sürüte sürüte karakola götürdüm. Dışarıdaki polislerle selamlaştığı-mı gören adam iyice korktu. Komiserin odasına girdiğimizde, komiser ayağı kalktı. Kendi kendime "Ne çok tanıdığım!" var diye gururlandım. Komiserin, "Buyurun sayın savcım." demesiyle, benim "Eyvah!" demem eş zamanlıydı. Rezil olduğuma mı yanayım, sabaha kadar yiyeceğim dayağa mı?
     Komiser, savcıya "Ne içersiniz efendim?" deyince, savcı: "Ben bir çay alayım, arkadaşıma da soğuk bir su verin!" dedi. Bayılmak üzereydim. Oturmamı söyledi, oturdum. Bu arada çay ve su geldi. O çayını içti, ben de suyu içmeye çalıştım. Bir an önce dayak faslına geçilse de bitse bu iş diyordum.
     
 
 
170
 
171
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
     Savcı bey çayını içtikten sonra, "Gidebilirsiniz Ali bey!" dedi.
     Keşke dövseydi beni. Keşke nezarete falan atsaydı. Eminim çok daha az üzülürdüm.
     İçtiğim su halen boğazımda ama o gün öğrendiklerim beni tam kırk yıldır yönetiyor.
Tepki ve asabiyet.
     Sessizlik bir insana en son yakışan şeydir. Asla sessiz ve tepkisiz olma! Haksızsan özür dilemeli, haklıysan da mutlaka bir tepki vermelisin. Sinirlenmek de bir tepkidir şüphesiz ama yanlış bir tepki olduğu kesin. Kesin çünkü beynini küçültüyor. Amacın her zaman sorunu çözmek olmalı, büyütmek değil. Sonuçta pişman olmayı ya da beyninin küçülmesini istemiyorsan, haklı olduğunda beş saniye durmalı ve sadece neden diye sormalısın. Hepsi bu!
     Git, herhangi bir gazete al ve katliam sayfasını oku! Pişman olan binlerce insan var. Hepsinin gerekçesi aynı: Bir anlık öfke. Acaba bütün bu insanlar sadece beş saniye dayanabilselerdi, gazetelerde ve televizyonlarda bu kadar çok katliam haberi izleyebilir miydik?! Asla! Evet dostum kendine gel! Hayatını düşün! Anneni, babanı, kardeşlerini, eşini, çocuğunu düşün. Bir anlık öfkeyle, herkesin hayatını karartabilirsin... Bunları sadece beş saniye düşün ve bildiğini yap! Asla pişman olmayacaksın.
 
II
 
Beyin Kemiren Böcekler...
Çok yazık çok!
     İstanbul Zeytinburnu'nda yürüyordum. Acı kornasına irkildiğim minibüs, büyük bir hışımla başka bir aracın önünü, çapraz bir şekilde kesti ve minibüsten inen şoför bağıra bağıra otomobilin yanına geldi. Adam korkusundan camı kapatıp, kapılarını kilitledi ve adeta yalvarırcasına ellerini açıp özür dilemeye başladı. Minibüsçü abi, bir yandan küfrediyor, bir yandan da arabanın camını dövüyordu. Adam yalvarmaya devam ettikçe o yüklendi. Bir ara minibüsçü iyice abartıp çoluğuna çocuğuna küfredince, adamın omuzları iki yana düştü. Bir elini koltuğun altına uzatırken, diğer eliyle de camı araladı. Koltuğun altından çıkardığı tabancayı araladığı camdan, küfreden sinirli minibüsçüye uzatıp ateşledi. Kafasından vurdu mi-nibüsçüyü.
     Her şey bir dakikada olup bitti, ikisinin de hayatı karardı.
     Bu akşam tabutla eve dönecek adam, kim bilir dün nasıl bir neşeyle gitmişti evine...
     Bu akşam demir parmaklıklı kafese giren adam, dün akşam çocuğunu severken kim bilir ne kadar özgür, ne kadar huzurluydu...
     Ben trafikte bana küfredenleri hiç duymuyorum. Yolda bana omuz atanları hissetmiyorum bile... Sonuçta onlar acı içinde kıvranıp, beyinlerini küçültedururken, ben mutlu bir şekilde bebeğimi seviyorum ve hiç düşmanım yok. Akşam evime giderken hiç arkama bakmıyorum, telefo-
     
 
 
172
 
173
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Beyin Kemiren Böcekler...
 
 
 
nüm çalınca ürkmüyorum, kapım vurulunca tedirgin olmuyorum... ve dostum biliyor musun alabildiğine özgürüm; hayatı ve kendimi çoook seviyorum.
Aslında Sinirlilik Yok; Gücü, Gücü Yetene Var
     Düşünsene yukarıdaki kamyoncu karakola gidinceye kadar nasıl da sinirliydi. Ama adamın savcı olduğunu anlayınca tüm sinirliliği bir anda yok olup gitti. Çünkü savcı ondan daha güçlüydü.
     Adam evde karısına, çocuğuna, anasına, babasına bağırır da, dışarıda kuzu kesilir. Çünkü ancak onlara gücü yetiyor da onun için. Cinnet durumları dışında kimse karşısındakini tartmadan sinirlenmez. Cinnet geçiren bir insanı da, o an için normal kabul edemeyeceğimize göre, normal insanlar için tekrar ediyorum: Sinirlilik diye bir şey yok; gücü gücü yetene var.
       Sanıyorum 1986 yılıydı, anneme inanılmaz bir gürültüyle bağırmaya başladım. Canım anam bir an durdu ve: "Yapma oğlum, ben senin ananım. Bana böyle bağırma!" dedi. Sonra dışarı çıktım, arkadaşlarla buluştuk. Nasıl oldu bilinmez veya bilinir de söylenmez, bir anda bir başka grupla kavga etmeye başladık. Adamlar bizden güçlüydü. Dayak yiyeceğimizi anlayınca şirinlik yapmaya başladık. Adamlar espriden anlamadıkları ve çok ciddi oldukları için bizi yamulttular. Eve geldiğimde mor gözümü gören anam ağlamaya başladı. O gün düşündüm. Gerçekti bu. Anama gücüm yettiği için bağırıyor, dışarıda dayak yiyordum. Bu utanç verici bir şeydi. O günden sonra bir daha da asla gücüm yeten insanları ezmeye kalkmadım.
 
Simdi düşünmeni istiyorum:
Sinirlendiğin zamanları hatırla! Kaç defa bir baş
komiserin ya da baş savcının yanında, ya da gücünün
yetmediği birilerinin yanında sinirlendin? Hıı?
Bu da başka bir böcek: Stres...
     Beynin küçülüyor, çünkü kendini strese sokuyorsun...
       Asabiyetten sonra beyni küçülten bir başka unsur da strestir. Diyelim ki bir iş görüşmesine gideceksin. En güzel kıyafetlerini giyiniyorsun, kendini psikolojik olarak hazır hissediyorsun. Her şey tamam! Birden bir şey oluyor ve strese giriyorsun. Ya olmazsa, ya başaramazsam... Yukarıda anlattığım bilinçaltı kayıtları açığa çıkıyor. Önceden öğrendiklerin tam bu esnada karşına dikiliyor. O kadar çok olumsuz kayıt yüklemişsin ki bilinçaltına, onlardan kurtula-mıyorsun. Sadece kendini kötü hissettiğin zamanki tecrübelerinle yüzleşiyorsun. Her şeyi unutup hep başarılı olmuş bir insan gibi davranabilsen, şeytanın bacağını kıracak ve mutlaka galip geleceksin. Zaten bir defa galip geldin mi, çorap sökülür gider.
     İş görüşmesinde kalmıştık. Hemen söyleyeyim bu sadece bir örnek. Ama anlattığımı hayatının bütününde görebilirsin. Devam edelim. İş görüşmesine gittin, bilinçaltın-daki bu olumsuz kayıtlar bir bir açığa çıktı ve "Ya başaramazsam?" korkusu tüm bedenini sardı. Bedenini diyorum
     
 
 
174
 
175
 
Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım
 çünkü bu psikolojik durum, düşünce yapından, bedeninin duruşuna kadar etkiliyor seni. Hızlı karar veremiyorsun. Ya yanlış bir şey söylersem, ya bir gaf yaparsam diye düşünüyorsun sürekli. Omuzların çöküyor, boynun eğiliyor dizlerin titriyor. Yani tam bir biçare olarak iş verenin karşısına geçiyorsun. Ben işe girmek istemiyorum desen, belki şansın daha fazla olabilirdi. Ter içinde, kekeleyerek söyleyeceğin hangi cümle bir patronu etkileyebilir ki? O halde bir karar vermelisin. Stres mi, İş mi? Bu gerçekten çok önemli. Çünkü ben henüz strese girerek, bir işe giren hiç kimseyi tanımadım...
     Bir yerden bir başka yere çok önemli bir evrak götü-ruyorsun. Feci bir trafik var. Yine kendini boş yere strese sokuyorsun: "Eyvah geç kaldım, lanet olsun geç kaldım!" Arayıp adama durumu anlatmak yerine, kendini yiyip biti-nyorsun. Sonuç: Evrak yine yetişmiyor. Üstüne üstlük karşındaki senin yalancı olduğunu düşünüyor... Sinirlenerek veya strese girerek trafiği açabilen kimseye de henüz rastlamadım.
     Asla kafanı kuma gömme! Ben biliyorum sen oradasın.
       Ne olursa olsun hiç gerilme, hiç strese girme! Hemen alternatif bir yol, bir çözüm bulmaya çalış. Bu yol bazen yüksek sesle şarkı söylemek bile olabilir. Unutma, strese girince bir zaman sonra işe yaramaz olduğunu düşüneceksin. Bunun sonucu olarak da beynin senden yana çalışmaktan vazgeçecek. Bence buna hakkın yok! Stresle sorunu çözemeyeceğini ezberlemen lâzım. Kafanı kuma gömme. Madem ortada bir sorun var, sorunu gidermeye çalış
 
Kemiren Böcekler...
Beyin
 Ağiarnan sızlaman çözüm olacaksa, akrabalarını birden a*lavın. Yok böyle bir sev.
 Ben mücadelemi verirken, bana hayır diyenlere hiç . m Hep hatayı kendimde aradım. Bir yerlerde bir kızmadı . a Banıyordum. Tamam adamların kapasitesi hata yap g yetmiyordu ama bu bir mazeret sayılmaz-beriMatlaka bir yerlerde kapasitesi uygun birileri olacaktı. dl-
taa
h   fazla sayıda görüşme yapmam gerekiyordu. Yap-
         unda oldu işte. Anlayan birileri çıktı. Benim otu-
tim T derime yanma gibi bir alternatifim de vardı şüphe-
rup Kaa ^^ Her gittiğim yerde sanki daha önce binler-
siz. Yap           gjbj diyordum. Az önce neredeyse beni
ce iş yaP § aşağılayan adamı ve tüm söylediklerini ken-Ü°T fnHPonunla baş başa bırakarak ç.k.yor, yeni bir he-y'eclnla yandaki kap.y. vuruyordum.
ve hiç kimsey' inmal etme- Verdi-
- •     özlerden asla dönme. Hayatta hiçbir yere geç kal-gın S
Y   hiçbir zlerden
    oonuna kadar git, başarmadan da geri dönme. İşi-ma "kemmel ve zamanında yap... alnın ak ve yüreğin
rahat olsun.
Ya da herkesi ve her şeyi ihmal et. Verdiğin söz-•   qla tutma- Her yere geç git. Canın yandı mı başa-düşünme, hemen geri dön. İşini baştan sav-
' 9ir ve her defasında
 
 
 
176
 
177
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 ...Ve dedikodu böceği! Beynin küçülüyor, çünkü dedikodu yapıyorsun...
 Dedikodu da bir başka böcek. Öyle enterasandır ki; istediğine sor, hiç kimseden "Ben dedikodu yaparım."
 Şeklinde bir cevap alamazsın. Herkes dedikoduya karşıdır ama...
     Beyni küçülten bir başka unsur da dedikodudur. Çünkü sonunda mutlak bir pişmanlık vardır. İlginçtir; insanlar çoğunlukla birilerine anlatmamaları gerektiğini bile bile sırlarını başkalarına anlatırlar. Sonra da pişman olurlar. Bu gerçekten çok ilginç. İçinden bir ses: "Hayır yapma, sakın anlatma!..." diye bağırır ve bu ses kulaklarını patlatır-casına yüksektir. İçin içini yer ve sen anlatmaya devam edersin. Anlatacakların biter, arkadaşın gider, vicdanınla baş başa kalırsın. O ses geri döner ve anlatmamalıydm der. "Evet anlatmamalıydım." dersin ama iş işten geçmiştir. Bilinçaltı kayıtlarını tutan adam anında olumsuzlar hanene bir çentik atar. Sen de kayıtlarını tutan adamın yerinde olsan aynısını yapardın!
     Birilerinin arkasından konuşmak kadar iğrenç ve anlamsız bir şey tanımıyorum. İş yerinde bir arkadaşına kızarsın. Ama ona kızdığını asla belli etmez, sonra da başka birini bulup, hararetli hararetli anlatmaya başlarsın. Mehmet bugün ne yaptı biliyor musun?... İşin garibi rahatlarsın da! Kimse de sana: Yahu kardeşim, adam yan odada niye ona söylemiyorsun? demez. Ama aynı adam, yani derdini anlattığın vatandaş, sen gittikten sonra bir başka-
 
Beyin Kemiren Böcekler...
sını bulur ve ona senin için: "Yahu şu Ahmet dedikodu yapmayı ne çok seviyor." diyerek senin dedikodunu yapar. Uzun lafın kısası, inanılmaz güzel rol yapıyoruz. Sahtekâr, riyakâr olup çıktık. Böyle giderse beynimiz küçülmekle kalmayacak, bitecek. Kafanda soru işaretleriyle yaşamak istemiyorsan insanlarla konuş, onlara doğru bildiğini söylemekten çekinme! Transparan düşün.
İçimden bir anı anlatmak geldi: Ah be Mahmut, ah...
î •'•
    Yıllar önce çok sevdiğim bir arkadaşım bir şirkete genel müdür olmuştu. Onu kutlamak üzere ziyaretine gittim. Odasındaydı. Geldiğimi haber ettiler, içeriye girdim. Genel müdürlük koltuğunda oturan benim en iyi arkadaşlarımdan biriydi. Gurur duydum onu öyle bir makamda görmekten. Yanında birileri vardı. Ama bir şeyler ters gidiyor gibiydi. Çünkü 10 yıllık arkadaşım, ben odasına girdiğimde hiç kımıldamadı   koltuğundan.   Kendi   kendime,   "Mahmut'a bak, nasıl da değişmiş! Genel Müdür olunca insanlığını unutmuş. Halbuki yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi bizim. O benim kan kardeşimdi. Mahallede, lisede, üniversitede, her yerde beraberdik. Bizi ayrı gören hiç olmadı." Olup biteni ak-<       lım almıyordu. Büyük dostum, canım, ciğerim, kardeşim beni görünce yerinden kalkmadı bile.
Biraz sonra yerinden kalktı ve kasıla kasıla dışarı çıktı. Böyle kasılmasını da anlayamıyordum. İyice midem bulandı. Sıkıldım, çok sıkıldım. Bir an önce ı      oradan uzaklaşmak istiyordum. Sert bir iki direktif
 
 
 
178
 
179
 
Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım
verip, daha da fazla kasılarak koltuğuna geri döndü. Mafya usulü yürüyüşü gerçekten çok iğrençti. Ne içersin sevgili dostum dedi. Ben gitmek istediğimi ve hiçbir şey içmek istemediğimi söyledim. Çok diretti ve zorla çay söyledi. İyice gerilmiştim. Biraz sonra herkes çıktı ve odada sadece ikimiz kaldık. Çaylar geldi. Çaycı, Mahmut'a bir ilaçla bir bardak su verdi. İlacını içerken konuşmaya başladı bizim kasıntı dostumuz. "Erdal'cığım kusura bakma, sen geldiğinde de ayağa kalkamadım. Geçen hafta belimden ameliyat oldum ve halen acı çekiyorum. Eski günlerdeki gibi sarılamadım sana. Beni bağışla! Zaten dikkat ettinse, yürürken dik dik yürüyorum. Gören de kasıldığımı sanır. Neyse ki sen yabancı değilsin." dedi.
     Düşünsene üç dakika önce o odadan çıksay-dım, kim bilir arkasından neler söyleyecektim. Belki de dostluğumuz sona erecekti. O gün bir kez daha anladım, hiçbir şey göründüğü gibi değilmiş. O gün vazgeçtim, tüm peşin yargılarımdan. Anlamadan, dinlemeden hüküm vermek bana göre bir iş değil.
Transparan Düşünme Metodu
     Yıllar önce yönetici olarak çalıştığım fabrikada, yöneticiler arasında inanılmaz bir soğuk savaş ve kin ortamı yaşandığını fark etmiştim. Herkes birbirine gülüyordu. Herkes birbiriyle alay ediyordu. İstisnasız herkes, ama herkes birbirinin kuyusunu kazıyordu. Bu bir yandan işlerin aksamasına sebep oluyor, diğer yandan da herkesin beynini küçülterek, bizleri sahtekarlığa itiyordu. Bir sorun varsa, bu sorunu asıl bilmesi gereken insan dışında herkes biliyor ve
 
Beyin Kemiren Böcekler...
sorun bir türlü çözülemiyordu. Dedikodu konusu açılınca da çok ilginç şeyler yaşanıyordu yemekhanede. Üç dakika önce Ahmet'i Mehmet'i çekiştiren insanlar, dedikodu yapmanın iğrençliğinden bahsediyor, üç dakika sonra da kaldıkları yerden devam ediyorlardı... insan işte!
     Bir gün servis aracında Arkadaşlar ben "Transparan Düşünmek" diye bir metot keşfettim. Diyorum ki birbirimize istediğimizi söyleme hakkımız olsa, birbirimizin arkasından konuş-masak, ne güzel olurdu değil mi? Seninle ilgili bir sorunum olduğunda sana söy-leyebilsem harika olurdu. Yani demek istiyorum ki, ben birini sevmiyorsam bunu doğrudan ona söyleye-bilmeliyim. O da bana geleneksel kalıpların dışına çıkarak; "Sen beni sevmiyorsan, ben seni hiç sevmiyorum" yerine "Neden?" diye sorabilmeli. Böylece ben gerekçemi açıklama, o da kendini düzeltme fırsatı bulabiliriz, dedim.
     Önce anlamakta güçlük çektiler. Daha iyi anlamalarını sağlamak için bir örnekleme yaptım. Fabrika Müdürüne dönerek: Mesela "Zeki Abi ben senden nefret ediyorum" dedim. Hepsi gülmeye başladı. Ben ciddi bir ifadeyle şaka yapmadığımı, hakikaten Zeki abiden nefret ettiğimi söyledim. Birkaç saniye sonra Zeki Bey sinirli bir şekilde ayağa kalktı. Geleneksel bir tepki vermeyi deneyecekken ben "Transparan düşünmek" diye bir hatırlatma yaptım. Tekrar gülüştük. Bir an bocalayan ve neye uğradığını şaşıran Zeki bey sordu: "Neden?" Ben de onun kusurlarını anlattım. Gündüz işin en yoğun zamanında, adamlarımı alıp alakasız işlerde kullandığını, ben de yaşına hürmeten bir şey söylemediğimi fakat bunun şirkete zarar verdiğini anlattım. Beni haklı buldu! O da bana gerekçelerini ve beğen-
     
 
 
180
 
181
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıy
 
ırn
 
Beyin
 
Kemiren Böcekler..
 
 
 
mediği yönlerimi anlattı. Müthiş bir şeydi bu eğer uygula-yabilirsek, hatalarımızı görebilecektik artık. Elbette ki bu metot benim Zeki abiye yaptığım gibi ulu orta, herkesin içinde uygulanmayacaktı. O, pilot bir uygulamaydı sadece ve bunu herkes anladı. Sorun kimleri ilgilendiriyorsa, onlar kendi aralarında, hiçbir kaygı taşımadan çözeceklerdi sorunlarını.
     O gün herkes birbirine gülerek de olsa bir takım itiraflarda bulundu. Meğer birbirinden nefret eden ne çok insan varmış. Bu metot kısa sürede özümsendi ve fabrikada inanılmaz bir dostluk ortamı oluştu. Artık birbirimizi arılıyorduk. İşlerimiz hızlandı. Mükemmelleşme yolunda yeni adımlar atılmaya başlandı. Mesela ben farkında ol-madan kulağımı karıştırdığımı, bunun iğrenç gözüktüğünü üretim müdüründen öğrendim ve bu huyumdan vazgeçtim.
O günlerden son bir anı:
     Ağzı kokan ve kanayan diş etlerinden dudaklarına sürekli kan bulaşan bir müdürümüz vardı. Adamı görsen bire beş bahse girersin; bu adam on dakika önce bir kedi yemiştir diye. Ağzının kokusunu beş metreden çok net duyabilirdin. Transparan Düşünme Metodunu geliştirene kadar bu kokuyu ve vahşet tablosunu çektik. Aman adam kırılmasın diyorduk sürekli. Hep arkasından konuşuyor, yanımıza yaklaşmasını da istemiyorduk. Bir an önce gitmesi için bildiğimiz tüm duaları okuyorduk. Bazen "Bu adam nasıl bunun farkında değil? Kimse söylemez mi?" filan diyorduk.
     
Bir gün odasında tek yakaladım onu ve "Arif abi seninle bir şey konuşmak istiyorum." diyerek söze girdim. Ağzının koktuğunu ve insanların ondan kaçtığını ama bunun basit bir sorun olduğunu, isterse bu durumdan kurtulabileceğini söyledim. Dikkatle dinliyordu. Cebimden onun için aldığım ağız spreyini ve küçük aynayı çıkardım. Ara sıra bu küçük aynaya bakıp, dudaklarına biriken kanı temizlemesini önerdim. Adam inanılmaz mutlu oldu. Elini omzuma koyarak, "Sen bir dostsun." dedi.
     Altı ay önce karşılaştım Arif abiyle. Bana, çaktırmadan cebindeki spreyi göstererek tebessüm etti. Çok mutlu oldum. Ha Unutmadan dudaklarmdaki kandan eser kalmamıştı. Kedi yemeyi bırakmış anlaşılan.©
      Kim bilir belki senin de, bilmediğin ve insanların sen kırılmayasın diye söylemediği ne garip huyların vardır. Arif abi de bilmiyordu ama yıllarca dudağındaki kanla ve ağzının kokusuyla dolaştı. Ben de bilmeden yıllarca olur olmaz yerlerde kulağımı karıştırdım.
Dürüst olmak ayıp mı?
     Biriyle iş konuşuyordum. Adam yalan söylüyordu. Konuşmanın bir yerinde kesip "Özür dilerim ama hiç inandırıcı değilsin. Yalan söylediğini düşünüyorum." dedim. "Bu ne demek oluyor?" deyip tepki verdi. Ben de "Sinirlenmene gerek yok. Ben sadece senin doğru söylediğine inanmıyorum. Eğer bunu sana söylemesem, dışarıdaki insanlara anlatacağım ve sen cevap veremeyecek-
     
 
 
182
 
183
 
Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım
 
Beyin
 
Kemiren Böcekler...
 
 
 
sin. Bunu senin yüzüne söyleyerek sana, beni ikna etmen için bir şans vermiş oluyorum. Şimdi beni ikna et!" dedim. Sonuç harikaydı. Adam dökülmeye başladı. Benimle ilgili endişelerini de anlattı. Birbirimizi sonuna kadar dinledik. İkimiz de ikna olduk. Odadan çıktığımda kimseyle dedikodu yapmama gerek kalmadı. Ben her şeyi biliyordum artık.
Aman Haa!
     Bildiklerimizle değil, alışkanlıklarımızla yaşıyoruz. Çimenler mavi, denizler kırmızı olsaydı ne tuhaf olurdu değil mi? İlk başta bu soruya evet dersin. Ama öyle değil işte, doğduğumuzda çimen mavi, deniz kırmızı olsaydı; biz, şimdi, "Çimenler yeşil olsaydı ne kadar tuhaf olurdu." diye düşünecektik.
 Birileri biz doğduğumuzda bize sivrisineğin sevimli bir hayvan olduğunu söyleseydi, şimdi bir çoğumuz evde sivrisinek besliyor olurduk...
     Bize neyin yanlış, neyin doğru olduğunu başkaları anlatmış, biz de öylece kabul etmişiz. Sevgili okurum, dostum, gel kıralım bütün zincirleri. Bizim de kendimize ait doğrularımız olsun. Sadece birilerinin dediği gibi değil, biraz da kendi bildiğimiz gibi yaşayalım. Göreceksin, kısa bir zaman sonra her şey nasıl da değişecek.
     Kendi bildiğin gibi yaşamak! Elbette ki bu %100 mümkün olamaz. Olmamalı da. Tamamen kendi bildiğin gi-
 
bj yaşamaya kalkarsan; bu, tüm toplumu ve sosyal çevreni yok sayman demektir ki, bu yapılabilecek en büyük hata olurdu. Ama birileri kırılmasın diye bu kadar kasılmanın da bir esprisini göremiyorum. Konuşmalıyız. Birbirimizle konuşmalıyız.
     Adamın gözünde çapak var ve sen sırf o adam üzülmesin diye bunu ona söyleyemiyorsun. O da, akşama kadar iğrenç iğrenç dolaşıyor...
     Bunu yarın denesene: Paçanın birini kıvır ve otobüse bin! Herkes senin paçana bakacak ama kimse "Beyefendi / Hanımefendi paçanızı düzeltin." demeyecek! Trans-paran düşünmek zorundayız. "Seni sevmiyorum Erdal." diyebilmelisin, ben de sana, "Sen beni sevmiyorsan ben seni hiç sevmiyorum." demek yerine, beni neden sevmediğini sorabilmeliyim. Sen de bana gerekçeni anlatmalısın... Eğer bunu başarabilirsek, herkes iyi olmayan yönünü kısa bir zamanda düzeltebilir.
     Sürekli farkında olmadan burnunu karıştıran bir insanı uyarmazsan, o zaten farkında değil, bu huyundan nasıl vazgeçer ki? Çok sıkıcı konuşan ve konuşmaktan da zevk alan bir insanı eğer uyarmazsan susmayı nasıl tercih eder? İnanılmaz bir inatla zor olanı tercih ederek, o insanla daha az görüşmeye çalışıyorsun, ondan kaçıyorsun. İlle de dinlemek zorundaysan tiyatro yapıyorsun. Halbuki yapman gereken şu: Söz konusu gevezeyi bir kenara çekerek, "Bak dostum, sen konuşmayı çok seven bir insansın. Ama insanlar senin konuşmalarından bazen sıkılıyorlar. Bence daha az konuşmalı daha çok dinlemelisin." demen gerekiyor. Sana küsse de, darılsa da emin ol ki, bu cümleyi dikkate alarak daha az konuşacaktır.
     
 
 
184
 
l
 
185
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
     İnsanlara içinden geldiği gibi davranmaya başladığında ilk başlarda yadırganabilirsin! Ama kısa bir zaman sonra insanlar buna alışır ve senin için: Ha Ayşe mi? O öyledir. İçinden geldiği gibi davranır, çok açık sözlüdür
derler. Ne garip değil mi? insanlar açık sözlü olmanın bir erdem olduğuna inanırlar ama bunu uygulamaya çekinirler. Yanlış anlaşılmaktan, dışlanmaktan korkarlar. Halbuki dikkat et, toplumda böyle insanlar, sanılanın aksine hep sevilirler. Riyakar değildirler ve herkes onların sözüne güvenir. Bunlar Özü sözü bir olan insan diye geçer lugatımızda.
     Çevrendeki insanlara da anlatsan, onlar da "Trans-paran düşünme"ye başlasalar, çoğalsak, yıllar sonra açık sözlü olmak, dürüst olmak, erdem olmaktan çıkmış olmaz mı? Bizden öncekilerin başaramadığını biz başarabiliriz.
Muhalefet Mucizesi
     İnsanlar kendilerini eleştiren insanları pek sevmezler. Halbuki eleştirilmek muazzam bir güçtür. İnsanı mükemmele sürükler. Eğer hiç eleştirilmiyorsan, emin ol ki yanlış yoldasın. Ya birileri sana şirin görünmeye çalışıyor, ya da yok sayılıyorsun.
     Eleştirilen insan ister istemez söz konusu eleştirileri dikkate alır ve kendini geliştirir.
Etkilenmediğini söylesen de etkilenirsin...
     Yıllar önce bir iş görüşmesine gidiyordum, bir arkadaşım "O kravat o gömleğe hiç olmamış." demişti. Ben de sert bir üslupla 'sana ne?' demiştim.
 
Beyin Kemiren Böcekler...   ,"
Arkadaşım gittikten sonra eve geri döndüm; başka bir kravat takıp görüşmeye gittim ama o bunu hiçbir zaman bilmedi.
     Hiç eleştirilmeyen insansa kendini daima en iyi zanneder ve asla gelişemez.
Zavallı adam...
     Belediye başkanı olmak en büyük hayaliydi. Gece demedi gündüz demedi çalıştı. Sürekli okudu. Kültürlü bir belediye başkanı olacaktı. Şimdikileri hiç beğenmiyordu. Kendini geliştirmek adına onlarca seminere katıldı. Akşamları gitar kursuna, hafta sonları : da yabancı dil ve resim kurslarına katıldı. Günlük gazeteleri okumadan uyuduğunu gören pek yoktu.
     Aradan birkaç yıl geçti. Seçim oldu. Bu entelektüel adam başkan seçildi. Yıllar sonra hayalindeki koltuğa oturmuştu. Belediyedeki ilk günüydü. Birta-
~:       nışma toplantısı tertip ederek, tüm çalışma arkadaş-
:         larını topladı. O mütevazı üslubuyla;
     -Arkadaşlar, bu dönem birlikte çalışacağız. Ben tek başıma bir hiçim. Biz bir ekibiz. Örnek bir belediye olacağız. İnsanlar bizi parmağıyla gösterecek, dedi... Herkes avuçları patlayıncaya kadar alkışladı bu entelektüel, bu idealist adamı. Ben de alkışladım.
     ...Biraz sonra çaycı geldi ve 'efendim, içmek için ne emredersiniz' dedi. 'Zahmet olacak, çay alayım' dedi genç başkan.
     
 
 
186
 
187
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Beyin Kemiren Böcekler...
 
 
 
     ...Biraz sonra imar müdürünü odasına çağırdı bizim başkan. İmar müdürü başkanın odasına girerken, 'beni emretmişsiniz efendim' dedi ve 'zatı alileriniz nasıl emir buyurursa efendim' diyerek, başkanın verdiği görevi yerine getirmek üzere odadan ayrıldı.
     ...gelen emret başkanım dedi, giden emret başkanım dedi. Uzun sürmedi. Başkan kendisinin bir emir makamı olduğunu anladı ve emretmeye başladı.
     Geçen hafta eski arkadaşımı, başkanı görmek üzere belediyeye gittim. Dışarıda bekliyordum. Başkanın kapısının önünde tam altı tane görevli vardı. 5-10 dakika sonra bir zil sesi duyduk. Bir anda herkes yerinden fırlayıp esas duruşa geçti. Başkan dışarı çıktı ve çok yüksek bir sesle emretti: "Lavaboyu hazırlayın!" Lavabonun da tıpkı bir evrak gibi hazırlanabileceğini o gün öğrendim. Ayaktaki adamlardan en uzun boylu olanı hemen atladı: "Efendim, lavabo emrettiğiniz şekilde hazır." Başkan lavaboya yönlendi. Bir dakika sonra bağıra bağıra üzerimize yürüdü: "Ulan hani bu lavabonun kağıt havlusu? Adamı deli ediyorsunuz. Bir şeyi 50 defa söyletmek hoşunuza mı gidiyor?" dedi ve tekrar odasına geçti. Oturduğum yerden fırladım ve vay be, vay be diye diye belediyeden çıktım ve evimin yolunu tuttum...
     İki yıl önceki entelektüel adam, asil başkan, yerini saçma sapan bir ukalaya devretmişti.
     
İşte bu adamı bu hale getiren, "eleştirilmemekten" başka bir şey değildi. O artık bir başkandı ve ne yapıyorsa doğruydu. Artık çırılçıplak da olsa, altın kakmalı bir kostümü vardı onun.
     İşin daha da kötü yanı, başkanın bu durumu asla bilemeyecek olmasıydı. Zavallı adam!
Birileri beni ömrümün sonuna kadar eleştirseler ben
kesinlikle dünyadaki en güçlü adam olurdum. Ama
ne yazık ki, yanlış anlaşılma korkusu insanları hep
engelleyecek ve ben asla gerçek DEMİRKIRAN'ı
tamyamayacağım, tabi ki sen de...
Muhalefet Departmanı
     Herkes övülmekten ve iltifattan hoşlanır. Herkes eleştirilmekten nefret eder. (Herkes dedikse anla işte, istisnalar falan filan...) Fakat bu eleştirilmekten kurtarmaz insanı.
       Düşün ki senin dışındaki herkes seninle ilgili eleştirileri bilir de bir sen bilmezsin. Bizim köyde bunun adına dedikodu derdi yaşlı amcalar. Bu her devirde ve her yerde tehlikelidir. Hatta günümüzde birçok firma bu yüzden batmaktadır.
       Firmalarda bir dolu departman olmasına rağmen (Muhasebe, pazarlama, üretim, AR-GE, bilgi işlem, planlama, insan kaynakları...) hiçbir firmada muhalefet departmanı diye bir departman yok. En azından ben öyle biliyo-
      
 
 
188
 
189
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
rum. Halbuki böyle bir departman, hem de yönetim kuru
lunun bile üzerinde olsa, işi sadece eleştirmek olsa ne
manyak olurdu kim bilir! Düşünsene, adamın işi bu. Firma
da neye bakarsa baksın, onda eleştirebileceği bir şey ara
yacak. $
     Bu departmanın tüm üyeleri profesyonel olacak. Şirketin tüm üyeleri, genel müdürden çaycıya kadar herkes eleştirilerini yazılı olarak bu bölüme iletecek. İşi sadece eleştirmek olan bu insanlara kimse gücenip darılmayacak. Çünkü bu departman ne kadar çok eleştirirse, işini o miktarda iyi yapmış sayılacak ve bu uygulama amacına ulaş-tıkça-ki kesinlikle ulaşacaktır- insanlar eleştirmenin ve eleştirilmenin gücünü anlayacaklar. Bu yeni ahlak tüm insanlara yansıyacak.
 Muhalefet departmanını, mükemmele ulaşmak için düşünmüştüm. Gerekli ve olmazsa olmaz detayların tespit edilmesi için olağanüstü bir fikir bu! Firmanda
bu departmanı profesyonel bir kadro ile harekete geçirirsen top atsalar yıkılmazsın artık...
 
 
ıpcek: Gereksiz ayrıntılar. bilmeyen bir kadın...
Beyin Kemiren Böcekler...
-<;      Bir başka kemi
•P
c          Saatini g&f> "
                      aat ilerideydi. Ben de kendisine: Saatitam P.'rj geri almayı unutmuşsunuz." "Sanırım saatin'^ eSsümle yüzüme baktı ve: "Ara-dedim. İnce bir t<? saati geri almayı bilmiyorum." de-mızda kalsın, b^"1 â,rdım... Sonra anlattı: "Ben yedi. "Ne?" diye ^^em, çünkü herkes yapabilir, mek yapmayı ^' araba kullanmayı da bilmem. Basit bir iş... &<*?< t,ir İŞ ve herkes yapabilir... ve çünkü o da b0$!,|rnayı da bilmem, çünkü buna ben saatimi gerl Asanların daha kaliteli, daha vaktim yok! $e** jçin çalışıyorum. Benim eğlen-sağlıkh yaşam^^^ ^ayatm, her şeyim işte bu ..."
cem, mutluluğ1^ '
             l,ğa adamış bu kadın, günde sa-Hayatını Ws&or, haftada en az üç seminer dü-dece iki saat uVu>'c0cuğun yaşaması için mücadele zenliyor, yüzler^0 L,utluluğu için gece gündüz aralık-veriyor, insanlığ'n ^ bahsettiğimi bilen bilir. Bılme-sız çalışıyor... ^,-eni^Bu ismi bir yerlere not edin!: yen de yakında " "Prof. Dr.
             
 
 
     Her kurum bir muhalefet departmanı oluşturursa kısa bir zaman sonra tüm dünya eleştirilmeyi özümser. Bu da dedikodu denilen o illeti tarihe gömer ve başkan, bakan, başbakan, yöneticiler... çıplak dolaşmaktan kurtulurlar.
     Bazen bana 'Bu iş bu kadar basit mi?' şeklinde sorular yöneltiyorlar. Hayır, elbette bu kadar basit değil, çok daha basit diyorum onlara...
                  
ani şu beyinleriyle harikalar yara-
Aborjinleri bilirsif1' o|ağanüstü şeyler başarmalarının
tan insanları... Onlar"1 yılarla ilgilenmemeğidir. Duşun
tek sebebi, gereksiz ayl|tan tek şey kum. Elbisen bile yok!
ki çöldesin, dikkatini da9 p|ak olduklarına inanmıyorlar, çun-
Çıplaksın, aslında oniar*eS giyinmiş demektir. Tabii ki boy-
kü herkes çıplaksa,      az, gaz faturası, telefon fatu-
le bir ortamda; e
 
 
 
190
 
191
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
rası, televizyonun anteni, gökdelenlere düşen uçak, dep-l rem sıkıntısı, vergi borçları, gömleğinin ütüsü... gibi ayrırt-l tıların olmadığı bir ortamda beynini kullanmaktan başka| hangi alternatiften bahsedilebilir ki?
Aklıma geldi de birden! ...ve insanoğlu ütüyü keşfetti.
     İnsan kadar garip başka bir yaratık yoktur herhalde. Aklı ile önce ütüyü bulmuş, sonra da çift ütüden rahatsız olmuştur.
     Ütünün olmadığı devirde herkesin pantolonu kırışıktı, kimse de aldırış etmiyordu. Çünkü herkesin pantolonu kırışıksa, herkesin pantolonu ütülüdür. Sonra insanoğlu ütüyü buldu, kısa bir zaman geçti. Ütüsüz sokağa çıkmak ayıp oldu.
Teknoloji iflahımızı kesti... Eski bir dosttan ince bir sitem...
Sen ne yaptığının farkında mısın dostum? Son
zamanlarda beyninden başka her şeyi kullanır oldun.
Evinin telefon numarasını hattrlayamadın geçen gün
;    de, iki yüz elli hafızalı cep telefonundan öğrendin
••"-•'"•<    kendi numaranı. Oysa eskiden yüzlerce telefon nu-
nü<i;    marasını ezbere biliyordun.
     Hesap makinen olmadığı için 76'yla 13'ü cari pamadın o gün. Kilitlenip kaldın. Ne kadar da körelj mis ana makinen.
 
Beyin Kemiren Böcekler...
     Hatırlıyor musun, eskiden üç saat yürüyüp yorulmazdın sen? Şimdi arabasız hiçbir yere gitmiyorsun. Yan sokaktaki komşuna "Arabam tamirde, yarın gelelim" dedin geçen akşam. Senin adına ben utandım. En çok da "Son zamanlarda insanlar ne kadar da genç ölüyor" diye mırıldandığında kahroluyorum. Ne bekliyordun ki?
     Eskiden elektrik kesilince de çalışabiliyordun ama şimdi? Elektrik kesilince işin bitiyor. Saatlerce oturuyorsun.
     Maazallah bir uydun düşse işin bitecek, tüm dünyayla irtibatını keseceksin...
     Eskiden arkadaşların vardı, uzun uzun sohbet ediyordun. İntihar etmek isteyen dostunu belki de bir kelimenle caydırıyordun. Şimdi arkadaşının intihar ettiğini televizyondan izleyip cenazesine gidiyor: "Allah Allah bunu yapacak biri değildi, nasıl yaptı halen aklım almıyor." diye garip garip sorular soruyorsun.
     Artık en büyük dostun televizyon oldu. Ama o seni anlamıyor ki! Bile bile teslim oldun ona. Öyle bağlandın, öyle yapıştın ki istesen de bırakamıyorsun onu.
     Eskiden salakça da olsa misket oynuyordun, bir muhatabın vardı en azından. Şimdi playstation oynuyorsun. Makineye bağırıyorsun, yeni tabirle stres oluyorsun. Senin bu halini görünce acı çekiyorum.
     
 
 
192
 
193
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
     Eskiden yağmur yağınca derin bir nefes çekip "toprak ne güzel koktu!" diyordun. Şimdi asfalt, beton ve bina soluyorsun...
     Eskiden ne güzel mektuplar yazardın sen. Mektubun hasret kokardı. Duygu vardı her bir cümlende. Yazın ne kadar.da güzeldi hatırlıyor musun? Şimdi yazın da çok kötü. Çünkü bilgisayarda yazıyorsun tüm mektuplarını. Tabii onlara da mektup denirse. Duygu yok, chatteki kısa cümlelerinde. Hasret kokmuyor gönderdiğin e-mailler. Çok denedim ama olmuyor. Tadı yok eskisi gibi. Makinelerle yaşamanın tadı yok, yok be dostum, yok!
Uyan insanoğlu, uyan! Sen yavaş yavaş kendini yok ediyorsun...
     Neden yarattığın teknolojiyi kendini mahvetmek için kullandın? Alfred Nobel dinamiti; yol, tünel, köprü... yapa-sın diye bulmuştu ama sen savaşta kullandın. Adam TV'yi dünyadan haber alasın, şaheser yapımları, belgeselleri izle-yesin diye buldu; ama sen magazini icat ettin, ona müptelâ oldun. Adam interneti kendini geliştir diye buldu, sen eşinden dostundan vazgeçtin, chat uzmanı oldun.
 
Kemiren Böcekler...
Beynin küçülüyor! Çünkü çok uyuyorsun...
     Çok uyumak, beş saatten fazla uyumak yani. Yanlış zamanda uyumak. Yanlış uyumak... Kısacası tercih edilen uykunun hatalı olması da beynini küçülten bir unsurdur. Fazla uyumak Ferrari bir otomobile mazot koymak gibi bir şeydir. Bu konuyu aşağıda detaylı bir şekilde anlatacağım.
   İşin ilginç olan yanı; asabi olmanın, stresli yaşamanın, dedikodu yapmanın, gereksiz ayrıntılara takılmanın ve çok uyumanın beynimizi nasıl körelttiğini anlayamıyor olmamızdır. Evet düşünsel anlamda beynimizi kemirir bütün bunlar ama biz bunu asla fark etmeyiz veya fark etmeyi istemeyiz. Aynı anı iki defa yaşayamayacağımıza göre, maalesef bizim bunu ölçme şansımız da yoktur. Yani bir seneyi günde on saat uyuyarak yaşayıp, sonra aynı seneyi yeniden ama bu sefer beş saat uyuyarak geçirebilme şansımız yok. Eğer böyle bir şansımız olsaydı, aradaki farkın ciddiyetini daha iyi kavrayabilirdik. Ancak bugünden itibaren sinirlenmeyi, stresi, dedikoduyu, fazla uykuyu terk edersen, kısa zamanda hayatında birçok şeyin değişeceğini görürsün. Belki bu sefer on saat uyusaydım ne olurdu? sorusunun cevabını   asla öğrenemeyeceksin ama kaliteli bir hayat süreceğin muhakkaktır. Bence denemeye değer...
     Not: Beyin kemiren en büyük böceklerden biri olarak adından bahsedeceğim uykuyu o kadar ciddiye aldım ki; onun için ayrıca bir bölüm açtım...
    
 
 
1&4
 
195
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Beyin Kemiren Böcekler...
 
 
 
Egzersiz Zamanı
Gereksiz Ayrıntılardan Kurtul!
     Bugün bir şey yap! Kendine iki dakika ayır ve hayatındaki gereksizleri incele. Çıkarabildiklerini çıkar hayatından! Bir tek tane gereksiz ayrıntıyı bile yok edebilir-sen, kendini şanslı say! Çünkü beynini kemiren bir böcekten kurtulmuş oldun.
 
Dünyanın En Güzel Şiirleri Bağlıdır...
Asla gitmem amma gönül peşinden, Ne çare ki gövde ona bağlıdır... Aşkın atasından sitem daşından, Sinem netsin sevda ona bağlıdır...
Bak ki kainatta şu keşmekeşe! Kar kalmış kerize, keleğe, keşe... Bülbül güle konar kuzgun da leşe, Karga netsin, kavga ona bağlıdır...
Sahra ıssız, toprak susuz, çöl sağır. Sopa sivri, semer sıkı, bel yağır. Yollar yıprak, menzil ırak, yük ağır; Kervan netsin, kira ona bağlıdır...
Vallahi kralı kargadan beter. Toprak beylerindir bizimdir kan ter. Kimisi güdülür kimisi güder. Geda netsin, moda ona bağlıdır...
Ne haşmetin kalır, ne de heybetin, Küle döner gider gül benzin betin... Sıladan çekince yolu gurbetin; Veda netsin, gıda ona bağlıdır...
Feragat gel Zevraki eyleme firak! Zaman zındık, zeval yakın, zan ırak, Çeneler çeynerse yutmaz mı gırtlak? Mide netsin o da ona bağlıdır...
 
 
 
196
 
197
 
10. Bölüm
Uyku Çılgınlığı
Büyük Miras: UYKU
 
Uyku Çılgınlığı
Uy m ....                     
     Eğitimlerimde uyku hakkında ne biliyorsun diye her soruşumda cevap verebilen insan sayısı hiçbir zaman %1'i geçmedi. Cevap verenler de Uyku dinlenme zamanıdır ve çok güzel bir şeydir cümlesinin dışında hiçbir şey söylemediler. Çok garip, her gün 8 saat yapmış oldu-ğun bir işle ilgili söyleyebileceğin iki cümle yok. iki binli yıl-larda insanoğlu böyle yaşıyor hayatını işte. Bilinçsizce...
t .    *
     Birçok bilim adamı yıllarca, "Erişkin bir insan, günde en az sekiz saat uyumalıdır. Sekiz saat uyumadığı taktirde metabolizma çabuk yaşlanır. Az uyumak kesinlikle erken yaşlanmaya sebep olur." demiştir. Bizler de uzmanların bu uyarısını çok ciddiye alıp, sekiz saatten az uyumamaya özen gösterdik.
     Hiç düşündün mü? Bir gün tıp otoriteleri bunların yanlış olduğunu söylerse, ne yapacağını. Hem de sen altmış yaşına geldiğinde. Hiç düşündün mü o zaman elini dizine vurmanın hiçbir anlamı olmayacağını? Diyelim ki sekiz saat yerine beş saat uyumak yetermiş meğer, dediler ve sen altmış yaşındasın. Ne yapardın? Kaybettiğin sekiz yılı kimden tahsil ederdin?
     Bu bahsettiğim hiç uzak bir ihtimal değil. Daha geçen gün anladı tıp alemi, ülserle ilgili temel yargılarının yanlış olduğunu...
201
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
"Yediğin gıdadan, içtiğin sigaradan veya alkolden ya da aşırı stresten..." cevabını vermiyor muydu? Geçenlerde anlaşıldı ki ülserin gerçek nedeni ne stres, ne yiyecekler, ne de içeceklermiş. Meğer ülserin gerçek nedeni, Heli-cobakter Plory (hp) adlı bir bakteriymiş. Ve yine hiçbir şey göründüğü gibi değilmiş.
     Not: Ben!|bunları yazarken, dostum Ahmet Yaşar Patır aşağıdaki haberi okuyup bana e-mail vasıtasıyla ulaştırdı. Ben de kendi yazılarıma hiç dokunmadan, bu haberi aynen takdim etmek istedim. Ben özellikle de son üç senedir az uyumanın faydalı olduğunu iddia eden bir insanım ve binlerce insan bunu, eğitimlerimde benden dinlemiştir. Üzülerek söylemek zorundayım ki; bu haber benden daha etkili olacak ve insanlarda bu referans hastalığı devam ettiği sürece birçok değer daima kaybolup gidecektir...
Az uyu, çok yaşa!!!
işin stresi ve yoğunluğu nedeniyle düzenli beslenemiyorsunuz... Vakit bulup da spor yapamıyorsunuz... Spor şöyle dursun, yürüyüşe bile çıkamıyorsunuz... Ama, "Bari birkaç saat fazla uyuyayım da zinde olayım..." diyorsunuz... İşte orada durun. Çünkü, Amerika'da bilim adamlarının yaptığı araştırma, bir gerçeği ortaya çıkardı: Gece uykusunu kısa tutanlar daha çok yaşıyor.
California Üniversitesi bilim adamları tarafından yapılan bu uyku araştırması, yaşları 30 ile 102 arasında değişen 1 milyon 100 bin kişi arasında yapıldı. Araştırmaya göre, gece 8 saat uyuyan kişilerin ömrü, 7 saat uyuyanlara göre 6 yıl içinde yüzde 12 oranında azalıyor.
Bilgi: Bu haber, 27.02.2002 tarihli Sabah Gazetesi'nden alınmıştır.
 
Uyku Çılgınlığı
     Haa bu arada söylemeden geçemeyeceğim: Califor-nia Üniversitesi'nin araştırmasına göre ideal uyku süresi, 6 saat 30 dakikaymış. Ben ideal uyku süresinin beş saat olduğunu iddia ediyorum. (Bu da 10 sene sonraki gazetelerden bir haberdi!!!)
Ben aslında bir nevi erken uyarı sistemiyim...
     Uyarıyorum: Erişkin ve sağlıklı (düzenli beslenen, sigara veya alkolü abartmayan ve herhangi bir rahatsızlığı olmayan) bir insana, günlük beş saatlik uyku yeter.
     Fazla uyumak aslında alışkanlıktan başka bir şey değildir. Doğmuşuz, annelerimiz sıhhatimiz bozulmasın diye: Eee yavrum ee eee e... efektiyle biyolojik saatimizin ayarıyla oynamışlar. Beş saatlik bir uykuyla yetinebilecekken biz, ekstradan bir de üç saatlik bir alışkanlık uykusu kazanmışız. Çevrende çocuğunu uyutmaya çalışan biri varsa dikkat et! Uyurken mutlu olan tek bir çocuk göremezsin. Hepsi uyurken mutlaka ağlıyordun Çünkü uyku çaresizce kabul ettiğimiz bir nevi dayatmadır. Farkında olmadan ömrümüzün 1/8'ini, yani altmış senelik bir ömrün yaklaşık sekiz senesini boş yere uykuyla geçiriyoruz.
     Annelerimiz, tamamen iyi niyetle, bizler henüz birer bebekken, erkenden uyutmuşlar bizi. Bu arada az da olsa magazin programlarını ve Müjgan hanımla yapacağı dedikoduyu çocuğundan daha çok seven anneler de var şüphesiz. Onlar da kendi keyifleri için uyuttular çocuklarını.
     
 
 
202
 
203
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
Bu arada ben asla ve kat'a annelere, çocuklarını beş saat uyutsunlar falan demek istemiyorum. Sadece yirmi saat uyutmasınlar diyorum. Anneler bıraksınlar çocuklarının biyolojik saati kendiliğinden işlesin. Uykusu gelen çocuk zaten uyur. Uyuması için ayrıca bir çalışma yapılması gerekmez. Çocuğun uyanması da böyle. Uyanma zamanı geldiğinde de kendiliğinden uyanır. "'*
     Hiç hesapta yokken, bir de bebeklerimize sallanınca uyumayı öğretiyoruz. Emzik alışkanlığı da bizim uydurmamız aslında. Böyle bir şey gerekli olsaydı, bebek emziğiyle beraber doğardı. Kendilerine acındırmayı da biz öğrettik onlara. Çocuk ağladı. Sussun diye istediğini yaptık. Sustu. Büyüyünce de böyle olacağını zannetti. Bir işe başvurdu, işverene kendini acındırmaya kalktı. Ağlamadı ama ağlamaktan beter oldu. Fakat bu hiçbir işe yaramadı. İşsiz ve komik oldu. Çünkü hiçbir işveren annelerimiz kadar şefkatli değildi.
     Eğitimlerimde bazı anneler bana, "Peki ama eğer uykusu yoksa, neden sallayınca bebeklerimiz uyuyor?" diye soruyorlardı. Vücut yatay pozisyona geçtiğinde beyin anında uyku hormonlarını devreye sokar ve uyuruz. Yani erişkin bir insanı da dizlerine alıp dizlerinde salla-san uyur. Aslında otobüste, metroda, minibüste... seyahat ederken uyumamız da, çok eski bir bilinçaltı kaydının açığa çıkmasından başka bir şey değildir.
     Yatay pozisyonda sallanmaya, sallanınca da uyumaya alışan beden, ileride de sallanınca tıpkı eski günlerdeki gibi uyku hormonları tarafından kuşatılır ve uykumuz gelir. Buradan hareketle uyku kaynaklı
 
Uyku Çılgınlığı
birçok trafik kazasının temelinde nostalji yatmaktadır diyebiliriz.
     Bu konuyu biraz daha netleştirmek için, kitap okurken neden uyuduğumuz konusuna biraz değinmek istiyorum.
     Uykun kaçar, eline bir kitap alır ve uyumaya çalışırsın. Çok doğaldır ki vücut yatay pozisyona geçince uykun gelir. Normal bir biçimde yatağa girince uyuman gerekmesine rağmen uyuyamazsın çünkü aklına bin türlü sorun takılır. Halbuki eline bir kitap alınca kafanı yeniden toplar, uyku hormonlarınla mücadele etmekten vazgeçer ve uyursun.
     Beyin, yatay pozisyonunla kitap arasında bir bağlantı kurar. Bu bağlantıyı da uykunla ilişkilendirir. Sonuçta yatay pozisyona geçince zaten uykun geliyor idiyken, şimdi yatmana gerek kalmadan, eline bir kitap alınca uyuyorsun. Yatarak TV izleyen ve uyuyan bir insan, belli bir zaman sonra TV yi dikilerek bile izlese uykusu gelir.
.:•      . ''.- /î
Sanki uyumaya geldik koca dünyaya...
     Günde beş saatlik uykunun insana yetebileceği gerçeğinin son derece ütopik gözükmesi, sekiz saatlik uykuya alışmamızdandır. Düşün şimdi, günlük uyuma saati on altı saat olsaydı ve biri çıkıp, "Sana sekiz saat uyku yeter!" deseydi ne düşünürdün? Sekiz saat uyuyan bir insana da "Sana beş saatlik uyku yeter!" demek böyle bir şey işte.
Birçok güzel şeyle birlikte uykuyu da biz icat ettik.
 
 
 
 
 
204
 
205
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıy
 
ırn
 
uyku Çılgınlığı
 
 
 
      Biz insanız, kullanabildiğimiz bir beynimiz var. Bu da doğal olarak bize üretebilme imkânı sağlıyor. Tembelliği de, uykuyu da beynimizle kendimiz üretiyoruz. Meselâ karıncalar hiçbir zaman uyumazlar. Buna karşın, bu özellikleriyle asla hava atamazlar. Bu onların yaratılışında vardır ve buna müdahale edemezler. Uyumaya çalışan bir karınca göremezsin. Halbuki biz müdahale edebiliyoruz. Tembelliği, uyuşukluğu ve fazla uyumayı da yine biz insanlar icat etmişiz. Acaba ormanda her şeyden ve herkesten uzak yaşayan varlıklar olsaydık, günlük uykumuz kaç saat olurdu? Acaba güneş doğduktan sonra mı uyanırdık, yoksa kuşlarla birlikte güneş doğarken mi?
     Düşünebiliyor musun? Kainattaki her canlı güneşle birlikte uyanır. Kuş, kurt, çiçek, böcek, sinek... ne varsa yaşama dair, hepsi güneşle birlikte uyanır da sadece insan takmaz güneşin uyarılarını.
     Uyku yaşam tarzıyla da doğrudan ilgilidir. Hedefi olmayan bir insan ne diye erken uyansın? Ayrıca uyansın da ne yapsın? Öte yandan; hedefi olan, büyük düşünen, iz bırakmak isteyen, kendine saygısı olan insan uykuyu ne yapsın?!
 Başarılı insanlar az uyumazlar, az uyuyan insanlar başarılı olurlar.
     Herkes bilir ki, başarılı insanlar az uyurlar. Ama bu yanlıştır. Başarılı insanlar az uyumazlar, az uyuyan insanlar başarılı olurlar. Hiç kimse dur ben bir başarılı olayım, sonra az uyurum dememiştir. Az uyuduğu için başa-
 
nlı olmuştur Edison. İbni Sina az uyuduğu İçtoİbni Sina ol
muştur. Napolyon da öyle...     * :
     21. yüzyılda insanlar sekiz saat uyuyorlar. Bu ortalaması tabii ki. Günde on beş saat uyuyan adam var. Ben gördüm, var. Ama benim gibi dört saat uyuyan adam da var, ortalamasını alınca sekiz saat oluyor işte.
     Günde sekiz saat uyuyan bir insan, toplam ömrünün üçte birini uykuda geçirirken, beş saat uyuyan bir insan, ömrünün ortalama beşte birini uykuya verir ki, bu da toplam altmış yıllık bir ömürde yaklaşık sekiz sene zaman kazanmak anlamına gelir. O halde tüm dünya, sekiz saat yerine beş saat uyursa, mevcut nüfus değişmeksizin 6,5 milyar insan, yaklaşık 1 milyar daha artar ve bu bir milyarlık yeni katılımı üretime dönüştürebilirseniz, manyak şeyler olur.
     Ayrıca az uyumak zihnin daha güçlü olmasını sağlayacağı için, sinerjik bir etkiyle tüm insanlar daha verimli, daha güçlü olacaktır. Böylece matematiksel artış 1/8 nispetinde olsa da, reel artış çok daha ciddi bir boyutta olacaktır ki, benim matematiğim bunu hesap etmeye yetmez...
Az uyuyanlar daha sosyal
     Çevrende az uyuyan insanlara bak! Daha hareketli, daha sosyal ve daha dışa dönük olduklarını göreceksin. Acaba onlar da az uyudukları için mi dışa dönük oldular, yoksa dışa dönük oldukları için mi az uyuyorlar? Bence ilki doğru. Yani az uyudukları için sosyal birer varlık olmuşlar. Çünkü beyinlerinin uyuşmasına izin vermemişler. Zihinleri
    
 
 
206
 
207
 
Ben Dünyanın En Akıllı insan
 
y ı m
 
Uyku Çılgınlığı
 
 
 
hep daha zinde olmuş, daha analitik düşünebilmişler ve sonuçta daha başarılı olmuşlar.
Uyku...
     Genel bir ifadeyle uyku, bir şarj ve deşarj zamanıdır. Uyku, beynimizde bulunan hipotalamus tarafından kontrol edilmektedir. Hipotalamus, uykumuz süresince bize, iki aşamalı .bir uyku öngörür. Bu aşamalar Rem ve NRem uykusu olarak adlandırılmıştır. Rem uykusu hafif, NRem uykusu ise derin uykudur.
      Rem uykusu, rüya gördüğümüz uykumuzdur. Rüya hakkında birçok efsane üretilmiş olmasına rağmen bazı bilim adamları rüyayı, "Gün boyu öğrendiklerimiz Rem uykusu sırasında tasnif edilir ve bu tasnif sırasında açığa çıkan görüntülere rüya deriz." şeklinde tarif etmektedirler ki ben de buna inananlardanım. Ancak Rem uykusu daha çok gece boyunca, üzerimizdeki psikolojik baskılarla mücadele eder. Gün içinde yaşadığımız tüm psikolojik etkiler, Rem uykusu sırasında zayıflatılır ve gerginliğimiz hafifletilir.
     NRem uykusu sırasında ise, fizyolojik yorgunluklarımız giderilir. Kasılan kaslarımız, yorulan tüm organlarımız bu aşamada (NRem uykusu) gözden geçirilerek ertesi güne hazır hale getirilir.
     Toplam uykumuzun (100 birim kabul edelim) dağılımına baktığımızda, uzmanlara göre yeni doğan bebeklerde NRem ve Rem 50+50 şeklindedir. Büyüdükçe Rem uykusu azalır ve onun yerini de NRem uykusu alır(25+75 veya 30+70 gibi). Bu oran yapılan işlere göre kişiden kişiye de-
 
ğişir. Gençlik ve orta yaş geçilince, yaşlılık döneminde Rem uykusu tekrar geri döner ve yeni oran tıpkı eskisi gibi 50+50 olur.
Bedenimizdeki muhteşem klinik...
     Aslında bedenimizde kocaman bir klinik var diyebiliriz. Bu kliniğin şefi Dr. Hipotalamus, Psikologu Dr. Rem, Dahiliye uzmanı da Dr. NRem'dir.
     Önce Dr. Hipotalamus bizi uyutur. Uykuya daldığımız an, Dr. NRem gelip tedaviyi başlatır. İlk çalışmayı tamamlar. Ardından Dr. Rem gelir. O da çalışmasını tamamladıktan sonra tedavimizi uyanıncaya kadar dönüşümlü olarak sürdürürler.
     Asıl çalışma ilk 3,5 - 4 saatte tamamlanmış olur. Geriye kalan 1-1,5 saatlik zaman dilimi de son kontrollerin yapılması için harcanır. Böylece beş saatlik uyku tamamlanmış olur.
     Bahsettiğim uyku süresi, çalışma temposuna göre, 30 dakikalık bir sapma gösterebilir. Bu beş saatlik süreyi, ortalama bir uyku süresi olarak kabul etmek lazım. Çünkü herkes aynı oranda yorulmaz. Bazıları daha ağır işlerde çalışır. Yani bir inşaat işçisiyle, müteahhidinin uykuya olan ihtiyacı aynı değildir. Fizyolojik yorgunluk açısından işçi daha çok yorulur. Ama öyle işler vardır ki; psikolojik yorgunluğu, fizyolojik yorgunluktan daha fazla yük olur bizim kliniğe. Bir bilgisayar programcısıyla, bilgisayar taşıyan insanı mukayese ettiğimizde beş buçuk saat uyuması gereken programcıdır. Çünkü onun zihinsel yorgunluğu daha ağır basar.
     
 
 
208
 
209
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
     Elbette ki uyku süresini sadece yorgunluk kavramına bağlayamayız. Hedeflerimiz de bu sürenin tayininde çok ciddi rol oynar. Yapacak bir şeyi olmayanlar, bilinçaltı düzleminde uykuyu bir kaçış süreci olarak değerlendirecek ve daha fazla uyuyacaklardır. Ben bunu kendi hayatımda birebir yaşayan bir adamım. Bu kitabı yazarken, haftalarca iki saat uyuduğumu bilirim.
     Beş saatlik uykudan sonraki süreyi kesinlikle alışkanlığımız ve çok uyumaya olan inancımız için uyuruz.
Ayrıntı:
Yaklaşık on saattir aralıksız yazıyorum. Şu anda
saat 06:30 ve üç saat sonra çok ciddi bir
seminerim var. Artık uyumalıyım.
Enteresan bir oyun...
     İki bilim adamı, bir araştırma için kuzey kutbuna gittiler. Hem de bir günün tam üç ay sürdüğü bir zamanda gittiler. Akşam oldu, sabah oldu kavramının olmadığı bir yerdi kuzey kutbu. Her zaman gündüzdü. Saat olmazsa akşam yemeğini kaçırabilirdin yani.
     Gün boyu çalışan iki araştırmacı, saate göre akşam olduğunda araştırma üssüne geri döndü. İkisi de çok yorgundu. John her zamanki gibi günlüğüne bir şeyler karaladı. Saat 23:00 oldu. John artık dayanamayacağını ve uyuması gerektiğini söyledi. Brian'a saati işaret ederek; "09:30'a kur da yarın balığa
 
yyku Çılgınlığı
gidelim." dedi. Brian saati kurdu ve uyumak için yataklarına girdiler.
     Balık tutmayı saymazsak, uyumak en büyük hobisiydi John'un. Anında uyudu. Brian'ı bir türlü uyku tutmuyordu, O da uykusuna düşkün biriydi ama kutba geldiklerinden beri uyku düzeni alt üst olmuştu. Brian yatağında epeyce debelendikten sonra yerinden kalktı. Yapacak bir şeyler aradı ama bulamadı. Okuyacak kitap da yoktu çünkü getirdiği tüm kitapları bitirmişti. Masanın üzerinde duran eski tarihli bir gazeteye baktı. Sıkıldı...
     Brian'in aklına John'a bir oyun yapmak geldi ve o esnada 23:55 olan saati ileri aldı, 09:15 konumuna getirdi. Sonra tekrar yatağa girdi. 09:30'a kurdukları saatin çalmasını bekledi. On beş dakika sonra saatin zili büyük bir gürültüyle çalmaya başladı. John yerinden fırladı, saati susturdu ve Brian'a kalkmasını söyledi. Brian önce şaka yaptığını söylemeyi düşündü ama sonra vazgeçti. Ne de olsa uykusu yoktu. Hiç çaktırmadan, sözde uyumuş ama uykusunu almamış bir tavırla uyandı ve "Yarın gitsek olmaz mı?" dedi. John, "Hayır yarın olmaz bugün gideceğiz, öyle planlamıştık." dedi. Yola çıktılar. Balık tuttular, ızgara yaptılar. Sonra dünden yarım kalan işlerini tamamladılar. Bütün bunlar olurken, bir saatlik uykusuna rağmen, hiç uykusu gelmedi John'un.
     Tekrar saate göre akşam oldu, üsse döndüler. John'un ekstra bir yorgunluğu falan da yoktu ama Brian bitmişti. Çünkü John'un aksine, o uyumadığını biliyordu.
     
 
 
210
 
211
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Uyku Çılgınlığı
 
 
 
      Her şeye rağmen Brian, yaptığı oyunu John'a anlatmadı. Saat yine 23:00 oldu. John günlüğüne, geçirdikleri bu müthiş günü yazdı. Sonra yarının planını yaptılar ve saati yine 09:30'a kurup yataklarına girdiler. Brian tüm bu olup bitenler karşısında şaşkındı. Basit bir oyun onda inanılmaz çağrışımlar yapmıştı.
      Brian'o gece başka bir oyun denemeye karar verdi. John uyuduktan sonra, Brian tekrar yerinden kalktı. Bu sefer saati geriye aldı. 19:00 konumuna getirdi ve tekrar yatağına döndü. Deliksiz uyuyan John, sekiz saat sonra kendiliğinden uyandı ve saate baktı. Saatin henüz 03:00 olduğunu gördü ve tekrar uyudu. Saat 09:30'da saatin zili çaldı ve uyandılar. John o gün neredeyse on dört saat uyumuştu ama değişen hiçbir şey yoktu. Yine eğlendiler, yine çalıştılar, yine yoruldular ve saat yine 23:00'ü gösterdi, üsse geri döndüler.
     Değişen hiçbir şey yoktu, Brian'ın kafasında yıkılan tabular dışında.
     Brian, John'a olanların hepsini anlattı. John inanmadı önce ama Brian çok ciddiydi. Uykunun bir alışkanlık olduğunu anladılar. İnancın inanılmaz etkisini gördüler...
     Brian ve John araştırma yapmak için gittikleri kuzey kutbundan, yarı yarıya azalttıkları uykularıyla geri döndü. İki kafadar geçen sene tatillerini Mi-amı'de geçirdi ve her gece, herkesten dört saat daha fazla eğlendiler.
     
Aslında kuralları pek sevmem ama uyumanın ciddi ciddi kuralları var...
     Bilinçaltında, sekiz saat uyumayla ilgili kayıt o kadar güçlüdür ki, bu kaydı tek cümleyle silmek gerçekten zordur. Sadece "Ben artık beş saat uyuyacağım" demekle olmaz. Uyumanın belli kuralları var. Öncelikle ona uygun uyuman gerekiyor. Ta ki bilinçaltmdaki yeni kaydı, eski kayıttan daha güçlü hale getirinceye kadar.
Uyumanın Kuralları
     Geleneksel uyuma pozisyonu: Yan yatılır, bacaklar göğse doğru çekilir. Sonra omuzlar büzüştürülür ve boyun, göğse doğru eğilir. Son olarak iki el, avuçlar birbirine bakacak şekilde kavuşturulur, yanağın altına koyulup son bir mutluluk hareketi yapılarak uyunur...
       Ve klinik faaliyete geçer. Dr. NRem gelir ve gün boyu kasılan tüm kasları gevşetmek için çalışmaya başlar. Dr. NRem çalışmasına en son kasılan kastan başlar ve başa doğru gider. Uyurken kaslarını gererek uyuduğun için de sadece uyuma anında gerilen kaslarını uykuya hazır hale getirebilmek için çok ciddi bir zaman harcar. Yani geleneksel uyuma pozisyonunda uyumuşsan, Dr. NRem, başhekimlik tarafından kendine ayrılan sürenin oldukça önemli bir kısmını, uyurkenki kasılmalarını gidermeye ayırır. Böylece Dr. NRem asıl yapması gereken işlerden daha çok, sabaha kadar, ona uyurken verdiğin ilâve ve gereksiz işlerle uğraşır ve işini hakkıyla tamamlayamaz. Sonra da sabahları kalkmakta güçlük çekersin. Beş dakika daha uyuyayım diye çırpmırsın.
      
 
 
212
 
213
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
Kural -1: Kasılmadan uyu!
     Uyumaya geçmeden önce tamamen rahat ol. Asla kasılma. Adeta bir ölü gibi yat... Öğrencilerime bunu söylediğimde, ertesi gün bazıları bana: "Hocam dün gece uyurken kasılmamak için acayip kasıldım." diye geliyorlardı. Çünkü kasılmayı engellemek için yan yatmak yerine, yüzüstü veya sırtüstü yatmaya kalkmışlardı. Özel bir çaba harcayıp, kasılmamaya şartlanarak uyumayı denemişlerdi. Halbuki kasılmayacağım diye şartlanmak, daha çok kasar insanı... Geleneksel uyuma pozisyonuna geç ve kendine dışarıdan bak. Omuzlarını ve boynunu serbest bırak, bacaklarını da birazcık gevşet. Hepsi bu!
     TV'nin karşısında uyumaktan daha rahat bir uyuma şekli tanımıyorum. TV izlerken uyuyan birinin yatış şekline bak, elleri iki yana düşmüş ve hiçbir kası gerilmemiştir. Dr. NRem tedaviye geldiğinde hastası için yapacağı çok fazla bir şey yoktur. Sadece günlük rutin yorgunluğuyla ilgilenir. Ancak TV'nin karşısında uyuduğumuzda mutlaka birileri gelir, uyan da yatağına geç diyerek tüm tedaviyi alt üst eder. Kim ne bilsin o anda senin NRem uyuduğunu ve uyandırılmanm sana, kafana çivi çakmaktan daha fazla zarar vereceğini. TV'nin karşısında uyuyakalan bir insana yapılabilecek en büyük iyilik; üzerine bir battaniye örtüp TV yi kapatmaktır.
     Kitap okurken uyumak da böyle. Hiç kasılmadan uyursun. Böyle uyumanın uykuyu daha verimle hale getirdiği doğrudur. Tek sakıncası yukarıda da bahsettiğim gibi, ileride herhangi bir kitap okurken uykunun gelebilecek olmasıdır ancak hedefinin çok büyük olmasının da tüm uyku
 
Uyku Çılgınlığı
tuzaklarını yerle bir edeceği muhakkaktır. O halde en kısa zamanda çok büyük bir hedef belirlemeye bak.
Kural - 2: Dolu bir mideyle asla uyuma...
     Uyumadan iki buçuk saat önce yemek yeme işini bitirmiş olman gerek. Bu süre sağlıklı bir insanın hazım süresidir. 23:00'te uyuyorsan, 20.30 itibarıyla yemek işi bitmiş olacak. Aksi halde Dr. NRem bir de midenle uğraşmak zorunda kalacaktır ki bu da Dr. Nrem için ilave bir iş demektir. Bu arada yatmadan önce iki buçuk saat oruç tut demiyorum. Neticede aç yatmak da bir nevi kasılmadır. Düşünsene karnın çok aç yatağa girmişsin, uyku mu tutar adamı. Gerçekten açsan, mümkün olduğu kadar hafif şeyler yemeyi tercih et. Gidip de soslu makarna veya mantı yeme mesela.
Kural - 3: Algılayıcılarını etkilemeden uyu.
     Gece boyunca, daha doğrusu uyurken tüm algılayıcılarımız açıktır. Uyurken herhangi biri lambayı yaktığında gözünü kırpman, gözünün gördüğü anlamına gelir. Birisi ismini söylediğinde duyman, sıcak olduğunda terlemen, ağır bir kokuyu alabilmen tüm algılayıcılarının uyku boyunca açık olduğu anlamına gelir. Eğer algılayıcılarını meşgul edersen, değil Dr. NRem, değil Dr. Rem, değil Dr. Hi-potalamus direkt olarak beynini meşgul edersin ki, bu en tehlikelisidir. Yani gece uyurken müzik dinliyorsan, beynin dinlediğin müzikle meşgul olacak ve klinik yavaş çalışacaktır.
     En büyük hipnoz gece uyurken gerçekleşir. Birisi kulağının dibinde sabaha kadar sen salaksın, sen salaksın...
     
 
 
214
 
215
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
diye söylense, sabahleyin sebebini bilmeden kendini kötü hissedersin. Aynı şekilde sen mükemmelsin, sen harikasın denildiğinde de müthiş bir özgüvenle uyanırsın.
     Küçük bir hatırlatma: Gece uyurken yapılan yükleme hemen ertesi gün karşına dikilmeyebilir. Belki haftalar, belki aylar, belki yıllar sonra yakalar seni. Hani bazen durduk yerde moralin bozulur, teneke kutulara tekme atarsın da sorarlar, hayırdır ni-' ye moralin bozuk derler ve sen de cevap olarak; "Valla ne bileyim bozuk işte?" dersin. Gerçekten moralinin neye bozuk olduğunu bir türlü anlayamazsın. Söyleyeyim böyle durumlarda, moralinin neden bozuk olduğunu bilmediğin zamanlarda bil ki; yıllar ' önce veya dün gece yaşadığın olumsuz bir şey, dinlediğin ağır bir parça veya acıklı bir Ferdi Tayfur filmi dikilmiştir karşına. Çünkü bilinçaltın hiçbir şeyi kaçır-maz, her şeyi kaydeder ve gün gelir o eşsiz sunu-muyla servisini yapar.
Halen üzülürüm Ferdi'ye
     Çocukluğum Almanya'da geçti benim. On iki yaşımdaydım Türkiye'ye geldiğimizde. Saf saf dolaşıyordum, anlamaya çalışıyordum olup biteni. Burada bir şeyler farklıydı.
     Geleli iki hafta olmuştu. Herkes sinemadan bahsediyordu, Ferdi Tayfur'dan. Yazlık bir sinema vardı bizim mahallede. Bazen önünde dikilir, sinemaya girip çıkanları izlerdim. Sinemaya gelenler mendil-siz girmiyorlardı içeriye. Çıkanlar da salya sümük, ağ-
 
Dyku Çılgınlığı
laya ağlaya evin yolunu tutuyorlardı. Ağlamaları her zaman çok ilgimi çekerdi. İçeride nelerin olup bittiğini hep merak ederdim. Bir gün amcamın oğullarıyla birlikte sinemaya gittik. Benim için çok özel bir andı o. İçeride olanları öğrenecektim.
     Mendillerimizi cebimize koyduk ve sinemanın yolunu tuttuk. O dönem gişe rekorları kıran bir Ferdi Tayfur filmi oynuyordu, içerisi tıklım tıklımdı. Yerlerimize oturduk. Koltuğa adeta yapıştım. Çok heyecanlıydım. Hayatımda ilk defa bir Türk filmi izleyecektim. Biraz sonra lambalar söndü, film başladı.
     Her şey çok güzeldi. Ferdi mutluydu. Her şey yolunda gidiyordu. Ben bir ara sinemadan çıkan insanlar neye ağlıyor diye düşünmeye bile başladım. Fazla sürmedi, biraz sonra kıyamet koptu. Ferdi'nin karısı tecavüze uğradı. Ferdi tecavüzcüleri öldürdü. Karısını tıp fakültesinde okuyan kardeşine emanet etti ve hapse girdi. Ferdi hapisteyken, kardeşi de Ferdi'nin karısına tecavüz etti. Karısı kötü yola düştü. Ferdi'nin kız kardeşi eroin bağımlısı oldu. Yani bir adamın başına gelebilecek kötü ne varsa, Ferdi hepsini yaşadı... Yıllar geçti, Ferdi hapisten çıktı. Saçları bembeyaz olmuştu. Olayları öğrendi. Kısa bir süre sonra karısı, bu utançla senin yüzüne bakamam artık, dedi ve intihar etti. Kız kardeşi bir otel odasında ölü olarak bulundu. Ferdi önce kız kardeşini eroine bulaştıranları, sonra da kardeşini öldürdü ve hapse geri döndü.
     Ben sanki babam ölmüş gibiydim. Mendil elimde hüngür hüngür ağlıyordum. Amcamın oğlu da ağ-
     
 
 
21 6
 
217
 
Ben Dün/anın En Akl111 insanıyım
lıyordu. Birbirimizin yüzüne bakıp baklP ağlıyorduk. Herkes aynıydı, ağlamayan yoktu.
     Film bitti amca oğluna sarıldım ve iyice ağladım. Ara sıra omzuna yumruklar at'P "Böyle olmamalıydı." diyordum. O da hem ağlıyor, hem de beni teselli ederek üzülme bunlar da geçecek, anlamında omzumu okşuyordu.
     Eve döndük. O kadar etkilenmiştim ki, tam iki ay kabus gördüm. Bazı geceler "Bırakın Ferdi'yi, o suçsuz!" diye feryat ederek uyandığımı biliyorum.
     Aradan tam yirmi yıl geçti. Halen zaman zaman sebebini bilmediğim bir moral bozukluğu yaşadığımda, "Ah ulan Ferdi!" der, iç çekerim...
•,;.       Güler misin, ağlar mısın? Bu millet böyle film-
lerle büyüdü işte. Kim bilir, belki de otobüsteki insanların yüzü hep bu yüzden asık.
Uyurken sadece uyu...
     Filmleri bilincinle izlediğin halde, bilinçaltında böyle etkiler yapıyorsa, uyurken dinleyeceğin bir Müslüm Gürses şarkısı ne yapar Allah bilir.
ı      Allah öldürür adamı dünyadan alır, -.ı     Sen beni öldürdün burda bıraktın.      '•
Allah'ım neydi suçum ne günah ettifn,
Beni bırakıp da terk edip gittin...
Gecenin bir vakti, uyuyorsun. Kulağında vvalkman ve
 
Uyku Çılgınlığı
yukarıdaki şarkı akıyor. Beyin, "Ben herhalde bir şeyler kaçırdım. Baksana bizim adam terk edilmiş." diyecek ve söz konusu olayı sanki sen yaşamışsın gibi algılayacak, bilinçaltm da sabaha kadar olumsuzlar hanene binlerce çentik atacaktır.
     Bence uyurken sadece uyu. müzik dinlerken sadece müzik dinle, çalışırken sadece çalış... Yani yaptığın her şeyi bilincinle yap, uyumayı bile. Uyurken ille de müzik dinlemek istiyorsan, içinde çaresizlik ve terk edilmişlik olan şarkılar yerine, enstrümantal müzikler dinle. Ama benim fikrimi soruyorsan, uyurken sadece uyu.
Masum uyuma hatalarından vazgeç...
     Uyurken; yorganı, kafanı da örtecek şekilde üstüne çekme. Vücut ısını ayarlayan bölgenin adı da hipotalamus, yani bizim kliniğin şefi. Yorganı kafanın üstüne çekersen, direkt şefi meşgul edersin ve şef meşgul olursa, senin klinikte herkes başıboş çalışacağı için verim mutlaka düşer.
     Ayrıca doğada hiçbir canlı karbondioksit alıp karbondioksit veremez. Bitkiler gece oksijen alıp karbondioksit verir, gündüz de karbondioksit alıp oksijen verirler. İnsanlar ve hayvanlar oksijen alıp karbondioksit verirler. Sadece ve sadece yorganın altındaki adam karbondioksit verip karbondioksit alır. Beynimizin, oksijene en fazla ihtiyaç duyan organımız olduğunu düşünürsek, sağlıklı düşünebilmemiz ve beynimizin daha iyi çalışabilmesi için, bolca oksijen içeren ortamlarda uyumamızın gerekliliği daha net anlaşılır.
     
 
 
218
 
219
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
     Kısacası bol oksijenli, gürültüsüz bir ortamda, oda sıcaklığında ve minimum ışıkla uyuman en doğrusudur.
Uyuma zamanları...
      Her şeyin bir zamanı olduğu gibi, uyumanın da belli zamanları vardır. Beden, günün her saati aynı oranda uykuya hazır olamaz. Uyku dalgası diye adlandırılan, güneşin dünyaya ve dolayısıyla bize olan etkisiyle değişen, beynimizin uyku hormonu salgılama zamanları vardır. Bu zamanları çok iyi bilirsek yanlış zamanda uyumamış oluruz. Böylece, uykumuz daha verimli olur ve az uyumak (ki, aslında bunun adı normal uyumaktır. Yani beş saat uyuyan insanlar aslında normal uykularını uyumaktadırlar. Ama maalesef herkes fazla uyuduğu için, biz beş saat uyuyanlara az uyuyor diyoruz.) bizi asla etkilemez.
Uyku dalgaları...
 
 
Uyku - Dalga Çizelgesi
Dalgalar
Saat
Uygulama
Dalga Etkisi
1. Dalga
01:30-06:30
Uyku dalgası
*****
2. Dalga
06:30 - 08:30
Nötr zaman
0
3. Dalga
08:30- 11:30
Uyanma dalgası
* **
4. Dalga
11:30- 12:30
Uyku dalgası
*****
5. Dalga
12:30- 15:30
Uyanma dalgası
* *
6. Dalga
15:30- 17:30
Uyanma dalgası
*****
7. Dalga
17:30-23:30
Uyanma dalgası
***
8. Dalga
23:00-01:30
Uyku dalgası
** *
 
Uyku Çılgınlığı
zelge kış mevsimine göre uyarlanmıştır. Şimdi bu zamanları tek tek inceleyelim.
1.Dalga: 01:30 - 06:30 Uyku dalgası.
       Bu zaman uyku dalgasının en iyi zamanıdır. Uyku zamanını, en az 3 saat bu periyotta olabilecek şekilde düzenlemek, yapılabilecek en akıllı iştir. Çünkü bedenin uykuya en uygun olduğu iki zamandan birisi budur.
2.Dalga: 06:30 - 08:30 Nötr zaman
     Bu zamanda uyumak veya uyumamak arasında bedenin uygunluğu açısından hiçbir fark yoktur. Ancak saat 06:30'dan sonra uyanıp tekrar uyumayı saymazsak. Hiç uyanmadan uyuduğunda bir sorun olmamasına rağmen, bu saatte uyanıp sonra tekrar uyumak sabaha kadar gerçekleşen tüm tedaviyi mahveder. Birçok insan bu saatlerde uyandıktan sonra, tekrar uyumak ister, bilirsin şu "10 dakika daha uyuyayım, sonra kalkarım." muhabbetlerini. Zaten son zamanlarda cep telefonları bile bu ihtiyaca uygun olarak dizayn edildi. Telefonun alarmını kuruyorsun. Zili çalıyor, uyanıyorsun ve herhangi bir tuşa bastığında telefonun alarmı 10 dakika daha ertelenmiş oluyor.
3.Dalga: 08:30 -11:30 Uyanma dalgası
      Artık uyanma dalgası gelmiştir. Bu saatlerde uyumak Ferrari marka bir otomobile normal benzin koymak gibi bir şeydir.
      
       Yukarıdaki "Uyku-Dalga çizelgesi" bedenin uykuya uygun olan ve olmayan zamanlarını göstermektedir. Bu çi-
      
220
 
221
 
yırn
Ben Dünyanın En Akıllı insanı
4.Dalga: 11:30 - 12:30 Uyku dalgası
       Uyanma dalgası, yerini, gün içindeki en iyi uyuma dalgasına bırakmıştır. Mümkün olabiliyorsa bu zaman diliminde 30 dakika uyu (Tabii ki yemekten önce). Bazı bilirn adamları, buradaki 1 saatlik uykunun, normal bir zamanda (1. Dalga zamanı dışında)ki dört saatlik uykuya bedel olduğunu söylerler.
•f
      Yeri gelmişken söylemek istiyorum. Tarih yazar ki: Birçok bilim adamı, birçok filozof, birçok alim bu zamanlarda uyumuştur. Ayrıca başta Japonya olmak üzere, birçok gelişmiş ülkede büyük işletmeler, verimliliği ciddi oranda artırdığı gerekçesiyle personelini bu zaman diliminde uyuması için teşvik etmektedir. Personelini bu periyotta uyutmak için ücret ödeyen kurumlar bile var.
S.Dalga: 12:30 -15:30 Uyanma dalgası
     Uyku dalgası azalarak uyanma dalgasına geçer ve
sasti 15:30 itibarıyla uyanma dalgası zirve yapar.          ;
G.Dalga: 15:30-17:30 Uyanma dalgası
      Uyanma dalgasının en iyi zamanıdır bu zaman. Bir mecburiyet yoksa (hastalık, vardiyalı çalışma...) bu saatlerde uyumak, intihar etmek gibi bir şeydir. Bu saatlerde uyuyan insanların tüm dengesi alt üst olur. Günü, saati karıştırırlar. Sabah mıydı, akşam mı? Salı mıydı, Cuma mı?... bu saatlerde uyumak Ferrari'ye mazot koymaktan daha kötüdür. Uyumamanı şiddetle tavsiye ediyorum.
 
Uyku Çılgınlığı
7.Dalga: 17:30 - 23:00 Uyanma dalgası
      Uyanma dalgası 6. Dalgadaki kadar tehlikeli olmamakla beraber, bu saatler arasında da azalarak devam etmektedir.
S.Dalga: 23:00 - 01:30 Uyku dalgası
      Uyanma dalgası yerini tekrardan uyku dalgasına bırakmıştır. Çok hafif bir uyku dalgası olarak geçer. Saat 01:30'da uyku dalgası zirve yapar ve yeniden uykunun en iyi zamanına ulaşırsın...
Asıl Formül
      Yukarıda da belirttiğim gibi, bu çizelge kış mev-si-mine göre ayarlanmıştır. Diğer mevsimlerde de dalga zamanlarını, güneşi takip ederek tespit edebilirsin. Şöyle ki:
      
 
 
222
 
223
 
Ben Dünyanın En Akılı, i
 
 
Dalgalar
1. Dalga
Güneş doğmadan önceki 5 saat
Nötr zaman Uyanma D.
Güneş doğduktan sonraki 2 saat
Güneşin zirveye
Çıktığı zamandan
önceki 3 saat
3. Dalgadan sonraki 1 saat
4. Dalgadan sonraki 3 saat
Güneş batmadan önceki 2 saat
Güneş battıktan sonraki 5,5 saat
7- Dalgadan sonraki 2,5 saat
224
Egzerşİz_Zamam
Uykuyu Yenme Egzersizi
Klinik Şefinin (Hipotalamusun) Eğitimi
     Önce hipotalamusu özelleştirmen ve bir simge olarak eline alman gerekiyor. Ben eğitimlerimde öğrencilerime, küçük birer tane kauçuk top dağıtıp bunun hipotala-mus olduğuna inanmalarını istiyorum. İyice şartlanıyorlar. Onunla oynuyorlar. Tıpkı bir top gibi. Sonra oynadıkları şeyin bir top değil de hipotalamuslan olduğunu düşündüklerinde, onu alt etmek inanılmaz kolay oluyor. Bu süreçte, yani bir topu hipotalamus olarak kabul etme sürecinde, ben çok fazla bir şey yapmıyorum. Her şey katılımcının kendini adamasına bağlı.
     Eğer sen de fazla uyumaktan kurtulup normal uyuyan bir insan olmak istiyorsan, şimdi kitabı kapatıp kırtasiyeden minik kauçuk bir top edinir gelirsin. Bunu yap!.. (Halen okumaya devam ediyorsun. Lütfen samimi ol ve git o topu al. Bunu şimdi yap. Çok ciddiyim.)
     Şimdi elindeki o minik topun, senin hipotalamusun olduğuna inan. Onunla bir top gibi oyna. Duvara at geri gelsin. Hipotalamusunla bir top gibi oynadığını görüyor musun? Bu sana ilk başlarda saçma gelebilir ama söylemek zorundayım ki, binlerce insan bu yöntemle hipotalamusu-na pes dedirtti ve normal uyur hale geldi. Sen de başarmak istiyorsan, inanmak zorundasın. Eğer inanmazsan kesinlikle az başarılı olursun.
225
 
 
istasyonlar     Yatış Saati
Uyku
Uyku Uyku
Uyku
Uyku Uyku
00:00
00:00 00:00 00:00 00:00 00:00
im
Ben Dünyanın En Akıllı insanıy
Kim kimi ikna edecek göreceğiz...
       Sen doğduğunda bedenin beş saat uyumaya programlanmıştı ama hipotalamus bu konuda seni ikna edemedi. Yukarıda anlattığım sebeplerden dolayı sekiz saat uyuman gerektiği konusunda sen onu ikna etmeyi basardın. Öyle bir ikna ettin ki, yıllarca hep senin dediğini yaptı. Sekiz saat uyuttu seni. Sana öyle bir inandı ki, senin beş saat uyuyabileceğine neredeyse o bile inanmıyor artık.
       Yıllar önce yaptığının aynısını yapıp, onu tekrar ikna etmeye çalışacaksın şimdi. Ama o artık normal uykunun sekiz saat olduğuna inanıyor. Hadi sana kolay gelsin.
Hipotalamusu ikna etmek için yol haritası...
Eline bir A4 kağıdı al ve aşağıdaki gibi yaz.
 
226
 
227
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Uyku Çılgınlığı
 
 
 
     Bu tablodaki veriler standart değildir. Kişiden kişiye değişir. Yukarıdaki veriler pilot bir uygulama için, her gün ortalama bir hesapla 00:00'da yatıp, 08:00'de kalkan ve uykusunu sekiz saatten beş saate indirmek isteyen bir insana göre kurgulanmıştır. Sen kendine göre bir plan yapmalısın. Mesela uykunu beş saate değil de, altı saate indirmek istiyorsan, bu tabloyu biraz değiştirip son istasyon olarak 14. İstasyonu belirlemelisin...gibi.
Uygulamaya geçmeden önce uyarılar... Temel uyarılar
;           • Aşırı sigara içiyor veya alkol alıyorsan azaltmaya
l           çalış. En azından abartma...
;           • Düzenli beslenmiyorsan, bugünden itibaren ye-
        meklerini belli bir düzende yemeye başla ve kah-
t           valtıyı asla ihmal etme.
)           Diğer uyarılar
• Yukarıdaki tabloyu mutlaka bir A4 kağıdı üzerin
de, yazarak uygula.
• Söz konusu A4 kağıdını, hipotalamusunla birlikte
gün boyu yanında taşı.
•          Gün içinde kendi kendine, o gün hangi istasyonda
olduğunu ve kaç saat uyuyacağını düşün. Bu şartlanmanı sağlayacak ve işini daha da kolaylaştıracaktır.
•          Gün içinde fırsat buldukça, hipotalamusunla oyna
ve her seferinde ona hükmettiğini ve onunla bir top gibi oynadığını hayal et.
 
Her istasyonda, bekleme süresinde belirtilen gün sayısı kadar kal.
Yatış saatini mümkün olduğu kadar sabit tutmaya çalış.
Yatış saatini kaydırsan dahi, yatış-kalkış saatleri arasındaki süreye mutlaka belirtildiği ölçüde uy. Uykunu azaltırken asla abartma. En fazla 15 dakika azalt.
10. İstasyonda uykunu artırırken en fazla 60 dakika artır. Çalışma boyunca mutlaka bir çalar saat kullan...
..ve uygulama başlıyor
• 1. İstasyon: Bu gece normal standardına, yani 8
saatlik uykuna uy, her zamanki gibi 8 saat uyu ve
bu istasyonda son defa sabahla.
• 2. İstasyon: Saatini 07:45'e kur. HipotalamusuRU
da saatinin yanına koy. Saat çaldığında önce hipo-
talamusu eline al, sonra saatin ziline bas ve uyan.
Asla önce saatin ziline basmaya kalkma. Bunu de
neyenler genelde uyuyakalıyor ve sisteme olan
inançlarını kısa bir zamanda kaybediyorlar. Bu is
tasyonda toplam 3 gün kal.
• 3. İstasyon: Toplam uyuma süresini yedi saat 30 dakika olarak belirle ve bu istasyonda da 3 gün kal. Uyandığında tıpkı diğer istasyonlarda olduğu gibi önce hipotalamusunu al. Yaptığın işin ciddiyetini ve hipotalamusunun bu oyunu yavaş yavaş kaybettiğini düşün. Zaman zaman onunla alay et.
 
 
 
228
 
229
 
Uyku Çılgınlığı
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
Hani ne oldu? Artık beni uyutamıyorsun, de.
Yakmındakiler senin bir topla konuştuğunu söyleseler de, sen konuştuğun şeyin bir top değil, hi-potalamusunun ta kendisi olduğuna inan.
• 4, 5, 6, 7, 8 ve 9. istasyon: Her yeni istasyonda uyuma süreni, diğer istasyonlarda olduğu gibi en fazla 15'er dakika azalt ve her istasyonda 3'er gün kalarak devam et.
     9. İstasyonu da geride bıraktın. Bu istasyonda herkes yorulmuştur artık. Kafanda daha iyi canlandırabilmen için, senin klinikte yaşananları biraz filimize etmek istiyorum.
     Klinik manzaraları -1: Dr. Rem ve Dr. NRem seni şikâyet etmek için şefe, Dr. Hipotalamusa giderler. "Efendim bu adam çıldırmış olmalı. Yaklaşık 3 haftadır, her üç günde bir 15 dakika azaltıyor uykusunu, ona yetişemiyoruz. İşimiz yarım kalıyor. Ne yapmamızı önerirsiniz?" Hipotalamus nâzikçe: Ben bu tipleri çok iyi bilirim. 2 haftadan fazla dayanamaz, bekleyin birkaç gün sonra vazgeçer. Size önerim bu periyodik inişlere göre davranmanızdır. Gidin aynı şekilde bu gece 15 dakika önce uyanacağını planlayarak işinizi çabuk bitirin, diyecektir. Üzgünüm ama genelde Hipotalamus haklı çıkar.
     Uykunu azaltman gerçekten de seni ilk başlarda rahatsız edecek ve uykusuz kalacaksın. Kendini yorgun hissedeceksin. Çünkü her gün 8 saat uyurken artık sadece 6 saat uyuyorsun ve doktorlar henüz bu yeni uygulamaya
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
alışmadığı için işleri hep yarım kalıyor. Sakın pes etme. Düşün! Yılların alışkanlığını yok etmeye ve yeni bir alışkanlık kazanmaya çalışıyorsun. Bu hiç kolay olur mu, hiç terlemeden, yorulmadan olur mu? Dayanmalısın dostum. Bu bir savaş. Unutma çok büyük bir iş yapıyorsun, dayatmalarla savaşıyorsun!
• 10. İstasyon: Bu, tüm istasyonların en farklı olanıdır. Bu istasyonda uykunu tekrar artırıp 7 saate çıkart. Keyifli bir istasyondur ama bu istasyonda sadece 1 gün bekle. Bu istasyonun amacı klinik çalışanlarını yeniliklere alıştırmak ve tüm kontrolü ele geçirmektir.
     Klinik manzaraları - II: Dr. Rem ve Dr. NRem senin uyanmanı bekledikleri halde sen uyanmayıp, uyumaya devam ettiğinde tekrar şikâyet etmek üzere Hipotalamusa giderek: Efendim bu gece söylediğinizi yaptık, işimizi erkenden bitirdik fakat bir sorun var, adam uyanmıyor. Öldü mü ne yaptı?, Hipotalamus: Saçmalamayın Beyler, ölse biz nasıl konuşabiliriz, demek ki yaşıyor. İşinizin başına geçip bekleyin. Er geç mutlaka uyanır, diyecektir. Şefin odasından geri dönerken Dr. Rem, Dr. NRem'e; Şu bizim şef aslında boş bir adam, hiçbir şey bilmiyor. Yaşlandı artık. Görmüyor musun, dedikleri hep yanlış çıkıyor, der. Böylece Dr. Hipotalamusun tüm karizması yerle bir olur ve doktorlar kendi bildiklerini okumaya karar verirler. Yani sana uymak zorunda kalırlar.
• 11. İstasyon: Uykunu 15 dakika azaltarak, 06:45 seviyesine getir. Bu istasyonda 3 gün kal.
 
 
 
230
 
231
 
Uyku Çılgınlığı
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Uyku Çılgınlığı
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
 
 
      Klinik manzaraları - III: Şef Dr. Hipotalamus, acil bir toplantı yaparak, hemen bir durum değerlendirmesi yapar. Dr. Rem ve Dr. NRem'e: Beyler gemi kontrolden çıktı, adamın ne yaptığı belli değil. Başında bekleyin ve uyanmcaya kadar görev yerini terk etmeyin. Erken kalkıyorsa bunu bana şikayet etmeyin. İşinizi daha hızlı yapın. Siz zaten hızlı çalışmaya programlanmıştınız. Yıllardır uyuşuk uyuşuk oturuyordunuz. Şimdi çalışma zamanı, der.
•12,13,14 ve 15. İstasyon: Uykunu her istasyonda 15'er dakika azaltarak çalışmanı sürdür. Bu istasyonlarda yine yorulacaksın ama eskisi gibi değil. Doktorların yavaş yavaş ikna olacak...
Final sahnesi...
      Son İstasyon: Bu İstasyon, bu yöndeki son istasyondur. İşin sonudur. Zor bir istasyondur. Eğer burada 10 gün kalabilirsen, işi bitirdin demektir. Bu 10 günlük sürenin ilk periyodu, 4 gündür. Bu süre Dr. Hipotalamusun yenilgiyi kabul ederek, senin 5 saat uyuyabileceğine ikna olması içindir. İkinci periyot 3 gündür. Bu süre şefin, Dr. Hipotalamusun, Dr. Rem ve Dr. NRem'e son durumu ve yeni mesailerini açıklaması içindir. Son periyot da üç gündür ve bu süre; Dr. Hipotalamus, Dr. Rem, Dr. NRem ve senin yeni uyku düzenini idrak etmeniz içindir.
     NOT: Uygulamayı bir film gibi anlatmaya çalıştım. Amacım daha net anlamanı sağlamaktı. Elbette ki hakikatte böyle bir senaryo yok ancak sistem kesinlikle böyle işliyor.
Binlerce insan kafasında bu senaryoyu canlandırdı ve
 
hipotalamusu bir muhatap kabul ederek, onun hakimiyetine son verdi. Umuyorum ki sen de aynı inançla hipotala-musunun üzerine gider ve milyarlarca insanın yapmadığı bir şeyi yaparak, bu uyku çılgınlığına bir son verirsin...
Bundan sonra...
     Yeni uyku düzeninden sonra, hafta sonları fazla uyumamanı tavsiye ediyorum ancak yine de tatil moduna girip birkaç saat fazla uyumayı isteyebilirsin. Bunun kesinlikle bir mahzuru yok. Gel gör ki bu süre, 3 günü geçerse, yeniden bir organizasyona ihtiyaç duyar ve yeniden ayar yapmak zorunda kalırsın.
     Mümkün olduğu kadarıyla öğlen uykusunu 15 dakika da olsa uyumaya çalış. Öğlen vakti uyumaya uygun bir işin yoksa asla dert etme, boş geç.
     Uyanma zamanını güneşin doğuşuna göre ayarla, kuşların sesini her sabah dinle ve hayatın asıl yüzünü gör, o keyfi mutlaka yaşa.
     Başarılı insanların az uyuma gibi bir ortak özelliği var. İnsanlar az ve doğru zamanda uyuyunca beyinleri daha etkin ve güçlü çalışır. Bu doğru ama asıl önemli olan herkes 8 saat uyurken sen 5 saat uyuyorsan, bu seni diğerlerinin önünde olduğun konusunda ikna eder ve psikolojik olarak kendinle barışıp başarıya doğru koşarsın.
     Saat 5'te uyanıp 8'e kadar yapacağın 3 saatlik çalışmanın nasıl bir şey olduğunu anlamak için, bunu sadece bir gün denemen yeterli. O kesinlikle olağan üstü bir zamandır ve seni alır, direkt zirvelere taşır.
     
 
 
232
 
233
 
Uyku Çılgınlığı
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Uyku Çılgınlığı
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
 
 
Sorma yardan çektiğimi Yaradan bilir bir de ben Çözemezsin çöktüğümü Yaradan bilir bir de ben... Ne anlarsın yaradan sen?
Gönlümdeki gökdeleni, Yıkıp dedi çek çileni. Garip başıma geleni, Yaradan bilir bir de ben... Ne anlarsın yaradan sen?
Felek der ki az yine de, Sızı oldu yüz sinede. Ne sancıdır, kanser ne de, Yaradan bilir bir de ben... Ne anlarsın yaradan sen?
Ne meyyü cama ne meşka, Benzemiyor aşka maska. Ağrı başka acı başka. Yaradan bilir bir de ben... Ne anlarsın yaradan sen?
       Artık az uyuyan bir insansın ve her gün için 3-4 saat fazla zamanın var. Bu zamanı seçtiğin bir konuda kitap okuyarak değerlendirirsen, bir sene sonra ilgili konuda alim olursun. Sadece okumakla kalmayıp, okuduklarını bir de yorumlayıp yazarsan; bu, kısa bir zaman sonra senin de bir kitabın olacağı anlamına gelir. Bu zamanı işinde gelişmek için harcarsan, birkaç sene sonra mesleğinde bir numara olursun. Bu zamanı spor yaparak geçirirsen, sağlıklı bir insan olursun. Bu zamanı ailene harcarsan mutlu olursun. Bu zamanı ibadetle geçirirsen cennete gidersin. Bu zamanı uyuyarak harcarsan, sıradan bir insan olursun. Seçim senin. Bahtın açık olsun.
 
Dünyanın En Güzel Şiirleri Sen...
Biz, tuz, köz, söz var yarada, Biber miber bir arada, En beteri sığmaz ada. Yaradan bilir bir de ben... Ne anlarsın yaradan sen?
Mescitlerden geçtiğimi, Meyhaneyi seçtiğimi, içim yanıp içtiğimi, Yaradan bilir bir de ben... Ne anlarsın yaradan sen?
Benim gönlüm viranedir, Eyyüb'ün derdi de nedir, Yanıyorum kaç senedir Yaradan bilir bir de ben... Ne anlarsın yaradan sen?
Yaman işler yelda oku, Yarda zülüf yelde koku Zevrak tutmaz neden uyku, Yaradan bilir bir de ben... Ne anlarsın yaradan sen?
 
 
 
234
 
235
 
11. Bölüm
Türkiye İçin
       Kriz - mriz yok! "      Sadece psikoloji var..
          
Türkiye için
Prens çırılçıplak...
     Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal, pireler berber iken bir ülke varmış. Her yıl olduğu gibi şubat ayının son haftası, kral bilir kişi heyetini ülke meselelerini tartışmak için sarayında toplamış. Her sene düzenli olarak yapılan bu toplantılar çok önemliymiş. Çünkü bu toplantılarda, ülke için çok ciddi kararlar alınırmış.
     Halk kraliyet binasının önünde çıkacak olan kararları beklemeye koyulmuş. Herkes büyük bir heyecanla acaba ne olacak diye bekliyormuş. Tam bu sırada sarayın ön kapısı açılmış ve prens büyük bir hışımla dışarıya çıkmış. Suratı asık olan prens, ağlamaklı bir ifadeyle halka bakmış. Şaşkın ve tedirgin bir ifadeyle halktan biri prense sormuş:
•          Ne oldu ekselansları?
     Prens bu soru karşısında kendini tutamamış ve ağlamaya başlamış. Ağlamış, ağlamış, ağlamış:
•          Ne olacak ya! Kral yüzüme kitap fırlattı.
Bana bağırdı, misketlerimi çaldı, demiş.
     Prensin bu cevabıyla bir anda her şey alt üst tfîmuş. Ülkenin parası pula, pulu da çula dönmüş. Halk perişan ve bitap düşmüş. Bir anda herkes fakirleşmiş. Millet birbirini yemeye başlamış. Herkes acı çekiyormuş. 'Vah benim ülkem vah!' diye diye dolaşır olmuş insanlar... Kısacası prensin suratına kitap
239
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyn
 
Türkiye için
 
 
 
 
fırlatılıp, misketlerinin alınması çok zoruna gitmiş halkın ve ülke büyük bir bunalıma girmiş...
     Kral, üstüne bir şeyler almış ama prens hala çı-rılçıplakmış. Gökten düştü üç elma ve halkın kafası yarıldı.
Masaldan da öte...
     Bu anlattığım masallarda bile olmaz belki ama Türkiye'de en son şubat krizi böyle başladı işte. "Bana kitap fırlattı." dedi küçük patron, dolar fırladı.
     Ben 4 yıl ekonomi okudum ama hiçbir hocam bana kitap fırlamasıyla, dolar fırlaması arasındaki bağlantıyı anlatmadı. İnanıyorum ki başbakan da bu ikisi arasındaki ilişkiyi bilmiyordur. Ama eminim ki "Ne büyük adamım ben; bir lafımla Türkiye'nin kaderini değiştirebiliyo-rum." diye düşünmüştür.
     Zaman geçti ve Derviş Baba geldi ekonominin başına. Akıllı adamdı. Kitap - Dolar ilişkisini çözmüştü herhalde ki ilk cümlesi şöyle oldu: Merak etmeyin çocuklar, ben size para bulacağım. Cümle bitmeden dolar indi. Piyasa hareketlendi. Biraz sonra para bulunamadı denildi, hay-daa dolar yine fırladı. Başbakan hastalandı dolar fırladı, iyileşti dolar düştü... Bütün bu olanlar sadece ekonomi bilimiyle açıklanmaya çalışıldı. Tüm tartışmalar havada ve anlamsız kaldı. Çünkü asıl bozulan ekonomi değil, psikolojiydi.
 
Bazen düşünüyorum da, bizim başbakan daha dik
yürüse, biraz daha sert ve ciddi baksa herhalde
Amerikan ekonomisi iflas ederdi.
     Elbette ki tüm krizler bir birikimin sonucudur. Kriz, bir anlık bir psikoloji değişikliğiyle oluşmaz. Bunu kabul etmemek ahmaklık olurdu. Fakat şunu iyi biliyorum ki o birikimler de yine psikolojik bir temele dayanmaktadır. Türkiye için düşünürsek, biz yıllardır ısrarla "Bizden hiçbir şey olmaz." demiyor muyduk? Bu tarz cümleleri o kadar çok kullandık ki; ahlakımız, yaşam tarzımız, çalışmamız, dinlenmemiz... değişti. Bizden bir şey olmaz diye az çalıştık mesela. Benden bir şey olmaz diye yere tükürdük, camdan aşağı çöp attık. Bu ülkeden bir şey olmaz dedik, kendi halimize güldük. Her gün daha beter olacağımıza inandık. Şimdi inandıklarımız gerçek oldu. Çünkü "Bugün ne olduğuna inanıyorsan, yarın o olursun." İnandığımızı oluruz ancak. Dediğimizi başardık. Atalarımız boşa söylememiş "Bir adama 40 gün deli dersen, deli olur." diye.
İstiyorsan mutlaka olur.
     Okullarda, kolejlerde, dershanelerde... konferanslar verirken dikkatimi çekti. Öğrenciler espri yapmak, komik olmak için adeta özel enerji harcıyor. Herkes işi gücü bırakmış komik olmak için uğraşıyor. Böyle bir sınıf ortamı nasıl olur? Komik olur tabii. Hedefin komik olmaksa mutlaka komik olursun. Biz bunu başardık. Gerçekten çok başarılıyız. Esprilerimiz tuttu. Tüm dünya bize kıçıyla gülüyor.
     
 
 
240
 
241
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
İstedik ve oldu. Kendimizi mahvettik.   i
1 - Kesinlikle samimi değiliz.
Bizden hiçbir halt olmaz.
Biz kim, AT kim?
Biz hiçbir şey yapamayız. Türkiye bitmiş arkadaş.
;           %
     Yukarıda artık klişeleşmiş, hatta deyim haline gelmiş sözleri eminim sen de kahveden, arkadaşlarından, işyerinden duymuşsundur. Belki az önce sen de benzer bir laf ettin. Bu tarz cümleler hep çoğul başlar. Giriş kelimesi hep aynıdır, Biz. Ancak işin çok ilginç bir yanı var. Bunu herkes söylüyor ve söyleyen herkes kendini bu biz'in içinden soyutlamayı başarıyor. Bir şeyi cidden merak ediyorum. Herkes Türkiye'ye laf sokuyor; (Bizden bir şey olmaz gibi) peki bu işin sorumlusu kim?
Çık sokağa ve insanlara sor! Yere tükürmek sence
doğru mu? Allah'ın bir kulu "Doğrudur." diye cevap vermez. 100 kişiye sor, 1.000 kişiye sor. 70 milyon insana sor. Cevap hep aynıdır. Yere tükürmek görgüsüzlüktür.
Peki be kardeşim bu sabah işe giderken yerde gördüğüm balgamı uzaylılar mı attı?
Konuştuğumuz gibi yaşamıyoruz.
     Kırmızı ışıkta geçen birisine küfredip, bir sonraki ışıktan kırmızıda geçen ve niye geçtin diye sorduğumda, "Amaaan! Ben mi kurtaracam arkadaş?! Memleketin her tarafı bozuk." diyen adamı tanıyorum ben.
 
Türkiye için
     Kriz var diye şartlanıp perişan olmak yerine, Kriz
yok deyip, uygulamaya geçmelisin. Ha, unutmadan söyle
yeyim: Tabii ki sen kurtaracaksın bu memleketi. Ayrıca
memleketin her tarafı bozuk olsa ne yazar. Başarmak elin
de...     ,. „,.
2          - Birbirimize güvenmiyoruz.
     Ne vatandaş devlete, ne de devlet vatandaşa güveniyor. Ne işçi patronuna, ne de patron işçisine güveniyor. Ne halk medyaya, ne medya halka güveniyor. Bu listeyi uzat gitsin. Listenin sonuna da en acı olan son sözü koy: Ben kendime güvenmiyorum. Şimdi söyler misin, böylesine bir güvensizlik, bir karamsarlık ortamında olan bir ülkeden ne beklenebilir ki?!
3          - Memlekette lider yok.
     Üzgünüm ama Türk halkı lider yetiştiremiyor. Üzgünüm ama Türk halkı hatip de yetiştiremiyor. Dikkat et, göz kulak kesil ve izle. Ben liderim diye ülke yönetimine talip olanların hangisi için o bir lider diyebilirsin?
•          Bir defa, 100 liderden 90'ı konuşmasını kağıttan
okuyor. Hatip değil.
: • 10'u doğaçlama konuşuyor ama bu 10'un 8'i boş konuşuyor.
• Geriye kalan 2'nin 1'i iyi konuşuyor, karizma ye
rinde filan ama o da işi bilmiyor.
• Geriye 1 'i kaldı ve o da iyi konuşuyor, karizma ta
mam, işi de biliyor ama fırsat verilmiyor. Tabii ki
-       bu bir mazeret olamaz. Eğer gerçek bir lider olsa
 
 
 
242
 
243
 
im
Ben Dünyanın En Akıllı insaniyi
 
Türkiye için
 
 
 
o fırsatı da kendisi yaratabilirdi. Demek ki o da fos.
      Birisi çıkacak mantıklı konuşacak, farklı bir programı ve karizması olacak. Bu halkın karamsarlığını iyimserliğe, güvensizliğini güvene dönüştürecek. Medyayı yanına alacak ve elindeki sihirli değneği 70 milyon insana aynı anda değdirecek bir yeteneğe sahip olacak. Sen o zaman gör Türkiye'yi.
      Düşün hele, Türkiye'yi düşün! Düşün ki herkes işini mükemmel yapıyor. Herkes 8 saat yerine günde 12 saat çalışıyor. 8 saat yerine günde 5 saat uyuyor ve kazandığı 3 saatlik zamanı okuyarak, yazarak geçiriyor. Herkes kendisini ülkesine adamış ve ülkesinin iyileşmesi için değil, süper güç olması için çalışıyor.
      Herkes devlete güveniyor, herkes hakkına kanaat ediyor ve hiç kimse yolsuzluk yapmıyor. Okuma yazma bilmeyenler öğrenmeye çalışıyor. Öğrenciler sınıf geçmek için değil, öğrenmek için çalışıyor. Medya samimi bir şekilde halkın ve devletin yanında. TV'lerde, radyolarda eğitici, öğretici ve bilgilendirici programlar yapılıyor.
     Gazetelerde Sevda Demire!' in silikonları yerine Türkiye'yi yurtdışında başarıyla temsil eden doktorlarımız anlatılıyor. Gazeteler, Hülya Avşar'ın Cilingiroğlu'ndan boşanma ihtimali yerine, Hülya Avşar'ın yaptırdığı okulu yazıyor. Devlet halkına güveniyor ve halkını gerçekten adam yerine koyuyor,
     Bu ortamı beş sene sağlayabilecek bir lider, Türkiye'yi kesinlikle süper güç yapar.
 
4 - Medya Birinci Kuvvet.
     Yukarıdaki ortamın sağlanmasında elbette ki medya 1. kuvvet. Ama onlar da "Halk bunu istiyor." diye bir cümle icat etmişler.
Büyük zırva: Halk bunu istiyor...
     Medya patronlarının "Halk bunu istiyor, biz de halkın istediğini veriyoruz." demesini anlamak mümkün değil.
      Bir öğretmenin sınıfa girip "Bana bir öğrenci lazım, kim gelmek istiyor?" dediğini ve hiç kimsenin gönüllü olmadığını, el kaldırmadığını varsay. Öğretmen ne yapacak? Rastgele birini seçmek zorunda kalacak. Herkes gönüllü olsaydı, herkes elini kaldırsaydı, öğretmen ne yapacaktı? Yine rastgele birini seçecekti. Öyle ise herkesin elini kaldırma-sıyla, hiç kimsenin elini kaldırmaması arasında hiçbir fark yoktur. Evet ne söylemek istediğimi anladığını umuyorum.
     Her kanalda silikon muhabbeti olduğu için, halk onu izliyor. Tüm kanallar adam gibi yayın yapsa, ortada silikon milikon kalmasa, halk neyi ister ve ne izler sence?
     Halk onu istediği için yayınlanmıyor magazin programları, magazin programları yayınlandığı için halk onu istiyor.
     Onlar halen ısrarla, "Biz böyle olmasını istemiyoruz, basın - yayın kalitesi çok kötü" diyorlar. Kalitenin
gün geçtikçe halk bunu istiyor sloganıyla düşürülmesi
 
 
 
244
 
245
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
gerçekten şaşırtıcı. Eğer herkes, tüm medya mensupları kaliteyi yükseltme noktasında bir araya gelse, bir karara varsalar ve bu kararlarını yarınki yayınları ile icra etseler acaba halk yine Sevda'nm silikonları mı diyecek. Kusura bakmayın ama beyler, siz kesinlikle samimi değilsiniz. Bunu değiştirmek elinizde iken değiştirmiyorsanız, samimi olduğunuza inanamam.
"•f
Çok kolay...
     İnsanların bir anda böyle psikolojik duruma geçmesi için ne gerekiyor, bu çok mu zor? Kesinlikle çok kolay. Yemin ediyorum yürümekten daha kolay. Kurtuluş Savaşı'nı hatırlasana, nasıl da hepimiz bir araya geldik, nasıl organize olduk ve nasıl başardık. O günkü başarının dibinde büyük harflerle sadece güven + samimiyet + inanç yazıyordu. Dedelerimiz komutanlarına, komutanlarımız Atatürk'e, Atatürk başta kendine olmak üzere, ekibine güveniyordu. Herkesin birbirine inancı tamdı ve herkes gerçekten samimiydi. Dedem Atatürk'e öyle bir güvendi ki, adamın başka şansı kalmadı. Başarmak zorundaydı ve başardı. Halkın güvenini boşa çıkaramazdı Atatürk. Çaresizlik psikolojisi Atatürk'ü ve ekibini öyle bir kuşattı ki, başaramama alternatifi hiçbir zaman aklına ve akıllarına gelemedi. Başardılar.
     Şimdi yıl 2002. Yeniden birleşmek ve bir araya gelmek zorundayız. Tıpkı Kurtuluş Savaşı'nda olduğu gibi. Bunu başarabiliriz.
     Dedelerimiz savaşmak için, ülkeyi kurtarmak için yaratıldıklarına inanmışlardı. Bu uğurda kendilerini feda ettiler. Şimdi sıra bizde. Sen, ben, biz, bizim kuşak Türkiye'yi
 
Türkiye için
süper güç yapmak için doğduğumuza inanmalıyız. Gerekiyorsa kendimizi feda etmeliyiz.
     "150 milyon maaş alıyorum, kiramı bile veremiyorum. Bana ne Türkiye'den, batarsa batsın! Be-nim bir dikilitaşım bile yok. Yanarsa yansın, bana ne?" dediğin sürece maaşının bir lira dahi artmayacağına dair sana garanti veriyorum. Bu çok boşa bir hayıflanmadır.
     Maaşımızın artmasını istiyorsak, üretimin artması gerektiğine inanmalıyız. Üretimin artmasını istiyorsak, işimizi aksatmadan, verimliliği belki de %200 artırarak çalışmaya devam etmeliyiz. Sabahleyin işe geldiği dakikadan itibaren saatine bakıp, akşam olsa da gitsek diyen, işe başladığı ilk gün, daha 25 sene var emekli olmama diyen, her gün emeklilik yaşını hesap eden bir insan ne verebilir Türkiye'ye?
     Akşam olduğunda üzülmelisin. Emekli olma yaşını hesap etmek yerine, işinde nasıl mükemmel olabileceğini hesap etmelisin. Çalışırken sadece işini düşünmelisin. Her zaman dakik olmalı, her zaman tebessüm etmelisin... Böyle yap! Belki sen ömrünün sonuna kadar hep 150 milyon alırsın ama senden sonra senin evladın, evlatlarımız; süper bir dünyada bizim hayal edemediğimiz rakamları alırlar...
     Dedelerimizin kanı aktı, ülke kurtuldu. Şimdi dedelerimizin kanı ile aldığı bu ülkenin alın terine ihtiyacı var. Sen kan değil sadece ter dök yeter. Ben bütün bu anlattıklarımı Türk halkının yapacağına sonsuz ve sınırsız inanıyorum. Eksik olan tek şey bir lider. Peki ne yapmalı öyleyse? Lider yok, güveneceğimiz yöneticimiz yok deyip kenara çekilmek, her akşam 4 saat Çarkıfelek izlemek, diskolarda sa-
     
 
 
246
 
247
 
Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım
bahlara kadar tabak kırmak bir çözüm mü? Kendine dön. Kendini tanı, sorular sor kendi kendine. Kim bilir belki de aradığımız lider sensindir.
Güler misin ağlar mısın? Uyanık hasta...
     Genç adam idrar tahlili için bir hastaneye gitti. Laboratuardaki kadın, adama büyükçe bir kova vererek tuvaletin yolunu gösterdi... adam kovayı şaşkın bir bakışla alarak tuvalete gitti. Biraz sonra elindeki kocaman kovayla tuvaletten çıktı. Birkaç damla idrar kovanın içinde çok komik duruyordu ama görevini -",-. tamamlamış olmak yetiyordu genç adama. Laboratuardaki kadın, kovayı görünce önce adama, sonra kovaya ve sonra tekrar adama bakarak sinirli bir ifadeyle "Bu ne böyle? Bu kadarcık idrarla lökositi-ni bile sayamayız. Git bunu doldur gel." dedi ve bir damacana da su vererek "Bunu iç, belki işine yarar." dedi. Adam suyu da alarak tekrar tuvaletin
-          '     yolunu tuttu. Bu sırada tuvaletten, elinde ağzına ka-
dar dolu kovayla çıkan adamı görünce tüm motivas-
•          •    yönü bozuldu. Kendi kendine elindeki kovaya baka-
rak, "El alem neler yapıyor, bîr de bana bak kuş çişi kadar..."
     Tuvalete girdi. On dakika sonra çıktı. Elindeki suyu sonuna kadar içmiş fakat kovayı yine boş bırakmıştı. Tüm hastalar dolu kovalarla yanından geçer-Ren o bomboş kovasıyla üzüntüye boğuldu. Sonra bir adam geldi yanına. Onun da kovası doluydu. "Ne oldu kardeşim?" diye sordu. Bizim adam olanları
 
Türkiye için
anlatınca adam atladı: "Bak dostum, şu köşede bir kova çiş var adam daha yeni yaptı. Şimdi sen git çaktırmadan al onu kendi kovana boşalt, götür hemşireye ver. Sakın kimseye de söyleme ha...
Bizim adam büyük bir heyecanla ve inanılmaz bir gizlilikle adamın dediğini yaptı. Hiç kimse görmedi ama tahlil sonuçlarına göre bizim adam altı aylık hamile çıktı...©
Kendini dolandıran adam...
     Türkiye'de çekilmiş bir kamera şakas.ydı yukarıda anlattığım. Şimdi var gerisini sen düşün! Öyle adam var k, sağlığıyla ilgili bir konuda kendi kendine hıle yapıyor ve sonra da kahvede hemşireyi nasıl kand.rd.g.n. büyük b,r ke-yifle anlatıyor.
     Sorgulamıyoruz. Hiçbir şeyi sorgulam.yoruz. O kadar kanıksamışız ki acayiplikleri, her şeye olabilir .°nyargıs,yla vaklasıvoruz "Burası Türkiye abı. Burada her şey olur." diye diye tüm normallerimizi değiştirmiş bulunuyo-ruz.
     Ambulansta oksijen bitebilir, itfaiyede su bitebilir adam su koymay, unutmuş olabilir, şoför da m.ş olabd r yanlış iğne adam öldürebilir, yolda giderken aıtecek çukura düşüp kaybolunabilir, on katrilyon para bir anda yok olab, lir... Eee normaaal!
     
 
 
248
 
249
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
Sayısal loto oynarkenki ciddiyetimizi hayatımıza yansıtsak, her şey mükemmel o|ur.
            Daha önce de söylemiştim: Loto oynarken düşünen adam var! Var, ben gördüm..
Bu ne akıl?
      Dünya üzerinde bizim milletimizden daha akıllı bir millet olduğuna inanmıyorum ben. Üşenmesek Etiyopya'dan, Somali'den veya dünyanın başka yerlerinden bir adam getirsek Türkiye'ye ve ona 150.000.000 Lira versek, desek ki abi al bu parayı yemen, içmen, ev kiran... bize ait olmak üzere bir ay boyunca bu parayla İstanbul'da dolaş. Bire - beş bahse giriyorum ki becerip de ayın sonunu getiremez. Ama biz aynı miktarda parayla elektrik, su, doğal gaz, telefon faturası ve kira öder, üç çocuk okuturuz. Soran olursa da hiç oflayıp püflemeden 'Çok| şükür gül gibi geçinip gidiyoruz. Yediğimiz önümüz- [ de yemediğimiz arkamızda...' gibi de cevaplar veririz.
     Geçenlerde kalabalık bir yerde seminer veriyordum. Çay geldi. Kaşık getirmeyi unutmuşlar. Yanımdaki arkadaşım hiç beklemedi, hemen gözlüğünü çıkardı, gözlüğün sapıyla çayını karıştırdı ve afiyetle içti. Yemin ederim ki bunu hiçbir Alman yapamaz, akıl edemez demek istiyorum. O efendi efendi birilerinin kaşık getirmesini bekler. Sonunda kaşık gelir ama buz gibidir içtiği çay...
 
Türkiye için
     Ne iş olsa yaparım diye bir vasıf bizim milletimizden başka kimde var? Biz gerçekten de olağanüstüyüz ve her işi biliriz. El alemin milleti gibi iş değiştirmeyiz çünkü. Direkt sektör değiştiririz biz. Adam tencere satıyorsa mesela, o iş yerinden çıkıp tencere satan başka bir yere girip çalışmaz. Ayakkabı tamircisinin yanına girer.
     Geçen, şöyle bir hesap ettim de yaklaşık on küsur tane sektör değiştirmişim ben. Süngercilik, mobilya, yedek parça, cam, inşaat, yapı malzemeleri, radyo, senaryo, reklam, gıda, elektrikli battaniye, stand-up, bilgisayar... bunlar eğitimci oluncaya kadar uğraştığım işlerden sadece bir kaçı. Ana başlıklar halinde verdim ki, zamanını almayayım. Böyle adam Türkiye'den başka hiçbir yerde yok!
     Askeriyede bize komutanlarımız ot yoldurmuştu. O zamanlar çok kızmıştım ama sonra haklı olduklarını anladım. Asker adam eğer boş kalırsa sevgilisini, karısını, anasını, babasını düşünüp bunalıma girer ve firar eder. Halbuki sürekli oyalanırsa kimseyi düşünemez ve mutlu bir asker olur. (Bu anlamı ben yükledim, ot yoldurma çalışmasıyla belki de hiç alakası yok, belki de sırf insan gücünden optimum düzeyde faydalanmak için yaptırıyorlardı bunu.)
     Türkiye'de bizi oyalayan; düşünmemizi, üretmemizi engelleyen o kadar çok konu var ki asıl işimizi yapmak yerine daima oyalanıyoruz. Daima ayakta durabilmek için yeni çareler üretiyoruz. Sürekli çaresizlik psikolojisi içinde yaşadığımız için de inanılmaz akıllı olmuşuz. Şaka değil, biz hakikaten çok akıllı bir milletiz. Çocukluğum Almanya'da geçti benim. Hiç unutmam Türkiye'ye geldiğimiz zamanlarda düştüğüm komik durumları. Her şeye şaşırarak bakıyordum.
     
 
 
250
 
251
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Türkiye İçin
 
 
 
 
Daha çömezdim o zamanlar...
       Okulun birinci günüydü daha. Lacivert ceket ve kravat, mavi gömlek, gri pantolon ve siyah ayakkabı. Ne hoşuma gitmişti o zaman. Neyse, okula gittik. Saçlarım diğerlerine göre biraz uzundu. Sonradan, müdür muavini olduğunu öğrendiğim bir adam saçımın üzerinde, elindeki makineyle tuhaf bir hareket yapmıştı. Arkadaşların tren yolu deyip gülüştükleri bu uygulama beni şaşkına çevirmişti. Aptal aptal ne yapacağımı düşünüyordum ki, bir arkadaş bana 'Ne düşünüyorsun, git saçını üçe vur, olsun bitsin.' demişti. Üçün ne olduğunu bilmiyordum ama dediğini yaptım ve basımdaki o tren yolu birden yok oldu.
     Aradan yıllar geçti. Şimdi Türkiye'de yaşamayı ben de öğrendim. İsveç'te yaşayan bir arkadaşım bize gelmişti. Bilgisayarda bir şeyler yapıyorduk, o an elektrikler kesildi. Arkadaşım panikleyip birden masanın altına girdi. Ben eğilip onun bembeyaz olan yüzüne bakıp ne yaptığını sorduğumda benim de masanın altına girmemi söyledi ve benim soğukkanlı oluşuma hayret etti. 'Adama bak, deprem olacak onun hiç umurunda değil' dedi. Meğer onların ülkesinde elektrik sadece deprem ve savaş durumlarında kesilirmiş. Neyse ki ben ona durumu anlatınca rahatladı. Elektik bu, dedim. Kul yapımı. Kesilir de gelir de. Neyse biraz sonra elektrik geldi ama bizim bilgisayar çalışmadı. Voltaj yüksek geldiği için bilgisayar yandı. Arkadaşım bana saçma sapan bir soru daha sordu: "Şimdi ne olacak?" Cevap verdim. "Yenisini alaca-
252
 
ğız." İnanmadı bana. Onların yaşadığı ülkede haber verilmeden böyle bir şey olduğunda, şahısların zararını devlet karşılıyormuş. Daha neler! ©
Ben bu kitabı yazarken tam 47 defa elektrik kesildi. Ama asla yazdıklarım kaybolmadı. Çünkü bir elimle yazarken diğeriyle sürekli kayıt tuşuna basıyordum. Bazen saatlerce elektrik gelmedi. E tabii ki bu kitap 3 ay yerine 7 ayda tamamlandı. Ama tamamlandı. İsveçli arkadaş böyle bir kitap yazsaydı ne olurdu peki? Düşünsene, bir defa elektrik kesildi, adam üç gün şok yaşadı. Demek ki devamlı burada olsa kitap yazayım derken felç olurdu. Ayrıca o benim senin gibi bir eliyle yazıp, öbürüyle kayıt yapamazdı.
     Türkiye'de yaşamak gerçekten ciddi bir ayrıcalık. Adam yarım ekmek arası dönerle bir bardak ayran içiyor. Dönerin son lokmasıyla ayranın son fırtı aynı zamanda bitiyor. Bunu bir Türk'ten başkası beceremez. @
      Her gece acaba bu gece olur mu diyerek yatağa girip depremi bekliyoruz ve bu bizi sarsmıyor. Amerikalıları 11 Eylülde gördük işte. Hepsi psikologa gitti. Birçoğu bizim tabirimizle kafayı yedi. Halbuki ayni şey Türkiye'de olsaydı hiçbirimiz şaşırmazdık, hiçbirimiz kafayı filan da yemezdik. Niye? Çünkü bunlar normal şeyler. Her şey olabilir. Düşünsene bahçe duvarına plastik top çarpıyor, duvar yıkılıyor ve top oynayan çocuklar ölüyor. Top oyriayan ço-
253
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
cukların ölmesi gayet normal. Öyle ya, oynamayan çocuk ne diye ölsün! Gerçi o da ölse normal ya...
      Depremci amcalar, depremle yaşamayı öğrenmeliyiz dediler, biz anında öğrendik. Haydi onlar da bizim kadar çabuk öğrensinler bakalım, gökdelene uçak çarpmasıyla yaşamayı da görelim.
$
      Cep telefonundan evi aramadan sadece telefonu çaldırarak saatlerce sohbet eden İngiliz gördün mü hiç? Bunu da bizden başkası düşünüp yapamaz.
Adam - Bir defa çaldırıp kapatırsam o benim
ve ne
istediğini soruyorum.
anlar-
Kadın - Kaç ekmek lazımsa o kadar çaldırırım,
sın.
ve
     Adam - İki defa çaldırıp kapatırsam,,,yine benim "Misafir var mı?" diye soruyorum...         :
      Kadın - Bir defa çaldırırsam yok, iki defa çaldırırsam var, üç defa çaldırırsam "Çok misafir var; meyve, kuruyemiş filan al." diyorum.
 
Türkiye için
...Ve sonuç:
      Sonuçta, daima olumsuzluk ve çaresizlik yaşadığımız için, sürekli yeni formüllerle çareler üretmek zorunda kaldık. İster istemez beynimizi zorladık ve çaresizlik bizim beyin gelişimimiz konusunda bir mucize oldu bize ve her birimiz birer dahi olduk...
     İşte Türk insanının her gün kendi kendine sormak ve cevaplandırmak zorunda olduğu sorulardan sadece bir kaçı...
İşe giderken... r
     Çalıştığı şirketin mali yapısını çok iyi bilir. Şirketin iflas e.dip etmeyeceğini patrondan daha iyi bilir. •
     Psikolojiyi çok iyi bilir. Patronunun yüzüne bakar bakmaz o gün maaşların ödenip ödenmeyeceğini anlar.
Hastanede
      Hastaneye giderken, ölme ihtimalini mutlaka göz önüne alır ve ailesiyle vedalaşır. Hatta vasiyetini bile yazar öyle gider.
     Ameliyat olduktan sonra karnında şişliğin, doktor tarafından midesinde unutulan bir şeyden kaynaklandığını bilir.
     Çocuğu ambulansa atar ama ambulansta oksijen olup olmadığını düşünür...
     
255
 
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
Yaşarken
     İtfaiyeye haber verir ama itfaiye aracında su olmama ihtimalini de hesaplar ve mutlaka 4-5 kova su bulundurur.
       Sağlığı için para ayıramadığı için 4 yıl boyunca ağrıyan dişlerle yemek yemeyi bilir ve asla şikayet etmez.
       Her gece deprem olacak endişesiyle yatağına girer ama mışıl mışıl uyumakta kesinlikle zorlanmaz.
       Kontrol kalemi yoksa bile anında bir çözüm bulur ve prizde elektrik olup olmadığını diliyle ıslattığı işaret parmağıyla kontrol eder.
       Arabasının benzin lambası yanınca, kaç km daha gidebileceğini anında hesap eder, asla yolda kalmaz.
       Parası olmadığı için faturayı yatıramaz belki ama elektriğin kaç gün sonra kesileceğini net olarak bilir.
       Pencerelerine demir korkuluk yaptırır, üst kilidi de kilitler ama yine de şüpheli durur.
       Yağmur yağdığında yolların mutlaka kapanacağını bilir ve anında alternatif çözümler icat eder.
       Bir yere giderken o sokaktan girmez. Orada iki yıldır çalışma olduğunu bilir. Daha doğrusu tüm yolları çukur-larıyla birlikte ezbere bilir.
       Birine randevu verir fakat köprü trafiğinden dolayı üç saat rötar yapar ve karşı taraf bunu anlayışla karşılar.
 
Türkiye için
      Vergisini en son gün yatırır, hatta bazen yatırmaz bile. Çünkü eninde sonunda affedileceğini bilir.
       Parası varken arabasının deposunu fuller, çünkü yarın zam geleceğinden emindir.
       Çantasını kapkaççılara kaptırmamak için, çantayı hangi eliyle tutacağına doğru karar vermek zorundadır.
       Sıradan bir Türk bile önce patatesleri sonra köfteleri yer, bunun daha zevkli olduğu tecrübelerle sabittir.
      
 
 
256
 
257
 
Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım
 
Türkiye için
 
 
 
 
Egzersiz Zamanı          '
Aynı anda iki şey yapmak
      İki eline iki kalem al, aynı kağıt üzerinde, aynı anda ayrı şeyler yazmaya çalış. Başarılı olup olmaman hiç önemli değil. Bir elinle "a" yaparken öbürüyle "b" yap mesela Tekrar ediyorum sonuç alıp almaman hiç önemli değil Akşamları 5 -10 dakika bunu yapmaya çalış, lobların çıldırsm.
      Radyodan maç dinlerken bir yandan da TV'den haberleri izlemeye çalış. Kitap okurken, radyodan haber dinle   Muzık dinleyerek kitap okumak, bu etkiyi yapmaz Ancak eğer sözlerini anlamaya çalışıp aynı anda kitap okumayı denersen eyvallah.
  
Dünyanın En Güzel Şiirleri Önceden önce inceden ince...
Meşkin gemisiyle aşkın bahrine,
Dal da bak neler var önceden önce, inceden ince...
Yolun uğrar ise gönül şehrine,
Kal da bak neler var, önceden önce, inceden ince..
Tebeddüle uğrar toprakta çiçek,
An be an gelişen gizli bir gerçek...
Görmek istersen bir manevi mercek,
Al da bak neler var, önceden önce, inceden ince...
Yanlış hesap etme gittiğin yeri,
Bağdat değildir ki; dönesin geri.
Kopar şakağından bir beyaz piri,
Kılda bak neler var, önceden önce, inceden ince...
Yok iken cihanda can ile beden,
Kimdi enasırda en asıl deden?
Bil ki geçmişiz biz en ön haddeden,
Öl de bak neler var, önceden önce, inceden ince...
Kazaya kurbanız kadere razı,
Merhemden mühimdir bilmek marazı.
Gözden sisi, özden kini garezi,
At da bak neler var, önceden önce, inceden ince...
Ezel evrakında ebed andını,      :.    '
Hatırla da kır o kibrin bendini.
Kainattan evvel kendi kendini,
Bil de bak neler var, önceden önce, inceden irtce.
Zevraki'yi gülle söküp gürz açmaz,
Bir kapıdır ki; kul sığar kıl geçmez.
Yer yıl, hedef kıl, gez bozuk göz seçmez,
Gel de bak neler var, önceden önce, inceden ince..
 
 
 
258
 
259
 
12. Bölüm
Telkin ve Şartlanmalar.,
Unutma!
Şimdi ne olduğuna inanıyorsan, yarın mutlaka o olacaksın!
 
Telkin ve Şartlanmalar...
İstanbul'u Fetheden de Psikoloji...
     İstanbul'un fethiyle ilgili bir sempozyumda konuşan tarihçi profesör, Fatih'i ve fethi anlatıyordu... şimdi o konuşmanın bir bölümünü olduğu gibi aktarıyorum.
Hacı Bayram Veli'nin Kehaneti...
    "...II. Mehmet, Sultan II. Murat'ın oğludur ve 1432'de Edirne'de doğmuştur. Aynı yıl, halk arasında, Ankara'da ikamet eden Hacı Bayram Veli'nin İmparatorluk adına büyük bir tehdit unsuru olduğuna dair, bir takım söylentiler yayılmaya başlamıştır... Devrin uleması Padişaha: "Hünkarım, Ankara'da Hacı Bayram Veli adında bir şahıs var. Oldukça kar izm ati k, oldukça etkili bir insan, korkarız ki ileride bir ayaklanmaya sebep olacak. Acaba Edirne'ye davet etsek de, kendisiyle bir görüşsek nasıl olur?" der. Hünkar, ulemayı dikkate alır ve »       Hacı Bayram Veli'yi Edirne'ye çağırtır.
   Kısa bir zaman sonra Hacı Bayram Veli Edirne'ye, hünkarın yanına gelir. Bu sırada hünkar, tahtında; II. Mehmet, hünkarın yanında duran beşiğin içindedir. Akşemsettin Hoca, Hünkarın sağında dikilmektedir. Hacı Bayram Veli içeriye girer. Hünkar Hacı Bayram'a Ankara'yı sorar. Ankara'da her şeyin normal olduğunu söyleyen Hacı Bayram, hünkara Ankara'yı merak etmemesini söyler... Bir ara Hacı Bayram, II. Murat'a İstanbul'u fethetmek isteyip istemediğini sorar. II. Murat, "İstanbul'u fethetmek en büyük ha-yalimdir!" deyince, Hacı Bayram, "Padişahım bunun için asla uğraşmayın. İstanbul'u fethetmek size na-
263
 
Ben Dünyanın En Akıllı insan
 
iyim
 
Telkin ve Şartlanmalar...
 
 
 
sip olmayacak, istanbul'u, (kundaktaki   bebeği göstererek) şehzadeniz Mehmet fethedecektir."
demiştir.
     Böylece II. Murat H. Bayram Veli'nin zarar verecek bir insan olmadığı kanısına vardı ve H. Bayram Veli II. Mehmet'in İstanbul'u fethedeceği müjdesini vererek, Ankara'ya geri döndü.
     Gördüğünüz gibi sayın dinleyiciler, Fatih daha kundaktayken, onun İstanbul'u fethedeceği ulu bir -- '• '   insan olan Hacı Bayram Veli tarafından anlaşılmıştır."
     Yukarıdaki vakayı anlatan insan, tarih konusunda çok değerli bir profesördü. Ben ondan bu çağ kapatıp açan olayı psikolojik açıdan değerlendirmesini istediğimde cevap alamamıştım. Sadece tarihi bir vakayı anlattı ve geçti. Bu tarihi vakanın üzerinden tam yedi asır geçmiş yedi asırdır insanlar bu hikayenin sadece görünen kısmını anlatıp durmuşlar. Ben kamera arkasını araştırdım ve çok enteresan şeyler buldum.
• *y
Fatih'in Motivasyonu     "          i
>'••"•'•• H. Bayram Veli'nin kundaktaki bebeği işaret ederek, Hünkarım İstanbul'u bu bebek fethedecektir demesinin sebebi, belki de öldürülmekten kurtulmaktı. Çünkü H. Bayram Veli Edirne'ye çağrılış sebebini biliyordu. Padişah onu, Ankara'da bir ayaklanmaya sebebiyet verebileceği endişesiyle Edirne'ye çağırmıştı. H. Bayram kendisini iyi ifade edebilen bir insandı. Karizmatikti, etkileyiciydi. H. Bayram bir veliydi. Kim bilir belki de o bunu hissetmişti. Sonuç-
 
ta II. Mehmet henüz kundaktayken H.Bayram Veli böyle bir laf etmiştir.
İltifattan hoşlanmayan kimse yoktur...
     II. Murat da dahil olmak üzere dünyada iltifattan hoşlanmayan hiçbir insan yoktur. II. Murat, çocuğuna ilişkin yapılan bu olağanüstü iltifattan alabildiğine etkilenmiştir. Kim bilir belki de II. Murat, H.Bayram Veli'nin zararlı bir insan olmadığına bu büyük etkiden dolayı karar vermiştir.
     H.Bayram Veli, Akşemsettin hocayla birlikte hünkarın yanından ayrıldı. II. Murat ve oğlu odada yalnız kaldı. II. Murat kundaktaki yavrusunu alıp bağrına basarak, "Yavrum Mehmet'im! Sen haa, İstanbul haa... demek ki İstanbul'u sen fethedeceksin!" dedi. Fatih daha bir bebekken böylesine güçlü pozitif telkinlerle yüklenmeye ve şartlanmaya başladı. II. Murat bu muhteşem olayı herkese anlatarak oğlu ile gurur duydu. Akşemsettin Hoca da çevresindekilere Mehmet için söylenenleri anlattı. Haber bir anda tüm ülkeye yayıldı. Padişahın oğluydu Mehmet. Herkes inandı. Daha bir bebekken insanlar onu İstanbul'u fethedecek bir komutan olarak algıladılar. Herkes o gözle, İstanbul'u fethedecek komutan gözüyle bakıyordu Mehmet'e.
     Mehmet büyümeye başladı. En iyi hocalar tarafından yetiştirildi, tam yedi dil öğrendi. Henüz 14 yaşındayken babası tahtını oğluna devretmeye kalktı. II. Murat böyle inanmıştı Mehmet'in istanbul'u fethedeceğine. Bir an önce görmek istiyordu fethi. Tüm yatırımı oğlu içindi. Meh-met'inse seçme şansı yoktu, İstanbul'u kesinlikle o alacaktı. Herkes ona güveniyordu. Tam 21 yıl tüm insanlar Mehmet'in İstanbul'u fethedeceği günü beklediler. II. Murat gö-
     
 
 
264
 
265
 
Insanıy
Ben Dünyanın En Akıllı j
 
ırn
 
Telkin
 
ve Şartlanmalar..
 
 
 
remedi ama Fatih İstanbul'u 29 Mayıs 1453'te, henüz 21 yaşındayken, müthiş bir askeri deha ile fethetti. Savaş esnasında yürüyen kuleleri, havan toplarını icat etti. Çağ kapadı, çağ açtı. Gelmiş geçmiş en bilgili, en çok yönlü Osmanlı imparatoru oldu...
Acaba?
     Acaba H.Bayram Veli, II. Murat'ın yanına gelmeseydi ve Fatih için "İstanbul'u bu çocuk fethedecek." demeseydi, fetih gerçekleşir miydi?
     Mutlakiyet ile idare edilen ülkelerde padişah, bazen 7 yaşında bile olabiliyor. Fakat asla normal bir insanın 7 yaşındaki hali ile benzerlik göstermiyor. Çünkü padişahın oğlu doğduğu andan itibaren geleceğin imparatoru olarak tanınıyor, yetiştiriliyor ve babası ölünce de tahta geçiyor. Yani şimdiki gibi değil, adam 40 yaşına kadar herhangi bir KiT'te Genel Müdür, 41 yaşında başbakan. Mutlakıyette böyle bir şey yok! Belki de bu rejimin en büyük avantajı bu. Padişahlık bir meslek gibi yani.
     II. Mehmet, 14 yaşına rağmen, o gün babasına söylediği "Eğer hükümdar sizseniz ordunuzun başına geçin. Eğer bensem, emrediyorum, ordunun başına geç!" ifadesi 14 yaşındaki normal bir insanın edeceği türden bir ifade değil. Bu ancak çocuğa yüklenen toplumsal anlamla açıklanabilir. Bebek doğar doğmaz ailesi, çevresi ve bütün ülke onu geleceğin hükümdarı olarak görüyor. Bilinçaltında toplanan pozitif veriler çocuğu kuşatarak, onlarca defa kuşatılan İstanbul'u bir hamlede alma sonucunu doğurabiliyor.
    
Tekrar başa dönersek Fatih'in yerinde başka bir çocuk olsaydı kundakta ve H. Bayram Veli onu işaret ederek söyleseydi, belki de İstanbul'u o çocuk fethedecekti.
     Bilinçaltı yağmur çamur dinlemeyen muazzam bir
tarladır. Her türlü hava şartlarına rağmen, ektiğini mutlaka
biçersin.           •
Kim bilir?
      ABD başkanı George W. Bush öğlen yemeğine sizin evinize gelse, Bush senin çocuğunu gördüğünde 'Aman tanrım' deyip, dudağını bükse, biraz sonra tekrar elindeki kaşığı bırakıp, çocuğa bakarak 'vay be!' deyip, tekrar dudağını bükse, biraz sonra da çocuğu kucağına alıp, orada-kilere "Arkadaşlar size bir şey söylemek istiyorum. Bu çocukla ilk göz göze geldiğimde bana bakışlarıyla telepatik bir mesaj gönderdi. Ben dünyayı değiştireceğim dedi. Hayatımda ilk defa böyle bir çocuk görüyorum. Olamaz olamaz. Böyle bir şey olamaz!" deyip çocukla uzun süre ilgilense ve çıkarken tekrar dönse ve "Bu çocuk dünyayı değiştirecek!" dese, o an evinizde bulunan herkes bu olayı tanıdıklarına anlatmaz mı? Sen anlatmaz mısın? Olayı duyan herkes sizin eve akın edip çocuğu görmek, ona dokunmak için yarışmaz mı? Gazetelerde 'Bush referanslı bebek' şeklinde manşetler atılmaz mı? Herkesin bakışı değişmez mi ve sonra o çocuk dünyayı değiştirmez mi?
     Bütün cevapların evet olduğuna eminim. Aynı şey senin için de geçerli. Karizmasına, gülüşüne, aklına güvendiğin birisi sana da bu tarz bir yükleme yapsa sen de uçar-
     
 
 
266
 
267
 
 
Ben Dünyanın En Akili, insan,y,m
sın. O halde birilerini bekleyeceğine hemen başla, kend' yüklemeni kendin yap: BEN MÜKEMMELİM...       '         '
Geç kalmış sayılmazsın!
      Belki sen kundaktayken Hacı Bayram Veli sizin eve gelmedi. Belki baban veya annen sana II. Murat gibi dav-ranmadı. Belki Clinton'ın burnunu tutamadın. Belki çevren senin gözlerine hiçbir zaman büyük bir adammışsın gibi bakmadı. Hatta belki ailen, "Senden hiçbir şey olmaz!" bile dedi. Belki büyük düşündüğün zaman çevrendekiler alay ettiler... Hiç önemli değil. Baştan da söylemiştim, kendi efsaneni kendin yaratacaksın. Büyük bir hedef belirle ve insanlara, "Hedefime mutlaka ulaşacağım!" de. Yürüyüşün kendiliğinden değişecek, göreceksin.
      Söyle, inan ve başar! Yalan da olsa, önce söyle. Sen söyleyince çevrendekiler farkında olmadan, senin söylediklerine göre algılamaya başlayacaklar seni. Şimdiye kadar öyle olmadı mı zaten? Sonra sana sürekli konunla ilgili sorular soracaklar. Eğer ciddiyetini muhafaza eder, başaracağını söylemeye devam edersen, sana gülenler ve seninle alay edenler de dahil olmak üzere herkes yavaş yavaş inanacak sana. Onlar birazcık inanınca, sen tamamen inanacaksın. Bir gün bir de bakacaksın ki başarmışsın.
     Söylemiştim sadece iki yol var ve tek tercih yapabilirsin:
1 - Yapabilirim - Yapıyorum - Yaptım.
2 - Yapamam - Yapamıyorum - Yapamadım.
Bunun ortası mortası yok! Söyle-İnan-Başar...
 
Te|kin ve Şartlanmalar...
Anne ve babalara küçük bir tavsiye...
     Çocuğunuz daha doğmadan, henüz anne karnındayken telkinlere başlamalısın. Bilim adamları bebeğin anne karnındayken, her şeyi duyduğunu söylüyorlar. O halde bu inanılmaz bir fırsat. Olumlu telkinlerle daha çocuk doğmadan onun pozitif, idealist, büyük düşünen bir insan olmasını sağlayabilirsiniz. Konuştuklarınıza dikkat edin öyleyse. Onu önemsediğinizi hissettirin mesela. Özel olduğunu ve beklendiğini bilmesinin nasıl bir sakıncası olabilir ki?
     Diyelim ki bu şansı kaçırmışsın, bebek doğmuş. Yine de geç kalmış değilsin. İster 1 yaşında, ister 5 yaşında, ister 7 yaşında olsun hiç fark etmez. Kaç yaşında olursa olsun çocuğunu takip et. Tüm çocuklar TV izlerken adeta dış dünyayla tüm irtibatlarını keserek transa geçerler. Çevresindeki hiçbir uyarıcı onun dikkatini dağıtamaz. Üst bilinci neredeyse kapalıymış gibi meşgul olmasına rağmen, bilinçaltı her zaman olduğu gibi sonuna kadar açıktır. Sen konuşurken o seni duymaz ama bilinçaltı kayıtlarını yapmaya aralıksız devam eder. Tam bu sırada başla: Başaracaksın, Sen büyük adam olacaksın. Dünya senin için dönüyor. Güneş, sen varsın diye doğuyor. Sen insanlara faydalı olacaksın, seninle tüm dünya gurur duyacak... ve yavrum sen örnek bir insan olacaksın. Sahip olduklarına değer ver, olmadıklarına da. Hayal kur ve hayallerini önemse. Sen çok büyük bir insan olacaksın, tüm dünya seninle gurur duyacak... Bu ve buna benzer telkinler, çocuk TV'ye tamamen teslim olmuşken, direkt olarak bilinçaltına işleyecek ve göreceksin ki çocuğunun hareketleri, yürüyüş ve davranışları değişecek. Tam tersi için de aynı durum söz konusudur.
     
 
 
268
 
269
 
Ben Dünyanın En Akıllı
 
insanıyım
 
Telkin
 
ve Şartlanmalar...
 
 
 
Eğer bilinçaltına negatif yüklemeler yaparsan, bu da onu değiştirir ve değersizlik makamına ulaşır...
     Aynı telkinler çocuk uyurken de etkili olacaktır. TV izlerken, çok sevdiği bir oyuncağı ile oynarken, adeta hipnoz olan çocuk uyurken de aynı durumdadır. Üst bilinç meşgul olmasına rağmen, bilinçaltı yine tüm komutları almaya hazırdır. Akıllı davranırsan, kelimelerini özenli seçip, ona daima olumlu yüklemeler yaparsan, dünyayı değiştiren bir insanın babası veya annesi olursun. Ve yıllar sonra "Bak o TV'de gördüğün, dünyayı değiştiren benim yavrum..." dersin. Bunu bir hayal etsene, ne manyak olurdu değil mi?
      Aslında bu pozitif telkin metodu, bir tür dayatmay-mış gibi gözüküyor. Bence de öyle, bunlar insanların başarılı olması, büyük düşünmesi için kurgulanmış dayatmalardır. Ben de bunlara ihtiyaç duyulmayan bir dünyada yaşıyor olmak isterdim. Ama gerçekçi olmak zorundayım. Biz bu bildiğimiz dünyada yaşıyoruz. Mükemmel yaratıklardık biz, sonradan dejenere olduk. Hayallerimizi kısıtlamak zorunda kaldık, bildiğimiz gibi yaşamaktan, doğru bildiğimizi söylemekten korktuk. Orijinalliğimizi yitirdik. Bir şekilde eski halimize, yani 'orijinal ben'e yeniden ulaşmamız lazım diye düşünüyorum, işte bu yüzden, bu basit gibi gözüken telkinler, bunu başarabilmek için küçük bir adım olacak ve akıntıya karşı daha güçlü olmamızı sağlayacaktır. Hayat devam ederken bilinçaltına yapılacak olan olumsuz kayıtların yıkıcı etkisini hafifletmek, ancak olumlu kayıtların daha yoğun olmasıyla mümkündür. Sadece çocuklarınıza değil her yaşta insana ve kendinize mutlaka olumlu bildirimlerde bulunun, hayatınız değişsin.
 
Benim oğlum / kızım faydalı olacak...
     Çocuğuna asla "Doktor olacaksın, mühendis olacaksın, ressam olacaksın" gibi telkinlerde bulunma! Bırak, o kararı ileride kendisi versin. Sen sadece büyük düşünmesini sağla, sınırlar koyma. Faydalı bir insan olmaktan daha büyük bir amaç tanımıyorum ben. Bence çocuğuna yapacağın en muazzam telkin bu olmalı. İnsanlara faydalı ol, insanlık seninle gurur duyacak gibi ucu açık ve sınırsız ifadeler...
Hakikaten zaman zaman içinde.
     Şimdi tekrar gözlerini kapat ve yine gidebildiğin kadar gerilere git. 3 yaşına, 5 yaşma... Su birikintilerinde seksek oynadığın günleri hatırla, nasıl da keyifliydi. Hani yağmur yağmıştı bir gün, suyun altında büyük bir keyifle ıslanmıştın.
     Bir gün amcalar sana "Şarkı söyle." dediğinde avazın çıktığı kadar bağırarak türküler söylemiştin de herkes seni alkışlamıştı. Ne güzeldi o günler. Mutluydun, kaygısızdın. Bir gün altına kaçırdığında annen pataklamıştı seni hani. Sen artık büyüdün, koca adam oldun. Çişin gelince haber vereceksin demişti de, sen inadına ertesi gün yine altını ıslatmıştın. Çok güzel günlerdi, çok...
     Şimdi aç gözlerini kaç yaşındasın. 15 mi? 20 mi? Yoksa 40 mı? Ya da 70. Yaşın kaç olursa olsun, bir düşün! Şu ana kadar geçen 15, 20 veya 40 sene bundan, gözünü kapayıp açtığın süreden daha çabuk geçmedi mi? Cevabın şüphesiz evet olacak. Zaman bu işte; gözünü bir kapatır, bir de açarsın. Bir akşam üstü geldik ve gün bat-
     
 
 
270
 
271
 
Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım
 
Telkin ve Şartlanmalar.
 
 
 
 
madan gideceğiz. Topu topu iki saatlik bir ömür. Birini kullandın, biri de önünde duruyor. Aslında bu kadar kısa bir zamanda hiçbir şey için hiçbir şeye değmez. Ve bu kadar zamanda yapabileceğin ne varsa aslında hepsi boş.
     Ben kitap yazdım, ben icat yaptım, ben Einstein'ırn, ben Edison'um, ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım, ben kılım, ben tüyüm... Ne olursan ol her şey bir anda olur ve biter. Sen hatta gözünü açıp kapayamazsın bile. Peki o zaman niye bütün bunlar? Neden varım ki ben? Niye çalışayım? Madem her şey boş, her şey anlamsız... Niye bu telaş, nedir bu sıkıntı?
Cehennemde isen en iyi sen yanmalısın!
     Öyle küçüksün ki aslında, uzay sonsuz olsaydı sana yoksun bile derdim. Ne var ki uzay sonlu. Ve sen çok küçük de olsan varsın. Bilim adamları anlatıyor, içinde bulunduğumuz güneş sistemi başka bir sisteme doğru saniyede beş yüz bin kilometre hızla gitmektedir. Yani ışık hızı diye bir şey varsa, onun yaklaşık iki katı. Hesaplara göre bu hızla gidersek yetmiş beş milyon ışık yılı sonra çarpışacak ve yok olacağız. Düşünebiliyor musun yetmiş beş milyon yıl, deli mesafe, deli zaman. Şimdi bu mesafeyi hayal et. Diğer sistemleri, gezegenleri, yıldızları, galaksileri düşün...
     ...Şimdi yavaş yavaş geri dön. Tekrar güneş sistemimize gir ve koca sistemde çok küçük kalan dünyaya geri dön. Dünyada çok küçük kalan kıtalardan Asya kıtasını düşün. Asya kıtasında çok küçük olan Türkiye'yi canlandır gözünde. Türkiye'de çok küçük kalan birazcık Avrupa kıtasına kaymış olan Marmara Bölgesi'ni, orada da çok küçük kalan İstanbul'u düşün. İstanbul'da isen bulunduğun ma-
 
haileyi, sokağı, binayı, daireyi, oturduğun odayı, üzerinde durduğun koltuğu ve koltuğun üzerinde duran kendini düşün. Kainatta ne kadar yer kapladığını anladığını sanıyorum.
     Ne kadar küçük olursan ol, sonuçta mutlaka varsın. Ve eğer varsan varlığının hakkını mutlaka vermelisin. Yarın bir yerlerde hesap verirken "Ben kendimi biliyordum ve bana verilen görevi hakkıyla yerine getirdim. En faydalı olan bendim." diyebilmelisin.
     Ağaca bak! Gün doğar doğmaz başlıyor oksijenini üretmeye. Güneşe bak! Kaç milyar yıldır her gün dakika şaşmadan doğuyor. Kalbine bak! Hiç sektirmeden her an atıyor. Yağmura bak! Zamanı gelince aksamadan nasıl da yağıyor. Dünyaya bak! Hiç taviz vermeden nasıl da dönüyor... Ve kendine bak hepsinden daha üstün bir vasfa sahipsin, bir aklın var. Bu kadar akılsızın görevini tam yaptığı bir meydanda bir akıllı olan senin varlığını reddetmen, yan gelip yatman, hatta bir de sisteme zarar vermen komik olmaz mı? Herkes gibi, her şey gibi sen de görevini yap!...
İnsanların en büyük ve tek amacı: 'Faydalı olmak' olmalıdır.
     Geçmişi unut, yani geçen bir saati yok say. Önünde hiç ellenmemiş, hiç bellenmemiş bir saatin daha var. Çabuk geçtiğini bile düşüneceğin zamanın yok. İşe hemen yüzü-
     
 
 
272
 
273
 
'yırn
Ben Dünyanın En Akıllı insan
ne bir tebessüm monte ederek başlayabilirsin. Bazen birine sadece tebessüm edersin, hayatı değişir.
Köprüye çek!
     Genç adam intihar etmek üzereydi, hiç dostu yoktu. Herkes dışlamıştı onu, acı çekiyordu. İntihar etmek tek çözümdü. Yola çıktı, köprüye yöneldi, bi-
'    razdan atlayıp her şeyi bitirecekti. Bir taksiye bindi.
' ' Taksici sanki doğuştan yüzüne yerleştirilmiş bir tebessüm ile 'buyurun' dedi genç adama. Genç adam kendisine ilk defa tebessüm eden biriyle karşılaşmanın şaşkınlığını yaşıyordu.
Taksici - Nereye gidiyoruz? '•-'.. Genç Adam - Köprüye...
     Şoför kahkahayı basarak gülmeye başladı. Genç adam sinirli bir ifadeyle sordu:
Genç Adam - Niye gülüyorsun be adam? Taksici - Hiiiç! Aklıma bir anım geldi de... Genç Adam - İyi...
Bu kısa cevapla taksicinin konuşmasını kesmek
istiyordu. Fakat o anlatmaya kararlıydı.
ı
     Taksici - Bir zamanlar hiç dostum yoktu. Yalnızlıktan bunaldım ve bir karar verdim, intihap etmeliyim. Yalnızlıksa ha toprağın altı, ha toprağın üstü ne fark eder ki, dedim.
 
Telkin
 
ve Şartlanmalar...
     Genç adamın gözleri parıldadı. Taksici sanki onu anlatıyordu.
Genç Adam - Eee sonra?
     Taksici - Eesi o sinirle, o kararlılıkla evden çıktım ve bir taksiye bindim. Taksici nereye dedi, ben de köprüye deyince kahkahalarla gülmeye başladı...
     Bu arada köprüyü çoktan geçmişlerdi bile. Genç adam biraz sonra taksiden indi ve evine geri döndü. O şimdi İstanbul'da taksicilik yapıyor, köprüye adam taşıyor yani.
     
 
 
274
 
275
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıylm
 
Telkin
 
ve Şartlanmalar..
 
Dünyanın En Güzel Şiirleri Düşün biraz insanoğlu!
 
l
 
Egzersiz Zamanı       * Zıtlık Metodu...
     Hayata dair inandıklarını ana başlıklar halinde bir kağıda yaz. Sonra her gün sadece birini, tam tersini iddia edi-yormuşçasına savun. Yani kendi inancını çürütmeye çalış.
     Mesela, ışık hızının varlığına inanıyorsan bu sefer inanma ve sanki birilerini bu konuda ikna etmek zorunday-mışsın gibi düşün! Söze "Işık hızı diye bir şey yok arkadaş." diye başla!...
     Bu şu ana kadar inandıklarınla ilgili tüm nöronik bağlantılarını yeniden gözden geçirmeni ve aynı sayıda yeni bağlantılar oluşturmanı sağlarken, bir yandan da her konuyu zıttıyla birlikte düşünmeni sağlayacağı için düşünme hızını doğrudan etkileyecektir. "Dahi" dedikleri zaten her şeyi enine boyuna düşünen ve sınırsız çelişkiler oluşturarak sonuca giden insanlar değil mi?
 
Başımızda beyin vardır, Düşün biraz insanoğlu, Beyin yoksa neyin vardır, Düşün biraz insanoğlu!
Halik sondan gelir bence, Huluk vardır ondan önce, Hesap et de ince ince, Düşün biraz insanoğlu!
Nardan idi dünya esas, Nerde idi nebatla nas, Nesil nasıl oldu ihdas, Düşün biraz insanoğlu!
Kainata bil umumu, Kim ekmiştir ilk tohumu? Ben mi, sen mi, yoksa o mu. Düşün biraz insanoğlu!
Dünya desek kuru tabut, Kimya desek dönüp yahut, Mahluktan olur mu mabut, Düşün biraz insanoğlu!
Su içerken kılar şükrün, Göğe bakar eder zikrin, Ferik kadar yok mu fikrin, Düşün biraz insanoğlu!
Dehamıza dil uzatma, Kaşın çatıp, daşın atma, Domuz gibi düşüp yatma, Düşün biraz insanoğlu!
 
Tuzaklandık sollu sağlı, Azık yavan kazık yağlı, Gitme böyle gözü bağlı, Düşün biraz insanoğlu!
Tesbitimi sanma tahmin, Toprak değil tanrı rahmin, Fıtratını bulur fehmin, Düşün biraz insanoğlu!
Çehrene bak sakil kişi, Değil toprak çakıl işi, Türlü çiçek akıl işi, Düşün biraz insanoğlu!
Tiynetini temizle gel, Tenine de bağlama bel, Başını döv düşünü del, Düşün biraz insanoğlu!
Gafur varsa her zerrede, Kafir acep daha nede, Saklı yoktur bu sahnede, Düşün biraz insanoğlu!
Kervan kalkar geçten erden, Keser seni güçten ferden, Dönen var mı bu seferden, Düşün biraz insanoğlu!
Ayık ol sen ey Zevraki, Zehri sunar bir gün saki, Saki dahi değil baki, Düşün biraz insanoğlu!
 
 
 
276
 
277
 
13. Bölüm
    Tüm Keramet Senin Bakışında Gizli...
Her pencereden aynı manzara görünür ama bazıları başka görür...
 
Tüm Keramet Senin Bakışında Gizli...
Şanssız adam   ,
• Sabahleyin aceleyle evden çıktı. Otobüs durağına
yöneldi. Durağa on metre kala otobüsü gördü
ama yetişemedi.
• İş yerine gitti, hemen hazırlaması gereken bir ra
por vardı. Bilgisayarını açtı, raporu hazırladı. Çok
güzel bir rapor olmuştu, tam üç saat uğraşmıştı.
Tam kaydedecekken bir anda elektrikler kesildi.
•          Akşam yorgun argın eve geldi. Banyoya girdi, sa-
bunlandı, tekrar suyu açmak istedi ama olmadı, çünkü sular bir saniye önce kesilmişti.
•          Sabahleyin bir çekin tahsili için bankaya gitti. Ban-
ka çok kalabalıktı ve sırada yaklaşık otuz beş kişi vardı. Öğlene kadar sıranın kendisine gelmesini bekledi. Tam sıra kendine geldiğinde sistem arızalandı.
• Randevuyu koparıncaya kadar tam altı ay uğraş
tı. Ama sonunda oldu, aldı randevuyu. Buluşmak
için adamın ofisine gittiğinde beyefendinin acil bir
iş için şehir dışına çıktığını öğrendi.
• Pahalı bir cep telefonu aldı, ertesi gün telefonun
fiyatının yarı yarıya ucuzladığını öğrendi.
• Biraz doları vardı, bozdurdu ve bir daire aldı, erte-
si gün devalüasyon oldu.
•          Muhallebi yerken dişi kırıldı...         "       •.;'••
281
 
insanıylrrı
Ben Dünyanın En Akıllı
     Yukarıdaki adamın yaşadıklarını ya da benzerlerini sen de yaşamışsındır. Birçok kere ne kadar şanssız olduğunu düşünmüşsündür. Halbuki olumlu görebilsen, hiçbir zaman şanssız olduğunu düşünmez, hiçbir zaman küfret-mezdin.
     Her insan, her gün bir dolu şanssızlık yaşıyor., Hayatında ilk-defa çatalla meyve yemeye kalkan ve çatalı tam ağzına götürürken, ensesine vay Mehmet diye tokat yiyen, boğazına çatal kaçan ve ölen adamı duydun mu sen? Üstelik adı da Mehmet değil Abdullah'tı. Bakışını değiştirmelisin. Ben çok şanssızım, diye diye ortalarda yürürsen, her olana kötü bakarsan, her şey daha kötü olur buna emin ol ve yine emin ol ki bir gün su içerken boğulup gidersin. Bakışını değiştir. Biraz daha, biraz daha dikkatli bak, ne kadar şanslı olduğunu göreceksin.
Çok şanslı adam...
• Biraz önceki şanssız adamı düşün! Belki otobüsü
kaçırdı ama milyonlarca insanın aksine onun geç
de olsa gidebileceği bir işi vardı.
• Raporu hazırlarken elektriğin kesilmesi ona, rapo
runu tekrar gözden geçirme ve hatasız bir rapor
yazma fırsatı verdi.
• Banyoda suyu kesilse de akşam evine döneme
yen milyonlarca insanın aksine o, evine dönmeyi
başardı ve hatta evi olmayan binlerce insan var
ken, o en fazla suyu kesilecek bir evde yaşama
nın keyfini sürdü.
 
Tüm Keramet Senin Bakışında Gizli...
• Bankada sistem arızalansa da, dönen binlerce çe
kin arasından öğleden sonra da olsa onun çeki
ödendi.
• Fiyatı yarı yarıya ucuzlasa da pahalı bir cep tele
fonu alabilecek güce sahipti.
• Devalüasyon olsa da, evine ekmek götüremeyen
binlerce insanın aksine ilk değerini kaybetmiş olsa
bile, kendine ait bir dairesi vardı.
• Muhallebi yerken dişi kırılsa da yediğinin muhalle
bi olduğunu idrak edecek sağlıklı bir beyne sahip
ti.
•          Nefes alamayan binlerce insanın aksine o nefes
alabiliyordu.
     Gerçekten de sahip olduklarımızın kıymetini hiç bilmiyoruz.
     Elini vicdanına koy ve hesap et. Önüne bir kağıt al, bir tarafa sahip olduklarını, bir tarafa sahip olamadıklarını yaz. İnanamayacaksın, çok şanslısın çoook!
Başkalarının bildiği gibi yaşamak...
     Çevren seni adeta bir heykeltıraş gibi işliyor. Eğer onların verdiği şekli kabul edersen, buruşuk bir heykelcikten başka bir şey olmazsın. Güçlü olmalısın seni kimse bu-ruşturamamalı. Hiçbir davranıştan etkilenmemelisin. İnsanlar ne yaparlarsa yapsınlar, gülüp geçebilmelisin. Öğretilen ne varsa unut, her şeye yeniden başla, yeniden bak...
     
 
 
282
 
283
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıylm
Bu da kısa bir balina hikayesi...
      Balina daha yeni doğmuştu. Binlerce salyangoz sanki söz birliği etmişçesine anında bir akvaryum yaptılar balinanın etrafına. Akvaryum tamamlandıktan sonra gözlerini açtı balina. Salyangozlardan öğrendi hayatı. Salyangozlardan öğrendi akvaryumdan ibaret küçük dünyasını... ve salyangozlardan öğrendi kendisinin de büyük bir salyangoz olduğunu. Akvaryumun kurallarına göre yaşadı hayatını. Bir tek defa bile yüzemedi neredeyse sınırsız olan okyanusta. Ne acı...
Herkes başka yaşar aslında.
.        17 Ağustosta bir deprem oldu Marmara'da. Binlerce
^ S9n enkaz altında kaldı. Cep telefonu olanlar enkaz altın-
^ eğer sağ iseler 112 acili aradılar. İlk telefon geldiğinde,
^ntraldeki memur, kim bilir nasıl etkilenmiştir. Kim bilir o
^ Vanındaki arkadaşına nasıl bir duygusallıkla anlatmıştır...
fonci telefon geldiğinde de çok duygusaldır. Ancak tele-
^.nl9r çoğaldıkça duygusallık azalarak bitmiştir. Hatta bel-
fo santraldeki memur, arayan bininci adamın yüzüne tele-
. n kapatmıştır. O an, santraldeki kızla enkaz altındaki
l^anim dünyaya bakışı arasındaki farkı hiçbir matematikçi
~   Se*p edemez. O halde nasıl oluyor da hayatı başkalarının
"Atıklarıyla yaşıyorsun?!
 
Tüm Keramet Senin Bakışında Gizli...
Herkesi ciddiye al ama...
     Herkesi dinle, herkesten öğren, herkesten topla... sonunda mutlaka kendi bildiğini yaşa. Baş ağrısından daha büyük bir acı yaşamayan adamla, bir anda tüm servetini, sağlığını ve sülalesini kaybeden adam aynı heyecanla anlatıyorsa yaşadığını, oturup biraz düşünmelisin bence.
Su değilsin sen! İnsansın...
     İstisnasız her şeyin bir kaynama noktası var. Su normal şartlar altında 100 derecede kaynar mesela. Biliriz ki bu suyun genel özelliğidir. Nerede H20 bileşimi varsa, kaynama noktası 100 derecedir. Aklı yoktur ve direnci sabittir. Ama sen bir insansın, senin aklın var. Aklın olduğu için yaşadıklarına göre değişen bir direncin var. Kimini baş ağrısı perişan ederken, kimine kalp krizi vız gelir. Acının üst sınırı insandan insana değişir. Bacağı kopan bir adama iğne batırsan duymaz ama sağlıklı bir adam feryat eder. Herkesin direnci yaşadıklarına göre belirlenir. Herkes değişik şeyler yaşadığına göre tepkilerin farklı olması da çok normaldir. Ama su 100 derecede kaynar ve yüz dereceden sonra sadece buhar olur. İstersen 100.000 derece ısı ver, buhardan başka hiçbir şeye dönüşmez su.
     Benim yanımda bir arkadaşım ölse belki ben kahrolurum ama onlarca arkadaşı, yanında şehit olan bir gazinin kılı bile kıpırdamaz. Bağırsakları dışarı dökülmüş adamın, bir doktora yansımasıyla, bana yansıması ateş böceğiyle şimşek kadar farklıdır. O halde hayatı kendi bildiğin gibi yaşa.
     
 
 
284
 
285
 
Ben Dünyanın En Akıllı Insanıy
'im
Kim ne derse desin, unutma ki anlattıkları kendi yaşadıklarıdır. Seninkiler değil.
Hiç kimse hayatı bir başkasının bildiği gibi bilmez.
Benzer yaşamlar sergilemeleri inandıkları için değil,
etkilendikleri içindir...
Ben Ay'dayken...
     Yaşlı bir adamdan bir anısını anlatmasını istiyorlar. Adam cümleye şöyle başlıyor: "Hiç unutamam, aya ilk çıktığımızda gemiden ilk olarak Ne-il indi. Sonra ben indim. Ben aya ayak basan ikinci adam olmuştum. Neil yüzünü bana döndü aynı anda ben de ona döndüm. Korkunç bir andı o. Beş saniye kadar öylece kalakaldık. Orası muhteşem bir yer. Oradan dünyayı parmağınızın ucuyla gösteriyorsunuz. Olağanüstü bir duygu bu. O günü hayatımın sonuna kadar unutamam ve Neil'le her karşılaştığımızda o an gelir aklımıza. Kimse bilmez. Biz tebessüm ederiz."
        Sözünü ettiğim yaşlı adam Buzz Aldrin'dir. Neil Armstrong'un ortağı, aya ilk çıkan adam. Böylesine manyak anısı olan insanlar da var. Olağanüstü değil mi?
        Aynı anda, yani TV'de Buzz Aldrin bu hikayeyi anlatırken, yanımdaki adam da bir arkadaşına kendi anısını anlatıyordu. Hem de Buzz Aldrin'den daha büyük bir heyecanla: "Bir gün okey oynuyoruz, tam sekiz tane taş
 
Tüm Keramet Senin Bakışında Gizli...
çaldım, kimsenin ruhu duymadı. Abi ben bu işi biliyorum ya..." dedi.
     ...İkisi de adam. İkisinin de sadece birer beyni var. İkisi de sadece birer anı anlattılar.
Daima en iyi ol!
     Anıların bile ürkütsün insanları. Geldiğin gibi gitme. Geçip giderken tozu dumana kat. Birilerinin dudağı uçuklasın. İnsanlar ne oldu diye paniklesinler, bir şeyleri değiştir. Hayatını anlatılanlarla değil, bildiklerinle yaşa. Bir şeyi yaparken en iyisini yap! Cehennemde yanarken bile en iyi sen yan. En büyük anın tavlada attığın düşeşse, biraz düşünmelisin!
Bir kartal hikayesi
     Bir rivayete göre; dört tavuk, bir kartal yuvasına gidip, bir yumurta çaldılar. Yumurtayı kümese getirdiklerinde, kümeste bulunan diğer tavuklar gördükleri bu yumurtanın çok büyük bir tavuğa ait olduğunu düşündüler. Zaman geçti, yumurtayı getirenler de unuttu, onlar,da bu yumurtanın büyük bir tavuğa ait olduğuna inandılar.
        ...Bir anne bulundu yetim yumurtaya, kuluçka başladı. Kısa bir zaman sonra yumurta kırıldı. İçinden simsiyah kanatlı, ilginç gagalı tuhaf bir tavuk çıktı...Herkes çok mutluydu, böylesini ilk defa görmüşlerdi. Anne tavuk, dersler vermeye başladı yavrusuna: "Bak yavrum, yerden bulduğun böceği şöyle ye! Arpayı, buğdayı böyle ye!". An-
        
 
 
286
 
287
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
 
Tüm Keramet Senin Bakışında Gizli...
 
 
 
ne tavuk her gün yeni şeyler öğretiyordu yavrusuna. Büyük tavuk annesinin her söylediğini yapıyordu. Tehlikelere karşı nasıl davranacağını da öğretti annesi: "Bak yavrum eğer kedi buradan gelirse aksi istikamete doğru kaç, şuradan gelirse buraya kaç..."
        Büyük tavuk büyüdükçe güzelleşiyordu. Oldukça uzun kanatları vardı. Ara sıra diğerleri onun kanatlarına bakmak için geliyorlardı...
        Bir gün anne tavuk yavrusuna havadan gelen tehlikelere karşı kendisini nasıl savunacağını anlatırken büyük tavuğun gözü, gökyüzünden süzülerek korkunç bir ihtişamla geçiş yapan bir başka canlıya ilişti.
- Anne bu ne? dedi büyük tavuk.
- Ha o mu? O kartal yavrum, kuşların padişahı.
Ne de güzel uçuyor!
- Evet yavrum! Ama sen sakın ona özenme.
Asla onun gibi olamazsın! Sen bir tavuksun.
Senden önce baban, deden, amcan hepsi ona
özendi ama hiçbiri onun gibi uçamadı...
Sen bir tavuksun ve bir tavuk gibi yaşamalısın.
     Annesi gittikten sonra siyah kanatlı büyük tavuk, kümesin arka bahçesinde yalnız kaldı. Kartalın yeniden geçmesini bekliyordu. Biraz sonra korkunç ihtişamıyla süzülerek geçti kartal. Bir an etrafına baktı siyah kanatlı büyük tavuk ve haddini aşarak, kanadını şöyle bir açtı. Kendi kanadı ile kartalın kanadı arasında inanılmaz bir benzerlik vardı. Heyecanlandı. O heyecanla kümese daldı. Kümeste siyah kanatlı birkaç büyük tavuk daha vardı. Hepsi mışıl mışıl uyuyordu.
     
"Arkadaşlar, uyanın ve beni dinleyin, ben bir şey fark ettim. Bizim kanatlarımız o uçan şeyin kanatlarına çok benziyor. Bence uçmayı denemeliyiz." Arkadaşları sanki sözbirliği yapmışçasma "Hadi canım sen de, dalga mı geçiyorsun? Unuttun mu biz tavuğuz ve asla uçamayız. Annemiz öyle söylemişti." dediler.
     Siyah kanatlı büyük tavuk, diğer siyah kanatlılar tarafından reddedilmişti. O da adeta "Ne haliniz varsa görün!" diyerek, tekrar kümesin arka bahçesine geçti. Saatlerce kendi kanadını inceledi. Gökyüzünden süzülen kartalın kanatlarına benzetti kanatlarını. Kendi kendine "Bunu denemeliyim." dedi. Herkesin tam olarak uyumasını bekledi. Kimse görmemeliydi onun uçmaya çalıştığını. Delilikle suçlanmaktan korktu. Biraz sonra herkes uyudu. Yalnız o ayaktaydı.
     Kanatlarını çırpmaya başladı. Korkunç bir şey oldu, yükseliyordu. Her kanat çırpışında biraz daha, biraz daha yükseliyordu. Yükseldi, yükseldi, yükseldi... Havadan aşağıya bakmak meğer ne muhteşem bir şeymiş, dedi. Bir ses duydu sonra; "Sen tavuk değilsin. Sen bir kartalsın! Yakala avını, parçala ve ye!" Hemen bir kuş yakaladı ve onu yedi. Hayatındaki en büyük tecrübeydi bu. Kalp atışı hızlanmıştı. Ölecek gibi olmuştu. Apar topar kümese indi. Her şeyden habersiz uyuyan arkadaşlarını yeniden uyandırdı. "Arkadaşlar uyanın; ben uçtum, siz de yapabilirsiniz, ne olur benimle gelin, sizlere de göstereyim." dedi. Kimse inanmadı onun uçtuğuna. 'Sen uçmuşsun' dediler, alay ettiler. "Siz bilirsiniz, ben gidiyorum." dedi ve oradan uzaklaştı. Kimin ne dediği umurunda değildi artık, tekrar kanat çırpmaya korkuyordu; ya bu bir rüyaysa, diye mı-
     
 
 
288
 
289
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanı
 
yırn
 
Tüm Keramet Senin Bakışında Gizli...
 
 
 
rıldandı. Tüm cesaretini topladı ve yeniden o muhteşem kanatlarını çırpmaya başladı, yine yükseldi. Yükseldiğini bazı siyah kanatlılar da gördü. Görmelerine rağmen inanmadılar onun uçtuğuna... O yükseldi; yükseldikçe yeni dostlar, yeni kartallar, şahinler, atmacalar, doğanlar tanıdı.
      ...Artık o da bir kartaldı. Yıllar sonra bir gün bir kartal dostuna, "Yıllar önce yaşadığım bir kümes vardı, oraya gitmek istiyorum, benimle gelir misin?" dedi. Arkadaşı sert çıktı. Kartallar yalnız uçar, yalnız gitmelisin, dedi. Bırak bu saçma sapan kaideleri, kır artık bu zincirleri, neden yalnız, diye sordu. Eski kartal cevap veremedi. İkna oldu ve evet gerçekten de çok anlamsız, hadi gidelim, dedi.
      Bizim kartal kendini öyle bir aşmıştı ki, kartalların geleneklerini bile değiştirmeye başladı. Ona göre tavuklar alemindeki saçmalıklar, her alemde benzer şekillerde vardı... Neyse, uçtular. Kümesin üstünden tıpkı yıllarca önce geçen ihtişamlı kartal gibi geçtiler. Bizim kartal bu geçiş esnasında aşağıya doğru baktığında eski arkadaşlarının, siyah kanatlı büyük tavukların yıllar önce kendisinin de yaptığı gibi gıpta ile kendilerine baktığını gördü. Gözünden iki damla yaş düştü bizim kartalın. Arkadaşı sordu, "Neden ağlıyorsun dostum?" Bizim kartal sessizce ve çok derinden ve çok içten sadece şu kadarını söyleyebildi: Hiiiç! Hiç...
 
Egzersiz Zamanı           '-.
Mükemmele ulaşma egzersizi.
     Uzun bir aradan sonra bu sene ilk defa kar yağdı İstanbul'a. Herkes, "Mevsimler ne kadar da değişti. Baksana ciddi ciddi kar yağıyor." dedi.
        Doğru aslında, yağmur başka şey, kar başka şey
ve ikisinin arasındaki fark, kibrit ateşiyle güneş kadar! Ama
herhangi birinin yerine, bir diğerinin oluşabilmesi için ihti
yaç duyulan enerji sadece 0,00000000            00000001
derece. (Aradaki noktalı yere istediğin kadar 'O' ekleyebilirsin.)
        Şöyle ki: Su sıfır derecede donduğuna göre (kar),
onun tekrar eriyip suya (yağmura) dönüşebilmesi için ge
reken ısı sadece 0,00000000   00000001 derece
dir. Yani sıfırın üzerine bu kadarlık bir ısı eklersen kar yağ
mura dönüşmüş olur.
        Bazen bizlere olağanüstü farklıymış gibi gösterilen bir dolu şey, aslında birbirine yağmurla kar kadar yakın.
...ve mükemmellikle sıradanlık arasındaki fark da en
fazla bu kadar. Sadece 0,00000000     00000001
puan kadar. Sadece kanat çırpmak kadar...
 
 
 
290
 
291
 
Ben Dünyanın En Akıllı insanıyım
Kanatlarını Kontrol Et!
     Bugün kendinle biraz oyna! Muhteşem bir dizayna sahip olan kanatlarını incele... Belki bir bakışta bulamayacaksın onları. Belki kanat çırpacak fakat hemen uçamayacaksın... Bu kanatlarının olmadığı anlamına gelmez. Kesinlikle oralarda bir yerde onlar, sadece üzerinde biraz toz var, sadece bir parça küf var onların üzerinde... Ulaş onlara! Ulaştığın anda da hiç vakit-'kaybetmeden hemen çırpmaya başla... Uçmakla uçmamak arasında sadece basit bir kanat çırpma hareketinin olduğunu görünce soranlara, "hi-iiiç" deyip ağlayacaksın! Ben öyle yaptım.
Burnunun dikine git! Kendi bildiğini oku! Asla taviz verme! Asla vazgeçme! Ve anneni, babanı çok sev! Unutma onlar bir daha asla olmayacak! Ve tüm sahip olduklarını çok sev! Çünkü onlar senin... Ve kendini çok sev, kendini en sev, kendini öte sev... Asla Unutma! Sen varsan her şey anlamlı, sen varsan her şey önemli. Sen yoksan hiçbir şeyin, hiçbir anlamı yok! Güneşin bile...
"Dün için pişman olma! Yarın için asla kaygılanma!...
Bugünü yaşa! Sadece bugünü yaşa! Bugünü sanki en
son gününmüş gibi yaşa! Unutma ki yarın bugüne dün
diyeceksin, tıpkı dün bugün için yarın dediğin gibi..."
"Zirveye Bekleriz!"
Erdal DEMİRK1RAN
"Dünyanın En Akıllı İnsanı"
istanbul - 2029
292
 
Erdal Demirkıran _ Ben Dünyanın En Akıllı İnsanıyım
www.kitapsevenler.com
Merhabalar
Buraya Yüklediğimiz Görme engellilerin okuyabileceği formatlarda hazırladığımız
E-Kitaplar ve daha pek çok konudaki Kitapları bilhassa görme engelli
arkadaşların istifadesine sunuyoruz.
Ben de bir görme engelli olarak kitap okumayı seviyorum.
Ekran okuyucu program konuşan Braille Not Speak cihazı kabartma ekran ve benzeri yardımcı araçlar
sayesinde bu kitapları okuyabiliyoruz. Bilginin paylaşıldıkça pekişeceğine inanıyorum.
Siteye yüklenen e-kitaplar aşağıda adı geçen kanuna istinaden tüm
kitap sever arkadaşlar için hazırlanmıştır.
Amacımız yayın evlerine zarar vermek ya da eserlerden menfaat temin etmek değildir elbette.
Bu e-kitaplar normal kitapların yerini tutmayacağından kitapları beğenipte engelli olmayan okurlar,
kitap hakkında fikir sahibi olduklarında indirdikleri kitapta adı geçen
yayınevi, sahaflar, kütüphane ve kitapçılardan ilgili kitabı temin edebilirler.
Bu site tamamen ücretsizdir ve sitenin içeriğinde sunulmuş olan kitaplar
hiçbir maddi çıkar gözetilmeksizin tüm kitap dostlarının istifadesine sunulmuştur.
Bu e-kitaplar kanunen hiç bir şekilde ticari amaçla kullanılamaz ve kullandırılamaz.
Bilgi Paylaşmakla Çoğalır.
Yaşar MUTLU
İlgili Kanun: 5846 Sayılı Kanunun "altıncı Bölüm-Çeşitli Hükümler " bölümünde yeralan "EK MADDE 11. - Ders kitapları dahil, alenileşmiş veya yayımlanmış yazılı ilim
ve edebiyat eserlerinin engelliler için üretilmiş bir nüshası yoksa hiçbir ticarî amaç güdülmeksizin bir engellinin kullanımı için kendisi veya üçüncü
bir kişi tek nüsha olarak ya da engellilere yönelik hizmet veren eğitim kurumu, vakıf veya dernek gibi kuruluşlar tarafından ihtiyaç kadar kaset, CD, braill
alfabesi ve benzeri formatlarda çoğaltılması veya ödünç verilmesi bu Kanunda öngörülen izinler alınmadan gerçekleştirilebilir."Bu nüshalar hiçbir şekilde
satılamaz, ticarete konu edilemez ve amacı dışında kullanılamaz ve kullandırılamaz. Ayrıca bu nüshalar üzerinde hak sahipleri ile ilgili bilgilerin bulundurulması
ve çoğaltım amacının belirtilmesi zorunludur." maddesine istinaden web sitesinde deneme yayınına geçilmiştir.
 





Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:

 
  Bugün 91 ziyaretçikişi burdaydı!